- Bu konu 2 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Ekim 2010: 15:51 #665246
Anonim
Arkadaşlar kafama takılan bu mevzuyu şöyle örnekler vererek kendi açımdan sormak istedim. İnşaallah konuya vakıf arkadaşlarımız cevaplar ve bizlere de yardımcı olurlar.
1- Mesela benim Halamın kızı var ablam benden büyük ve onun genç kızları var.. En büyüğü hariç bana DAYI diyorlar en büyüğü abi diyor 21 yaşında.. Ben hemen ihtiyacı olan yani okul alışveriş brokratik işlemlerinde yardımcı oluyorum. Birlikte dolaşıp iş yapıyoruz bayramlarda DAYI YEĞEN yönüyle kucaklaşmak tokalaşmak vs. uygunmudur. Akraba arasında tartıştık. Kimin nikah düşer diyor. Fakat benim…
Amcaoğlunun kızıyla hala kızının kızıyla teyze kının kızıyla kendimin NİKAH düşeceğini aklım kesmiyor. KENDİ AÇIMDAN BEN BUNLARIN AMCASI YA DA DAYISI HÜKMÜNDE OLMUYORMUYUM?2-Hanımın yeğenleri var kaynımın kızları… Yetim kaldılar kaunım vefat etti. Yani hanımım bu kızların HALASI. Ben kızları çok seviyorum. Biri 8 diğeri 6 yaşında Ben bunları tepeme çıkarıyorum. Boğuşuyorum seviyorum. İleride GENÇ KIZ oldukları zaman bu yaklaşımım devam edebilir mi? Beni babaları yerine koyuyorlar. ENİŞTENİN yeğenlere yaklaşımı nasıl olmalı?
3- Bir kız çocuğu kaç yaşına kadar elde kucakta sevilebilir? Amca yeğen – dayı yeğen – baba kız gibi…
Böyle etrafımdan çok soru geliyor…
3 Ekim 2010: 16:31 #778697Anonim
Akraba içi ilişkilerde mahremiyet hakkında bilgi verir misiniz? Kuzenlerimizle olan münasebetlerimiz nasıl olmalı?
Soru
Biz amca çocukları olsun veya teyze çocukları olsun birbirimizle kardes gibi büyüdük. Şuan ise kol kola omuz olmuza fotoraf çektirebiliyoruz… bayramlarda birbirimizn ellerini tutabiliyor hatta sarılabiliyoruz… fakat bunun islamen uygun olmadıgını öğrendik… bize ne diyorsunuz bu arada hepimiz akılbaliğ olduk hatta aramızda evlenenler bile var?
Değerli Kardeşimiz;
Mahremiyet meselesinde, en çok birbirine mahrem olmayan yakın akrabalar arasında dikkat edilmelidir. Çünkü bu kimseler her ne kadar nesep ve evlilik dolayısıyla akraba sayılsalar da, birbirlerine nâmahremdirler. Yani birbirlerine nikâhları düşmektedir. İşte çok kere mahrem sayılmayan erkek ve kadın akrabalar arasındaki münasebetler önemsenmemekte, hassas davranılması gereken yerlerde ihmal edilmektedir. Halbuki erkek ve kadın ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen kimselerle bir arada bulunup rahat hareket edebilir.
Mahremi sayılmayan kimseler kadın ve erkek için bir yabancıdan farksızdır ve münasebetler de sınırlıdır. Erkeğin geçici olarak mahremi sayılan hanımının akrabalarıyla da münasebeti mahduttur. Bunlar, hanımının kız kardeşi (baldızı), hanımının halası, teyzesi, kayın biraderinin ve baldızının kızıdır. Erkek, hanımı hayatta olduğu müddetçe ve boşanıp ayrılmadıkça bu kadınlarla evlenemez. Çünkü iki kız kardeşi ve hanımın teyze ve halasını bir nikâh altında bulundurmak âyet ve hadislerde yasaklanmıştır.
