- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Eylül 2009: 21:13 #656652
Anonim
Kâinatın bir kitab gibi okunması, Kur’anın nazara verdiği marifetullahın
yoludur. Çünkü esma-i İlahiye, eserlerinde tezahür eder ve hissedilir. Hem
en makbulve sağlam olan tahkiki imanın yolu budur. Ezcümle 96. surenın baş kısmı, bu
mevzumuz cihetiyle çok manidardır. Şöyleki:???????? ??????? ??????? ??????? ??????
Bu ayette geçen “halak” kelimesi hakkında bir tefsir şöyle izah eder:
“halak” kelimesi mutlak olarak kullanılmış ve neyi yarattığı
belirtilmemiştir. Çünkü“Yaratan Rabb’inin ismiyle” denmesinden, Kainatı ve içindeki her şeyi
yarattığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.Bazı alimlerce mezkür suredeki oku emri olan (ikra) ayetinin ilk gelen ayet
olması ve aynı âyette geçen (halaka) kelimesinin mutlak oluşu, yani
yaratılanbütün varlıkları oku manasına işaret etmesi; keza, âyette (Allahın ismiyle
oku) denmesi, yani kâinatın mana-yı harfiyla okunması ki, marifetullahdır.
Mana-yıismiyle nazara alınması ise, esbab ve tabiat şirkine yol açar. Keza surenin
devamında, Allahın marifetini kazanmada en mükemmel ve binbir esmanın mazharve müzhiri olan insanın yaradılış harikalığını nazara vermesi gibi câmi
manalarla Kur’anın en ehemmiyetli olan mezkür hususiyetine dikkat çekiliyor.Risale-i Nur, bu asırda bu yolu takib ediyor. Çünkü geçmiş asırlarda fenler,
yani kâinat ilimleri bu zaman kadar gelişmemiş olduğundan, geçmiş
asırlardakibüyük alimler, hatta müceddidler, cemiyetin ilim seviyesine göre ders
vermişler. Hatta şimdi de bazı hocalar, kâinat fenlerine, marifetullah
manasındabakmazlar. Fakat Risale-i Nur, mana-yı harfiyle olmak şartiyle fenlere
marifetullah dersleri olarak bakar. Mesela yarı manzum olan şu beyan yeterli
birörnektir:
“Şu noktaya dikkat et; nasıl olur niyetle mubah âdât, ibadat… Öyle tarz-ı
nazarla fünun-u ekvan, olur maarif-i İlahî…Tedkik dahi tefekkür, yani ger harfî nazarla, hem san’at noktasında “ne
güzeldir” yerine “ne güzel yapmış Sani’, nasıl yapmış o mâhi”Nokta-i nazarında kâinata bir baksan, nakş-ı Nakkaş-ı Ezel, nizam ve
hikmetiyle lem’a-i kasd ve itkan, tenvir eder şübehi.Döner ulûm-u kâinat, maarif-i İlahî. Eğer mana-yı ismiyle, tabiat
noktasında, “zâtında nasıl olmuş” eğer etsen nigahı,Bakarsan kâinata, daire-i fünunun daire-i cehl olur.” S:723
Keza, “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir.
İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmetipervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde
hile, şübhe tevellüd eder.” Mü:86 gibi beyanlar nazara alınmalıdır.İşte bu beyan ve izahlar gibi daha pek çok bahis ve izahları cem’ eden
Risale-i Nur, kitab-ı kâinat denilen varlıkların gösterdiği marifetullahı
ders verdiğive bu tarzı esas aldığı anlaşılıyor ki buna cadde-i kübra, velayet-i kübra
denilmektedir. Kur’anın öğrettiği esas yol budur.Evet Kur’an hem aklı çalıştırır ve iman bilgilerini verir, hem kalbdeki din
duygularını geliştirir. Yani Kur’an Allahın yarattığı göklerden ve dünyadakivarlıklardan çokça bahseder. Çünkü Kur’an, Allahın varlığını ve birliğini ve
sıfatlarını, bu varlıkların harika yaradılışlarıyla isbat eder ve bildirir.Risale-i Nur’un bazı yerlerinde izah edilen:
Tarikat ve tasavvuf mesleği…
İlm-i kelâm mesleği.
Cadde-i Kübra veya velâyet-i kübra üç meslek ki, birincisi kalbi; ikincisi
akıl ve mantığı; üçüncüsü ise her ikisini hatta insanın Kur’anî tarz ile
maddîve manevi cihazatı ile bütünü ele alır ve tabir olunan ve en mükemmel olan
bu talim ve terbiye ile inkişaf ettirir.Evet Kur’an hem aklı çalıştırır ve iman bilgilerini verir, hem kalbdeki din
duygularını geliştirir.Risale-i Nur Kur’an’ın bu camî mesleğinden gittiği için en alî ve umumî bir
meslektir. Bu sebeble her sınıf insan Risale-i Nur’u okumakta ve diğer
mesleklereihtiyaç duymamakta ve ciddi sebat etmektedir.
Evet, “Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten
gelen, berzah tarikına uğramıyarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikata
geçip,akrebiyet-i ilahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki, o velayet yolu
gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Hârikaları az, fakat meziyatı
çoktur.”M:50
Çünkü son asrın en büyük fitnesinin ıslahı ile muvazzaf olan mehdi-i azamın
cereyanı, cami’ meziyetlere sahib olması iktiza ettiği için rahmet-i İlahiyesahib kılmıştır.
Bunun içindir ki Hz Üstad diyor: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz
kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne
geçebilecekbir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!..”
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.