• Bu konu 29 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 31)
  • Yazar
    Yazılar
  • #804819
    Anonim

      Neden hediye kabul etmediğinin sebeplerinden birisi olarak der ki: “Bu zaman, eski zaman gibi değildir. Eski zamanda imânı kurtaran on el varsa, şimdi bire inmiş. İmânsızlığa sevk eden sebepler eskiden on ise, şimdi yüze çıkmış. İşte, böyle bir zamanda imâna hizmet için, dünyaya el atmadım, dünyayı terk ettim.Hizmet-i imâniyemi hiçbir şeye âlet etmeyeceğim” der.

      Hazret-i Üstad, kendi şahsı için birisi zahmet çekse, bir hizmetini görse,mukabilinde bir ücret, bir teberrük verir. Aksi halde, ruhuna ağır gelir, hoşuna gitmez.

      Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân, imân ve dine yaptığı hizmetinde, senelerden beri, mütemâdî bir tarassud ve tecessüs, tâkibat ve tetkikat altında bulundurulmuştur. Yalnız ve yalnız rızâ-yı İlâhî için, yalnız ve yalnız hakikat için İslâmiyete hizmet ettiği ve hizmet-i Kur’âniyesini hiçbir şeye âlet etmediğimüteaddit mahkemelerde de sabit olmuştur.

      Eğer bu mezkûr hakikatlara ve eserlerindeki hak ve hakikatı görenhakperestlerin, Bediüzzaman ve eserlerinde gördükleri ve neşrettikleri âlî meziyetve yüksek hakikata mugayir en küçük birşey olsa idi, en büyük ilâvelerle şaşaalarla ve yaygaralarla, bu yirmi beş sene içinde, din düşmanları tarafından dünyaya ilân edilecekti.

      Nitekim, bütün bütün iftira ve ithamlarla, cebbar, müstebid din düşmanlarınıntahrikatiyle mahkemelere sevk edildiği zaman, gazetelerin birinci sahifelerinde, bire yüz ilâvelerle teşhir ettirilmesi, tahkikat ve muhakeme neticesinde hiçbir suç olmadığı tahakkuk ederek, beraat ettiği vakit sükût edilmesi, bu hakikatın âşikârçok delillerinden bir tanesidir.

      Bediüzzaman, din kardeşlerine ziyade şefkatlidir. Onların elemleriyle elemçektiği, İslâm dünyasında hürriyet ve istiklâl için can veren, fedâî İslâmmücâhidlerinin acılarıyla muzdarip olduğu, Kur’ân ve İslâmiyete yapılan darbeler ânında çok ızdıraplar çektiği, böyle acı acıların tesiratiyle, zaten pek az yediği bir parça çorbasını da yiyemediği çok defa görülmüş ve görülmektedir.

      Ekser günleri hastalıklar ve sıkıntılarla geçmektedir. Bir Nur talebesinin yazdığı gibi, “Ey Millet-i İslâmın ebedî refah ve saadeti için, dünyada rahatlık görmeyenmüşfik Üstadım! Senin devam eden hastalıkların cismanî değildir. Dinimize icra edilen istibdad ve zulüm sona ermedikçe, âlem-i İslâm kurtulmadıkça senin ızdırabın dinmeyecektir.” Evet biz de bu kanaattayız.

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
      [TD]cebbar: zorba (bk. c-b-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
      [TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]elem: acı, sıkıntı, üzüntü[/TD]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakperest: hakkı üstün tutan, doğruluk taraftarı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hizmeti[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hizmet-i imâniye: iman hizmeti (bk. e-m-n)[/TD]
      [TD]icra edilme: yapılma, uygulanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istibdad: baskı, zulüm[/TD]
      [TD]istiklâl: bağımsızlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]itham: suçlama[/TD]
      [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
      [TD]mezkûr: zikredilen, adı geçen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]millet-i İslâm: İslâm milleti (bk. s-l-m)[/TD]
      [TD]mugayir: aykırı, zıt[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhakeme: yargılama (bk. ḥ-k-m)[/TD]
      [TD]mukabil: karşılık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muzdarip: ızdıraplı, acı duyan[/TD]
      [TD]mücâhid: din için cihad eden, çaba harcayan (bk. c-h-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müstebit: diktatör[/TD]
      [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mütemâdî: sürekli[/TD]
      [TD]müşfik: şefkatli (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rızâ-yı İlâhî: Allah’ın rızası (bk. e-l-h)[/TD]
      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
      [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahkikat: araştırmalar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]tahrikat: tahrikler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tarassud: gözetleme[/TD]
      [TD]teberrük: bereket vesilesi (bk. b-r-k)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tecessüs: gizlice araştırma[/TD]
      [TD]tesirat: tesirler, etkiler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tetkikat: araştırmalar, incelemeler[/TD]
      [TD]teşhir: sergileme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tâkibat: takipler[/TD]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
      [TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âşikâr: ap açık[/TD]
      [TD]ızdırap: sıkıntı, acı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şaşaa: gösteriş[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #805212
      Anonim

        Fakat o elîm acılar, Bediüzzaman’ı asla ye’se düşürmemiş, bilâkis öyle küllî ve umumî bir dinî cihada ve dua ve ubûdiyete sevk etmiştir ki: “Kurtuluşun çâre-i yegânesi, Kur’ân’a sarılmaktır” demiş ve sarılmış. Kur’ân’da bulduğu deva ve dermanları kaleme alarak, bu zamanda bir halâskâr-ı İslâm ve nev-i beşerin saadetine medar olan Risale-i Nur eserlerini meydana getirmiştir.

        Hunhar din düşmanlarının, dünyevî satvet ve şevketleri, Bediüzzaman’ı kat’iyen atâlete düşürtememiştir. “Vazifem Kur’ân’a hizmettir. Galip etmek, mağlûp etmek Cenâb-ı Hakka aittir” diye imân ederek, bir an bile faaliyetten geri kalmamıştır. Evet Hazret-i Üstad, öyle bir himmet-i azimeye mâliktir ki, ona icra edilen müthiş mezâlim, bu himmetin mukabilinde tesirsiz kalmaya mahkûm olmuştur.

        Bediüzzaman, arz ve semâvâttaki mevcudatı, hayret ve istihsanla temâşa eder. Kırlarda ve dağlarda hususan bahar mevsiminde çok gezinti yapar. O seyrangâhlarda zihnen meşguliyet ve dakik bir tefekkür ve daimî bir huzur hâlindedir. Ağaç ve nebatat ve çiçekleri, مَاشَاۤءَ اللهُ بَارَكَ اللهُ blank.gif1 فَتَبَارَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ blank.gif2
        “Ne güzel yaratılmışlar” diyerek, ibret nazarıyla onları seyreder, kâinat kitabını okur. Her âza ve hâsseleri gibi, gözünü de daima Cenâb-ı Hak hesabına ve izni dairesinde çalıştırır. Gözü, şu kitab-ı kebîr-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı san’at-ı Rabbâniyenin bir seyircisidir. Ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin bir mübarek arısı derecesindedir.

        Üstad, hususî hayatında mütevâzi, vazife başında vakurdur. Tevâzu ve mahviyette nümûne-i misâl olacak bir mertebededir. Bu mevzuda der ki: “Bir nefer nöbette iken, baş kumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben Kur’ân’ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başında iken karşıma kim çıkarsa çıksın, Hak budur derim, başımı eğmem.”

        [NOT]Dipnot-1 Allah dilemiş, ne güzel ve ne mübarek yaratmış.

        Dipnot-2 “Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan Allah’ın şânı ne yücedir.” Mü’minûn Sûresi,[/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]arz: yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]atâlet: tembellik, hareketsizlik[/TD]
        [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dakik: dikkatli[/TD]
        [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]elîm: elemli, acı veren[/TD]
        [TD]galip: yenme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]halâskâr-ı İslâm: İslâmın kurtarıcısı (bk. ḫ-l-ṣ; s-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hasse: duygu[/TD]
        [TD]himmet: gayret, çalışma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]himmet-i azime: büyük gayret (bk. a-ẓ-m)[/TD]
        [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hunhar: kan dökücü[/TD]
        [TD]hususan: özellikle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hususî: özel[/TD]
        [TD]ibret: ders çıkarma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icra edilme: yapılma, uygulanma[/TD]
        [TD]istihsan: beğenme, güzel bulma (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kitab-ı kebir-i kâinat: büyük kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-b-r; k-v-n)[/TD]
        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
        [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahviyet: alçakgönüllülük[/TD]
        [TD]mağlup: yenilme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]medar: sebep, vesile[/TD]
        [TD]mertebe: derece[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
        [TD]mevzu: konu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mezâlim: zulümler (bk. ẓ-l-m)[/TD]
        [TD]mukabil: karşılık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mu’cizât-ı san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’at mu’cizeleri (bk. a-c-z; ṣ-n-a; r-b-b)[/TD]
        [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k)[/TD]
        [TD]mütalâacı: etraflıca inceleyip düşünen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütevâzi: alçakgönüllü, gösterişsiz[/TD]
        [TD]müthiş: dehşetli, korkunç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nefer: asker, er[/TD]
        [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nümune-i misâl: örnek alınacak model (bk. m-s̱-l)[/TD]
        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saadet: mutluluk[/TD]
        [TD]satvet: güç, ezici kuvvet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
        [TD]seyrangâh: gezinti yeri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tefekkür: varlıklar üzerinde Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme (bk. f-k-r)[/TD]
        [TD]temâşa: seyretme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tevâzu: alçakgönüllülük[/TD]
        [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]umumî: genel[/TD]
        [TD]vakur: vakarlı, ağırbaşlı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ye’s: ümitsizlik[/TD]
        [TD]âza: âzalar, organlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]çâre-i yegâne: tek çâre[/TD]
        [TD]şevket: büyüklük, haşmet[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #805214
        Anonim