Ancak, erkek bu kadınlarla da üçüncü bir kişi bulunmadan tek başına bir arada bulunamaz, yolculuk yapamaz. Yüz ve ellerinden başka uzuvlarına bakamaz. Onlarla tokalaşamaz veya birbirlerinin elini öpemezler. Böyle bir durumun sınırını da Peygamberimiz (a.s.m.) çizmişlerdir.
Hz. Âişe validemizin anlattığına göre, birgün Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Esma, tenini gösterecek kadar şeffaf bir elbise ile Peygamberimizin huzuruna gider. Bunu görür görmez Peygamberimiz yüzünü bir tarafa çevirerek, “Ya Esma, bir kadın bulûğ çağına erince vücudunun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi doğru değildir” buyurur ve yüzüyle ellerini gösterir.(1)
Bilindiği gibi Hz. Esma, Peygamberimizin hanımı Hz. Âişe’nin kız kardeşi olmaktadır. Peygamberimiz ona kendisi yanında, yalnız yüz ve ellerini açabileceğini hatırlatmıştır. Akraba olarak bildiği için çok defa dikkatli davranmaktadır. Lâkaydlik sonunda bazı vahim ve çirkin neticelerin doğmasına sebebiyet verebilmektedir. Çünkü bu akrabalarla kadının yalnız başına birarada bulunması başkasından daha tehlikelidir.
Fitne ihtimali daha kuvvetlidir. Peygamber Efendimiz bu meselede çok titiz davranmaktadır. Bir keresinde “Kadınların bulunduğu yere girmekten sakının” buyurunca, Ensardan bir zat, “Ya Resulallah, kayınlar [erkeğin akrabaları] hakkında ne buyurursunuz? diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.), “Kayın ölümdür”(2) buyurdular.
Sahih-i Müslim Sarihi İmam-ı Nevevî bu hadisin izahında şöyle demektedir: “Burada kayından murad, kocanın babaları ve oğullarından geri kalan akrabasıdır. Çünkü baba ve oğullar kadının mahremleridir. Onlar kadınla birarada bulunabilir ve ölümle de vasıflanamazlar. Burada murat, kocanın kardeşi, kardeşi oğulları, amca, amcaoğlu ve bunlara benzer mahrem olmayan kimselerdir.
Halkın âdeti bu hususta kayıtsız olarak serbest davranmaktadır. Bir kimse âdete göre kardeşinin hanımıyla başbaşa kalır. İşte ölüm de budur. Böylesinin yasaklanması yabancı erkeklerden daha lâyıktır. Hadisin doğru mânâsı da budur.”(3)
Kayınlar zaman zaman kadının evine girip çıktıklarından aile içinde bazı sırlara vakıf olabilirler. Kadınla bu kayınlar arasında istenmeyen bir dururn meydana gelirse, aile içinde büyük bir huzursuzluk ve önü alınmayan bir tehlike vücuda gelmiş olur. Neticede akrabalar arasında kötü zanlar düşünülür, şüpheler başlarsa akrabalık münasebetleri kopmaya yüz tutar.. İşte Peygamberimiz meydana gelmesi muhtemel olan bu tehlikeyi ölüme benzetmiştir. Durumun ehemmiyetini göstermek için de ürkütücü bir tabir kullanarak dikkatli olunmasını, tâvizkâr davranılmamasım tavsiye buyurmuştur.
Birbirine nâmahrem olan erkekle kadının yanında emniyeti sağlayacak üçüncü birisi bulunmadan yalnız başlarına kalmalarını Peygamberimiz yine şiddetle yasaklamıştır:
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse mahremi olmayan yabancı bir kadınla bir arada bulunmasın, zira üçüncüleri şeytandır.”(4)Kadınla erkeğin bir arada bulunması ateşle barutun yan yana bulunması gibidir. Şeytan bu durumda her iki cinsteki kötü duygulan tahrik edip, onları yoldan çıkarabilir.
