• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682344
    Anonim

      Kalbin Eşya İle Beraberliği

      Cenâb-ı Hak buyuruyor:
      “Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir. Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.” (Kehf, 45-46)

      Rasûlullah (sav) buyurdular:
      “Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder. Aile çevresi, malı ve yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; yaptığı işler kendisiyle birlikte kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5. Tirmizî, Zühd 46; Nesâî, Cenâiz 52)

      Kalbin eşya ile, yani varlık ile münasebetlerini düzenlemek zarûrî…

      Dünyaya hiçbir varlığı olmadan, çıplak olarak gelen insana, Cenâb-ı Hak; dünya nimetlerini, parayı, eşyayı, servetleri -imtihan hikmeti olarak- az veya çok vermektedir.

      İnsan muvakkat bir süre için eline teslim edildi diye, mal benim zanneder. Hâlbuki eşya kendisinin değildir. Ne bu cihana herhangi bir şeye mâlik olarak gelmiştir, ne de bu dünyadan herhangi bir varlığa sahip olarak gidebilir…

      Demek ki, kendisine ne verildiyse emâneten verilmiştir. İnsanın en büyük handikabı bunu idrâk edememesi, malı kendisinin zannetmesidir.

      Bu zan sebebiyledir ki beşerî sistemlerden komünizm ve kapitalizm, eşyanın kimde olacağının kavgasını yapar. Malı, biri ferde biri topluma ait görür. Aslında ikisi de ayrı ayrı istismar sistemleridir. Malın gücünü bir zulüm vasıtası olarak kullanırlar. Malın gerçek sahibini de inkâr ederler.

      İslâm ise, malın sahibinin kim olduğunu tekrar tekrar telkin eder. Âyet-i kerimelerde buyurulur:

      “Mülk Allâh’ındır.”

      “Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allâh’ındır…” (Bakara, 284)

      Bunu idrâk eden kul bilir ki, mal elinde emânettir. Kendisi yalnızca tasarrufçudur. Tasarruflarında Mâlikü’l-Mülk olan Cenâb-ı Hakk’ın, mülkün hakikî sahibinin şartlarına riâyet etmek mecburiyetindedir. Âhirette de tasarruflarından da hesaba çekilecektir.
      Mal, iki uçlu bıçak gibidir. Bir tarafta nefsin arzu ve temâyülleri… Diğer tarafta Cenâb-ı Hakk’ın emirleri… (Osman Nûri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Kasım-2010)

      Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)

      el-Kâbız: İmtihan için sıkan, rızkı belli bir ölçüde tutan ve o ölçüyle veren, ölüm anında kullarının can emanetini geri alan demektir.

      Kısa Günün Kârı

      Hazret-i Mevlânâ servetin sahtesini ve hakikîsini ne güzel anlatıyor:

      “Dünya hayatı bir rüyadan ibarettir. Dünyada servet sahibi olabilmek, rüyada define bulmaya benzer. Dünyada mal, nesilden nesile aktarılır. Yine dünyada kalır. Esas meziyet malı kullanmayı bilip, âhirete sermaye yapabilmektir.”
      “İnsanın aslî evine ulaşabilmesi için birçok dünya konaklarından vazgeçmesi lâzım ki, onları bırakıp, menziline gidebilsin.”

      Lügatçe
      mâlik: Sahip.
      idrâk: Anlayış, kavrayış, akıl erdirmek.
      istismar: İşletme, faydalanma.
      temâyül: Eğilim.

      “İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.