• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #639907
    Anonim

      kafiyesiz aşk bu
      kırık-dökük bir sevda
      duygularım toslamış buz dağına
      cemreleri unuttum
      düşlerim kar altında
      korkular kiralıyorum buz çölünde
      yürüyorum, gecenin düğümlendiği yere
      menzil ırak şimdilerde, yolculuk yakın
      darbe ağır, yara derin gönülde
      cenaze sularında yunuyor umutlarım
      bugünlerde farklı esiyor kavak yelleri serde
      ay çiçekleri hüzne çeviriyor yüzünü
      bir matem kokusu taşıyor gecelerden
      heykeller dikiyorum tunçlaşmış bekleyişlerden
      bir şair resmediyorum sol göğsüne, dilimle
      arzular kırbaçlanmış
      zikzaklar çiziyor aklım dolambaçsız yollarda
      bölündükçe büyüyor korkularım
      üşüyorum

      kafiyesiz aşk bu
      dümen kırık, acılar fora
      artık yazılmamış bir kaderdir rotam
      kabir kokan dudaklarında
      asılı kalmış yarınlar karanlık yıldızlara
      keşişlemeden esince rüzgarlar
      titriyorum gözlerine baktığımda
      hislerim kıyam etmiş, ayakta
      ne isyanlar yaşıyorum içimde, celali
      bir tarafı eski, bir yüzü yeni
      öksüzlerin âh’ı yüklü sırtıma,
      Felluce’nin figanı
      vebali boynumdadır ölmüş kelebeklerin
      bendedir soğuk gecelerin kavurduğu kaygılar
      unuttum daha dün gördüğüm rüyaları
      unutulmuşken görülmemiş rüyalarda
      suçlusu benim karanlık gecelerin
      acıktığımı hatırlıyorum aşka
      ağıtları duyulduğunda doğmamış bebeklerin
      açlığımı unutuyorum
      bakidir susuzluğum sevda okyanusunda
      yürüyorum, adı konulmamış belalara

      kafiyesiz aşk bu
      lirik bir yalan
      çamurdan bir sevda
      balçıktan zevk alan
      çekiyor beni karabatak düşünceler
      bilinmeyenin bilinmez bilgeliğine
      zifafsız vuslatlar yaşıyorum, nikahsız ayrılıklar
      mümteni hülyalar peşinde
      boğuluyorum ter kokulu bir deryada
      kepeklerim mahrem yerlerime merhem
      sırtlanmışım dünyayı mehtapsız karanlıklarda
      gidiyorum ölmüş gölgelerin izinden
      can çekişen umutlarım heybemde
      buruk bakıyor gözlerim azdıran güzelliğine
      ayaklarım gamlı yürüyor bu ara
      gamsız dolaşırken kanım damarlarımda
      aksis mundi
      yıkıldı gönlümün direği
      düşmüyor dilimden isyan kokan dualar
      tövbesiz günahlara dalıyorum sabaha kadar
      Leyle-i Kadir’de
      küçüldükçe büyüyorum gözümde
      büyüdükçe küçülüyorum
      aklım yorgun
      yasaklar yorgan
      vurgun yemişim en durgun sularda
      en soğuk sularda kırka yükselmiş ateş
      başlamış sayıklamalar
      kışın…
      temmuzda…
      dökülüyor yapraklar…

      kafiyesiz aşk bu
      berzahta bir sual
      düz yollarda yalpalayan bir sevda
      biraz kör, biraz topal
      kırık vuruyor notalara anılar
      sarhoş olmuş makam-ı nihavent
      yanık türkü dinlemekten
      atığımdan beri aklımın pabuçlarını dama
      çıplak gezinmekteyim Arnavut kaldırımlarında
      peşindeyim her gördüğüm güzelin
      derin bir kabus var Bosna sokaklarında
      korkulu bir rüya
      sıkışmış mengeneye tabirler
      kurşun olmuş aydınlık, tutulmuş güneş
      siyaha vurulmuşum beyaz lekelenince
      içimde kekeme bir intizar
      yelken açmışım şifasız yaralara
      kanadı kırık inançlarım ısıtmıyor ruhumu
      ne de sokak lambaları
      uryan kalmışım pervane yalnızlığımda
      vergisi fazla bu aşkın, diyeti ağır
      yüreğim soğumuyor feryat cehenneminde
      yanıyorum tam da üşüdüğüm yerde

      kafiyesiz aşk bu
      en karanlık sayfalarında tarihin
      daha yakılmadan ateş
      yazı icat edilmeden daha
      zincirlemişim ruhumu deniz gözlerine
      Kâlû Belâ’da
      ismin dudaklarımda zikir
      fikrim heyelan altında
      zemheri bir ayazda susuyorum
      “fırtına öncesi bir sukut bu”
      mahşeri bir gürültü
      unuttun mu? nadasa bıraktığım gün vuslatı, çoraktı yüreğin
      yağmur duasına çıkmıştım ya hani..
      hani kurban etmiştim ya kendi ellerimle kalbimi,
      adağım sendin işte
      senin için bağlamıştım çaputları iğde dallarına
      sulamıştım nilüferleri
      vuslat pınarında
      yıkansın diyordum kor yürekler
      heyhat! aksis mundi
      sevgi yağmurlarından damıtılmış ateşlerde, donuyorum şimdi

