• Bu konu 29 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 31)
  • Yazar
    Yazılar
  • #677298
    Anonim
      Konferans

      Teşrin-i Sâni 1950’de Ankara Üniversitesinde profesör ve meb’uslarımız ve Pakistanlı misafirlerimiz ve muhtelif fakülte talebelerinin huzurunda, Fakülte Mescidinde gece yarısına kadar devam eden bir mecliste verilen ve büyük bir alâka ve ehemmiyetle dinlenmiş olan bir konferanstır.

      besmele.jpg

      اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ blank.gif1

      İmân ve İslâmiyet âb-ı hayatına susamış kıymetli kardeşlerim,

      Evvela: İtiraf edeyim ki, bu konferansın verildiği kürsüde bulunmuş olmakitibariyle sizlerden farkım yoktur. Sizin bir kardeşinizim. Hem bu konferans, benim çok muhtaç olduğum gayet nâfî bir dersimdir. Muhatap kendimdir.

      Dersimimüzakere nev’inden, siz mübarek kardeşlerime okuyacağım. Kusurlar bendendir.Kemâl ve güzellikler, istifade ettiğim Risale-i Nur eserlerine aittir. Bir mânibaşımıza gelmezse, haftada bir defa olarak devam edeceğimiz dinî konferanslardan, bugün birincisi imâna dairdir. Çünkü, Bediüzzaman Said Nursî’nin Birinci Millet Meclisinde beyan ettiği gibi, “Kâinatta en yüksek hakikat imândır, imândan sonra namazdır.” Bunun için biz de konferansımızın Kur’ân, imân, Peygamberimiz Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz hakkında olmasınımünasip gördük. İkincisi de inşaallah namaz ve ibadete ait olacaktır.

      Bu mevzuları bize ders verecek bir eser aradık. Nihayet bu hayatî ve ebedîihtiyacımızı, asrımızın fehmine uygun ve ikna edici bir tarzda ders veren ve yarım

      [NOT]Dipnot-1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Efendimiz Muhammed’e (a.s.m.), bütün âl ve ashâbına salât ve selâm olsun.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
      [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Teşrin-i Sâni: Kasım ayı[/TD]
      [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ebedî: sonu olmayan sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
      [TD]evvela: öncelikle, ilk olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fehm: anlayış, kavrayış[/TD]
      [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]inşaallah: Allah’ın izniyle[/TD]
      [TD]istifade: yararlanma, faydalanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]itibariyle: özelliğiyle[/TD]
      [TD]kemâl: mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
      [TD]meb’us: milletvekili[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevzu: bahis, konu[/TD]
      [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâni: engel[/TD]
      [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müzakere: karşılıklı fikir söyleme, görüşme[/TD]
      [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nâfî: faydalı, yararlı[/TD]
      [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #804793
      Anonim

        asra yakındır, büyük bir itimat ve emniyete mazhar olmakla en mûteber dinî bir eser olan “Risale-i Nur”u intihap ettik. Şimdi, ilk konferansımızın niçin imânmevzuunda olduğunu izah ile bu eser ve müellifi hakkında gayet kısa olarakmalûmat vereceğiz. Şöyle ki:

        Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imânın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır. Hususan bu yirmi beş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münâfıkane ve çeşit çeşit maskeler altında imânın erkânına yapılan suikastlar pek dehşetli olmuştur, çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir.

        Halbuki, imânın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şüphe veya inkâr, dininteferruatında yapılan lakaytlıktan pek çok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki; şimdi en mühim iş, taklidî imânı tahkikî imâna çevirerek imânı kuvvetlendirmektir, imânı takviye etmektir; imânı kurtarmaktır. Herşeyden ziyadeimânın esasatıyla meşgul olmak kat’î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir. Bu, Türkiye’de böyle olduğu gibi, umum İslâm dünyasında da böyledir.

        Evet, temelleri yıptarılmış bir binanın odalarını tamir ve tezyine çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir faide temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir faide verebilir mi?

        İnsan, saray gibi bir binadır, temelleri erkân-ı imâniyedir. İnsan, bir şeceredir, kökü esâsât-ı imâniyedir. İmânın rükünlerinden en mühimmi, imân-ı billâhdır, Allah’a imândır. Sonra nübüvvet ve haşirdir. Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim, imân ilmidir. İlimlerin esası, ilimlerin şâhı ve padişahı, imân ilmidir.

        İmân, yalnız icmalî bir tasdikten ibaret değildir. İmânın çok mertebeleri vardır.Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imân ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî imânı elde eden bir kimsenin, imân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruzkalsa, o kasırgalar bu imân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur.

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
        [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]erkân: esaslar, şartlar (bk. r-k-n)[/TD]
        [TD]erkân-ı imâniye: imanın şartları, esasları (bk. r-k-n; e-m-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esasat: esaslar, temel prensipler[/TD]
        [TD]esâsât-ı imâniye: imanın esasları (bk. e-m-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]evvela: öncelikle, ilk olarak[/TD]
        [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hususan: özellikle[/TD]
        [TD]hâsıl: meydana gelme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icmalî: kısa, özet halinde (bk. c-m-l)[/TD]
        [TD]imân-ı billah: Allah’a iman (bk. e-m-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inkâr: kabul etmeme, yok sayma (bk. n-k-r)[/TD]
        [TD]intihap: seçme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]itimat: güven[/TD]
        [TD]izah: açıklama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kat’î: kesin[/TD]
        [TD]lâkaytlık: ilgisizlik, duyarsızlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]malûmat: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]maruz: uğrama, tesirinde kalma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
        [TD]mevzu: bahis, konu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mûteber: geçerli[/TD]
        [TD]mübrem: kaçınılmaz, vazgeçilmez[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müellif: yazar[/TD]
        [TD]mühim: önemli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mühimmi: önemlisi[/TD]
        [TD]münâfıkane: münâfıkça, iki yüzlü bir tavırla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
        [TD]rükün: esas, şart (bk. r-k-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahkikî: doğruluğunu araştırarak, araştırmaya dayanan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]taklidî: taklit ederek, araştırmaksızın[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]takviye: kuvvetlendirme, güçlendirme[/TD]
        [TD]tasdik: onaylama, doğrulama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tatbik: uygulama[/TD]
        [TD]tedbir: önlem (bk. d-b-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teferruat: ayrıntılar[/TD]
        [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]umum: bütün[/TD]
        [TD]zaruret: zorunluluk, gereklilik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [TD]şecere: ağaç[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #804794
        Anonim

          Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.

          İşte, bu hakikatlara binaen biz de tahkikî imânı ders vererek, imânı kuvvetlendirip insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur’ân ve imânhakikatlarını câmi’ bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı kat’iyetle lâzım ve elzem gördük. Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musibetler içine düşmek, şüphe götürmez bir hakikat halindedir. Bunun için yegâne kurtuluş çaremiz, Kur’ân-ı Hakîmin imânî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerimelerinitefsir eden yüksek bir Kur’ân tefsirine sarılmaktır.

          Şimdi, “Böyle bir eser, bu asırda var mıdır?” diye bir sualin içinizde hâsıl olduğu,nuranî bir heyecanı ifade eden simalarınızdan anlaşılmaktadır.

          Evet, bu çeşit ihtiyacımızı tam karşılayacak olan bir eseri bulmak için çok dikkat ve itina ile aradık. Nihayet, hem Türk gençliğine, hem umum Müslümanlara vebeşeriyete Kur’ânî bir rehber ve bir mürşid-i ekmel olacak bir eserin Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur eserleri olduğu kanaatına vardık. Bizimle beraber, buhakikata Risale-i Nur’la imânını kurtaran yüzbinlerle kimseler de şahittir.

