• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #656652
    Anonim

      Kâinatın bir kitab gibi okunması, Kur’anın nazara verdiği marifetullahın
      yoludur. Çünkü esma-i İlahiye, eserlerinde tezahür eder ve hissedilir. Hem
      en makbul

      ve sağlam olan tahkiki imanın yolu budur. Ezcümle 96. surenın baş kısmı, bu
      mevzumuz cihetiyle çok manidardır. Şöyleki:

      ???????? ??????? ??????? ??????? ??????

      Bu ayette geçen “halak” kelimesi hakkında bir tefsir şöyle izah eder:
      “halak” kelimesi mutlak olarak kullanılmış ve neyi yarattığı
      belirtilmemiştir. Çünkü

      “Yaratan Rabb’inin ismiyle” denmesinden, Kainatı ve içindeki her şeyi
      yarattığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.

      Bazı alimlerce mezkür suredeki oku emri olan (ikra) ayetinin ilk gelen ayet
      olması ve aynı âyette geçen (halaka) kelimesinin mutlak oluşu, yani
      yaratılan

      bütün varlıkları oku manasına işaret etmesi; keza, âyette (Allahın ismiyle
      oku) denmesi, yani kâinatın mana-yı harfiyla okunması ki, marifetullahdır.
      Mana-yı

      ismiyle nazara alınması ise, esbab ve tabiat şirkine yol açar. Keza surenin
      devamında, Allahın marifetini kazanmada en mükemmel ve binbir esmanın mazhar

      ve müzhiri olan insanın yaradılış harikalığını nazara vermesi gibi câmi
      manalarla Kur’anın en ehemmiyetli olan mezkür hususiyetine dikkat çekiliyor.

      Risale-i Nur, bu asırda bu yolu takib ediyor. Çünkü geçmiş asırlarda fenler,
      yani kâinat ilimleri bu zaman kadar gelişmemiş olduğundan, geçmiş
      asırlardaki

      büyük alimler, hatta müceddidler, cemiyetin ilim seviyesine göre ders
      vermişler. Hatta şimdi de bazı hocalar, kâinat fenlerine, marifetullah
      manasında

      bakmazlar. Fakat Risale-i Nur, mana-yı harfiyle olmak şartiyle fenlere
      marifetullah dersleri olarak bakar. Mesela yarı manzum olan şu beyan yeterli
      bir

      örnektir:

      “Şu noktaya dikkat et; nasıl olur niyetle mubah âdât, ibadat… Öyle tarz-ı
      nazarla fünun-u ekvan, olur maarif-i İlahî…

      Tedkik dahi tefekkür, yani ger harfî nazarla, hem san’at noktasında “ne
      güzeldir” yerine “ne güzel yapmış Sani’, nasıl yapmış o mâhi”

      Nokta-i nazarında kâinata bir baksan, nakş-ı Nakkaş-ı Ezel, nizam ve
      hikmetiyle lem’a-i kasd ve itkan, tenvir eder şübehi.

      Döner ulûm-u kâinat, maarif-i İlahî. Eğer mana-yı ismiyle, tabiat
      noktasında, “zâtında nasıl olmuş” eğer etsen nigahı,

      Bakarsan kâinata, daire-i fünunun daire-i cehl olur.” S:723

      Keza, “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir.
      İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti

      pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde
      hile, şübhe tevellüd eder.” Mü:86 gibi beyanlar nazara alınmalıdır.

      İşte bu beyan ve izahlar gibi daha pek çok bahis ve izahları cem’ eden
      Risale-i Nur, kitab-ı kâinat denilen varlıkların gösterdiği marifetullahı
      ders verdiği

      ve bu tarzı esas aldığı anlaşılıyor ki buna cadde-i kübra, velayet-i kübra
      denilmektedir. Kur’anın öğrettiği esas yol budur.

      Evet Kur’an hem aklı çalıştırır ve iman bilgilerini verir, hem kalbdeki din
      duygularını geliştirir. Yani Kur’an Allahın yarattığı göklerden ve dünyadaki

      varlıklardan çokça bahseder. Çünkü Kur’an, Allahın varlığını ve birliğini ve
      sıfatlarını, bu varlıkların harika yaradılışlarıyla isbat eder ve bildirir.

      Risale-i Nur’un bazı yerlerinde izah edilen:

      Tarikat ve tasavvuf mesleği…

      İlm-i kelâm mesleği.

      Cadde-i Kübra veya velâyet-i kübra üç meslek ki, birincisi kalbi; ikincisi
      akıl ve mantığı; üçüncüsü ise her ikisini hatta insanın Kur’anî tarz ile
      maddî

      ve manevi cihazatı ile bütünü ele alır ve tabir olunan ve en mükemmel olan
      bu talim ve terbiye ile inkişaf ettirir.

      Evet Kur’an hem aklı çalıştırır ve iman bilgilerini verir, hem kalbdeki din
      duygularını geliştirir.

      Risale-i Nur Kur’an’ın bu camî mesleğinden gittiği için en alî ve umumî bir
      meslektir. Bu sebeble her sınıf insan Risale-i Nur’u okumakta ve diğer
      mesleklere

      ihtiyaç duymamakta ve ciddi sebat etmektedir.

      Evet, “Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten
      gelen, berzah tarikına uğramıyarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikata
      geçip,

      akrebiyet-i ilahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki, o velayet yolu
      gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Hârikaları az, fakat meziyatı
      çoktur.”

      M:50

      Çünkü son asrın en büyük fitnesinin ıslahı ile muvazzaf olan mehdi-i azamın
      cereyanı, cami’ meziyetlere sahib olması iktiza ettiği için rahmet-i İlahiye

      sahib kılmıştır.

      Bunun içindir ki Hz Üstad diyor: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz
      kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne
      geçebilecek

      bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!..”

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.