• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #681969
    Anonim

      İşarat-ül İ’caz / (Mühürlenen Kalbler)’den
      Yedinci Cümleyi teşkil eden ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ (Yalan söyledikleri şeylerden dolayı.(Bakara Suresi: 10.)) nin vech-i irtibatı:

      Münafıkların azabları, mezkûr cinayetleri arasında yalnız “kizb” ile alâkalandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb küfrün esasıdır. Kizb nifakın birinci alâmetidir. Kizb kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb hikmet-i Rabbaniyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. Nev’-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsvay eden kizbdir. İşte bu sebeblerden dolayıdır ki; bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen kizbdir.
      Münafık: İki yüzlü bozguncu. Müslüman gibi görünüp içten inançsız olan. Dinsizliğini gizleyerek müslüman gibi görünüp müslümanları aldatmaya ve islam toplumunu bozmaya çalışan.
      Kizb: Yalan, yalancılık, aldatıcılık.
      Şiddet-i kubh: Şuç ve günah kuvveti.
      Zira: Çünkü.
      Küfr: İnkarcılık, inanmamak.
      Nifak: Münafıklık, ikiyüzlülük, bozgunculuk, ara açma ve bölücülük.
      Alâmet: İşaret, nişan, iz.
      Kudret-i İlahiye: Allah’ın(cc) sonsuz gücü.
      Hikmet-i Rabbaniye: Allah’ın(cc) terbiye ve idaresinin gayeli ve maksatlı olması.
      Ahlâk-ı âliye: Yüksek ahlâk, yüce ve üstün ahlâk.
      Âlem-i İslâm: İslâm dünyası, bütün müslüman milletler ve ülkeler.
      Âlem-i beşer: İnsan dünyası.
      Ahval: Haller, vaziyetler.
      Fesad: Bozgunculuk, karıştırıcılık, fenalık ve kötülük.
      Nev’-i beşer: İnsan türü.
      Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
      Emsal: Benzer.
      Tel’in: Lanetlemek, lanet etmek.

      Bu âyet, insanları bilhâssa müslümanları dikkate davet eder.

      Sual:
      Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir?
      Maslahat: Fayda, yarar.
      Binaen: Dayanarak, dayalı olarak.
      Kizb: Yalan, yalancılık, aldatıcılık.

      Cevab:
      Evet, kat’î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer’î vardır. Fakat hakikata bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vechile, mazbut ve miktarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünki mikdarı bir hadd altına alınmadığından sû’-i istimale uğrar. Maahâza bir şeyin zararı menfaatına galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terketmekte olur. Evet âlemde görünen bu kadar inkılablar ve karışıklıklar, zararın özür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahiddir. Fakat kinaye veya ta’riz suretiyle yani gayr-ı sarih bir kelime ile söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.
      Kat’î: Kesin.
      Zarurî: Zorunlu.
      Mesağ-ı şer’î: İslâm dininin izni.
      Hakikat: Gerçek.
      Bâtıl: Asılsız, yanlış ve yalan, gerçek dışı.
      Usûl-i şeriat: İslâm dininin temel kuralları.
      Takarrur: Kararlaşma, yerleşme, değişmeyecek şekilde kararlı duruma gelme.
      Mazbut: Belli, belirtilmiş, belirlenmiş.
      Muayyen: Kesin olarak belli olan. Kararlaştırılmış.
      Hüküm: Karar, emir, yargı.
      İllet: Temel sebep.
      Sû’-i istimal: Kötüye kullanma, yanlış yerde kullanma.
      Maahâza: Bununla beraber.
      Galebe: Üstün gelme, yenme.
      Mensuh: Geçerliliği kaldırılmış.
      Gayr-ı muteber: İtibarsız, değersiz, beğenilmeyen.
      İnkılab: Kökten değişiklik, başka hale geçme.
      Telakki: Kabul etmek, karşılamak.
      Kinaye: Gerçeği örtülü ve dolaylı yolla anlatma.
      Ta’riz: Dokunaklı konuşma, üstü kapalı şekilde yapılan sitem.
      Gayr-ı sarih: Açık olmayan, kapalı.

      Hülâsa:
      Yol ikidir: Ya sükût etmektir. Çünki söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır. Çünki İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hâssası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâm’ın nizamı, sıdktır. Nev’-i beşeri kâ’be-i kemalâta îsal eden, sıdktır. Ashab-ı Kiram’ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.

      Hülâsa: Özet.
      Sükût: Sessiz, suskun, susma.
      Sıdk: Doğruluk, doğru olma.
      Hâssa: Özellik.
      Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
      îsal: Ulaştırma, kavuşturma.
      Ahlâk-ı âliye: Yüksek ahlâk, yüce ve üstün ahlâk.
      Terakkiyat: İlerlemeler, yükselmeler.
      Mihver: Eksen, merkez.
      Nizam: Düzen. *Düzenleyici kanun.
      Nev’-i beşer: İnsan türü, insanlar.
      Kâ’be-i kemalât: Üstün özellikler ve her türlü olgunlukların merkezi.
      Tefevvuk: Üstünlük, üstün gelme.
      Muhammed-i Hâşimî: Arap milletinin Kureyş kabilesinin Haşim oğullarından olan Hz.Muhammed(asm).
      Meratib-i beşeriye: İnsana ait mertebeler, insanla ilgili dereceler.

      İşarat-ül İ’caz

      #817176
      Anonim

        Hakikat Çekirdekleri
        49- Bir tane sıdk, bir harman yalanları yakar. Bir tane hakikat, bir harman hayalata müreccahtır.

        “Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.”

        Mektubat

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.