Erkeğin yakın akrabalarının, kadınla bir işleri olduğu, takdirde veya kocası evde bulunmadığı zaman eve uğradıklarında ihtiyaçlarını kapı dışından görmeleri gerekir.Evde, hayra şerre aklı eren üçüncü bir kimse yoksa içeri girmelerine cevaz verilmez. Bu durumda dahi kadının tesettüre tam manâsıyla riayet etmesi gerekir.
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet3 Ekim 2010: 16:35 #778698Anonim
Dinimizin bizlere emrettiği sıla-ı rahmi yerine getirmek için yakın ve uzak akrabalarımızı, dost ve ahbaplarımızı ziyaret ediyoruz. Bir araya gelip sohbet ve görüşmelerde bulunuyoruz. Zaman zaman da onların bize geldiği, iâde-i ziyarette bulundukları olmaktadır. Bazen bu gelip gitmelere düğün, taziye, davet gibi durumlar da sebep teşkil etmektedir. Bu karşılaşma ve görüşmeler çok defa ailece olmaktadır. Haliyle gerek biz dostlarımızın veya nâmahrem sayılan akrabalarımızın kız ve hanımlarıyla, gerekse onlar bizimkilerle karşı karşıya gelebilmekte, bazı zaruri hallerde bir mecliste geçici de olsa yer darlığı veya birtakım sebeplerle birarada oturabilmekteyiz. Bu durumda dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?
Sözünü ettiğimiz bu kimseler dinen birbirlerine yabancı olduğu için, yani mahremleri sayılmayıp, nikâhları birbirine düştüğü için mahremiyet sınırını aşmamaya dikkat etmek gerekir. Bu hususa uyulmadığı takdirde bazı istenmeyen hallerin ve mahzur teşkil eden durumların meydana gelme ihtimali vardır. Bunun için Kur’ân-ı Kerim “[Resulüm] mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da korusunlar” (5) buyurmakta, aynı şekilde kadınlar için de “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da muhafaza etsinler. Görünmesi zarurî olan kısımlar müstesna olmak üzere zinetlerini açığa vurmasınlar”(6) ikazı yapılmaktadır.
Bu âyetler istizan (birisinin evine girmek için izin isteme) âyetlerinden sonra zikredilmektedir. Buhari’nin şerhinde bu hususa dikkat çeken Aynî, “istizan” âyetlerinden sonra bu âyetin zikredilmesindeki asıl maksat, ev sahibi erkeğin aile kadınlarına bakmaları helâl olmayan misafirin nazarından sakınması ve yabancı erkeklere göstermemesidir, demektedir.(7)
Yine Buharîde bu âyetin tefsirinden sonra, “Allah hem hain gözlerin [tecessüslerini] hem de [fasit] gönüllerin gizlediği temayülleri bilir”( mealindeki âyeti zikretmektedir. İbni Abbas ise bu âyeti tefsir ederken şu açıklamayı yapmaktadır: Hain gözlü o kimsedir ki, bir mecliste otururken yanından güzel bir kadın geçse veya misafir bulunduğu bir evde güzel bir kadın görse yanın dakilere sezdirmeden kadına sinsi sinsi bakar. Yanındakiler de kendisine bakınca hemen gözünü ayırır. Fakat Allah bilir ki, o hain gözlü kimse kadının mahremiyet dairesine girmeye gücü yetse harama tevessül edecektir.(9)
Bu hususta Bediüzzaman’ın “Bir meclis-i ihvana [dost meclisine] güzel karı girdikçe riya ile rekabet, haset ile hodgâmlık debretir damarları”(10) şeklindeki tespiti ne kadar manidardır.
Her ne kadar bakmak zina derecesinde bir mes’uliyet getirmese de o tarafa açılan bir kapı olduğundan mü’minler sakındırılmışlardır.