          Evet, yirminci asırda küllî ve umumî bir rehberlik vazifesini görecek Kur’ânî bir eserin müellifinin, şu hususiyetleri haiz olmasını esas ittihaz ettik. Bu hâsiyetlerin de tamamıyla Risale-i Nur’da ve müellifi Bediüzzaman Said Nursî’de mevcutolduğunu gördük. Şöyle ki:

          Birincisi: Müellifin, yalnız Kur’ân-ı Hakîmi kendine üstad edinmiş olması…

          İkincisi: Kur’ân-ı Hakîm, hakiki ilimleri hâvi bir kitab-ı mukaddestir. Ve bütün asırlarda, insanların umum tabakalarına hitap eden ezelî bir hutbedir. Bunun için, Kur’ân’ı tefsir ederken, hakikatın sâfi olarak ifade edilmesi ve böylece hakiki birtefsir olması için, müfessirin kendi hususî meslek ve meşrebinin tesiri altında kalmamış ve hevesi karışmamış olması lâzımdır. Ve hem de Kur’ân’ın mânâlarınıkeşif ile tezahür eden Kur’ân hakikatlarının tesbiti için elzemdir ki, o

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
          [TD]câmi’: içine alan, kapsayan (bk. c-m-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
          [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
          [TD]elzem: çok lüzumlu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz (bk. e-z-l)[/TD]
          [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haiz: sahip olma[/TD]
          [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakiki: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hevesât: gelip geçici arzu ve istekler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hususiyet: özellik[/TD]
          [TD]hususî: özel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
          [TD]hâsıl: meydana gelme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâvi: ihtiva eden, içine alan[/TD]
          [TD]imânî: imanla, inanmayla ilgili (bk. e-m-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ittihaz: edinme, kabullenme[/TD]
          [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
          [TD]keşif: açığa çıkarma (bk. k-ş-f)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kitab-ı mukaddes: kutsal kitap (bk. k-t-b; ḳ-d-s)[/TD]
          [TD]küllî: kapsamlı, büyük (bk. k-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meslek: yol, usül[/TD]
          [TD]mevcut: var (bk. v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
          [TD]musibet: belâ, felâket, sıkıntı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müellif: yazar[/TD]
          [TD]müfessir: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse (bk. f-s-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mürşid-i ekmel: en mükemmel doğru yol gösterici (bk. r-ş-d; k-m-l)[/TD]
          [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]saadet: mutluluk[/TD]
          [TD]sebat: kararlılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]selâmet: esenlik (bk. s-l-m)[/TD]
          [TD]sima: yüz, çehre, görünüş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sâfi: saf, samimi, temiz (bk. ṣ-f-y)[/TD]
          [TD]tahkikî: doğruluğunu araştırarak, araştırmaya dayanan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tefsir: yorumlama; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
          [TD]tezahür: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]uhrevî: âhirete ait (bk. e-ḫ-r)[/TD]
          [TD]umum: bütün[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
          [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’an’ın herbir cümlesi (bk. k-r-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #804795
          Anonim

            müfessir zât, herbir fende mütehassıs geniş bir fikre, ince bir nazara ve tam birihlâsa mâlik bir allâme ve hem gayet âli bir deha ve nüfuzlu derin bir içtihad ve birkuvve-i kudsiyeye sahip olsun…


            Üçüncüsü: Kur’ân tefsirinin tam bir ihlâsla telif edilmiş olması ki, müellifin,Cenâb-ı Hakkın rızasından başka hiçbir maddî, mânevi menfaatı gaye edinmemesi ve bu ulvî hâletin müellifin hayatındaki vukuatlarda müşahede edilmiş olması…


            Dördüncüsü: Kur’ân’ın en büyük mu’cizelerinden birisi de, gençlik ve tazeliğinimuhafaza etmesidir. Ve o asırda inzal edilmiş gibi, her asrın ihtiyacını karşılayan bir vechesi olmasıdır. İşte, bu asırda meydana getirilen bir tefsirde, Kur’ân-ı Hakîmin asrımıza bakan vechesinin keşf edilip, avamdan en havassa kadar her tabakanın istifade edebileceği bir üslûpla izah ve ispat edilmiş olması…


            Beşincisi: Müfessirin Kur’ân ve imân hakikatlarını, cerh edilmez delil vehüccetlerle ispat ederek tedris etmesi. Yani, pozitivizmi (ispatiyecilik) bir esasittihaz etmiş olması…


            Altıncısı: Ders verdiği Kur’ânî hakikatların, hem aklı, hem kalbi, hem ruhu ve vicdanı tenvir ve tatmin ve nefsi musahhar etmesi ve şeytanı dahi ilzam edecek derecede kuvvetli ve gayet beliğ, nâfiz ve müessir olması..


            Yedincisi: Hakikatların derkine de mâni olan benlik, gurur, ucub ve enaniyet gibi kötü hasletlerden kurtarıp, tevazu ve mahviyet gibi yüksek ve güzel ahlâklara sahip kılması…


            Sekizincisi: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden bir allâmenin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetine ittiba etmiş olması ve ehl-i sünnet ve cemaat mezhebi

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]Kur’ânî: Kur’ân’a ait[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
            [TD]allâme: büyük âlim (bk. a-l-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]avâm: halk, sıradan insanlar[/TD]
            [TD]beliğ: belâğatli; sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söylenmesi (bk. b-l-ğ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cerh edilme: çürütülme[/TD]
            [TD]deha: olağanüstü zekâ sahibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]derk: anlama, algılama[/TD]
            [TD]ehl-i sünnet ve cemaat: Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk (bk. s-n-n; c-m-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]enaniyet: benlik[/TD]
            [TD]fen: bilim dalı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayet: son derece[/TD]
            [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
            [TD]havass: seçkinler, okumuşlar, bilginler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâlet: durum, hal[/TD]
            [TD]hüccet: delil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihlâs: samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
            [TD]ilzam: susturma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inzal edilme: indirilme (bk. n-z-l)[/TD]
            [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ittiba: tabi olma, uyma[/TD]
            [TD]ittihaz: edinme, kabullenme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]izah: açıklama[/TD]
            [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]keşfedilme: açığa çıkarılma (bk. k-ş-f)[/TD]
            [TD]kuvve-i kudsiye: kutsal güç (bk. ḳ-d-s)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahviyet: tevazu, alçakgönüllülük[/TD]
            [TD]menfaat: çıkar, yarar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mezheb: yol, usül (bk. ẕ-h-b)[/TD]
            [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]musahhar: boyun eğdirme[/TD]
            [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
            [TD]mâni: engel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müellif: yazar[/TD]
            [TD]müessir: tesirli, etkili[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müfessir: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse (bk. f-s-r)[/TD]
            [TD]mütehassıs: uzmanlaşmış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müşahede edilme: görülme (bk. ş-h-d)[/TD]
            [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
            [TD]nâfiz: etkili, hükmü geçen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nüfuzlu: derinlere işleyen[/TD]
            [TD]pozitivizm: gerçeğin deney ve gözlemle elde edilebileceği görüşünü savunan felsefî doktrin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
            [TD]tedris etmek: ders vermek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tefsir: yorumlama; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
            [TD]telif: yazma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
            [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ucub: kendini beğenme[/TD]
            [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vech: yön, yüz[/TD]
            [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âli: yüce, yüksek[/TD]
            [TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #804796
            Anonim

              üzere ilmiyle âmil olması ve âzami bir zühd ve takvâ ve âzami ihlâs ve dine hizmetinde âzami sebat, âzami sıdk ve sadâkat ve fedakârlığa, âzami iktisat vekanaata mâlik olması şarttır.

              Hülâsa olarak müfessirin, Kur’ânî risaleleriyle, Risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.)âzami takvâ ve âzami ubûdiyeti ve kuvve-i kudsiyesiyle de velâyet-i Ahmediyeninlemeâtına mazhar olmuş hâdim-i Kur’ân bir zât olması…

              Dokuzuncusu: Müfessirin, Kur’ânî ve şer’î meseleleri beyan ederken, şu veya butazyik ve işkenceyi nazara almayan, herhangi bir tesir altında kalarak fetvavermeyen ve ölümü istihkar edip, dünyaya meydan okuyacak bir imân kuvvetiylehakikatı pervasızca söyleyen İslâmî şecaat ve cesarete mâlik olan bir müfessirolması gerektir.

              Hem idam plânlarının tatbik edildiği ve birtek dinî risale neşrettirilmediğidehşetli bir devirde, bilhassa imhâ edilmesi ve söndürülmesi hedef tutulanKur’ânî, şer’î esasatı telif ve neşretmiş olduğu meydanda olmakla bir mürşid-i kâmil ve İslâmın, bu asırda hakiki bir rehber-i ekmeli ve Kur’ân’ın muteber birmüfessir-i âzamı olmuş olması lâzımdır.

