• Bu konu 42 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 44)
  • Yazar
    Yazılar
  • #666152
    Anonim

      b582.gif
      -1-

      Gayet kısa bir meali: Yani, “Abdimiz(kulumuz) üzerine inzal ettiğimiz Kur’an’da bir şüpheniz varsa, Kur’an’ın mislinden(benzeri) bir sure yapınız.

      Hem de, Allah’tan başka, işlerinizde kendilerine müracaat ettiğiniz şüheda(ŞAHİDLERİNİZİ) ve muinlerinizi de(YARDIMCILARINIZIDA) çağırınız, yardım etsinler.

      Eğer sözünüzde sadık iseniz hepiniz beraber çalışınız, Kur’an’ın mislinden bir sure getiriniz.

      Eğer bir misil getiremediğiniz takdirde-zaten getiremezsiniz ya-öyle bir ateşten sakınınız ki, odunu, insanlar ile taşlardır.”

      İşaratül-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 160

      #781586
      Anonim

        Bu konuyu işleyeceğiz..Risalei nurdan ayrıntılı olarak..

        Kur’an halen ve devamlı meydan okuyor..

        işte meydan Kur’anın Allah sözü olduğundan şüphede iseniz,tüm medeniyet bir araya gelip,Kur’anın benzeri bir kitap oluşturunuz…

        meydan okuma devam ediyor..getiren yoktur…

        o zamandan bu yana halen benzerini meydana getirmediler..

        çünkü getirmeleri mümkün değildir…

        bu konuları işleyeceğiz…

        #781587
        Anonim

          İkinci Nükte: Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın zamanında sihrin revacı(KIYMETLİ,DEĞERLİ) olduğundan, mühim mu’cizâtı ona benzer bir tarzda geldiği;

          ve Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın zamanında ilm-i tıp revaçta (DEĞERLİ,KIYMETLİ)olduğundan, mu’cizâtının galibi o cinsten geldiği gibi,

          Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dahi zamanında Ceziretü’l-Arabda(ARAP YARIMADASINDA) en ziyade revaçta(DEĞERLİ) dört şey idi:

          Birincisi: Belâgat( BELÂGAT : Hitap ettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkatlı söz söyleme sanatı, hâlin gerektirdiğine uygun söz söylemek.)
          ve fesahat(.FESÂHAT : Doğru ve düzgün söyleyerek açık ve güzel ifâde etme.)
          İkincisi: Şiir ve hitabet.
          Üçüncüsü: Kâhinlik ve gaibden(GÖRÜNMEYENDEN) haber vermek.
          Dördüncüsü: Hâdisât-ı maziyeyi(GEÇMİŞ OLAYLARI) ve vâkıât-ı kevniyeyi(KAİNATLA İLGİLİ OLAYLARI) bilmekti.
          İşte, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan geldiği zaman, bu dört nevi malûmat(BİLGİ) sahiplerine karşı meydan okudu.

          Mektubat | On Dokuzuncu Mektup | 184

          #781588
          Anonim

            Başta, ehl-i belâgate birden diz çöktürdü; hayretle Kur’ân’ı dinlediler.

            İkincisi, ehl-i şiir ve hitabet, yani muntazam(DÜZENLİ) nutuk okuyan ve güzel şiir söyleyenlere karşı öyle bir hayret verdi ki, parmaklarını ısırttı. Altınla yazılan en güzel şiirlerini ve Kâbe duvarlarına medar-ı iftihar için(ÖVÜNMEYE SEBEB) asılan meşhur Muallâkat-ı Seb’alarını (YEDİ KASİDELERİNİ,KABEYE ASMIŞLARDI VE BUNUNLA ÖVÜNÜYORLARDI VE KUR’AN BU KASİDELERİ )indirtti, kıymetten düşürdü.

            Hem gaipten(BİLİNMEYENDEN) haber veren kâhinleri ve sâhirleri(SİHİRBAZLARI) susturdu. Onların gaybî haberlerini onlara unutturdu. Cinnîlerini tard ettirdi.(KOVDU). Kâhinliğe hâtime çektirdi.(SON VERDİ).

            Hem ümem-i sâlifenin(GEÇMİŞ ÜMMETLERİN) vekayiine(HADİSELERİNE,OLAYLARINA) ve hâdisât-ı âlemin ahvâline vakıf olanları hurafattan(MASALDAN,BATILDAN) ve yalandan kurtarıp, hakikî hâdisât-ı maziyeyi(GEÇMİŞ OLAYLARI) ve nurlu olan vekayi-i âlemi (DÜNYA OLAYLARINI) onlara ders verdi.