          Hulâsa olarak arz ederiz ki: Bediüzzaman, ihlâs-ı tâmmeye mâlik, hârikulâde,hakikî bir müfessir-i Kur’ân’dır. Hem ihlâs-ı etemme vâsıl olmuş, kahraman veyektâ bir hâdim-i Kur’ân’dır. Risale-i Nur’un müellifi olmak itibariyle; hem birmütekellim-i âzamdır, hem ilimde gayet derecede mütebahhir ve râsih, muhakkikve müdakkik bir allâmedir, hem ilm-i mantıkın yüksek, nazîrsiz bir üstadıdır.

          Ta’lîkat namındaki telifâtı, mantıkta bir şaheserdir. Hem mümtaz ve hakperestve hakikatbîn bir dâhidir, hem Kur’ân’la barışık müstakim felsefenin hakikatperver bir feylesofudur, hem nazirsiz bir sosyolog (içtimaiyatçı) ve bir psikolog (ruhiyatçı) ve bir pedagog (terbiyeci)’dir, hem daima hakikat terennümetmiş ve eden, yüksek ve emsalsiz ve dâhi bir müellif ve ediptir.

          Said Nursî, senelerden beri şiddetli bir istibdat ve takyîdat altında bulundurulup tanıttırılmadığı ve hem de kendisi, şahsî kemâlâtını setrettiği, gizlediği için,mezkûr sıfatların herbirisine muttalî olamayan bulunabilir. Hem bunlar ve hem Risale-i Nur’un hususiyetleri hakkındaki beyanatımız, hakikatperver vefaziletperver bu zamanda bir kısım ulemâ-i hakikînin ve ehlullahın ittifak ve icma kuvvetindeki hükümleridir. Hem de bizim kat’î kanaatlarımızdır.

          Bediüzzaman’ın, öyle bir ilim ve sıfatlara mâlik olduğuna en muteber ve en birinci ve en hakikî delilimiz, Bediüzzaman Said Nursî’dir. Kimin şüphesi varsa, Risale-i Nur’u okusun. Evet, biz zikrettiğimiz ve edeceğimiz bu hakaik-i uzmayı, bütün İslâm dünyasına ve umum beşeriyet âlemine ifşa ve ilân ediyoruz. Evet, bin seneden beri âlem-i İslâmiyet ve insaniyet, Risale-i Nur gibi bir esere intizarediyordu.

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Ta’lîkat: Bediüzzaman’ın mantık ilmi üzerine yazdığı bir eseri[/TD]
          [TD]allâme: büyük âlim (bk. a-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]arz etmek: söylemek, ifade etmek[/TD]
          [TD]beyanat: açıklamalar (bk. b-y-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
          [TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]edip: edebiyatçı[/TD]
          [TD]ehlullah: Allah dostları[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emsalsiz: benzersiz, eşsiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
          [TD]faziletperver: fazilet sever, erdem sahibi (bk. f-ḍ-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
          [TD]hakaik-i uzma: büyük hakikatler, gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-ẓ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hakikatbîn: hakikati gören (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikatperver: hakikat aşığı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakperest: hakkı üstün tutan, hak taraftarı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hulâsa: özet[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hususiyet: özellik[/TD]
          [TD]hâdim-i Kur’ân: Kur’ân’ın hizmetçisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hârikulâde: olağanüstü[/TD]
          [TD]icma: görüş birliği (bk. c-m-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ifşa: yayma, duyurma[/TD]
          [TD]ihlâs-ı etemm: mükemmel bir ihlas, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihlâs-ı tâmme: tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
          [TD]ilm-i mantık: mantık ilmi (bk. a-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]intizar: gözlemek, ümit ederek beklemek (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [TD]istibdat: zulüm ve baskı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
          [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kat’î: kesin[/TD]
          [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mezkûr: zikredilen, adı geçen[/TD]
          [TD]muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muteber: geçerli[/TD]
          [TD]muttalî: haberdar olma, bilgi sahibi olma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
          [TD]müdakkik: inceden inceye araştıran[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müellif: yazar[/TD]
          [TD]müfessir-i Kur’ân: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden, mânâ bakımından yorumlayan kimse (bk. f-s-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mümtaz: seçkin[/TD]
          [TD]müstakim: doğru yolda olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütebahhir: ilmi derin, çok bilgili[/TD]
          [TD]mütekellim-i âzam: büyük bir kelâmcı (bk. k-l-m; a-ẓ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nam: ad[/TD]
          [TD]nazîrsiz: benzersiz (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]râsih: ilimde derinleşmiş olan, otorite[/TD]
          [TD]setretmek: örtmek, gizlemek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takyîdat: sınırlandırmalar[/TD]
          [TD]telifât: yazılmış kitap, eserler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]terennüm: dile getirme[/TD]
          [TD]ulemâ-i hakikîn: gerçek âlimler (bk. a-l-m; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]umum: bütün[/TD]
          [TD]vâsıl: ulaşan, kavuşan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]yektâ: tek, benzersiz[/TD]
          [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i İslâmiyet ve insaniyet: İslâmiyet ve insanlık dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
          [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şâheser: üstün ve büyük eser[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #805215
          Anonim

            Bediüzzaman Said Nursî, çok ilimlerde müstesna birer eser yazabilirdi. Fakat o “zaman, imânı kurtarmak zamanıdır” demiş ve bütün himmet ve mesâisini ve hayatını, ulûm-u imâniyenin telif ve neşrine hasretmiştir.

            Evet, Hazret-i Üstad ulûm-u imâniyeyi neşretmekle, âlem-i İslâm ve âlem-i insaniyeti hayattar ve ziyadar eylemiştir. Cenâb-ı Hak, o büyük Üstaddan ebediyenrazı olsun, uzun ömürler versin. Âmin, âmin, âmin.

            Risale-i Nur, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın bu asırda bir mu’cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet Risale-i Nur kalblerin fâtihi ve mahbubu, ruhların sultanı, akılların muallimi, nefislerin mürebbii ve müzekkîsidir. Risale-i Nur’un bir hususiyeti de, Mektubat’ın birinci cildinin yüz yirmi dokuzuncu sahifesindekiblank.gif1 şu bahistir:

            “Bazı sözlerde, ulemâ-i ilm-i kelâmın mesleğiyle, Kur’ân’dan alınan minhac-ı hakikînin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki, meselâ, bir su getirmek için bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir. Bir kısmı da her yerde kuyu kazar, su çıkarır. Birinci kısım çok zahmetlidir. Tıkanır, kesilir. Fakat, her yerde kuyular kazıp su çıkarmaya ehil olanlar; zahmetsiz, herbir yerde suyu buldukları gibi… Aynen öyle de, ulemâ-i ilm-i kelâm, esbabı, nihayet-i âlemde teselsül ve devrin muhaliyeti ile kesip, sonra Vacibü’l-Vücudun vücudunu onunla ispat ediyorlar. Uzun bir yolda gidiliyor. Amma, Kur’ân-ı Hakîmin minhac-ı hakikisi ise, her yerde suyu buluyor, çıkarıyor. Her bir âyeti, birer Asâ-yı Mûsâ gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor.

            blank.gif2 وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ düsturunu herşeye okutturuyor.“Hem imân, yalnız ilim ile değil, imânda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam

            [NOT]Dipnot-1 bk. Mektûbat, s. 463.