              İşte bu zamanda, yukarıda mezkûr dokuz şart ve hususiyetlerin, müellif Said Nursî’de ve eserleri olan Nur Risalelerinde ayniyle mevcut olduğu, hakiki vemütebahhir ulema-i İslâmın icma ve tevatür ve ittifakıyla sabit olmuştur. Ve hemintibaha gelmekte olan bu millet-i İslâmiyece, Avrupa ve Amerikaca mâlûm vemusaddaktır.

              İşte arkadaşlar, biz, böyle bir tefsir-i Kur’ân arıyor ve böyle bir müfessiristiyorduk.


              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Amerika: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kur’ânî: Kur’ân’la ilgili[/TD]
              [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
              [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]devir: dönem[/TD]
              [TD]esasat: esaslar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fetvâ: dinî hüküm, karar[/TD]
              [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakiki: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]hususiyet: özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâdim-i Kur’ân: Kur’ân hizmetçisi[/TD]
              [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]icma: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
              [TD]ihlâs: samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iktisat: tutumluluk[/TD]
              [TD]imha: yok etme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]intibah: uyanış[/TD]
              [TD]istihkar: küçümseme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
              [TD]kanaat: kısmetine razı olma, yetinme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kuvve-i kudsiye: kutsal duygu (bk. ḳ-d-s)[/TD]
              [TD]lemeât: parıltılar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
              [TD]mevcut: var olma (bk. v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
              [TD]millet-i İslâmiye: İslâm milleti (bk. s-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]musaddak: doğrulanan (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
              [TD]muteber: geçerli, itibar edilen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
              [TD]mâlûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müellif: yazar[/TD]
              [TD]müfessir: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse (bk. f-s-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müfessir-i âzam: büyük müfessir; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan kimse (bk. f-s-r; a-ẓ-m)[/TD]
              [TD]mürşid-i kâmil: çok olgun yol gösterici (bk. r-ş-d; k-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mütebahhir: ilmi derin olan, çok bilgili[/TD]
              [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]neşr: yazma, yayımlama[/TD]
              [TD]pervasız: korkusuz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rehber-i ekmel: en mükemmel rehber (bk. k-m-l)[/TD]
              [TD]risale: kitap (bk. r-s-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]risalet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in peygamberliği (bk. r-s-l; ḥ-m-d)[/TD]
              [TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sebat: kararlılık[/TD]
              [TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y)[/TD]
              [TD]tatbik: uygulama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tazyik: baskı[/TD]
              [TD]tefsir-i Kur’ân: Kur’ân tefsiri; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]telif: yazma[/TD]
              [TD]tesir: etki[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
              [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulema-i İslâm: İslâm âlimleri (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
              [TD]velâyet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zühd: Allah korkusuyla günahlardan kaçınıp kendini ibadete verme[/TD]
              [TD]âmil: amel eden, iş gören, davranan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âzami: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
              [TD]şecaat: yiğitlik, cesurluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şer’î: şeriatla ilgili, Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümlerle ilgili (bk. ş-r-a)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #804797
              Anonim

                Kıymetli kardeşlerim! Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi imânı kurtarmak veya kaybetmek dâvâsıdır. Umumî harpler, beşere intibah vermiş, dünya hayatının fâniliğini ihtar etmiştir ve bâkî bir âlemde, ebedî bir saadet içinde yaşamak hissini uyandırmıştır. Elbette böyle muazzam bir dâvâyı, şaşırtıcı ve aldatıcı bir zamanda kazanabilmek için, bir dâvâ vekili bulmaktaHAŞİYE-1AŞİYE çok dikkatli olmamız lâzımdır. Bunun için tetkikatımızı biraz daha genişleteceğiz. Şöyle ki:

                Asrımızdan evvelki İslâmiyetin ilm-i kelâm dâhileri ve dinimizin hârika imamları ve Kur’ân-ı Hakîmin dâhi müfessirlerinin vücuda getirdikleri eserler kıymet takdiri mümkün olmayacak derecede kıymettardır. O zâtlar, İslâmiyetin birer güneşidirler. Fakat bu zaman, o büyük zâtların yaşadığı zaman gibi değildir.

                Eski zamanda, dalâlet, cehaletten geliyordu. Bunun yok edilmesi kolaydır. Bu zamanda dalâlet—Kur’ân ve İslâmiyete ve imâna taarruz—fen ve felsefe ve ilimden geliyor. Bunun izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım, binden bir bulunuyordu; bulunanlardan, ancak binden biri, irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar.

                Hem, bundan evvelki asırlarda, müsbet ilimlerin, yirminci asırdaki kadar terakkietmemiş olduğu mâlûmunuzdur. Şu halde, bu asırda dünyaya yayılmış olan dinsizlik ve maddiyunluğu kökünden yıkabilmek, hak ve hakikat yolunu gösterip, beşerisırat-ı müstakîme kavuşturmak, imânı kurtarabilmek için, ancak ve ancak Kur’ân-ı Hakîmin bu asra bakan vechesini keşfedip, umumun müstefid olabileceği bir şekilde tefsir edilmesi elbette bu asırda kabil olacaktır.

                İşte, Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân-ı Kerimdeki bu asrın muhtaç olduğuhakikatları keşfedip, Nur Risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve izah etmek muvaffakiyetine mazhar olmuştur. Bunun içindir ki, Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.

                [NOT]Haşiye-1
                AŞİYE Bu zamanda, böyle bir dâvâ vekilinin, Risale-i Nur olduğuna Risale-i Nur’la imânlarını kurtaran milyonlarca kimseler şahittir.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]beşer: insanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi kimse[/TD]
                [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]emsal: benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [TD]evvelki: önceki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
                [TD]hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]harp: savaş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                [TD]his: duygu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
                [TD]ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı (bk. a-l-m; k-l-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]intibah: uyanış[/TD]
                [TD]irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]izah: açıklama[/TD]
                [TD]izale: giderme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
                [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak (bk. k-ş-f)[/TD]
                [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maddiyyunluk: maddecilik, materyalizm[/TD]
                [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâlûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan kimse (bk. f-s-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müsbet: olumlu, pozitif[/TD]
                [TD]müstefid: faydalanan, yararlanan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müşkül: zor[/TD]
                [TD]nisbet: ölçü, oran (bk. n-s-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [TD]sırat-ı müstakîm: dosdoğru yol[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                [TD]tefsir: açıklama, yorumlama (bk. f-s-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                [TD]tetkikat: araştırmalar, incelemeler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umumî: genel[/TD]
                [TD]vech: yön, yüz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şâheser: büyük eser, baş yapıt[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #804798
                Anonim

                  Ve yine Risale-i Nur’daki bu imtiyazdan dolayıdır ki, bu mübarek İslâm milletinden milyonlarca bahtiyar kimseler, tercihan ve ziyade bir ihtiyaç duyarak, büyük bir iştiyak ve sevgiyle senelerce devam eden tazyikatlar içerisinde Risale-i Nur’u okumuşlardır.

                  Hem Risale-i Nur ihtiyaç zamanında telif edildiğinden Türkiye ve İslâm dünyası genişliğinde gelişmiş ve dünyayı alâkadar eden bir imtiyaza mazhar olduğunu gözlere göstermiştir…

                  Kıymetli kardeşlerim,

                  Said Nursî kırk sene evvel İstanbul’da iken, “Kim ne isterse sorsun” diye,hârikulâde bir ilânat yapmıştır. Bunun üzerine o zamanın meşhur âlim veallâmeleri, Bediüzzaman’ın hücresine kafile kafile gidip, her nev’i ilimlere vemuhtelif mevzulara dair sordukları en müşkil, en muğlâk sualleri Bediüzzaman duraklamadan doğru olarak cevaplandırmıştır.