            İşte bu dört tabaka, Kur’ân’a karşı kemâl-i hayret ve hürmetle onun önüne diz çökerek şakirt oldular. Hiçbirisi hiçbir vakit birtek sûreyle muarazaya(SÖZLÜ MÜCADELEYE,KURANA BENZER SÖZ SÖYLEMEYE) kalkışamadılar.

            Mektubat | On Dokuzuncu Mektup | 184

            #781589
            Anonim

              Kur’an hala meydan okuyor..

              haydi kur’an gibi bir kitap meydana getiriniz diyor…

              getirsinler ,güçleri yetiyorsa……

              Ami adam bu kadarını bilse,kendini kurtarır.

              Ami adam görsün ki,hala kur’ana benzer yapamamışlardır.

              İmanı kurtulur.

              #781590
              Anonim

                Şu Kur’ân’ın, Muhammedü’l-Emin gibi bir ümmîden nazîrini(BENZERİNİ) yapınız ve gösteriniz.

                “Haydi, bunu yapamıyorsunuz; o zat ümmî(OKUMA YAZMASI OLMAYAN) olmasın, gayet âlim ve kâtip olsun.

                “Haydi, bunu da getiremiyorsunuz; birtek zât olmasın. Bütün âlimleriniz, beliğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin. Hattâ güvendiğiniz âliheleriniz(TAPTIĞINIZ İLAHLARINIZ,PUTLARINIZ) size yardım etsin.

                “Haydi, bununla da yapamayacaksınız. Eskiden yazılmış beliğ eserlerden de istifade edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp Kur’ân’ın nazîrini gösteriniz, yapınız.

                “Haydi, bunu da yapamıyorsunuz. Kur’ân’ın mecmuuna(BÜTÜNÜNE) olmasın da, yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz.

                “Haydi, on sûresine mukabil, hakikî, doğru olarak bir nazîre getiremiyorsunuz. Haydi, hikâyelerden, asılsız kıssalardan terkip ediniz, yalnız nazmına ve belâgatine nazîre olsun getiriniz.

                “Haydi, bunu da yapamıyorsunuz; birtek sûresinin nazîrini getiriniz.

                “Haydi, sûre uzun olmasın; kısa bir sûre olsun, nazîrini getiriniz. Yoksa din, can, mal, iyalleriniz(HALKINIZ), dünyada da, âhirette de tehlikeye düşecektir.”

                İşte, sekiz tabakada ilzam(SUSTURMA) suretinde, Kur’ân-ı Hakîm yirmi üç senede değil, belki bin üç yüz senede bütün ins ve cinne karşı bu meydanı okumuş ve okuyor.

                Halbuki, evvelki zamanda o kâfirler can, mal ve iyâlini tehlikeye atıp en dehşetli yol olan harp yolunu ihtiyar ederek, en kolay ve en kısa olan muaraza(SÖZLÜ MÜCADELE,KURANIN BENZERİNİ YAPMA) yolunu terk ettiler.

                Demek muaraza yolu(KURANIN BENZERİNİ YAPMAK İÇİN SÖZLÜ MÜCADELE YOLU) mümkün değildi.

                İşte, hiçbir âkıl, hususan o zamanda Ceziretü’l-Arabdaki(ARAP YARIMADASINDAKİ) adamlar, hususan Kureyşîler gibi zeki adamlar, birtek edipleri Kur’ân’ın birtek sûresine nazîre(BENZER) yapıp Kur’ân’ın hücumundan kurtulmasını temin ederek, kısa ve kolay yolu terk edip can, mal, iyâlini tehlikeye atıp, en müşkülâtlı (ZOR) yola sülûk eder mi?
                mektubat..19.mektub

                #781591
                Anonim

                  Eğer denilse: “Nasıl biliyoruz ki, kimse muaraza(KURANA BENZER YAPMAK İÇİN SÖZLÜ MÜCADELE) edemedi ve muaraza kabil değil?”

                  Elcevap: Eğer muaraza(KURANA BENZER YAPMAK İÇİN SÖZLÜ MÜCADELE) mümkün olsaydı, herhalde teşebbüs(YAPMAK İSTENİLECEKTİ) edilecekti.

                  Çünkü muarazaya ihtiyaç şedit (ŞİDDETLİ) idi.

                  Zira(ÇÜNKÜ) dinleri, malları, canları, iyalleri (MİLLETLERİ,HALKLARI) tehlikeye düşüyor; muaraza edilseydi (KURANA BENZER YAPSAYDILAR) kurtulurlardı.