            Dipnot-2 “Herbir şeyde, Onun bir olduğuna delâlet eden bir belge (delil) vardır.” İbnü’l-Mu’tez’in bir şiirinden alınmıştır. İbn-i Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, 1:24.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Asâ-yı Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın taşa vurunca su çıkaran mu’cizeli asâsı (bk. bilgiler-Mûsâ)[/TD]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Vacibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
            [TD]bahis: konu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
            [TD]ebediyen: sonsuza dek (bk. e-b-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esbab: sebepeler (bk. s-b-b)[/TD]
            [TD]fâtih: fetheden, açan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hasretmek: yöneltmek, özgü kılmak[/TD]
            [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]himmet: gayret, çalışma[/TD]
            [TD]hususiyet: özellik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
            [TD]letâif: insanın mânevî yapısındaki ince duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
            [TD]meslek: yol, usul, metod[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]minhac-ı hakikî: hakikî, gerçek yol (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhaliyet: imkansızlık[/TD]
            [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mu’cize-i mâneviye: mânevî mu’cize (bk. a-c-z; a-n-y)[/TD]
            [TD]mürebbi: terbiye edici (bk. r-b-b)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
            [TD]müzekkî: temizleyen, ıslah eden[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
            [TD]neşr: yayma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nihayet-i âlem: dünyanın son bulması (bk. a-l-m)[/TD]
            [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
            [TD]telif: kitap yazma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
            [TD]teselsül: zincirleme devam etme, ard arda gelme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ulemâ-i ilm-i kelâm: kelâm ilmi âlimleri (bk. a-l-m; k-l-m)[/TD]
            [TD]ulûm-u imâniye: iman ilimleri (bk. a-l-m; e-m-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]ziyadar: ışıklı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
            [TD]âlem-i insaniyet: insanlık dünyası (bk. a-l-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
            [TD]âmin: Allahım kabul eyle (bk. e-m-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âsâb: sinirler[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #805216
            Anonim

              edip tevzi olunuyor. İlim ile gelen mesâil-i imâniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır.” İşte Risale-i Nur her yerde suyu buluyor, çıkartıyor. Evvelce gidilen uzun yolu kısaltıyor ve müstakim veselâmetli yapıyor.

              Eski hükema, ahkâm-ı şer’iyeden ve akaid-i imâniyeden bazıları için: “Bu nakildir, imân ederiz, akıl buna yetişmez” demişler. Halbuki, bu asırda akıl hükmediyor. Bediüzzaman Said Nursî ise, “Bütün ahkâm-ı şer’iye ve hakaik-i imâniye aklîdir. Aklî olduğunu ispata hazırım” demiş. Ve Risale-i Nur’da ispat etmiştir.

              Risale-i Nur’da, müstesna bir edebiyat ve belâğat ve icaz, nazirsiz, câzip ve orijinal bir üslup vardır. Evet, Bediüzzaman zâtına mahsus bir üsluba mâliktir. Onun üslubu, başka üsluplara muvazene ve mukayese edilemez. Eserlerin bazı yerlerinde, edebiyat kaidesine veya başka üsluplara nazaran pek münasipdüşmemiş gibi zannedilen bir noktaya rastlanırsa, orada gayet ince bir nükte birimâ veya ince bir mânâ veya hikmet vardır. Ve o beyan tarzı, oraya tammuvafıktır. Fakat, o ince inceliği, âlimler de birden pek anlamadıklarını itiraf etmişlerdir. Bunun için, Bediüzzaman’ın eserlerindeki hususiyet ve incelikleri Risale-i Nur’la fazla iştigal etmemiş olanlar, birden intikal edemezler.

              Büyük şairimiz, edebiyatımızın medâr-ı iftiharı merhum Mehmed Akif, bir üdebâ meclisinde: “Victor Hugo’lar, Shakespeare’ler, Descartes’lar, edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler” demiştir.

              Edip ve şâirler, zevâl ve firaktan ağlamışlar, ölümden vaveylâ etmişlerdir. Güzmevsimini hüzünle tasvir etmişlerdir. Hattâ, dünyaca meşhur Arap edipleri “Eğer firak olmasa idi, ölüm ruhlarımızı almak için yol bulup gelemezdi” mânâsında لَوْلاَ مُفَارَقَةُ اْلاَحْبَابِ مَاوَجَدَتْ لَهَا الْمُنَايَا اِلٰۤى اَرْوَاحِنَا سُبُلاً demişlerdir.

              Bediüzzaman ise, “Kâinattaki zevâl, firak ve adem zâhiridir. Hakikatta firak

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Descartes: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Shakespeare: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Victor Hugo: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]adem: yokluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahkâm-ı şer’iye: şeriatın hükümleri, esasları (bk. ḥ-k-m; ş-r-a)[/TD]
              [TD]akaid-i imâniye: iman esasları (bk. e-m-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]aklî: akılla ilgili, akla uygun[/TD]
              [TD]belâğat: maksada ve hale uygun düzgün ve güzel söz söyleme (bk. b-l-ğ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
              [TD]câzip: çekici[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]derecat: dereceler[/TD]
              [TD]edip: edebiyatçı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evvelce: daha önce[/TD]
              [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]güz: sonbahar[/TD]
              [TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hususiyet: özellik[/TD]
              [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hükema: âlimler, filozoflar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]imâ: işaret[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]intikal: anlama, kavrama[/TD]
              [TD]iştigal: meşgul olma, uğraşma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kaide: kural[/TD]
              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]letâif: insanın mânevî yapısındaki ince duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
              [TD]massetmek: emmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medâr-ı iftihar: övünme sebebi[/TD]
              [TD]mesâil-i imâniye: imanla ilgili meseleler (bk. m-s̱-l; e-m-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukayese: kıyaslama[/TD]
              [TD]muvafık: uygun[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
              [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
              [TD]müstakim: istikametli, dosdoğru[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
              [TD]nakil: bir bilgiyi Kur’ân-ı Kerim ve sünnet gibi kaynaklara dayanarak aktarma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazaran: bakarak, –göre (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [TD]nazirsiz: benzersiz (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
              [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]selâmet: esenlikli, güvenli (bk. s-l-m)[/TD]
              [TD]sır: kalpte olan mânevî bir duygu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tasvir: anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
              [TD]tevzi: dağıtma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vaveylâ: feryad[/TD]
              [TD]zevâl: kaybolma, geçip gitme (bk. z-v-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zâhir: görünüşte (bk. ẓ-h-r)[/TD]
              [TD]îcaz: veciz söz söyleme, az sözle çok mânâlar anlatma (bk. v-c-z)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]üdebâ: edipler, edebiyatçılar[/TD]
              [TD]üslub: ifade tarzı[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #805217
              Anonim

                yok, visâl var. Zevâl ve adem yok, teceddüd var. Ve kâinatta herşey, bir nevibekâya mazhardır. Ölüm, bu âlem-i fâniden âlem-i bâkiye gitmektir. Ölüm, ehl-i hidâyet ve ehl-i Kur’ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakikî vatanlarına girmeye vâsıtadır. Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir dâvettir. Hem, Rahmân-ı Rahîmin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubûdiyet ve imtihanın tâlim ve tâlimâtından bir paydostur.Azrâil Aleyhisselâm bugün gelse, hoş geldin, safâ geldin diye gülerek karşılayacağım” diyor.

                Bediüzzaman, beşeri, Risale-i Nur’la sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını tâkip etmiyor. Gayr-i meşru bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterip hissi mağlûp ediyor. Kalb ve ruhu hissiyata mağlûp olmaktan muhafaza ediyor. Risale-i Nur’da muvazenelerle küfür ve dalâlette, bir zakkum‑u Cehennem tohumu olduğunu ve dünyada dahi Cehennem azapları çektirdiğini ve imân ve İslâmiyet ve ibadette, bir Cennet çekirdeği ve leziz lezzetler ve zevkler ve Cennet meyveleri bulunduğunu, dünyada dahi bir nevi mükâfata nâil eylediğini ispat ediyor.

                Risale-i Nur, nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği,uhuvvet-i diniyeyi, tesânüd ve teâvünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esası da budur. Risale-i Nur, gurur ve kibir ve hodfuruşluk ve zillet gibi, ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevâzu ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahip kılar.

                Risale-i Nur, insan olan bir insana, acz ve fakrını derk ettirir. Bediüzzaman der ki: “İnsan, acz ve fakrını anlamakla, tam Müslüman ve abd olur.”