                  Böyle had ve hududu tayin edilmeyen, yani “şu veya bu ilimde veya mevzuda, kim ne isterse sorsun” diye bir kayıt konulmadan ilânat yapmak ve neticede daimamuvaffak olmak, beşer tarihinde görülmemiş ve böyle ihâtalı ve yüksek bir ilme sahip böyle bir İslâm dâhisi, şimdiye kadar zuhur etmemiştir; Asr-ı Saadetmüstesna…

                  Hattâ o zamanlarda, Mısır Câmiü’l-Ezher Üniversitesi reislerinden meşhur Şeyh Bahît Efendi, İstanbul’a bir seyahat için geldiğinde, Kürdistan’ın sarp, yalçın kayaları arasından gelerek, İstanbul’da bulunan Bediüzzaman Said Nursî’yi ilzamedemeyen İslâm uleması, Şeyh Bahît’den bu genç hocanın (Bediüzzaman’ın) ilzamedilmesini isterler. Şeyh Bahît de, bu teklifi kabul ederek bir münazara zemini arar. Ve bir namaz vakti Ayasofya Camiinden çıkılıp “çayhâne”ye oturulduğunda, bunu fırsat telâkki eden Şeyh Bahît Efendi, Bediüzzaman Said Nursî’ye hitaben: مَاتَقُولُ فِى حَقِّ اْلاَوْرُبَائِيَّةِ وَالْعُثْمَانِيَّةِ yani: “Avrupa ve Osmanlı Devleti hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?”

                  Şeyh Bahît Efendi Hazretlerinin bu sualden maksadı, Bediüzzaman Said Nursî’nin, şek olmayan bir bahr-i umman gibi ilmini ve ateş pâre-i zekâsını tecrübe

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Asr-ı Saadet: Peygamberimiz (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı[/TD]
                  [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Câmiü’l-Ezher Üniversitesi: Mısır’da bulunan, İslâm dünyasının en önemli ve en eski sayılan üniversitesi[/TD]
                  [TD]allâme: büyük âlim (bk. a-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                  [TD]ateşpâre-i zekâ: ateş saçan zekâ; çok süratli ve keskin anlayış sahibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bahr-i umman: Hint Okyanusu; çok büyük denizler gibi engin ve derin[/TD]
                  [TD]bahtiyar: talihli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]beşer: insanlık[/TD]
                  [TD]dâhi: son derece zeki; dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]had: sınır[/TD]
                  [TD]hârikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı derecede[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hücre: oda[/TD]
                  [TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ilzam: susturma[/TD]
                  [TD]ilânat: ilânlar, duyurular[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]imtiyaz: fark, ayrıcalık[/TD]
                  [TD]iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kafile: grup[/TD]
                  [TD]kayıt: sınır[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maksad: gaye, amaç (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                  [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevzu: konu, bahis[/TD]
                  [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                  [TD]muğlâk: zor anlaşılır[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mübarek: bereketli, uğurlu (bk. b-r-k)[/TD]
                  [TD]münazara: tartışma (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müstesna: dışında[/TD]
                  [TD]müşkil: zor, güç[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
                  [TD]tayin: belirleme, belirli kılma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tazyikat: baskılar, sıkışmalar[/TD]
                  [TD]tecrübe: deneme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]telif: yazma, kaleme alma[/TD]
                  [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tercihan: tercih olarak[/TD]
                  [TD]ulema: âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zemin: yer, ortam[/TD]
                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                  [TD]İstanbul: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Şeyh Bahît Efendi: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]şek: şüphe[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #804799
                  Anonim

                    etmek değildi. Zaman-ı istikbâle ait şiddet-i ihâtasını ve idare-i âlemdeki siyasetini anlamak fikrinde idi.Buna karşı, Bediüzzaman’ın verdiği cevap şu oldu:

                    اِنََّ اْلاَوْرُوبَا حَامِلَةٌ بِاْلاِسْلاَمِيَّةِ فَسَتَلِدُ يَوْمًا مَا وَاِنَّ الْعُثْمَانِيَّةَ حَامِلَةٌ بِاْلاَوْرُوبَائِيَّةِ فَسَتَلِدُ اَيْضًا يَوْمًا مَا


                    yani, “Avrupa bir İslâm devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa devletine hâmiledir. Birgün gelip doğuracaklardır.”

                    Bu cevaba karşı, Şeyh Bahît Hazretleri, “Bu gençle münazara edilmez, ben de aynı kanaatta idim. Fakat bu kadar veciz ve beligâne bir tarzda ifade etmek, ancak Bediüzzaman’a hastır” demiştir. Nitekim, Bediüzzaman’ın dediği gibi,ihbaratın iki kutbu da tahakkuk etmiş. Bir iki sene sonra Meşrutiyet devrinde,şeâir-i İslâmiyeye muhalif çok âdât-ı ecnebiyeyi ahzetmek ve gittikçe Türkiye’de yerleştirmekle, ve şimdi Avrupa’da Kur’ân’a ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhassa bahtiyar Alman milletinde, fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hadiseler, o ihbarı tamamıyla tasdik etmişlerdir.

                    İşte, büyük ulemâ-i İslâm ve meşâyih-ı kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki, Bediüzzaman ne söylerse hakikattır. Bediüzzaman’ın eserleri sünuhat-ı kalbiye olup, cumhur-u ulemânın tasdik ve takdirine mazhardır.

                    Ehl-i ilim, ehl-i tasavvuf ve ehl-i mektep ve fen, Bediüzzaman’ın eserlerinden sadece istifaza ve istifade ederler. Evet, üç aylık bir tahsili bulunan ve kırk seneden beri Kur’ân-ı Kerimden başka bir kitapla iştigal etmeyen, yüz otuzu Türkçe, on beşi Arapça olan eserlerini telif ederken hiçbir kitaba müracaatetmediği, henüz hayatta olan kâtipleri tarafından şehâdet edilen, esasen kütüphanesi de bulunmayan, yarım ümmî bir zât, öyle misilsiz bir ilânatla, ulûm-u cedide de dahil

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]ahzetmek: almak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bahtiyar: talihli[/TD]
                    [TD]beligâne: beliğ bir şekilde, noksansız ve güzel bir şekilde (bk. b-l-ğ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [TD]cumhur-u ulemâ: âlimlerin çoğunluğu (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                    [TD]ehl-i mektep ve fen: okumuş ve ilim ehli kimseler (bk. k-t-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i tasavvuf: tasavvuf ehli; kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
                    [TD]fevç fevç: akın akın[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [TD]hazret: saygıdeğer (saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüsn-ü alâka: güzel ilgi (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [TD]idare-i âlem: dünyanın idaresi (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihbar: haber verme[/TD]
                    [TD]ihbarat: haber vermeler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ilânat: ilânlar, duyurular[/TD]
                    [TD]istifade: yararlanma, faydalanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istifaza: feyizlenme, mânevî olarak gıdalanma (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                    [TD]iştigal: meşgul olma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
                    [TD]kutb: esas[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâtip: yazıcı (bk. k-t-b)[/TD]
                    [TD]mazhar: erişen, nâil olan (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meşrutiyet: başında hükümdar bulunmakla birlikte seçimle kurulan bir yasama meclisine dayanan, yürütmesi denetime açık anayasal idare şekli; Osmanlılarda 1876 anayasasıyla başlayan, 1908 değişikliğiyle devam eden hukukî ve siyasi döneme verilen ad[/TD]
                    [TD]meşâyih-ı kiram: izzet ve ikram sahibi şeyhler (bk. k-r-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misilsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                    [TD]muhalif: zıt, aykırı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]münazara: tartışma (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [TD]müracaat: başvurma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sünuhat-ı kalbiye: Allah’ın yardımıyla kalbe gelen mânâlar[/TD]
                    [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
                    [TD]takdir: beğeniyi dile getiren ifade (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                    [TD]tecrübe: deneme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]telif etme: yazma[/TD]
                    [TD]ulemâ-i İslâm: İslâm âlimleri (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ulûm-u cedide: yeni ve modern ilimler (bk. a-l-m)[/TD]
                    [TD]veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz (bk. v-c-z)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zaman-ı istikbâl: gelecek zaman[/TD]
                    [TD]âdât-ı ecnebiye: yabancı âdetler, alışkanlıklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ümmî: okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş[/TD]
                    [TD]Şeyh Bahît: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehâdet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [TD]şeâir-i İslâmiye: İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler (bk. ş-r-a; s-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şiddet-i ihâta: anlama, kavrama gücünün şiddeti[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #804800
                    Anonim

                      mütenevvi ilimlerde, yüksek âlimler ve büyük mürşidlerle, genç yaşında yaptığımünazaraların hepsinde muvaffak olduğu meydanda bulunan, ittifaklı olan meseleleri tasdik ve ihtilaflı olanları tashih eden, kendisi için “Bediüzzaman’ın cevap veremeyeceği bir sual yoktur” diye allâmeler tarafından tasdik edilen veAvrupa’nın bir kısım idrâksiz ve garazkâr feylesoflarının, müteşâbih âyet-i kerimeve hadis-i şeriflere yaptığı taarruzlarını, o âyet ve hadislerin birer mu’cizeolduğunu eserleriyle ispat ederek itirazlarını kökünden yıkan ve böylece evhama düşürülen bazı ehl-i ilmi de kurtarıp, İslâmiyete olan hücumları akîm bırakan Said Nursî gibi bir müellifin, elbette dâhi bir müfessir-i Kur’ân ve onun ilminin vehbî vevâsî olduğuna, eserleri olan Nur Risalelerinin bir hayat boyunca okumaya lâyık harika bir şaheser olduğuna şüphe edilemez.