                  Eğer muaraza (KURANA BENZER YAPMAK) mümkün olsaydı, herhalde muaraza edecektiler.

                  Eğer muaraza edilseydi, muaraza taraftarları kâfirler, münafıklar çok, hem pek çok olduğundan, herhalde muarazaya taraftar çıkıp iltizam ederek(TARAFGİR OLUP) herkese neşredeceklerdi. (Nasıl ki, İslâmiyetin aleyhinde her şeyi neşretmişler.)

                  Eğer neşretseydiler ve muaraza olsaydı, herhalde tarihlere, kitaplara şâşaalı(PARLAK) bir surette geçecekti.

                  İşte, meydanda bütün tarihler, kitaplar; hiçbirisinde, Müseylime-i Kezzâbın (YALANCI MÜSEYLİMENİN) birkaç fıkrasından başka yoktur.

                  Mektubat | On Dokuzuncu Mektup | 185

                  #781592
                  Anonim

                    DEVAM edilecek..yeter ki istifade edelim…başka yerlere ekleyebilirsiniz..

                    #781593
                    Anonim

                      Devamını bekliyorum.selamlar.dualarınızla

                      #781710
                      Anonim

                        Eğer denilse: “Nasıl biliyoruz ki, kimse muaraza(KURANA BENZER YAPMAK İÇİN SÖZLÜ MÜCADELE) edemedi ve muaraza kabil değil?”

                        Elcevap: Eğer muaraza(KURANA BENZER YAPMAK İÇİN SÖZLÜ MÜCADELE) mümkün olsaydı, herhalde teşebbüs(YAPMAK İSTENİLECEKTİ) edilecekti.

                        Çünkü muarazaya ihtiyaç şedit (ŞİDDETLİ) idi.

                        Zira(ÇÜNKÜ) dinleri, malları, canları, iyalleri (MİLLETLERİ,HALKLARI) tehlikeye düşüyor; muaraza edilseydi (KURANA BENZER YAPSAYDILAR) kurtulurlardı.

                        Eğer muaraza (KURANA BENZER YAPMAK) mümkün olsaydı, herhalde muaraza edecektiler.

                        Eğer muaraza edilseydi, muaraza taraftarları kâfirler, münafıklar çok, hem pek çok olduğundan, herhalde muarazaya taraftar çıkıp iltizam ederek(TARAFGİR OLUP) herkese neşredeceklerdi. (Nasıl ki, İslâmiyetin aleyhinde her şeyi neşretmişler.)

                        Eğer neşretseydiler ve muaraza olsaydı, herhalde tarihlere, kitaplara şâşaalı(PARLAK) bir surette geçecekti.

                        İşte, meydanda bütün tarihler, kitaplar; hiçbirisinde, Müseylime-i Kezzâbın (YALANCI MÜSEYLİMENİN) birkaç fıkrasından başka yoktur.

                        Mektubat | On Dokuzuncu Mektup | 185

                        #781711
                        Anonim

                          Birinci tarik: Arap kavmi maarifsiz(İLİMSİZ), bedevi(ÇÖLDE YAŞAYAN) bir millet idi. Muhitleri de(ETRAFLARINDAKİLERDE), onlar gibi bedevi bir muhit idi. Divanları, şiir idi. Yani, medar-ı iftihar(ÖVGÜYE SEBEB) olan hallerini, şiirle kayt ve muhafaza ederlerdi. İlimleri, belagat(HALE UYGUN SÖZ SÖYLEMEK) idi. Medar-ı iftiharları, fesahat(AÇIK,ANLAŞILIR SÖZ SÖYLEME) idi. Sair(DİĞER) kavimlerden(MİLLETLERDEN) fazla bir zekaya malik idiler. Başka insanlara nisbeten cevval fikirleri vardı.

                          İşte Arap kavmi böyle bir vaziyette iken ve zihinleri de bahar çiçekleri gibi yeni yeni açılmaya başlarken, birden bire Kur’an-ı Azimüşşan, yüksek belagatiyle, harika fesahatiyle mele-i a’ladan(YÜCE MERTEBEDEN) yeryüzüne indi. Arapların medar-ı iftiharları ve timsal-i belagatleri olan ve bilhassa Kabe duvarında teşhir edilmek(GÖSTERMEK) üzere altın suyu ile yazılmış “Muallakat-ı Seb’a” (YEDİ KASİDE) ünvanıyla anılan en meşhur (TANINMIŞ) ediplerin en beliğ ve en fasih(AÇIK) eserlerini iftihar listesinden sildirtti.