      kafiyesiz aşk bu
      kifayetsiz bir sevda
      eğiriyorum yumak olmuş karanlıkları
      pusulasız kalmışım Araf’ta
      dayanmış kapıma gece
      nasır tutmuş bekleyişlerde hüzün
      tek mevsim var zihnimde
      bir parça kara kış, bir salkım yaz
      hülasa sonbahar, hazan, güz
      alaca bir sevda bu, alaca karanlıkta
      birazcık gece, bir tutam gündüz
      sözde ikramiye günü yarın bir busecik zamla
      tarihi satın alacaktım yalanlardan
      mecnuna aşk satacaktım pazarlıksız
      yakamozlar altında
      heyhat! aksis mundi
      renklerimi kaybettim ararken ahengimi
      rahmeti unuttu yağmur
      gri bir lanet yağıyor şimdi
      açmıyor eskisi gibi çiçekler
      bazen “beden” oluyorum cennetten kovulan
      İbrahim’e ateş, İsa’ya çarmıh
      içimi gıdıklıyor şeytan
      en zayıf yerlerimde arsız vesveseler
      kalbim çivilenince aşka
      kilitlenince zaman
      kutsuyor beni vaftizci Yahya
      kah kuyu oluyorum Yusuf’a, Kenan’da
      miracım yarım
      kah ikiye yarılıyor aklım
      Akdeniz’de
      Leyla’yı arıyorum şimdi Maria’yı kaybettiğim yerde
      aksis mundi
      sahi, bu aşkın redifi kimdi?

      kafiyesiz aşk bu
      sahici bir riya
      eli kulağında bir ayrılık
      vuslat uzlette artık
      Eros sağır, Afrodit ama
      bir veba havası var Olimpus’ta
      şifa olmuyor yaralara şamanların dansı
      aksis mundi, gün bu gün
      umutlar yeşeriyor dağlarda
      Tûr’u Musa’ya bıraktım dün, Zeytin’i İsa’ya
      Atlantis’i arıyorum şimdi
      yanımda gül kokulu bir yetim
      göbeği kesiliyor alemin
      bakir bir sevinç bu, tadılmamış bir haz
      bağ bozumu ayrılıklar nöbette
      ümitler beyaz bakıyor yasak meyvelere
      Horasan’da, vakit hasat vakti
      zevkleri sen topla diyorum, ıstırapları ben
      Kabe’de ruh olayım
      Akdeniz’de beden

      kafiyesiz aşk bu
      kurumuş bir papatya
      su arıyor gönül kör kuyularda
      bekçisi hani duyguların, zaptiyeleri nerde?
      yaktım tüm anızlarını hislerimin
      talan olmuş sevdaların peşinde
      körkütük sarhoşluk bu
      zonkluyor kasıklarımda en ayıp duygular
      sıkıştırıyor göğsümü gölgesiz bir heyecan
      girdap olmuş çekiyor beni derinliklere
      kükredikçe kükrüyor kamçılanan arzular
      Akdeniz’de
      aksis mundi
      Hermes’te kim
      tercümanım İdris benim
      lanetler okuyorum Ben-i İsrail’e, İsmail’in dilinden
      bir cümle dolaşıyor hançeremde
      dilimde öfkeli türküler
      lodos, poyraz, alize
      acı esiyor yeller acımaz dediğim yerleri acıtarak
      buram buram yas kokuyor caddeler
      sokakların en yakın arkadaşı ölüm
      Beyt-i Lahim’de
      tekbir, isyan, şehadet, küfür
      fecir vakti fucûr
      kan çekiliyor damarlarımdan hokkalara
      kırmızı bir ayrılık bu, kırmızı bir dumur
      Kerbelâyı kırmızı besteliyor nabzım
      sol fa sol la
      kanımda kardeş yarası
      bir yanda oğlum bir yanda kızım
      ağlıyorum
      Maçin’de kaybettiğim kimliği, Akdeniz’de arıyorum şimdi
      köprüleri yaktığımdan beri anılarımla
      boşadığımdan beri hayallerimi
      soruyorum
      sahi, redifi kimdi bu aşkın?
      nerede aksis mundi?


      ASIM YAPICI

      #694518
      Anonim
        zahmin;19005 wrote:
        duygularım toslamış buz dağına
        cemreleri unuttum
        düşlerim kar altında
        korkular kiralıyorum buz çölünde
        yürüyorum, gecenin düğümlendiği yere
        menzil ırak şimdilerde, yolculuk yakın
        darbe ağır, yara derin gönülde
        cenaze sularında yunuyor umutlarım
        bugünlerde farklı esiyor kavak yelleri serde
        ay çiçekleri hüzne çeviriyor yüzünü
        bir matem kokusu taşıyor gecelerden



        kafiyesiz aşk bu
        dümen kırık, acılar fora
        artık yazılmamış bir kaderdir rotam
        kabir kokan dudaklarında
        asılı kalmış yarınlar karanlık yıldızlara


        kafiyesiz aşk bu
        lirik bir yalan
        çamurdan bir sevda
        balçıktan zevk alan
        çekiyor beni karabatak düşünceler
        bilinmeyenin bilinmez bilgeliğine
        zifafsız vuslatlar yaşıyorum, nikahsız ayrılıklar
        mümteni hülyalar peşinde


        sarhoş olmuş makam-ı nihavent
        yanık türkü dinlemekten
        attığımdan beri aklımın pabuçlarını dama
        çıplak gezinmekteyim Arnavut kaldırımlarında

        “fırtına öncesi bir sukut bu”
        mahşeri bir gürültü
        unuttun mu? nadasa bıraktığım gün vuslatı, çoraktı yüreğin
        yağmur duasına çıkmıştım ya hani..
        hani kurban etmiştim ya kendi ellerimle kalbimi,
        adağım sendin işte

        hani kurban etmiştim ya kendi ellerimle kalbimi,
        adağım sendin işte …..:(

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.