                      Müteyakkız kardeşlerim! Hem bizim, hem İslâm dünyasının ebedî hayatınınnecatını, kurtulmasını temin edecek ve bizi tenvir ve irşad ederek dalâlettenmuhafaza edecek bir eser intihab etmekte, bu kadar dikkatli olmamız çok lüzumludur. Çünkü bu zamanda, türlü türlü aldatmalarla, perde arkasından İslâm gençliğini yoldan çıkarmaya çalışıyorlar.

                      Bir eser okunacağı veya bir söz dinleneceği zaman, evvela

                      مَنْ قَالَ وَلِمَنْ قَالَ وَلِمَ قَالَ وَفِيمَا قَالَ

                      yani: “Kim söylemiş? Kime söylemiş? Niçin söylemiş? Ne makamda söylemiş?” olan bir kaide-i esasiyeyi nazar-ı itibara almalı. Evet, kelâmın tabakatının ulviyeti, güzelliği ve kuvvetinin menbaı, şu dört şeydir: Mütekellim, muhatap, maksat vemakam. Yoksa, her ele geçen kitap okunmamalı, her söylenen söze kulak vermemelidir. Meselâ, bir kumandanın, bir orduya verdiği arş emriyle, bir neferinarş sözü arasında ne kadar fark vardır. Birincisi, koca bir orduyu harekete getirir; aynı kelâm olan ikincisi, belki bir neferi bile yürütemez.

                      İşte, bu dört esastan dolayı ve hem Said Nursî’ye karşı kalblerinde büyük bir sevgi taşıyan yüz binlerle kimseler, sevgiyle üstadlarının en küçük haline dahi,

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [TD]akîm: neticesiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]allâme: büyük âlim (bk. a-l-m)[/TD]
                      [TD]arş: haydi ileri! (bk. a-r-ş)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                      [TD]dâhi: son derece zeki; dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                      [TD]ehl-i ilm: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                      [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]garazkâr: kötü niyet sahibi, art niyetli[/TD]
                      [TD]hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]idrâk: anlayış, kavrayış[/TD]
                      [TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intihab etmek: seçmek[/TD]
                      [TD]irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ittifak: birlik, birleşme[/TD]
                      [TD]kaide-i esasiye: temel kural[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kelâm: ifade, söz (bk. k-l-m)[/TD]
                      [TD]makam: konum[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maksat: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                      [TD]menba: kaynak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                      [TD]muhatap: kendisine karşı konuşulan (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                      [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müellif: yazar[/TD]
                      [TD]müfessir-i Kur’ân: Kur’ân’ı mânâ yönüyle tefsir eden, açıklayıp yorumlayan kimse (bk. f-s-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münazara: tartışma (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [TD]mürşid: irşad edici, doğru yolu gösterici (bk. r-ş-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mütekellim: konuşan (bk. k-l-m)[/TD]
                      [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müteyakkız: uyanık, dikkatli[/TD]
                      [TD]müteşâbih: mânâsı açık olmayan âyet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazar-ı itibar: dikkate değer gören bakış, dikkate alma (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [TD]necat: kurtuluş (bk. n-c-v)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nefer: asker, er[/TD]
                      [TD]risale: kitap (bk. r-s-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                      [TD]tabakat: tabakalar, dereceler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                      [TD]tashih: düzeltme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
                      [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vehbî: Allah vergisi[/TD]
                      [TD]vâsî: geniş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’an’ın herbir cümlesi (bk. k-r-m)[/TD]
                      [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şâheser: üstün ve büyük eser[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #804801
                      Anonim

                        büyük bir ehemmiyet vererek onları öğrenip ittiba etmek, uymak arzusunu taşıdıklarından, buradaki bir kısım kardeşlerimiz, üstadımızın hayatı, eserleri,meslek ve meşrebi hakkında malûmat verilmesini ısrarla istediler.

                        Fakat, Bediüzzaman gibi bir zâtın hayatı ve eserleri ve seciyelerini tam ifade edemeyeceğiz. Bu hakikat, basiretli ehl-i ilim olan ediplerce de itiraf edilmiş olduğundan bu hizmet, bizim haddimizden çok uzaktır. Hem Bediüzzaman hakkındamalûmat almak isteyen kardeşlerimize, bunun ancak ve ancak Risale-i Nur Külliyatını dikkat ve devamla okumak suretiyle mümkün olduğunu arz ederiz.

                        Aziz kardeşlerim,

                        Bu mübarek vatan ve milletin ve âlem-i İslâmın ebedî saadetini ve kurtuluşunu ve dolayısıyla yeryüzünde umumî sulh ve selâmeti temin edecek bir inâyet vekudrete mâlik olan Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisinde şöyle gayet sağlam kuvvetler toplanmış ve imtizac etmiştir.

                        1. Yüksek bir kuvvet ve bütün kemâlâtın üstadı olan hakikat-ı İslâmiye.
                        2. Şehâmet-i imâniye. Yani tezellül etmemek, biçarelere tahakküm ve tekebbüretmemek.
                        3. Müslümanlığın insana verdiği izzet ve şeref, terakki ve teâlinin en mühimâmili olan izzet-i İslâmiye.

                        Arkadaşlar! Şu mealde bir hadis-i şerif var ki: “Hakiki âlimler, zâlim hükümdarlara karşı hak ve hakikatı pervasızca söyleyen âlimlerdir.” İşte biz, ancak böyle ve muttaki bir allâmenin söz ve eserlerine itimat edebiliriz.

                        Asrımızda ise, hayatındaki vâkıalar ve eserleriyle bu hadis-i şerife mâsadak olan Risale-i Nur meydandadır. Müellif Bediüzzaman dinî mücahedesi ve Kur’ân’a hizmetinde ve ubûdiyetinde, Resul-i Ekremin Aleyhissalâtü Vesselâm sünnet-i

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                        [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]allâme: büyük âlim (bk. a-l-m)[/TD]
                        [TD]arz: söyleme, ifade etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]aziz: çok değerli, izzetli (bk. a-z-z)[/TD]
                        [TD]basiretli: ileri görüşlü, ferasetli (bk. b-ṣ-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                        [TD]ebedî: sonu olmayan sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                        [TD]gayet: son derece[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]had: yetki, sınır[/TD]
                        [TD]hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranışlar (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat-ı İslâmiye: İslâm hakikatleri, gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-l-m)[/TD]
                        [TD]hakiki: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]imtizac: birleşme, kaynaşma[/TD]
                        [TD]inâyet: yardım, ihsan, iyilik (bk. a-n-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]itimat etme: güvenme[/TD]
                        [TD]ittiba etmek: tabi olmak, uymak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]izzet: değer, itibar, yücelik (bk. a-z-z)[/TD]
                        [TD]izzet-i İslâmiye: İslâmın izzeti, şeref ve yüceliği (bk. a-z-z; s-l-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâlât: mükemmellik, üstün özellikler (bk. k-m-l)[/TD]
                        [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]malumât: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
                        [TD]meslek: yol, usül[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
                        [TD]muttaki: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                        [TD]mâsadak: bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k)[/TD]
                        [TD]mücahede: cihad etme, din uğrunda çaba harcama (bk. c-h-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müellif: yazar[/TD]
                        [TD]mühim: önemli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]pervasızca: korkmadan, çekinmeden[/TD]
                        [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]seciye: üstün özellikler, karakter[/TD]
                        [TD]selâmet: esenlik, güven (bk. s-l-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sulh: barış (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                        [TD]tahakküm: zorla hükmetme, baskı ve zorbalık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tekebbür: büyüklenme (bk. k-b-r)[/TD]
                        [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme[/TD]
                        [TD]teâli: yücelme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
                        [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vâkıa: olay[/TD]
                        [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âmil: sebep[/TD]
                        [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şahs-ı mânevî: mânevî şahıs; belli bir ideal veya bir gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik (bk. a-n-y)[/TD]
                        [TD]şehâmet-i imâniye: imandan gelen cesaret, yiğitlik (bk. e-m-n)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #804802
                        Anonim

                          seniyesine tam ittiba etmiş bir mücahittir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü VesselâmEfendimiz, dünyanın en muazzam siyasî hadisesi olan Bedir muharebesinde,sahabe-i kirâma, nöbet nöbet cemaatla namaz kıldırmıştır. Yani, vâcip olmayan,hususan, muharebe zamanında terk edilebilen, “cemaatla namaz kılmak” gibi birhayrı, dünyanın en büyük siyasî vak’asına tercih etmiştir, üstün tutmuştur. Ufak bir sevabı, harp cephesinin o dehşetleri içinde dahi terk etmemiştir.

