- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Mart 2009: 11:57 #651299
Anonim
İnandığımız değerlerin kendimize ve başkasına bakan yönleri vardır. Bunların konuşmalarımıza ve ifadelerimize dökülüş tarzları elbette farklı farklıdır. Bediüzzaman’a göre;“İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş. Çok ehemmiyetli istidat ona verilmiş. Ve o istidâdâta göre ehemmiyetli vazifeler tevdi edilmiş. Ve insanı o gayeye ve o vazifelere çalıştırmak için, şiddetli teşvikler ve dehşetli tehditler edilmiş. “tir.[1] Demek insan olarak bize çok ehemmiyet verilmiş, hem kendimize hem de başkasına bakan önemli görevler yüklenmiştir.
KENDİMİZE BAKAN VAZİFELERİMİZ:
Bediüzzaman hazretleri-Yirmi üçüncü söz’ün- beşinci nüktesi’nde kendi görevlerimizi şöyle hatırlatıyor.
1.“Birinci vecih şudur ki: Kâinatta görünen saltanat-ı Rububiyeti, itaatkârâne tasdik edip kemâlâtına ve mehâsinine hayretkârâne nezaretidir.”[2]
Kâinatta görülen milyarlarca galaksi, yıldız, canlı ve her şeydeki Rabbimize ait saltanata uygun davranıp tasdik ederek mutlak Kemali’ne, Güzelliği’ne hayretler içinde nezaret etmek ilk görevimizdir.
2.“Sonra, her biri birer gizli hazine-i mâneviye hükmünde olan esmâ-i Rabbâniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymetşinaslığıyla takdirkârâne kıymet vermektir.[3]
İdrak etme terazisine ve kadir kıymet bilme güzelliğine sahip olan mü’min kalbi ile, mânevî hazine hükmünde olan Rabbimizin isimlerindeki cevherleri görüp kıymet vermek bahtiyarlına ermek diğer vazifemizdir.
3.Sonra, kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sayfalarını, arz ve semâ yapraklarını mütalâa edip hayretkârâne tefekkürdür.[4]
Yüzümüzü, Kudret Kalemi ile yazılmış mektuplar olan, Dünyamıza, semaya ve varlıklar âlemine çevirip hayretler içinde tefekkür etme zenginliğine ulaşmamız da gerekiyor.
4. “Sonra, şu mevcudattaki ziynetleri ve lâtif san’atları istihsankârâne temâşâ etmekle, onların Fâtır-ı Zülcemâlinin marifetine muhabbet etmek ve onların Sâni-i Zülkemâlinin huzuruna çıkmaya ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır.”[5]
Şimdi de rengârenk çiçekleri, süslü kuş ve balıkları ince lâtif güzellikleri bizim için yaratan cemal sahibi Rabbimizin eserlerini methedip, marifetine sevgi gösterip, huzuruna çıkmak, iltifatına mazhar olmak için arzu ve şevk dolu olmamız lâzım geliyor.
Şahsi hayatımızda, ibadet, tevbe, istiğfar, niyaz, ihlâs, tefekkür, günahlardan çekinme, islâmî ve Allah’ın (CC) kevni kanunlarını öğrenme, her yönüyle donanımlı insan olma, maddî ve manevî güzellikleri edinip, kısaca kul olmak ve Allah’ın rızasını kazanmak için sayılan görevlerimiz vardır.
BAŞKASINA BAKAN VAZİFELERİMİZ:
“Sonra, esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin nukuşlarından ibaret olan bedî (güzel)san’atları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilâncılıktır.” [6]
Birinci bölümdeki sorumluluklarını yerine getirenlerin, edindikleri bilgileri DELLÂLLIK ve İLÂNCILIK yaparak başkalarına aktarmaları da bu bölümdeki en önemli sorumluluklarıdır. Zira “kendiniz için istediğinizi Müslüman kardeşiniz için de istemedikçe gerçek Müslüman olamazsınız.” hadisi bunu yapmamızı gerektirmektedir.
Cemiyet hayatında anne, baba, eş, çocuk, arkadaş ve komşu gibi başkaları ile karşılaşırız. İşimiz artık daha zordur. Sosyal hayatın içinde yaşarken daha da dikkatli olmamız gerekiyor.
Hepimiz bir ailenin, bir toplumun ferdiyiz. Burada yaptığımız hatalar, kul hakkına girip büyük üzüntü kaynağı olurlar. Toplum hayatının sevapları da çok olur. Cemaatle kılınan namaz, bütün insanların faydalandığı hayırlar o sebepten yüz güldürürler.
Kendi hayatımızla paralel devam eden salih amellerimizin olması gereken bölümdür. Nefsimize bakan terbiyede onu hırpalarken, başkasına karşı anlayışlı, müsamahalı uhuvvetli, toloranslı olmalıyız. Onu anlamaya, yardımcı olmaya civanmert dost, takdir edici yoldaş olmaya çalışmalıyız.
Zekât, sadaka, yardımlaşma, gıybet etmeme, acıları paylaşma, iyi komşuluk neyi gerektiriyorsa onları yapmak cemiyet hayatımızın olmazsa olmazlarıdır.
Kişinin öğrendiklerini, başkalarıyla paylaşması, onların hayatlarında faydalı değişikliklerin oluşmasında yardımcı olması çok önemlidir. Başkasına yardım ederken, yol yordam, usul üslûp bilmek çok dikkat edilmesi gereken diğer bir konudur.
İnsanlar, devamlı olarak yararlı şeyler üretmelidirler. Sık sık kendi fikirleriyle ve günahlarıyla hesaplaşmalıdırlar. Bunları yapamayanların genellikle başkalarını suçladıklarını görürüz.
Bir de, başkaları çeşitli musibetlerle karşılaştıklarında, yaralı kalpleri sevgi ve vefalı dostluklarla desteklenmelidir. Felâketin altında ceza ve hata aranmamalıdır. Rabbimizin rahmeti nazara verilmeli, kaderin şefkatli güzel yüzü gösterilmelidir.
Kendimiz böyle bir olayla karşılaşırsak, Rabbimize ve başkalarına karşı yaptığımız hataların üzerinde dikkatle durmalı, manevi reçeteler bol bol kullanılmalıdır.
“O Sultanın emirlerini, nehiylerini kıymetsiz görüp imanla imtisal etmeyenler ve ibadetle kendilerini sevdirmeyenler ve şükranla hürmette bulunmayanlar için rububiyetin ebedî karargâhında elbette bir dâr-ı mükâfat ve mücazat olacaktır.[7]
Birlikte iman ve marifet yolunda Rabbimize yönelmeli muhabbetimizi O’na çevirip, fiiliyle, haliyle ve diliyle kendimizi O’na sevdirmeliyiz.
[1] 23.söz ikinci mebhas beşinci nükte
[2] 23.söz ikinci mebhas beşinci nükte
[3] 23.söz ikinci mebhas beşinci nükte
[4] 23.söz ikinci mebhas beşinci nükte
5] 23.söz ikinci mebhas beşinci nükte
[6] 23.söz ikinci mebhas beşinci nükte
[7] Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar
Hilmi Arkın
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.