                          Maahaza(BUNUNLA BERABER), Hazret-i Muhammed (a.s.m.) Kur’an’la muarazaya(SÖZLÜ MÜCADELEYE,KUR’ANIN BENZERİNİ YAPMAYA) ve Kur’an’a bir nazire(BENZER) yapılmasına onları şiddetle davet etmekten geri durmuyordu, damarlarına dokunduruyordu, techil (CAHİLLİKLE SUÇLAMAK) ve terzil(REZİL) ediyordu.

                          O Hazretin yaptığı böyle şiddetli hücumlara karşı, o umera-i belagat(BELAĞAT ALİMLERİ,SÖZ USTALARI) ve hükkam-ı fesahat(AÇIK SÖZ SÖYLEME USTALARI )ünvanıyla anılan Arap edipleri, bir kelime ile dahi mukabelede bulunamadılar. Halbuki kibir ve azametleri, enaniyetleri ve göklere kadar çıkan gururları iktizasınca(GEREĞİNCE), gece gündüz çalışıp Kur’an’a bir nazire (BENZER) yapmalıydılar ki, aleme karşı rezil ve rüsvay olmasınlar.
                          Demek bu meselenin uhdesinden(ÜSTESİNDEN) gelemediklerinden, yani Kur’an’ın bir benzerini yapmaktan aciz(GÜÇSÜZ) kaldıklarından sükuta(SUSMAYA) mecbur olmuşlardır. İşte onların bu ıztırari(MECBUR HALDEKİ) sükutları(SUSMALARI) aczlerini(GÜÇSÜZLÜKLERİNİ) meydana çıkardı. Ve bunların aczlerinden de, i’caz-ı Kur’an’ın(KUR’ANIN MÜCİZE ,ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN) güneşi tulu etmiştir. (ORTAYA ÇIKMIŞTIR).

                          İşaratül-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 175

                          #781717
                          Anonim

                            Üçüncü tarik: Belagat imamlarından meşhur Cahız’ın tahkikatına(ARAŞTIRMASINA) göre, Arap edip ve beliğlerinin Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın davasını kalemle iptal etmeye tarife gelmez derecede ihtiyaçları vardı.

                            Ve o Hazrete karşı olan kin, adavet(DÜŞMAN) ve inatlarıyla beraber, en kolay, en yakın, en selim olan kalem ve yazı ile muarazayı(SÖZLÜ MÜCADELEYİ) terk ve en uzun, en müşkül(ZOR), en tehlikeli ve şüpheli seyf(KILIÇ) ve harp(SAVAŞ) ile mukabeleye mecburen iltica ettiler.

                            Suret-i kat’iyede(KESİNLİKLE) bundan anlaşıldı ki, Kur’an’ın benzerini yapmaktan aciz kalmışlardır.

                            Zira(ÇÜNKÜ), her iki yolun arasındaki farkı bilmeyenlerden değildiler. Binaenaleyh(BUNUNLA BERABER), birinci yol iptal-i dava için daha müsait iken onu terkedip, hem malları, hem canları tehlikeye atan başka bir yola süluk eden, ya sefihtir-halbuki Müslüman olduktan sonra siyaset-i alemi eline alanlara sefih denilemez-veya birinci yola süluktan kendilerini aciz görmüşlerdir. Onun için kalem yerine seyfe(KILICA) müracaat etmişlerdir.

                            İşaratül-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 176

                            #781765
                            Anonim

                              b609.gif -2-
                              Bu cümlenin, üç vecihle makabliyle(KENDİSİNDEN ÖNCEKİ CÜMLEYLE) irtibatı (BAĞI)vardır.
                              Birinci vecih: “Kur’an’a muaraza (BENZER YAPMAKTAN) etmekten zahir olan aczimiz, bütün insanların aczini istilzam etmez(GEREKTİRMEZ). Biz yapamadık, ama başkaları yapabilirler” diye zihinlerine gelen vesveseyi def etmek(KALDIRMAK) için, Kur’an-ı Kerim, bu ayetin lisanıyla, “Büyüklerinizi, reislerinizi de çağırınız, size yardım etsinler” diye onları ilzam etmiştir.(SUSTURMUŞTUR)
                              İkinci vecih: “Eğer biz muaraza teşebbüsünde(ARZUSUNDA) bulunsak, bizi destekleyen, müdafaa eden yoktur” diye ileri sürdükleri zuumlarını da(DÜŞÜNCELERİNİ)DE reddetmiştir ki, “Herhangi bir meslek olursa olsun, mutaassıpları(TARAFTARLARI) çoktur. Muaraza ettiğiniz(KURANA BENZER YAPMAK İÇİN SÖZLÜ MÜCADELEYE GİRİŞTİĞİNİZ) takdirde, sizi müdafaa eden çok olur” diye onları iskat etmiştir(SUSTURMUŞTUR).
                              Üçüncü vecih: Kur’an-ı Kerim, sanki onlara istihzaen(ALAYCASINA) diyor ki: “Muhammed Aleyhissalatü Vesselam, bütün insanlara nübüvvetini (NEBİLİĞİNİ) tasdik ettirmek için Allah’ından yardım istedi. Allah’ı da, Kur’an’ına sikke-i i’cazı(MÜCİZE MÜHRÜNÜ) basarak pek çok insanlara tasdik ettirdi. Sizin alihelerinizden(İLAHLARINIZDAN,TAPTIĞINIZ PUTLARDAN) bir faydanız varsa, siz de onları çağırınız, size yardım etsinler.”
                              İşaratül-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 178