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Aleyhisselâm: Allah selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-m)[/TD]
                [TD]Azrail: ruhları kabzetmekle görevli melek (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Rahmân-ı Rahîm: dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                [TD]adem: yokluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                [TD]ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ahz-ı ücret etme: ücret alma[/TD]
                [TD]bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]beşer: insanlık[/TD]
                [TD]bostan-ı cinân: cennet bahçeleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                [TD]derk etmek: anlamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i Kur’ân: Kur’ân’ın yolundan gidenler[/TD]
                [TD]ehl-i hidayet: hak ve doğru yolda olanlar (bk. h-d-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
                [TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık (bk. f-ḳ-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fazl: cömertlik, ihsan, yardım (bk. f-ḍ-l)[/TD]
                [TD]fesad: bozukluk, karışıklık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fitne: bozgunculuk, ara bozma[/TD]
                [TD]gayr-i meşru: helâl olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakiki: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hodfuruşluk: kendi kendini beğenme[/TD]
                [TD]izzet: şeref, itibar, yücelik (bk. a-z-z)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [TD]külfet: yük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]leziz: lezzetli, tadlı[/TD]
                [TD]mahviyet: alçakgönüllülük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                [TD]meslek: yol, usül[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muvazene: karşılaştırma, kıyaslama (bk. v-z-n)[/TD]
                [TD]mükâfât: ödül[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nâil: ulaşan, erişen[/TD]
                [TD]safâ: neşe, zevk, gönül hoşluğu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sefâhet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük; akılsızca davranış[/TD]
                [TD]teceddüd: yenilenme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tefrika: bölünme, ayrılma (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                [TD]terhis: göreve son verme, serbest bırakma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tesânüd: dayanışma (bk. s-n-d)[/TD]
                [TD]tevâzu: alçakgönüllülük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teâvün: yardımlaşma[/TD]
                [TD]tâlim: eğitim (bk. a-l-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tâlimât: eğitimler, emirler (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]uhuvvet-i diniye: din kardeşliği[/TD]
                [TD]vakar: ağırbaşlılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vazife-i hayat: hayat görevi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                [TD]visâl: kavuşma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zakkum-u Cehennem: Cehennemdeki zakkum ağacı[/TD]
                [TD]zevâl: kaybolma, geçip gitme (bk. z-v-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zillet: alçalma, aşağılanma[/TD]
                [TD]zindan-ı dünya: dünya zindanı, hapsi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]âlem-i bâkiye: sürekli ve kalıcı dünya (bk. a-l-m; b-ḳ-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem-i fâni: gelip geçici dünya (bk. a-l-m; f-n-y)[/TD]
                [TD]şikak: ayrılık[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #805220
                Anonim

                  Bu dinsizleri mağlup etmek için, yeni tahsili de yapalım diyenler veya yapanlar, Nur Risalelerini devam ve sebatla mütalâa ederek, bu hedeflerine vâsıl olurlar veçâre-i yegâne de budur. Hem böylelikle, mektep mâlûmatları da maârif-i İlâhiyeyeinkılap eder.

                  Ey, bin seneden beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapan bir milletin torunları olancengâver ruhlu kardeşlerim! Bu zamanın ve gelecek asırların Müslümanları ve bizler, Kur’ân-ı Azimüşşânın tefsiri olan öyle bir rehbere muhtacız ki, tahkikî imân dersleriyle, imân mertebelerinde terakki ve teâli ettirsin. Hem korkak değil,bilâkis Risale-i Nur talebeleri gibi cesur ve kahraman ve faal ve amel-i salihsahibi, mütedeyyin, müttaki ve bununla beraber, şahsî rahatlık ve menfaatlarını imân ve İslâmiyetin kurtuluşu uğrunda fedâ eden, fedâi ve mücahid Müslümanlar yetiştirsin, neme lâzımcılıktan kurtarsın. Hem, taarruz ve işkenceler ve ölüm ihtimalleri karşısında, tahkikî imân kuvvetinden gelen bir cesaretle, Kur’ân ve İslâmiyet cephesinden asla çekilmeyen, “Ölürsem şehidim, kalırsam Kur’ân’ın hizmetkârıyım” diyen ve yılgınlık haline düşmeyen sâdık ve ihlâslı, yalnız Allah rızası için hizmet eden, Nur talebeleri gibi İslâmiyet hâdimleri yetiştirsin, böylemuazzez Müslümanlar meydana getirsin.

                  Evet, bu asra öyle bir Kur’ân tefsiri lâzım ve elzemdir ki, Risale-i Nur gibi, akıl, fikir ve mantıkı çalıştırsın, ruh ve kalb ve vicdanı tenvir etsin. Müslümanları,beşeri uyandırsın, intibah versin, gafletten kurtarsın. Sırât-ı müstakim olan Kur’ân yolunu göstersin. Sünnet-i seniyeye ve İslâmiyetin şeâirine muhalif olarak yaptırılan ve yapılan şeyleri fark ettirip, sünnet-i Peygamberîye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ittibaı ders versin ve ihya etmek cehdini uyandırsın.

                  İşte Risale-i Nur’un böyle hâsiyetleri hâvi bir Kur’ân tefsiri olduğu, otuz seneden beri meydandadır ve ehl-i hakikatın tasdikiyle sabittir. Hem, amansız din düşmanlarının plânlarıyla mahkemelere sürüklenen Risale-i Nur talebelerininmüdafaaları ve bu talebelerin İslâmiyete hizmetleri esnasında, gizli İslâmiyet

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                  [TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                  [TD]beşer: insanlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
                  [TD]cehd: gayret, azim (bk. c-h-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cengâver: yiğit olan, kahraman[/TD]
                  [TD]ehl-i hakikat: hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]elzem: çok gerekli[/TD]
                  [TD]faal: çalışkan, hareketli (bk. f-a-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fedâî: fedakâr, kendini bir hizmete adayan[/TD]
                  [TD]gaflet: umursamazlık, duyarsızlık; âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hali (bk. ğ-f-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
                  [TD]hâsiyet: özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâvi: içine alan[/TD]
                  [TD]ihlâs: samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihya: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                  [TD]inkılap: dönüşme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]intibah: uyanış[/TD]
                  [TD]ittiba: uyma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maârif-i İlâhiye: Allah’ı tanıma ilmi (bk. a-r-f; e-l-h)[/TD]
                  [TD]mektep: okul (bk. k-t-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mertebe: derece[/TD]
                  [TD]muazzez: çok aziz, çok değerli ve şerefli (bk. a-z-z)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                  [TD]mâlûmat: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan (bk. c-h-d)[/TD]
                  [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mütalâa: dikkatle okuma, inceleme[/TD]
                  [TD]mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müttaki: takva ehli, Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                  [TD]sebat: kararlılık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sâdık: doğru sözlü (bk. ṣ-d-k)[/TD]
                  [TD]sünnet-i Peygamberiye: Hz. Peygamberin sünneti (bk. s-n-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
                  [TD]sırât-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                  [TD]tahkikî: araştırmaya dayanan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
                  [TD]tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
                  [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]terakki: yükselme, ilerleme[/TD]
                  [TD]teâli: yücelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vâsıl: ulaşan, kavuşan[/TD]
                  [TD]çâre-i yegâne: tek çâre[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şeâir: işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler (bk. ş-a-r)[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #805219
                  Anonim

                    düşmanı, insafsız, cebbar zâlimlerin entrikalariyle maruz kaldıkları işkencelerden yılmamak, şahıslarını düşünmeden, yani, şahsî refahlarını İslâmın refah ve saadeti için fedâ ederek, sıddıkıyetle sebat etmeleri ve eşedd-i zulme mukavemetetmeleri, âşikâr bir delil teşkil etmektedir.

                    Evet, hem yirmi beş seneden beri Risale-i Nur’la imân hizmetine, bütün varlığını vakfeden ve şimdiye kadar “gaddar din düşmanlarının” çok defalar tecâvüz ve taarruzuna ve taharriyata mâruz kaldığı halde, yirmi beş senedir inziva içinde, Risale-i Nur’un nâşirliğini yapan Nur kahramanları ağabeylerimiz, bizlere birernümune-i imtisal olan, imân ve İslâmiyet fedâileridir.

                    İşte biz Müslümanlar, böyle bir tefsir-i Kur’ân arıyor, böyle bir hâdiyi bekliyorduk. O ihlâslı Nur talebeleri ki, “Cenâb-ı Hak, Hafîzdir, ben onun inâyeti vehimâyeti altındayım, başıma ne gelse hayırdır” diye imân etmekle beraber amel ederler. İmân hizmetini yaparlar. Din düşmanlarına yakalanmamak ve canlarından kıymetli olduğuna inandıkları Nur risalelerini, onlara kaptırmamak için de ihtiyatederler. Şahıslarına gelecek zararları nazar-ı itibara almadan hizmetlerine devam ederler. Hapse, zindana atılıp, işkence yapıldığı zaman da, onlar yine, üstadları Bediüzzaman ile alâkadardırlar. Eğer gizlice bir imkân bulurlarsa, onlar yine Risale-i Nur ile meşguldürler. Hattâ, “Belki hapse atılırım, Nur risalelerimi vermezler, çalışmaktan mahrum kalırım” diye bazı Nur’ları ezberleyen talebeler de olmuştur.

                    Muhlis bir Nur talebesi, hapishaneden çıkarıldığı vakit, gûya o kırbaçlı, falakalı, türlü türlü işkenceli hapishane, ona bir kuvvet, bir enerji kaynağı olmuş, sadâkatve teyakkuzla Nur hizmetinde koşturmak için bir kırbaç tesiri yapmış gibi Üstadına daha ziyade yakınlaşır ve eskisinden daha fazla Nur’lara çalışır, neşriyat yapar.

                    Afyon hadisesinde, Bediüzzaman hapiste iken, muallim bir Nur talebesi, savcılıkta Risale-i Nur ve Üstadı hakkında kahramanca cevaplar verdiği için savcı kızmış, “Şimdi seni hapse atarım” diye tehdit etmiş. O İslâm fedâisi muallim de cevaben “Ben hazırım, derhal hapse gönderin” demiştir.