                          Bediüzzaman, gönüllü alay kumandanı olarak katıldığı Rus harbinde, harp cephesinde, avcı hattında, Kur’ân’ın bir kısmının tefsiri olan meşhur Arabîİşârâtü’l-İ’câz tefsirini telif etmiş ve bu eser-i azîm, âlem-i İslâmda en büyük âlimlerin takdir ve tahsinine mazhar olmuş ve tam anlamaktan âciz kaldıklarını ve öyle bir tefsir görmediklerini itiraf etmişlerdir ki, Kur’ân-ı Kerim’in en ince nükteve en derin meselelerini ve misilsiz i’câz ve hârikulâde yüksek belâğat vefesâhatını izhar ve ispat etmiştir. Hattâ bir harfin nüktesini izhâr ederken, avcı ateş hattında, düşman topları zihnini ondan çevirememiş, harbin dağdağa vedehşetleri mâni olamamıştır.

                          Ezân-ı Muhammedî’nin (a.s.m.) yasak edildiği ve bid’aların cebren umuma yaptırıldığı zulümatlı ve dehşetli bir devirde, Nur talebeleri, o uydurma ezanı okumamışlar ve böyle bid’alara karşı, kendilerini kahramanca muhafaza ederekbid’alara girmemişlerdir.

                          İmân ve İslâmiyetin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı ve bir âlimin gizliden gizliye dahi bir tek dinî eser neşredemediği fecaat devrinde, Bediüzzaman nefyedildiği yerlerde, zâlim müstebitlerin tarassudat ve tazyikatı içinde, gizliden gizliye yüz otuz adet imânî eser telif ve neşretmiştir. Bununla beraber, geceleri pek az bir uykudan sonra, esaret altında inleyen İslâm milletlerinin necat ve salâhı için dualar etmiş, dergâh-ı İlâhiyeye iltica ederek yalvarmıştır.

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                          [TD]Arabî: Arapça[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Bedir Muharebesi: Bedir Savaşı; Peygamberimizin (a.s.m.) Medine’ye hicretinden sonra, 624 tarihinde Mekkeli müşriklerle yapılan ve Müslümanların galibiyetiyle sonuçlanan savaş[/TD]
                          [TD]Ezân-ı Muhammedî (a.s.m.): Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin ezanı; tevhidi ilan etmek amacıyla yüksek sesle yapılan kutsal davet (bk. ḥ-m-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
                          [TD]belâğat: maksada ve hale uygun düzgün ve güzel söz söyleme (bk. b-l-ğ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bid’a: aslen dinde olmayıp sonradan dine aykırı şekilde ortaya çıkan şeyler (bk. b-d-a)[/TD]
                          [TD]cebren: zorla[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dağdağa: kargaşa, karışıklık[/TD]
                          [TD]dehşet: korku, ürküntü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                          [TD]dergâh-ı İlâhî: Cenab-ı Allah’ın rahmet kapısı (bk. e-l-h)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]eser-i azîm: büyük eser (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]fecaat: felâket, yürekler acısı kötü durum[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fesâhat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması (bk. f-ṣ-ḥ)[/TD]
                          [TD]hayr: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hususan: özellikle[/TD]
                          [TD]hârikulâde: olağanüstü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iltica: sığınma[/TD]
                          [TD]ittiba: tabi olma, uyma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                          [TD]i’câz: mu’cizelik, başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma (bk. a-c-z)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                          [TD]misilsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muazzam: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muharebe: harp, savaş[/TD]
                          [TD]mücahit: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan kimse (bk. c-h-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müstebit: diktatör[/TD]
                          [TD]necat: kurtuluş (bk. n-c-v)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nefy: sürgün[/TD]
                          [TD]neşr: yayma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                          [TD]sahabe-i kirâm: cömertlik ve şeref sahibi sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler (bk. k-r-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]salâh: düzelme, iyileşme (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                          [TD]sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahsin: beğenme, güzelliğini ilân etme (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                          [TD]takdir: beğeniyi dile getiren ifade (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tarassudat: gözlemeler[/TD]
                          [TD]tazyikat: baskılar, sıkıştırmalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
                          [TD]telif: yazma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]umum: genel, herkes[/TD]
                          [TD]vak’a: hadise, olay[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vâcip: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan emir (bk. v-c-b)[/TD]
                          [TD]zulümatlı: karanlıklı (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
                          [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)

                          [/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #804803
                          Anonim

                            Evet, Hazret-i Üstad, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin sünnet-i seniyesine tam iktidâ etmiştir.

                            Bediüzzaman’ın bu hâli de, bütün İslâm mücahitlerine ve umum Müslümanlara bir örnektir. Yani, cihad ile ubûdiyet ve takvâyı beraber yapıyor, birini yapıp, diğerini ihmâl etmiyor. Cebbar ve zâlim din düşmanlarının plânıyla hapishanelere sevk edilip, tecrid-i mutlakta ve gayet soğuk bir odada bırakılması ve şiddetli soğukların ve hastalıkların ızdırapları ve titremeleri ve ihtiyarlığın takatsızlıkları içinde bulunması dahi telifata noksanlık vermemiştir.

                            Sıddık-ı Ekber (radiyallahü anh) demiştir ki: “Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki, ehl-i imâna yer kalmasın.” Bediüzzaman, bu gayet ulvî seciyenin birlem’acığına mazhar olmak için, “Birkaç adamın imânını kurtarmak için Cehenneme girmeye hazırım” diye fedakârlığın şâhikasına yükselmiş ve böyle olduğu, Kur’ân ve İslâmiyetin fedâî ve muhlis bir hâdimi olduğu, seksen senelik hayatınınşehadetiyle sabit olmuştur.

                            Kur’ân ve imân hizmeti için Bediüzzaman’ın haysiyetini, şerefini, ruhunu, nefsini, hayatını fedâ ettiği, mâruz kaldığı o kadar şedid zulüm ve işkencelere ve giriftâredildiği çok musibet ve belalara karşı gösterdiği son derece sabır, tahammül veitidâl, birer şâhid-i sâdık hükmündedirler.

                            Bediüzzaman, Kur’ân, imân, İslâmiyet hizmeti için, dünyevî rahatlıklarını fedâ etmiş; dünyevî, şahsî servetler edinmemiş, zühd ve takvâ ve riyâzet, iktisad vekanaatla ömür geçirerek dünya ile alâkasını kesmiştir.

                            Bu cümleden olarak, Müslümanların refah ve saadeti için, bütün ömür dakikalarını sırf imân hizmetine vakf ve hasretmek ve ihlâsa tam muvaffak olmak için, kendini dünyadan tecrit ederek mücerret kalmıştır. Evet, Bediüzzaman imân ve İslâmiyet hizmeti için herşeyden bu derece fedakârlık yapan, fakat bütün bunlarla beraber ubûdiyet, zühd ve takvâda da bir istisna teşkil eden tarihî bir İslâm fedâisi ve Kur’ân-ı Hakîmin muhlis bir hâdimi payesine yükselmiştir.