İnsanların diğer âzalarının da zinadan nasibinin olduğu ve bunların küçük günahlarsınıfına girdiği hakkında bir hadis rivayet eden Ebû Hüreyre, Peygamberimizin şöyle buyurduğunu bildirmektedir: “Hiç şüphe yok ki, Allah, Âdemoğlunun zinadannasibini yazmıştır. Buna behemehal erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalb ise heves eder, temenni eder. Tenasül
uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar.”(11)Mecazî zina sınıfına giren bu hallerden, bakışta şehvet ve lezzet bulunur, helâl olmayan gayr-ı meşru konuşmalarda bulunulur ve dinlenir ve nefis de şiddetli arzu ederse mes’uliyet sahası daha da büyümektedir. Bu hususlar küçük günahlar sınıfına girdiği için, zinaya yol açmadığı müddetçe, tevbe edildiği zaman Allah’ın mağfiretine yaklaşmaktadır.
İşte, bu nevi istenmeyen hallere meydan verilebileceği için, kadın ve erkek davetlilerin ayrı ayrı oturmaları ve zaruret olmadan birbirlerini görmemeleri en emin yoldur. Ancak bu kötü duygulara kapılmaktan emin olunduğu zaman kadının tesettüre riayet ettiği ve tahrik edici davranışların bulunmadığı zamanlarda ev hanımının erkek misafirlere hizmet edebilmesinin caiz oluşu hakkında Buharı ve Müslim’de, şöyle bir hadis zikredilmektedir. Hz. Ebû Üseyd, düğününde Peygamberimizi ve bazı Sahabîleri davet etti. Misafirlere hizmeti hanımı [gelin] yapıyordu. Geceden, bir taş kabın içine hurma ıslatmıştı. Peygamberimiz yemeği bitirince, hurmaları ezdi, sulandırdı, şerbet yapıp misafirlere ikram etti.(12)
Bu hadisi zikreden muhaddisler, fitneden emin olmak şartıyla bir kadın, kocasının misafirlerine hizmet edebileceği hükmünü çıkarmaktadırlar.(13)
Kaynaklar :
1. Ebû Dâvud, Libâs: 32.
2. Müslim, Selâm: 20.
3. Nevevî, Şerhu Sahib-i Müslim, 14: 154.
4. Buharı, Nikah: 111.
5. Nur Suresi, 30.
6. Nur Suresi, 31.
7. Aynî, Umdetü’l-Kâri. 22. 231.
8. Mü’min Sûresi, 19.
9. Aynî, Umdetü’l-Kân, 22: 231, Tecrit Tercemesi, 12: 171.
10. Sözler, s. 678
11. Müslim, Kader: 21, Buharı, istizan: 12.
12. Buharı, Nikâh, 77. Müslim, Eşribe: 86.
13. Aynî, Umdetü’l-Kârî, 20: 164-165.
Mehmet PAKSU3 Ekim 2010: 17:05 #778700Anonim
Sağol da kardeş bunlar zaten bildiğim konular. Tamam baldız hala amca dayı teyze kız ve erkek çocukları arasındaki durum anlıyoruz
Mesele bana:
Baldızım
kaynımın hanımı
hala kızı
teyze kızı
dayı kızı
amca kızı veya kızlara bunların oğulları mahremdir de…
bizlere bunların çocukları nasıldır.Kendisi mahrem olanın çocuğu da mı bize mahremdir?
Allah razı olsun yukarıda uzun uzun aktarmışsın. Fakat mesele genel olarak çizilmiş hadislerde. Bunun mutlaka örnekli ve birebir tanımlı izahı olmalı.
Neden soruyoruz. Çünkü yakınlık derecemiz ve benzer çalışma alanlarımız nedeniye devamlı birbirimizle muhatab oluyoruz…
Dinimizin emir ve yasakları TAMAM AMENNA Ancak herşeyde ve her yerde de kötü düşünmemek lazım… Değil mi?
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.