                    Yine Afyon mahkemesinde, bir Nur talebesi hakkında tevkif kararı veriliyor, fakat adliye bulamaz. O talebe bundan haberdar olur. Diğer Nur kardeşleri gibi,

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [TD]Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                    [TD]amel etmek: iş görmek, davranmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cebbar: zorba (bk. c-b-r)[/TD]
                    [TD]entrika: dalavere, dolap çevirme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]eşedd-i zulm: zulmün en şiddetlisi (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                    [TD]gaddar: acımasız, çok zulmeden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gûya: sanki[/TD]
                    [TD]hadise: olay[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayır: iyilik, faydalı ve sevaplı amel (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                    [TD]himâyet: koruma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâdi: doğru yolu gösteren (bk. h-d-y)[/TD]
                    [TD]ihtiyat: önlem alma, tedbirli hareket etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
                    [TD]inâyet: yardım, ihsan, iyilik (bk. a-n-y)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahrum: yoksun (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                    [TD]maruz: uğrama, tesiri altında kalma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
                    [TD]muhlis: samimi, ihlâslı; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözeten (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mukavemet: direnç, dayanıklılık[/TD]
                    [TD]nazar-ı itibar: dikkate alma (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neşriyat: yayma, yayın[/TD]
                    [TD]nâşir: neşreden, yazıp yayan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nümune-i imtisal: örnek alınacak model (bk. m-s̱-l)[/TD]
                    [TD]refah: huzur, rahatlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                    [TD]sadâkat: bağlılık (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sebat: kararlı olma[/TD]
                    [TD]sıddıkıyet: bağlılık (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                    [TD]taharriyat: arama tarama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecavüz: saldırma, sataşma[/TD]
                    [TD]tefsir-i Kur’ân: Kur’ân’ın tefsiri; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevkif: tutuklama[/TD]
                    [TD]teyakkuz: uyanıklık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teşkil: meydana getirme, oluşturma[/TD]
                    [TD]ziyade: fazla, çok[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âşikâr: açıkça[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #805223
                    Anonim

                      “Üstadım ve kardeşlerim hapiste iken, nasıl hariçte kalabilirim” diyerek savcılığa teslim olup, hapse girer.

                      Aynı, bu hapishanede, bir Nur talebesini sehven tahliye ederler, o da “Üstadım ve kardeşlerim henüz hapistedirler. Hem istinsahını tamamlayacağım yeni telif edilen Nur risaleleri var” diye düşünerek, hapishane müdürüne, “Benim, kırk gün sonra tahliye edilmem lâzım. Ceza müddetim daha bitmedi” der. Hesap ederler ki, hakikaten böyledir, tekrar hapse koyarlar.

                      Hamiyet-i diniye meziyetine lâyık anlayışlı kardeşlerim,

                      Said Nursî, kendi hakkında verilen böyle bir mâlûmatı görürse, diyeceklerdir ki, “Niçin böyle yapıyorlar? Şahsımın ehemmiyeti yok. Kıymet, Kur’ân’dan tereşşuh eden ve Kur’ân-ı Hakîmin malı olan Risale-i Nur’dadır. Ben bir hiçim.”

                      Üstadın şahsının mazhar ve âyine olduğu, Kur’ânî hakikatlar ve Nur’lar itibariyleve neşrettiği imân ve İslâmiyet dersleriyle, ihlâs-ı tâmmı ile, umumî ve küllî bir tarzda Kur’ân’a ve dine hizmet etmesiyle, onun hakkındaki takdir ve tahsinler,mânâ-yı harfî ile şahsına ait kalmıyor. Kur’ân ve İslâmiyete râcidir. Allah nam ve hesabınadır. Din düşmanları tarafından, ona yapılan düşmanlık ve taarruzlar da, Bediüzzaman’ın hâdimliğini yaptığı Kur’ân ve İslâmiyetin ortadan kaldırılması maksad-ı mahsusuna mâtuftur. Zira hakaik-i Kur’âniye ve imâniyeyi câmi’, ocihanşümûl Risale-i Nur eserleri ona ihsan edilmiştir.

                      İşte, bu bedihî hakikatı bilen maskeli, gizli ve münâfık imân ve İslâmiyetmuârızları ve düşmanları yarım asra yakındır, Bediüzzaman’ın çürütemedikleri şahsını, yalan ve yaygaralarla hâlâ çürütmeye çabalıyorlar. Maksatları, Risale-i Nur, rağbet ve revaç görüp intişar etmesin, imân ve İslâmiyet inkişaf etmesin. Halbuki, Said Nursî’ye iliştikçe Risale-i Nur parlıyor. Neşriyat dairesi genişliyor. Birer nümune olan yirmi beş sene içindeki hadiseler meydandadır.

                      İslâmiyet düşmanları, bir taraftan tamamıyla yalan propagandalarına vetaarruzlarına devam ederken, diğer taraftan da Nur talebelerinin Üstadları ve Risale‑i Nur hakkında istidatları nisbetinde, istifade ve istifâzelerinden doğan minnet ve şükranlarını ifade eden takdirkâr yazı ve sözlerden mürekkep, bir nevi müdafaalarını

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]bedihî: ap açık[/TD]
                      [TD]cihanşümûl: dünya çapında, evrensel[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]câmi: kapsayan, içine alan (bk. c-m-a)[/TD]
                      [TD]hakaik-i Kur’âniye ve imâniye: Kur’ân ve iman hakikatleri, gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]hakikaten: gerçekten (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hamiyet-i diniye: dinin koruyuculuğu[/TD]
                      [TD]hariçte: dışarıda[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
                      [TD]ihlâs-ı tâm: tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihsan: bağış, ikram (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [TD]inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intişar: yayılma[/TD]
                      [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istifade: yararlanma, faydalanma[/TD]
                      [TD]istifâze: feyz alma, feyizlenme (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istinsah: nüshasını çıkarma, çoğaltma[/TD]
                      [TD]itibariyle: özelliğiyle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]küllî: kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
                      [TD]maksad-ı mahsusa: özel maksat (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maksat: gaye, amaç (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                      [TD]mazhar: görünme ve yansıma yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                      [TD]muârız: karşı çıkan, muhalif[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâlûmat: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
                      [TD]mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de sanatkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna (bk. a-n-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâtuf: ait olan[/TD]
                      [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi[/TD]
                      [TD]mürekkep: -oluşmuş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nam: ad[/TD]
                      [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]neşretme: yayma[/TD]
                      [TD]neşriyat: yayma, yayın[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b)[/TD]
                      [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rağbet: ilgi, istek[/TD]
                      [TD]revaç: değer, kıymet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]râci: ait, dönük[/TD]
                      [TD]sehven: yanlışlıkla, yanılarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                      [TD]tahliye: serbest bırakma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahsin: güzel bulma, birşeyin güzelliğini ilân etme (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [TD]takdir: beğeniyi dile getiren ifade (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]takdirkâr: takdir eden, beğeniyi ifade eden (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]telif: yazma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tereşşuh etme: sızma[/TD]
                      [TD]umumî: genel[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #805224
                      Anonim

                        perdeler arkasından men etmeye çalışıyorlar. Bunun için, sâfdil gördükleri dostların dostlarına veya dostlara samimî görünerek “İfrata gidiyorsunuz” gibi, bir takım şeyler söylettiriyorlar. İşte, böyle sinsi, böyle dessas, böyle entrikalı, çeşitli iftiralarla bizi korkutmaya, yıldırmaya ve susturmaya çalışıyorlar.

                        Evet, acaba hiç akıl kârı mıdır ki, din düşmanları, iftira ve yalanlardan ibaret yaygaralarını yapsınlar da, bizler hakikatı izhar tarzıyla müdâfaa etmekte susalım? Acaba hiç mümkün müdür ki, İslâmiyet düşmanlığıyla, Üstad Bediüzzamanhakkında zâlimâne ve cebbarâne haksızlıkları irtikâb eden, o insafsızpropagandacılar, yalanlarını savururken, biz, Üstad ve Risale-i Nur’unhakkaniyetini ilân ederek o acip yalanlarını akîm bırakmaya çalışmayalım? Acaba eblehlik ve sâf-derunluk olmaz mı ki; Kur’ân ve imânın hunhar ve müstebid zâlim düşmanları, Kur’ân ve İslâmiyeti ve dini, Risale-i Nur’la küfr-ü mutlaka karşımüdafaa ve muhafaza hizmetini yapan Bediüzzaman aleyhtarlığında, mütemadiyenuydurmalarla seslerini yükseltsinler de, biz hak ve hakikati beyan ve ilân etmektesükût edelim, susalım veya “biraz susun” gibi birşeyle, paravanalar, perdeler arkasında icra-i faaliyet yapan o gizli dinsizlere bir nevi yardım etmiş veya desteklemiş olalım? Asla ve kellâ, kat’a ve asla susmayacağız! Ve hem susturamayacaklardır. Durmayacağız ve hem durduramayacaklardır. Bu can, bu kafesten çıkıncaya kadar, bu ruh, bu cesetten ayrılıncaya kadar, bu nefes, bu bedenden gidinceye kadar, Risale-i Nur’u okuyacağız, neşredeceğiz. Risale-i Nur’unmahz-ı hakikat ve ayn-ı hak olduğunu ve Bediüzzaman Said Nursî’nin, yapılanithamlardan tamamıyla münezzeh ve müberra olduğunu, iftiracı ve tertipçi, hunhardin düşmanlarına mukabil, izhar ve ilân edeceğiz…