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                            [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
                            [TD]Sıddık-ı Ekber: Hz. Peygambere bağlılıkta en ileride olan, Hz. Ebûbekir (bk. ṣ-d-ḳ; k-b-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cebbar: zorba, zalim (bk. c-b-r)[/TD]
                            [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama (bk. c-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                            [TD]ehl-i iman: iman sahibi, inanan (bk. e-m-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fedâî: fedakâr, kendini bir hizmete adayan[/TD]
                            [TD]giriftar: tutulmuş, yakalanmış[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hasretmek: özgü kılmak[/TD]
                            [TD]haysiyet: itibar, şeref, değer[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
                            [TD]ihlâs: samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iktidâ: uyma[/TD]
                            [TD]iktisad: tutumluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itidâl: her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama[/TD]
                            [TD]kanaat: Allah’ın nasip ettiği rızka razı olma, yetinme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]lem’a: parıltı[/TD]
                            [TD]maruz: tesirinde kalmış olan, etki karşısında bulunan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mazhar: erişen, nâil olan (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                            [TD]muhlis: samimi, ihlâslı; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözeten (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                            [TD]mücahit: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan kimse (bk. c-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mücerret: yalnız, tek başına, bekâr[/TD]
                            [TD]nefis: kişinin kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]paye: mertebe, rütbe[/TD]
                            [TD]radiyallahü anh: Allah ondan razı olsun[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]riyâzet: gelip geçici şeylerden nefsi çekerek, kanaat içinde yaşama; ilim, ibadet ve fikirle meşgul olma[/TD]
                            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]seciye: karakter, üstün özellik[/TD]
                            [TD]sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahammül: katlanma, dayanma[/TD]
                            [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                            [TD]tecrit: soyutlama, ayırma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]telifat: yazmalar[/TD]
                            [TD]teşkil: oluşturma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
                            [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [TD]vakf: adama, bağışlama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zühd: Allah korkusuyla günahlardan kaçınıp kendini ibadete verme[/TD]
                            [TD]ızdırap: aşırı sıkıntı, elem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şedid: şiddetli[/TD]
                            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şâhid-i sâdık: doğru şahit (bk. ş-h-d; ṣ-d-ḳ)[/TD]
                            [TD]şâhika: zirve

                            [/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #804804
                            Anonim

                              Bediüzzaman’ın, Risale-i Nur dâvâsında öyle bir itmi’nânı, öyle bir sıdk vesadakatı, öyle bir sebat ve metaneti, öyle bir ihlâsı vardır ki, din düşmanlarının o kadar şiddetli zulüm ve istibdatları, o kadar hücum ve tazyikatları ve bunlarla beraber maddî yokluklar içinde bulunması, dâvâsından vazgeçirememiş ve küçük bir tereddüt dahi îka’ edememiştir.

                              Said Nursî, Eski Said tâbir ettiği gençliğinde felsefede çok ileri gitmiştir. Garbın Sokrat’ı, Eflâtun’u, Aristo’su gibi hakikatlı feylesofları ve şarkın İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Fârâbî gibi dâhi hükemâlarından felsefe ve hikmette Kur’ân-ı Hakîminfeyziyle çok ileri geçmiş ve Kur’ân’dan başka halâskâr ve hakikî rehber olmadığınıdâvâ etmiş ve Risale-i Nur eserlerinde ispat etmiştir. Bu hakikatlarda şüphesi olan olursa, Üstad âhirete teşrif etmeden bizzat şüphesini izâle edebilir.

                              Said Nursî, Kur’ân ve imâna hizmet mesleğini ihtiyar edip, hiçbir maddî ve mânevi menfaat, salâhat ve velîlik gibi mânevi makamları maksat ve gaye etmeden, sırf Cenâb-ı Hakkın rızası için hizmet yapmıştır. Basiretli ehl-i ilimtarafından bütün Müslümanlarca “Zuhuru beklenen siyasî ve dinî bir halâskârdır” gibi şahsına verilen yüksek mertebeyi Bediüzzaman hiddetle reddetmiş, kendisinin ancak Kur’ân’ın bir hizmetkârı ve Risale-i Nur talebelerinin bir ders arkadaşı olduğuna inanmış ve beyan etmiştir.

                              Millî Müdafaa Vekâletinde yirmi beş sene hizmet görmüş muhterem, âlim bir zâtın, şimdi aramızda bulunan bir kısım arkadaşlarımızla, evvelki gün ziyaretine gittiğimiz vakit, Bediüzzaman Hazretleri hakkında demişti ki: “Bediüzzaman’ın nasıl bir zât olduğunu anlayabilmek için, Risale-i Nur külliyatını dikkatle, sebatla okumak kâfidir. Size bir misal olarak, yalnız dünyevî iktidarı bakımından derim ki: Bediüzzaman, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsiyle yalnız bir devleti değil, dünya yüzündeki milletlerin idaresi ona verilse, onları selâmet ve saadet içinde idare edecek bir iktidar ve inâyete mâliktir.”

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Aristo: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [TD]Eflâtun: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Eski Said: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [TD]Fârâbi: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]Milli Müdafaa Vekâleti: Milli Savunma Bakanlığı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Sokrat: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [TD]basiretli: ileri görüşlü, ferasetli (bk. b-ṣ-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                              [TD]dâhi: son derece zeki[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                              [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                              [TD]evvelki: önceki[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                              [TD]feyz: ilham, bereket ve ilim bolluğu (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]garb: batı[/TD]
                              [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [TD]halâskâr: kurtarıcı (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hazret: saygıdeğer (saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir)[/TD]
                              [TD]hikmet: felsefe (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                              [TD]hükemâ: filozoflar, felsefeciler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihlâs: samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                              [TD]ihtiyar: irade, tercih, seçme (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktidar: güç, kuvvet, idare (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [TD]inâyet: yardım, ihsan, iyilik (bk. a-n-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istibdat: baskı, zulüm[/TD]
                              [TD]itmi’nân: emin olma, tereddütsüz inanma (bk. e-m-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]izâle: giderme[/TD]
                              [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]maksat: gaye, amaç (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                              [TD]menfaat: çıkar, yarar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mertebe: derece[/TD]
                              [TD]meslek: yol, usül[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]metanet: sağlamlık[/TD]
                              [TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhterem: hürmete layık, saygıdeğer (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                              [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                              [TD]sadakat: bağlılık (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]salâhat: dindarlıkta çok ileri olma hali (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                              [TD]sebat: kararlılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]selâmet: esenlik, güven (bk. s-l-m)[/TD]
                              [TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tazyikat: baskılar, sıkıştırmalar[/TD]
                              [TD]teşrif: şereflendirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tâbir: ifade etme, adlandırma (bk. a-b-r)[/TD]
                              [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                              [TD]îka’: meydana getirme, gerçekleştirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
                              [TD]İbn-i Rüşd: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]İbn-i Sina: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [TD]şahs-ı mânevî: mânevî şahıs; belli bir ideal veya bir gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik (bk. a-n-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şark: doğu[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #804805
                              Anonim

                                Evet, Bediüzzaman nâdire-i hilkattır. Fakat, yirmi beş senedir hem kendini, hem talebelerini siyasetten men etmiştir, dünyevî işlerle meşgul değildir.

                                Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’u telif ettiği zamanlarda ve hizmet-i Kur’âniyedeistihdam edildiği anlarda; zekâsı, fetâneti, aklı, mantığı, zihni, hayâli, hâfızası,teemmülü, ferâseti, seziş ve kavrayışı, sür’at-i intikali ve ruhî, kalbî, vicdanîhâsseleri, duyguları ve mânevi letâifinin emsalsiz bir tarzda olması, istihdamedildiğine âşikâr bir delildir ki; kendi ihtiyariyle, keyfiyle değil, inâyet-i İlâhiye ile Kur’ân’a hizmetkârlık etmiş bir derecede olduğu, basiretli ehl-i ilim ve ehl-i kalbçemusaddak ve müstahsendir.

                                Mısır’da fâzıl ulemâdan, merhum Abdülâziz Çâviş, Bediüzzaman’ın fatinü’l-asrolduğu ve müthiş bir fart-ı zekâya mâlik bulunduğu mevzuunda, Mısır matbuatında makale neşretmiştir.

                                Büyük ve salâbetli bir âlim olan Şeyhü’l-İslâm merhum Mustafa Sabri Efendi, Mısır’da Risale-i Nur’a sahip çıkmış ve Câmiü’l-Ezher Üniversitesinde en yüksek bir mevkiye koymuştur.