                              #781766
                              Anonim

                                Kur’an’ın Benzeri Neden Yapılamaz?

                                Yazar: Mehmed Kırkıncı, 03-7-2010

                                Her kelam, kendisini söyleyenin sikkesini taşımaktadır. Lisan aynı da olsa, kabiliyetlerin farklılığı, ilim ve belâgattaki tefavüt gibi hususlar, kelâmlara ayrı ayrı sikkeler kazandırmakta ve ehli için o sözün kime ait olduğunu âdeta haykırmaktadır. Meselâ, hepimiz Türkçe konuştuğumuz halde, Yûnus Emre’nin veya Mehmed Âkif’in bir şiirini işittiğimizde bu şiir­lerin şairlerini derhal tefrik edebiliyoruz. Demek ki sözlerde Türkçe’nin öte­sinde bir şey var. O da bu zatlardaki kemâlâtın, belâgatın ve ilmin kelâma aksetmesinden ibaret olan bir mahsus sikkedir ki, bizim sözlerimizde bu­lunmuyor.

                                Her bir ilim ve kemâl ehlinin kelâmı, sahibinin sikkesini taşırsa, elbette bütün kemalât onun kemâline nisbeten zayıf bir gölge olan Âlim-i mutlak’ın kelâmı İ’caz sikkesini taşıyacaktır.

                                Bu sırrı müdrik olmayan ve kelâmdan anlamayan bazı haddini bilmez kimseler, Kur’an’ın Arapça inzal edilmesi cihetiyle “aynı lisandan Kur’an’ın neden benzeri getirilmesin?” gibi cahilâne bir iddiada bulunuyorlar.

                                Yukarıda bunun cevabı verilmiş olmakla beraber; ikinci bir misâlle mes’eleyi biraz daha fehme yakınlaştıralım. Şöyle ki:

                                İnsanlar, Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı odundan ancak tahta, tahtadan masa ve sandalye gibi şeyler yapabilmektedir. O Kadir-i Mutlak ise odun­dan meyve yapıyor, yaprak ve çiçek çıkarıyor. Demek ki iş odunda değil, ustadadır. Aynı şekilde insanlar topraktan çömlek yapmakta, Sâni-i Kâinat ise topraktan insan yapmaktadır. Misâller çoğaltılabilir.

                                Kâinattaki yüz üç elementi birer harfe teşbih edersek, o Kadir-i Hakîm bu harflerle nebatat ve hayvanattan insanlara, denizlere, yıldızlara kadar bütün mahlûkatını yazmıştır. Her bir kelimede yirmi dokuz harfin hepsinin bulunması icab etmediği gibi, her bir mahlûkta da bütün elementlerin bu­lunması şart değildir. Cenâb-ı Hakk’ın element harfleriyle yazdığı bir kelime olan elmanın, insanlarca, taklid edilmesi mümkün değildir. Halbuki onun yapılmasında istimal edilen elementleri insanların da istimal edebilmeleri imkân dahilindedir.

                                İnsanların bir güneş yapmaları ve duha (kuşluk) vaktini getirmeleri ka­bil olmadığı gibi, “Veşşemsi ve duhaha” âyetinin nazirini getirmeleri de mümkün değildir.

                                #781882
                                Anonim

                                  okuyalım..istifade edelim…

                                  kuran halen meydan okuyor…haydi bütün insanlar bir araya gelsin kuranın benzerini meydana getirsinler…

                                  getirmek kolay olmadığından,kurana benzer yapmak için çalışmıyorlar…

                                  demek kuran Allahın kelamıdır,insan sözü değildir.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 44)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.