                        Kıymetli kardeşlerim, İslâm tarihinde, altın sahifelerde mevkileri bulunan, büyük ve nazîrsiz zâtlar meydana gelmiştir. O misilsiz zâtların tefsirleri ve eserleri, hiçbir Avrupalı feylesofun eseriyle kabil-i kıyas olmayacak derecede emsâlsizdir. O büyük İslâm müellifleri ve İslâm dâhileri, herhangi bir hükümetin, senelerce ağır bir esâret ve koyu bir istibdâdı tahtında olmaksızın, Kur’ân ve İslâmiyete hakkıyla ve hâlis bir surette hizmet etmişlerdi. Tarihte eşine rastlanmayan

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]akîm: sonuçsız, verimsiz bırakma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]asla ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                        [TD]ayn-ı hak: hakkın, doğrunun ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                        [TD]cebbarâne: zorbaca (bk. c-b-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dessas: hileci, aldatıcı[/TD]
                        [TD]dâhi: son derece zeki; dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]eblehlik: ahmaklık, aptallık[/TD]
                        [TD]emsâlsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]entrika: dalavere, dolap çevirme[/TD]
                        [TD]esâret: esirlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                        [TD]hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçeklik (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]hunhar: zâlim, kan dökücü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâlis: içten, katıksız, samimi (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                        [TD]icra-i faaliyet: faaliyette bulunma (bk. f-a-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ifrat: aşırılık[/TD]
                        [TD]insafsız: vicdansız[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]irtikâp etmek: yapmak, işlemek[/TD]
                        [TD]istibdâd: baskı, diktatörlük[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]itham: suçlama[/TD]
                        [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kabil-i kıyas: kıyaslanabilir olma[/TD]
                        [TD]kat’a: kesinlikle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küfr-ü mutlak: kesin ve tam bir inkâr (bk. k-f-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                        [TD]mahz-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]men etme: yasaklama[/TD]
                        [TD]mevki: yer, konum[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misilsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]muhafaza: koruma (bk. (ḥ-f-ẓ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mukabil: karşı[/TD]
                        [TD]müberrâ: uzak, yüce[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                        [TD]müellif: yazar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münezzeh: arınmış, temiz (bk. n-z-h)[/TD]
                        [TD]müstebid: zor kullanan, despot[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                        [TD]nazîrsiz: benzersiz, eşsiz (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                        [TD]safdil: saf kalbli, kolay aldanan (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]sâf-derunluk: kolay aldanma, saflık (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
                        [TD]tahtında: altında[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
                        [TD]zâlimâne: zâlimce (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #805257
                        Anonim

                          bir istibdâd-ı mutlak ve eşedd-i zulüm altında ve dehşetli bir esaret içinde bırakılan ve kendini ve eserlerini imhâ etmeye çalışan din düşmanlarına mukabil, bir şahs-ı mânevi olan Bediüzzaman Said Nursî, Resul-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) Efendimizin sünnetine tam ittiba ederek yaptığı dinî cihad-ı ekberinde,beşer tarihinde misli görülmemiş bir tarzda muvaffak ve muzaffer olmuştur.

                          Bediüzzaman gibi, yüz otuz parça imânî eserlerini şiddetli bir istibdat, tazyikatve takyidat altında, gizliden gizliye telif edebilmek, hem kuvvetli bir takva veubûdiyete sahip olmak ve hem bunlarla beraber, harp cephesinde de fedâî olarak gönüllü askerleriyle muharebe etmiş olmak ve harp cephesinde, avcı hattında dahi, fırsat buldukça Kur’ân’ın en ince nüktelerini ve harika i’câzını beyan eden bir Kur’ân tefsiri telif etmiş olmak ve aynı zamanda nefis mücadelesinde de galip olup, nefsini de dine hizmetkâr yapmak ve hürriyeti gasbedilerek, ücra bir köye sürgün edilip, tecrid-i mutlak ve tarassutlar ve her türlü azaplar içinde ablukaya alınıp, Engizisyon zulümlerini çok geride bırakan hâkim bir kuvvetin tazyikatı altında, cânî canavarların pek vahşî işkenceleri içinde, (sırren tenevveret) sırrıyla, perde altında Risale-i Nur eserleri gibi eserler neşretmek ve böylece cihânın maddî, mânevi “Fâtih”i olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyesinin bir hizmetkârı olarak, bugün milyonlara bâliğ olan bir câmiayı, inâyet-i İlâhî ile, Kur’ân-ı Hakîmin cadde-i kübrâsında selâmetle ilerletmek ve mü’minlerin ve beşeriyetin sadece dünyalarını değil, ebedî saadetlerini temine Risale-i Nur gibi bir eserle vesile olmak, bu mezkûr hususiyetlerin mânevi şahsında toplanması, Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî gibi, tarihte hangi bir zâta daha nasip olmuştur acaba?

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                          [TD]Engizisyon: 16. ve 17. yüzyılda Hıristiyan Katolik mezhebinden ayrılan veya papaya karşı gelen kimselere karşı, arslana parçalatma, fırınlarda yakma gibi cezalar uygulayan mahkeme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                          [TD]beşer: insanlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
                          [TD]bâliğ: erişen, ulaşan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cadde-i kübrâ: büyük ve geniş cadde (bk. k-b-r)[/TD]
                          [TD]cihad-ı ekber: en büyük cihad (bk. c-h-d; k-b-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cihân: dünya[/TD]
                          [TD]câmia: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cânî: cinayet işlemiş[/TD]
                          [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ebedî: sonu olmayan sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                          [TD]esaret: esirlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]eşedd-i zulüm: zulmün en şiddetlisi (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                          [TD]fâtih: fetheden, açan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gasp etmek: zorla almak[/TD]
                          [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hususiyet: özellik[/TD]
                          [TD]hâkim: hükmeden, yargılayan (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]imhâ: yok etme[/TD]
                          [TD]imânî: imanla ilgili (bk. e-m-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inâyet-i İlâhî: Allah’ın yardımı (bk. a-n-y; e-l-h)[/TD]
                          [TD]istibdâd: baskı, diktatörlük[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istibdâd-ı mutlak: tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                          [TD]ittiba: tabi olma, uyma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]i’câz: mu’cizelik, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma (bk. a-c-z)[/TD]
                          [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]misl: benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [TD]muharebe: harp, savaş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                          [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muzaffer: zafer kazanmış, galip[/TD]
                          [TD]müellif: yazar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
                          [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                          [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]selâmet: esenlik, güven (bk. s-l-m)[/TD]
                          [TD]sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sırren tenevveret: gizli ve sır perdesi altında parlama, hizmeti yaygınlaştırma[/TD]
                          [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takyidat: sınırlandırmalar[/TD]
                          [TD]tarassut: gözetleme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tazyikat: baskılar, sıkıştırmalar[/TD]
                          [TD]tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
                          [TD]telif: kitap yazma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
                          [TD]şahs-ı mânevî: mânevî şahıs; belli bir ideal veya bir gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik (bk. a-n-y)[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #805258
                          Anonim

                            Evet kardeşlerim,

                            Risale-i Nur, öyle bir ziyâ-ı hakikat, öyle bir burhan-ı hak ve bir sirâc-ı hakikatneşrediyor ve iki cihanın saadetini temin edecek, Kur’ân ve imân hakikatlarını ders veriyor ve öyle bir lutf-u İlâhîdir ki, yirmi beş seneden beri, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek, muallimi, feylesofu, talebesi, âlimi, mutasavvıfı gibi, herbir tabaka-i insâniye, bu Nur’un âşıkı, bu Nur’un pervânesi, bu Nur’un meclûbu, bu Nur’un muhibbi olmuşlar; bu Nur’a koşmuşlar, bu Nur’un sinesine atılmışlar, bu Nur’dan medet istemişler. Milyonlarca bahtiyar kimselerden müteşekkil muazzambir kitle bu nurla nurlanıp, bu nurla kurtulmuşlardır.

                            Evet kardeşlerim,

                            Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ olan Kur’ân-ı Azimüşşânın hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur o kadar merakâver, o kadar câzibedâr, o kadar dehşetli vemuazzam hakikatları ders veriyor ve mesâili ispat ediyor ki, imân ve İslâmiyetin kıt’alar genişliğinde inkişaf ve fütûhâtına medâr oluyor ve olacaktır.