                                Risale-i Nur, İslâmiyetin gayet keskin ve elmas bir kılıcıdır. Bu hakikatlara bir delil ise, Bediüzzaman’ın zâlim hükümdarlara ve kumandanlara, ölümü istihkarederek, hakikatı pervasızca tebliğ etmesi ve dünyayı saran dinsizlik kuvvetinemukabil hakaik-ı Kur’âniye ve imâniyeyi, kendini fedâ ederek, istibdadın en koyu devrinde neşretmesi ve bu kudsî hakikata cansiperâne hizmet etmesidir.

                                Bir müdde-i umumî, iddianâmesinde: “Bediüzzaman, ihtiyarladıkça artan enerjisiyle dinî faaliyete devam etmektedir.” Denizli mahkemesi, ehl-i vukuf raporunda: “Evet, Said Nursî’de bir enerji vardır, fakat bu enerjisini tarikat veya bir cemiyet kurmakta sarf etmemiş, Kur’ân hakikatlarını beyan ve dine hizmete sarf ettiği kanaatına varılmıştır” denilmektedir.

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Abdülâziz Çâviş: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]Câmiü’l-Ezher Üniversitesi: Mısır’da bulunan, İslâm dünyasının en önemli ve en eski sayılan üniversitesi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Fatinü’l-asr: asrın en dâhisi, en akıllısı[/TD]
                                [TD]Mustafa Sabri Efendi: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]basiret: ileri görüşlülük, seziş (bk. b-ṣ-r)[/TD]
                                [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cansiperâne: canını fedâ edercesine, canını siper ederek[/TD]
                                [TD]cemiyet: toplum (bk. c-m-a)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
                                [TD]ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i kalb: kalb ehli olanlar, kalbiyle mânevî olarak terakkide bulunanlar[/TD]
                                [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]emsalsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                [TD]fart-ı zekâ: üstün zekâ[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ferâset: çabuk sezme ve anlama kabiliyeti[/TD]
                                [TD]fetânet: zihin açıklığı, çabuk kavrayış ve anlayış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fâzıl: faziletli, değerli (bk. f-ḍ-l)[/TD]
                                [TD]hakaik-ı Kur’âniye ve imâniye: Kur’ân ve imân hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hizmeti[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hizmetkârlık: hizmetçilik[/TD]
                                [TD]hâsse: duygu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]iddianâme: iddia yazısı, metni[/TD]
                                [TD]ihtiyar: irade, dileme, tercih (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı, lütfu (bk. a-n-y; e-l-h)[/TD]
                                [TD]istibdad: baskı ve zulüm[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
                                [TD]istihkar: küçümseme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kalbî: kalbe ait[/TD]
                                [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudsî: kutsal (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                                [TD]letâif: insanın mânevî yapısındaki ince duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]matbuat: basın, medya[/TD]
                                [TD]men etme: yasaklama[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]merhum: rahmete kavuşmuş, vefat etmiş (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                [TD]mevzu: konu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                [TD]musaddak: tasdik edilmiş, doğrulanmış (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                                [TD]müdde-i umumî: savcı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müstahsen: güzel karşılanan, beğenilen (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                                [TD]neşretmek: yayınlamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nâdire-i hilkat: yaratılış olarak benzersiz olan (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                [TD]pervasızca: korkusuzca, çekinmeden[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ruhî: ruha ait[/TD]
                                [TD]salâbet: dinin emirlerini korumada ve uygulamada ciddiyet ve sağlamlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sarf etmek: harcamak[/TD]
                                [TD]sür’at-i intikal: çabuk anlama ve kavrama[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tarikat: mânevî ilerlemeye götüren yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
                                [TD]teemmül: iyice ve etraflıca düşünme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]telif: yazma[/TD]
                                [TD]ulemâ: âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vicdanî: vicdana ait[/TD]
                                [TD]âşikâr: ap açık[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #804808
                                Anonim

                                  Din aleyhindeki eski hükûmetlerin vekillerinden birisi, antidemokratik kanunların Millet Meclisinde müzakeresi esnasında, “Bediüzzaman Said-i Nursî’nin dinî faaliyetine, yirmi beş seneden beri mâni olamıyoruz” demiştir.

                                  Biz de deriz ki: Evet, Said Nursî Hazretleri, emsâli görülmemiş dinamik ve enerjik bir zâttır. Bediüzzaman’ın harika bir insan olduğunu, din düşmanları olanmuarızları dahi kalben tasdik ve takdir etmektedirler.

                                  Said Nursî, bazan bir talebesine Risale-i Nur’dan okuyuvermek nimetini lûtfettiği zaman der ki: “Bu benim dersimdir. Ben kendim için okuyorum. Bu risaleyi, şimdiye kadar belki yüz defa okumuşum. Fakat, şimdi yeni görüyorum gibi tekrar okumaya ihtiyaç ve iştiyâkım var.”

                                  Hem yine der ki: “Ben başkaları için kitap yazmamışım. Kendim için yazmışım. Kur’ân’dan bulduğum bu devâlarımı arzu edenler okuyabilir.”

                                  Evet, Bediüzzaman itikad ediyor ve diyor ki: “Ben, derse, terbiyeye ve nefsimiıslaha muhtacım…” Bediüzzaman gibi bir zât böyle derse, bizim bu eserlere ne kadar muhtaç olduğumuz artık kıyas edilsin.

                                  Bediüzzaman Said Nursî, bütün hayatında şan ve şöhretten, hürmetten kaçmış ve insanlardan istiğna etmiştir. Arabî bir eserinde şöhret hakkında diyor ki: “Şöhret,ayn-i riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı, insanlara abd ve köle yapar. Yani, nam ve şöhret isteyen adam; halklara kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyâkârlık, dalkavukluk yapar. Tasannûkâr tavırlar takınır. O belâ vemusibete düşersen, blank.gif1 اِنَّا ِللهِ وَاِنَّاۤ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de.”

                                  Üstad, şöhretten fiilen ve hâlen bu kadar kaçmasına rağmen, her ne hikmetse, insanlar âdeta bir sevk-i İlâhî varmış gibi, istimdatkârane ona koşmuşlardır ve ona akın etmektedirler. Ve onun mahz-ı hak olan bu kudsî seciyesi, Risale-i Nur gibi, cihanşumül bir esere hâdim olmuştur.

                                  Bediüzzaman, küçük yaşından beri, halkların mukabilsiz hediyelerinden istiğnâetmiştir. Hediye kabul etmemeyi meslek edinmiştir. Zindandan zindana, memleketten memlekete sürgün edildiği zamanlarda, ihtiyarlığın tahmil ettiğizaruretler içinde dahi, bu seksen senelik istiğnâ düsturunu bozmamıştır. En has bir talebesi, bir lokma birşey hediye etse, mukabilini verir, vermese dokunur.

                                  [NOT]Dipnot-1 “Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz.” Bakara Sûresi, 2:156.

                                  [/NOT][TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Arabî: Arapça[/TD]
                                  [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]antidemokratik: demokratik olmayan[/TD]
                                  [TD]ayn-i riyâ: gösterişin ta kendisi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
                                  [TD]devâ: ilâç, çare[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
                                  [TD]emsâl: benzerler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fiilen: davranışla, gerçekte (bk. f-a-l)[/TD]
                                  [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâlen: hal ve tutumla[/TD]
                                  [TD]istimdatkârane: yardım istercesine[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma (bk. ğ-n-y)[/TD]
                                  [TD]itikad: inanma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iştiyâk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
                                  [TD]kudsî: kutsal, kusursuz ve yüce (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lûtf: iyilik, bağış (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [TD]mahz-ı hak: hakkın, doğru ve gerçeğin ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meslek: usül, metod, prensip[/TD]
                                  [TD]muarız: karşı gelen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                  [TD]musibet: belâ, sıkıntı, felâket[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mâni: engel[/TD]
                                  [TD]müzakere: karşılıklı fikir söyleme, görüşme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nam: ad, ün[/TD]
                                  [TD]nefis: kişinin, kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]riyakârlık: gösteriş[/TD]
                                  [TD]seciye: karakter, huy[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sevk-i İlâhî: Allah’ın yönlendirmesi (bk. e-l-h)[/TD]
                                  [TD]tahmil: yükleme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]takdir: beğeniyi dile getiren ifade (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                  [TD]tasannûkâr: yapmacık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                                  [TD]zaruret: zorunluluk, fakirlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ıslah: düzeltme, iyileştirme (bk. ṣ-l-ḥ)

                                  [/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 31)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.