• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #659669
    Anonim

      Kaside-i Bürde

      Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
      Suat’ı alıp götürdüler. Gönlüm öyle kırık ki!
      Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin.
      Tan vakti Suat göçtü buralardan. O ne mağrur bakışlardı Rabbim
      ve ne müstağni.

      Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
      tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.
      Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
      Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.
      Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
      Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat’ın ağzındaki.
      Süpürürse rüzgâr nasıl üstündeki bulutları, nasıl yıkarsa pırıl pırıl
      geceleri yağmur tepeleri

      Ağzındaki su o yağmur suyu Suat’ın. dişleri o beyaz kum tepeleri.
      Soylulukta en soylu, cömertlikte bir eşi yok bir sevgili iken Suat,
      Ne kendi sözünde durdu, ne de dinledi beni.
      Suat bu, işi gücü bana oyun, naz, vefasızlık, söz verip dönmek.
      Benim kaderim böyle, Onun aşk felsefesi.
      Bulut bir zavallıdır Onun yanında biçimden biçime girmekte,
      Renkten renge girmekte yaya kalır bukalemun, gulyabani.
      Sen ne aptalsın ki yahu sandın Suat durur sözünde.
      Kalburda su durursa, Suat da durur sözünde tabii.
      Suat’tan söz aldım diye böbürlenip durmak ha!
      Hayaller kurdun, umutlandın! Ama umutlar uçucu, aldatıcıdır
      rüyalar gibi.

      Suat’ın vuslat. sözleri geçse yeridir atlatışlar tarihine.
      Bir söz istedin mi kendinden, hemen kesilir meşhur yalancı
      Urkub’un teki.
      Böyle arkandan atıp tutuyorum ya Suat, elbet ayrılık acısından.
      Onun için affet beni, sen yine de sev beni.
      Suat şimdi mutlaka öyle bir yerdedir ki, vakit de akşam;
      Saf kan ve yörük dişi develerdir ancak develerin oraya götüreni.

      Evet, ta ötelerde konaklıyan Suat oymağını tutmak için
      Yüreğe korku veren. dağ gibi rüzgâr tempolu hecin develer gerekli.
      Öyle deve gerek ki, terlerse ırmak aksın kulağının ardından,
      Uçsuz bucaksız çöl yollarını seve seve tepmeli…
      Bir deve ki. bakışı iki hançer ufuklara saplanan.
      Eşi gitmiş; yabani bir aksığın gibi öyle uçsun ki, o dursun, altından
      kaysın ateş çölü ve ateş tepeleri.
      Gerdanı sağlam. ayakları yer sarsan vücudu kıvrım kıvrım ve
      ölçülü biçili.

      Soy sopça en arık damızlık develerden haydi haydi ileri.
      Böğrü enli, boynu uzun ve kalın; çehresi geniş.
      Bir erkek deveyi andırmalı tıpkı; Suat’ı tutar o zaman belki.
      Derisi daha parlak olmalı kabuğundan deniz kaplumbağasının.
      Ve ondan daha sağlam. kızgın güneş altında aç azgın keneler bile
      onu örseleyememeli.

      İlk bakışta dağ gibi korku vermeli görünüşü bakana:
      Boyu yüksek mi yüksek, çevik mi çevik ayakları, tertemiz şeceresi.
      Gürbüz, etine dolgun. bakımdan öyle semizlemiş .olmalı ki,
      Oyluklarından tırmanan salkım salkım keneler derinin cilâsından
      kayıp kayıp düşmeli.

      Yürürken baldırından, et fırlasın etinden, iki ön bacağı ok gibi
      Çıksın dolgun göğsünden. serbest atılışlı çalım çalım üstüne bir
      yaban merkebi örneği.
      gözlerle gerdan arası, başın yular takılan yeri.
      Sert ve katı olmalı bileği taşı gibi.
      Ve upuzun kuyruğu ipek tüylü, sarksın memelerin üstünden.
      Öyle dokunmalı ki memelerin ucunu ürkütmemeli.
      Kapkara iki mızrak bacakları, rüzgâr gibi uçmalı
      Şüpheye düşmelisin ayakları yere değdi mi, değmedi mi.
      Yumru burnundan, kulağından, beyzi çehresinden bu türlü develeri.
      Tanır derhal deveden anlayan yekta bir bilirkişi.
      Ayakları demirdenmişcesine çakılları fırlatır iki yana.
      Deri mahfaza bile takmaksızın aşar kayalıkları bu eşsiz develer ki.
      Çalışkan bir işçi gibi terler coştukça, terledikçe coşar…
      Aşar kuşlar gibi serap derelerini, sahra tepelerini, ateş
      çöllerini…

      Kertenkelenin güneşte yanan sırtı sıcaktan külde pişmiş ekmeğe
      Döndüğü günler bile kimse durduramaz koşmaktan şu bizim deveyi.
      Bir sıcaklık ki, a yolcular dinlenin! der kervan sahibi
      -Ve taş altına gizlenir siyah çekirgeler, o sabır ateşleri.
      Ama bizim meşhur devemiz gün ortasında koşusunu bitirmez,
      Başlamıştır yolculuğa sanki daha yeni.