                            Evet Risale-i Nur, kalblere o derece bir aşk ve muhabbet, ruhlara o kadar birvecd ve heyecan vermiş, akıl ve mantıkları öyle bir tarzda ikna etmiş ve öyle bir itmi’nan-ı kalb hâsıl etmiştir ki, milyonlarca Nur talebelerine, kendini defalarca okutmuş, yazdırmış ve bir ömür boyunca mütalâa ettirmiş ve senelerden beri âdeta kendi kendini neşretmiştir.

                            Aziz kardeşlerim,

                            Ecnebî parmağıyla idare edilen zındıka komiteleri, İslâmiyeti imha için, İslâm memleketlerinde, bilhassa Türkiye’de, öyle desiselerle entrikalar çevirmişler, hâince dolaplar döndürmüşler, hunharâne ve vahşiyâne zulümler irtikâb ve şeytanî ve menfur plânlar tatbik etmişler ve iğfalâtta bulunmuşlar; iblisâne, sinsî metodlar takip etmişler ve kardeşi kardeşe çarpıştırmışlar ve öyle aldatıcı yalan ve propagandalar ve yaygaralar yapmışlar, fitne ve fesad ve tefrika tohumları saçmışlardır ki; bunlar İslâmın bünyesinde derin rahneler açmış ve büyüktahribatlar yapmıştır.

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Kur’ân-ı Azimüşşân: şânı yüce olan Kur’ân (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                            [TD]bahtiyar: talihli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                            [TD]burhan-ı hak: hakdelili (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cihan: dünya[/TD]
                            [TD]câzibedâr: cazibeli, çekici[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
                            [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
                            [TD]entrika: dalavere[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fesad: bozukluk, karışıklık[/TD]
                            [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fitne: bozgunculuk, ara bozma[/TD]
                            [TD]fütûhât: fetihler, zaferler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [TD]hakiki: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hunharâne: kan içercesine, zalimce[/TD]
                            [TD]hâsıl: meydana getirme, ortaya çıkarma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iblisâne: şeytanca[/TD]
                            [TD]imha: yok etme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
                            [TD]irtikâb: yapma, işleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itminan-ı kalb: kalben tam kanaatle inanma (bk. e-m-n)[/TD]
                            [TD]iğfalât: aldatmalar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]lutf-u İlâhî: Allah’ın lütuf ve ikramı (bk. l-ṭ-f; e-l-h)[/TD]
                            [TD]mahzen-i mu’cizât: mu’cizeler deposu (bk. a-c-z)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meclub: celb olunmuş, çekilmiş[/TD]
                            [TD]medet: yardım[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]medâr: sebep, vesile[/TD]
                            [TD]menfur: nefret edilen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]merakâver: merak uyandıran[/TD]
                            [TD]mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
                            [TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                            [TD]muhib: seven (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
                            [TD]mu’cize-i kübrâ: en büyük mu’cize (bk. a-c-z; k-b-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mütalâa: dikkatlice okuyup düşünme[/TD]
                            [TD]müteşekkil: -oluşmuş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                            [TD]rahne: yara[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                            [TD]sirâc-ı hakikat: hakikatin lambası (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tabaka-i insâniye: insanlık tabakası, grubu[/TD]
                            [TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tatbik: uygulama[/TD]
                            [TD]tefrika: ayrılık, bölünme (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap (bk. f-s-r)[/TD]
                            [TD]vahşiyâne: vahşice[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vecd: coşku[/TD]
                            [TD]ziyâ-ı hakikat: hakikatin ışığı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zındıka: dinsizlik[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #805279
                            Anonim

                              Fakat, o musibetler, Cenâb-ı Hakkın imdadı ile, tahrik ve istihdam olunan Bediüzzaman Said Nursî gibi, ihlâs-ı tâmmı kazanmış olan bir zât vasıtasıyla,Rahmet-i İlâhî ile mededres ve şifâresan ve cihanpesend ve cihanşümûl birmâhiyeti hâiz Risale-i Nur eserlerinin meydana gelmesine sebep olmuştur. Ve aynı zamanda, Müslümanları uyandırmış; onları halâs, kurtuluş çarelerini aramaya sevk etmiştir. Ebedî âhiret hayatlarını kurtarmak için, hakiki imân derslerini almak ve Allah’a ilticâ ve emirlerine itâat etmek ihtiyacını şiddetle hissettirmiş ve bu husustaki gaflet ve kusuratı; o musibetlerin ihtar ettiğini, idrâk ettirmiştir. Zaten, insanların, mü’minlerin başına gelen belâ ve musibetlerin hikmeti budur.

                              Evet, o ecnebilerin, canavarlar gibi yaptıkları muamele ve zulümler, İslâm dünyasında, hürriyet ve istiklâl ve ittihâd-ı İslâm cereyanını da hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslâm devletlerinin teşkilini intaç etmiştir. İnşaallahü Teâlâ,cemâhir-i müttefika-i İslâmiye de meydana gelecek ve İslâmiyet, dünyaya hâkim vehükümran olacaktır. Rahmet-i İlâhîden kuvvetle ümit ve niyaz ediyoruz.

                              İşte, Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî, öyle bir mücahid-i İslâmdır ki, ve telifâtı Risale-i Nur, öyle uyandırıcı ve öyle halâskâr ve öyle fevkalade vecihangir bir eserdir ki, din aleyhindeki bütün o komitelerin bellerini kırmış,mezkûr, muzır ve habis faaliyetlerini akamete dûçar ve dinsizlik esaslarının temel taşlarını, param parça etmiş ve köküyle kesmiştir ve İslâmî ve imânî fütûhâtı, perde altında, kalbden kalbe inkişaf ettirmiş ve Kur’ân-ı Azimüşşânın hâkimiyet-i mutlakasına zemin ihzar etmiştir.

                              Evet, Risale-i Nur, o tahribatı Kur’ân’ın elmas hakikatleriyle ve Kur’ân-ı Kerimdeki en kısa ve en müstakim bir tarikle tamir ve o yaraları, Kur’ân-ı Hakîmineczahâne-i kübrasındaki edviyelerle tedavi ediyor ve edecektir.

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [TD]Kur’ân-ı Azimüşşân: şânı yüce Kur’ân (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]akamet: neticesizlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cemâhir-i müttefika-i İslâmiye: birleşik İslam cumhuriyetleri, devletleri (bk. s-l-m)[/TD]
                              [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihangir: meşhur, dünyayı zapteden[/TD]
                              [TD]cihanpesend: dünyaya meydan okuyan, hükümlerini dünyaya kabul ettiren[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
                              [TD]dûçar: yakalanmış, düşmüş[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                              [TD]ecnebi: yabancı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]eczahâne-i kübra: en büyük eczane (bk. c-z-e; k-b-r)[/TD]
                              [TD]edviye: devâlar, ilaçlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fevkalade: olağanüstü[/TD]
                              [TD]fütûhât: fetihler, zaferler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gaflet: umursamazlık, duyarsızlık; âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hali (bk. ğ-f-l)[/TD]
                              [TD]habis: kötü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikat: gerçek, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]halâs: kurtuluş (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                              [TD]halâskâr: kurtarıcı (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hikmet: sır, bilinmeyen nokta (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]hâiz: sahip[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâkim: hükmeden, galip (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]hâkimiyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir egemenlik (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hükümran: hükmü geçen, hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]idrâk: anlama, kavrama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihlâs-ı tâm: tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                              [TD]ihtar: hatırlatma, uyarma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihzar: hazırlama (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                              [TD]ilticâ: sığınma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]imdad: yardım[/TD]
                              [TD]imânî: iman ile ilgili (bk. e-m-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]inkişaf: açılma, yayılma (bk. k-ş-f)[/TD]
                              [TD]intaç: netice verme, doğurma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
                              [TD]istiklâl: bağımsızlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ittihâd-ı İslâm: İslâm birliği (bk. s-l-m)[/TD]
                              [TD]kusurat: kusurlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
                              [TD]mededres: imdada yetişen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                              [TD]muamele: davranış[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]musibet: belâ, sıkıntı, felâket[/TD]
                              [TD]muzır: zararlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mücahid-i İslâm: İslâm mücahidi, din için çaba harcayan (bk. c-h-d; s-l-m)[/TD]
                              [TD]müellif: yazar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müstakil: bağımsız, başlı başına[/TD]
                              [TD]müstakim: dosdoğru olan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]niyaz: duâ, istek[/TD]
                              [TD]rahmet-i İlâhî: Allah’ın rahmeti, şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
                              [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
                              [TD]telifât: yazılmış kitaplar, eserler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]teşkil: meydana gelme, oluşma[/TD]
                              [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                              [TD]İnşaallahü Teâlâ: yüce Allah’ın izniyle[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şifâresan: şifa veren[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #805271
                              Anonim

                                Hem, mâsum Müslümanların kanlarını sömüren ve servetleri, tahaccür etmiş millet kanı olan, parazit, tufeylî ve aç gözlü canavar ve barbar emperyalistleri,müstemlekecileri ve onların içimizdeki, sadece şahsî menfaat zebûnu, zâlim,hunhar, haris ve müstebid uşaklarını, hâk ile yeksân edip izmihlâl ve inhidâm-ı mutlakla mağlup eden ve edecek yegâne çarenin, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın bu asırda bir mu’cize-i mânevisi olan Risale-i Nur eserleri olduğunda, basiretli İslâm mücahitleri ve âlimleri, icraat ve müşâhedâta müstenid, yakînî bir kanaat-ı kat’iyeile müttefiktirler.

                                Evet, tarih-i beşer, Risale-i Nur gibi bir eser göstermiyor. Demek anlaşılıyor ki: Risale-i Nur, Kur’ân’ın emsâlsiz bir tefsiridir.

                                Evet, Bediüzzaman Said Nursî’ye, yalnız âlem-i İslâm değil, Hıristiyan dünyası damedyun ve minnettardır ki, dinsizliğe karşı umumî cihadında mazhar olduğumuvaffakiyet ve galibiyetten dolayı Roma’daki Papa dahi, kendisine resmen tebrik ve teşekkürnâme yazmıştır.

                                Şimdi Risale-i Nur Külliyatından, imân, Kur’ân ve Hazret-i Peygamber (Aleyhissalâtü Vesselâm) Efendimiz hakkında olan eserlerden bazı kısımları aynen okuyacağım. Siz bu eserleri elde edip tamamını okursunuz. Okurken, belki izahedilmesini isteyen kardeşlerimiz olacaktır. Fakat, bu hususta arzedeyim ki, üstadımız Bediüzzaman, bir Nur talebesine Risale-i Nur’dan bazan okuyuvermeklûtfunu bahşederken izah etmiyor, diyor ki: “Risale-i Nur, imanî meseleleri lüzumu derecesinde izah etmiş. Risale-i Nur’un hocası, Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidadı nisbetinde kendi kendine istifade eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdanınız hissesini alır. Ne kadar istifade etseniz, büyük bir kazançtır.”

                                Okunan Türkçe veya Arapça bir risalenin izahı, başka bir risalede varsa, onu getirip okuyor. Risale-i Nur’daki gayet ince nükteleri derk eden basiretli âlimler de der ki: Bir âlimin yüksek bir ilmi olabilir, fakat Risale-i Nur’u cemaate okurkentafsilâta girişip eski mâlûmatlarıyla açıklarsa, bu izahatı, Risale-i Nur’un beyanettiği, asrımızın fehmine uygun ve ihtiyacına tam cevap veren hakikatların

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                                [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]basiretli: ileri görüşlü, sezişi kuvvetli (bk. b-ṣ-r)[/TD]
                                [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
                                [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama (bk. c-h-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]derk etmek: anlamak, algılamak[/TD]
                                [TD]emperyalist: sömürgeci[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]emsâlsiz: benzersiz, eşsiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                [TD]fehm: anlayış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]galibiyet: üstünlük[/TD]
                                [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]haris: aç gözlü, çok hırslı[/TD]
                                [TD]hunhar: kan döken, zalim[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâk ile yeksân: yerle bir etme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [TD]inhidâm-ı mutlak: tam bir çöküş (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
                                [TD]istifâde: faydalanma, yararlanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]izah: açıklama[/TD]
                                [TD]izahat: açıklamalar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]izmihlâl: yıkılma, çökme[/TD]
                                [TD]kanaat-ı kat’iye: kesin kanaat, inanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lûtf: iyilik, bağış (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]medyun: borçlu[/TD]
                                [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mu’cize-i mânevi: mânevî mu’cize (bk. a-c-z; a-n-y)[/TD]
                                [TD]mâlûmat: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müstebid: zorba, diktatör[/TD]
                                [TD]müstemlekeci: sömürgeci[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müstenid: dayanan (bk. s-n-d)[/TD]
                                [TD]müttefik: ittifak etmiş, birleşmiş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müşâhedât: gözlemler (bk. ş-h-d)[/TD]
                                [TD]nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                                [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tahaccür: taşlaşma[/TD]
                                [TD]tarih-i beşer: insanlık tarihi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu (bk. f-ṣ-r)[/TD]
                                [TD]teşekkürnâme: teşekkür belgesi (bk. ş-k-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tufeylî: asalak, başkalarının sırtından geçinen[/TD]
                                [TD]umumî: genel[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]yakînî: kesin, şüphesiz (bk. y-ḳ-n)[/TD]
                                [TD]yegâne: tek, eşsiz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zebûn: düşkün, tutkun[/TD]
                                [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #805268
                                Anonim

                                  anlaşılmasında ve tesiratında ve Risale-i Nur’un mahiyetinin derkine bir perde olabilir. Bunun için, bazı lûgatların mânâlarını söyleyerek aynen okumak dahamüessir ve daha efdaldir.

                                  İstanbul Üniversitesindeki kardeşlerimiz de böyle okuyorlar. Biz de hulâsatenderiz ki: Risale-i Nur, gayet fasîh ve vecîzdir. Sözün kıymeti, îcazındadır, kısalığındadır. Bir mesele-i imâniye ve Kur’âniye, umuma ders verilirken, mücmelolarak tedrisinde, daha fazla istifaza ve istifade vardır.

                                  Ey Üstadımız Efendimiz,

                                  Umum kadirşinas insanlar Risale-i Nur’u ve sizi ebediyen tebcil ve tekrimedeceklerdir. Tahkikî imân dersleriyle imânımızı kurtaran cihanbahâ ve cihandeğerbir kıymette olan Risale-i Nur’u, bütün ruhu canımızla, bütün mevcudiyetimizle seviyor ve tekrim ediyoruz. Bu aşk ve bu muhabbet, bu tâzim ve bu hürmet, nesilden nesile, asırdan asıra, devirden devire intikal edecektir.

                                  Evet, Risale-i Nur’daki hakaik-i Kur’âniye öyle bir kuvvettir ki, bu kudretkarşısında, küfr-ü mutlakın ve dinsizliğin temelleri târümâr olacak, inhidamçukurlarına yuvarlanarak geberecektir. Bâki kalanlar, imân ve Kur’ân nuruyla felâhve necat bulacaklardır.

                                  Evet, dağları, taşları, pamuk gibi dağıtacak, demir ve granitleri yağ gibi eritecek derecede olan bu kuvvet-i Kur’âniye dünyayı Nur ve saadete gark edecek. Bu Nur-u Kur’ân, imânların kurtuluşunda, dünyaya hâkim ve hükümran olacaktır.

                                  وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَblank.gif1

                                  [NOT]Dipnot-1 “Onların duaları ise şu sözlerle sona erer: ‘Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Yûnus Sûresi, 10:10.[/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]bâki: arta kalan, geriye kalan (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                                  [TD]cihanbahâ: dünyalar kıymetinde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cihandeğer: dünyalara değer[/TD]
                                  [TD]derk: anlama, algılama[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ebediyen: sonsuza kadar (bk. e-b-d)[/TD]
                                  [TD]efdal: faziletli, üstün (bk. f-ḍ-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fasih: güzel, açık ve düzgün (bk. f-s-ḥ)[/TD]
                                  [TD]felâh: selâmet, kurtuluş[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]gark: boğma[/TD]
                                  [TD]hakaik-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri, gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hulâsaten: özetle, sonuç olarak[/TD]
                                  [TD]hâkim: hükmeden, galip (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hükümran: hükmü geçen, hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [TD]hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inhidam: yıkılma, harab olma[/TD]
                                  [TD]intikal: geçme, ulaşma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
                                  [TD]istifaza: feyizlenme (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kadirşinas: kıymet bilir (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                  [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kuvvet-i Kur’âniye: Kur’ân’ın kuvveti[/TD]
                                  [TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr ve inançsızlık (bk. k-f-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lûgat: kelime, sözcük[/TD]
                                  [TD]mahiyet: asıl, esas, nitelik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mesele-i imâniye ve Kur’âniye: imanla ve Kur’ân’la ilgili mesele (bk. m-s̱-l; e-m-n)[/TD]
                                  [TD]mevcudiyet: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                  [TD]mücmel: kısa, özet (bk. c-m-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müessir: tesirli, etkili[/TD]
                                  [TD]necat: kurtuluş (bk. n-c-v)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nur-u Kur’ân: Kur’ân’ın nuru (bk. n-v-r)[/TD]
                                  [TD]ruh u can: ruh ve can (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                                  [TD]tahkikî: araştırmaya dayanan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tebcil: yüceltme, saygı gösterme[/TD]
                                  [TD]tedris: öğretme, ders verme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tekrim: saygı gösterme (bk. k-r-m)[/TD]
                                  [TD]tesirat: tesirler, etkiler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]târümar: dağınık, perişan[/TD]
                                  [TD]tâzim: büyüklüğünü dile getirme (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]umum: herkes, genel[/TD]
                                  [TD]vecîz: kısa ve öz (bk. v-c-z)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]îcaz: veciz söz, az sözle çok mânâlar ifade etme (bk. v-c-z)[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 31)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.