      Sıcak artar, değişir yürüyüşü; sıcak arttıkça değişir. Ve ön
      ayaklarının
      Çırpınışlı hızlanışı andırır ölmüş çocuğuna göğüs döven bir anneyi
      ve ona bakıp (anıp kendi ölmüş yavrularını
      da) hıçkıran yırtınan öbür anneleri.
      Evet o yürüyüş, o ayak çırpınışları göğsünü paralayan yaşlı bir
      annenin çırpınışları.
      Akla elveda diyen bir annenin, alır almaz ilk yavrusunun kara
      haberini.

      Göğsü kan içinde kalan. üstü başı yırtılmış,
      Saçları darma dağın çılgın bir annenin haberini.
      Söz taşıyıp öç alan iki yüzlü şiir ve kabile düşmanlarım :
      “Ey Ebi Sülma’nın oğlu sen mahvoldun.” dediler. Suat’ın derdi
      bana yetmezmiş gibi.
      “Ey Ebi Sülma’nın oğlu sen kendini ölmüş bil.” Ben de koştum
      güvendiğim dostlara :

      Kime başvurdumsa ama: “Biz yokuz bu işte, var git kendin bak
      başının çaresine” demezler mi?
      Ben de onlara dedim : “Gidin gidin beni yalnız bırakın,
      Neye hükmetmişse o olur, hükmeden o Allah ki.
      Yaşamak dediğiniz nedir bin yıl yaşasa bile
      Eninde sonunda insanoğlu o kanbur tahta kutuya girmiyecek.
      Binmiyecek mi?

      Haber geldi: “peygamber. seni öyle bir cezaya çarpacak ki!”
      Siz bilirsiniz. hey zavallılar! İşte onun kapısındayım, yüreğimde
      sonsuz bağışlanma ümidi.
      Ondan özür dilemeye geldim, af istemeğe geldim;
      Çünkü O sırrını bilendir, kabul edicisidir mazeretlerin.
      O affedenlerin en affedicisi.
      İçi hidayet öğütü en yüce gerçekler dolu Kur’anı
      Sana armağan eden Allah için ver bana bir savunma mühleti.
      Bakma ve zaten bakmazsın sözlerine beni kıskananların.

      Senin hükmün onlara değil, hakka ayarlı ve ben de bir parça
      suçluyum belki.
      Ama senin makamındayım şimdi. Fillerin bile titrediği makamda.
      Bir makam ki, titrerdi bir fil benim gördüklerimi görse. işitse
      işittiklerimi
      Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı
      kurtarır:
      Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi.
      Beni ancak o kurtarabilir burda. Yalnız O. Şimdi söz yalnız Onun.
      Ama O “Sen suçlusun, cezanı çekeceksin” dese önünde eğik
      bulur boynumu adaletin heybeti.
      En heybetli manzara bu olur benim için. Çünkü Asserde,
      İç içe açılan sonsuz aslan yataklarının en içindeki
      Muhteşem yurdunda hüküm süren aslanlar başbuğudur O.
      Bir arslan ki. erkenden ava çıkar, yavrularının besini insanoğlu,
      insan eti.

      Bir arslan ki, savaş alanında kendi düşmanı dengi
      Bırakmadan çarpışmayı, haram sayar kendine savaşı terketmeyi.
      Heybetinden kısılır sesleri yırtıcı çöl arslanlarının ,
      Arslanlar arasında bile o dağıtır adaleti.
      Parçalandı silâhları ve elbiseleri, kurda kuşa yem oldu
      Bu vâdide kendi gücüne bileğine güvenen nice kişi.
      Şüphe yok ki, Peygamber, en keskin bir kılıçtır kılıçlarından
      Allahın.

      Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi.
      Ve arkadaşları O’nun, Mekke vâdisinde İslâmı kabul eden
      Kureyşin en ileri gelenleri… Cömertlikte ve yiğitlikte hiç birinin
      yok dengi.
      İlk gûnler, göçmek gerekliydi, hemen göçtüler, . zerre tereddüt
      etmeden.

      Bırakarak yurtlarını, tüten ocaklarını, mal ve mülklerini.
      Yerlerinde kalanlar çarpışamıyacak güçte olanlardı.
      Onlar da, müdafaasız ve silâhsız, çepçevre küfürle çevrili, bugünü
      hazırlamış beklemişlerdi.

      Evet, bunlar, başları dimdik gezen yiğit üstü yiğit,
      Davuda mahsus demir gömlektir zırh diye giydikleri.
      Zırhları pırıl pırıl ve upuzun. Çelikten büklümleri öyle ki,
      Birbirine geçip kaynaşmış bir ayrıkotunun halkaları gibi.
      Mızrakları düşmanı devirse yere, gurur nedir bilmezler,
      Yenilirlerse bilmezler nedir umut kesmek, yok ya yenildikleri!

      Ak soy develer gibidir gidişleri. korunmaları da saldırış.
      Vurulunca göğüslerinden vurulurlar. Onlar ürkmez, onlardan
      ürker dev dalgalı ölüm denizi.

      Ka’b bin Zuheyr (Kutlu Sahabelerden)

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.