- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
30 Kasım 2011: 00:42 #674900
Anonim
Kur’ân-ı Hakîm, nihayetsiz parlak, yüksek hakikatleri câmi’ olduğundan, şiirin hayalâtından müstağnîdir. [FONT= ]Evet, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’câz derecesindeki kemâl-i nizam ve intizamı ve kitâb-ı kâinattaki intizamât-ı san’atı, muntazam üslûblarıyla tefsir ettikleri halde, manzum olmadığının diğer bir sebebi de[/FONT][FONT= ][/FONT]
[FONT= ]Foto: Pınar Karaağaçlı[/FONT]
[FONT= ][/FONT]
budur ki: Ayetlerinin herbir necmi, vezin kaydı altına girmeyip, tâ ekser âyetlere bir nevi merkez olsun ve kardeşi olsun ve mâbeynlerinde mevcud münâsebet-i mâneviyeye râbıta olmak için, o daire-i muhîta içindeki âyetlere birer hatt-ı münâsebet teşkil etmesidir. Güyâ, serbest herbir âyetin ekser âyetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. Kur’ân içinde, binler Kur’ân bulunur ki, herbir meşreb sahibine birisini verir. Nasıl ki, Yirmi Beşinci Sözde beyân edildiği gibi, Sûre-i İhlâs içinde otuz altı Sûre-i İhlâs miktarınca, herbiri zi’l-ecnihâ olan altı cümlenin terkibâtından müteşekkil bir hazîne-i ilm-i tevhid bulunur ve tazammun ediyor. Evet, nasıl ki, semâda olan intizamsız yıldızların sûreten adem-i intizamı cihetiyle, herbir yıldız kayıt altına girmeyip, herbirisi ekserî yıldızlara bir nevi merkez olarak daire-i muhîtasındaki–birer birer–herbir yıldıza mevcudât beynindeki nisbet-i hafiyeye işaret olarak, birer hatt-ı münâsebet uzatıyor. Güyâ, herbir tek yıldız, nücûm-u âyet gibi, umum yıldızlara bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü vardır. İşte intizamsızlık içinde kemâl-i intizamı gör, ibret al. “Biz Peygambere şiir öğretmedik; bu ona yaraşmaz da” (Yâsin Sûresi: 69.) âyetinin bir sırrını bil. Hem, âyet-i “..bu ona yaraşmaz da” sırrını da bununla anla ki: Şiirin şe’ni, küçük ve sönük hakikatleri büyük ve parlak hayallerle süslendirip beğendirmek ister. Halbuki, Kur’ân’ın hakikatleri, o kadar büyük, âlî, parlak ve revnaktardır ki, en büyük ve parlak hayal o hakikatlere nisbet edilse, gayet küçük ve sönük kalır. Meselâ,
“O gün semâyı, kitap sayfalarını dürer gibi düreriz.” (Enbiyâ Sûresi: 104.)
“O, gündüzü, peşi sıra kovalayan gece ile örter.” (A’râf Sûresi: 54.)
“İşte, tek bir sesledir ki, hepsi birden toplanıp huzurumuza getirilirler.” (Yâsin Sûresi: 53.)
gibi hadsiz hakikatleri buna şâhiddir.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 127
*
İ’lem eyyühe’l-aziz!
Âyetlerin bahsettikleri hakikatler, şiirlerin bahsettikleri hayâlâttan pek vâsî ve pek yüksektir. Bu itibarla şiirden addedilmemiştir. Hem de, âyetler, sahibinin şuunat ve ef’âlinden bahseder. Şiir ise, fuzuli olarak gayrdan bahseder. Hem de, filcümle âdî şeylerden bahsi harikuladedir. Şiirin harikuladelerden bahsi, âlel-ekser âdîdir.
Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevi-i Nuriye, Şemme, s.164
*
Şiirde hayal hükmettiği için, hakikate karışır
Şiir ise, çendan kıymettar, şirin bir vasıta-i ifadedir. Fakat şiirde hayal hükmettiği için, hakikate karışır, hakikatlerin sûretini değiştirir. Bazan hakikat birbirine geçer. Hâlis hak ve mahz-ı hakikat olan Kur’ân-ı Hakîmin hizmetinde, istikbalde bulunacağımız mukadder olduğundan, kader-i İlâhî, bir inayet olarak bize şiir kapısını açmadı. “Biz peygambere şiir öğretmedik.” (Yâsin Sûresi, 36:69) sırrı buna bakar.
Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 533
*
Belâgatın ukde-i hayatiyesi, tâbir-i diğerle beyanın felsefesi veyahut şiirin hikmeti ise, hariciyatın nevâmisi ve mekayisini temessül etmektir. Şöyle:
Hakaik-i hariciyedeki kanunları kıyas-ı temsilî cihetiyle ve deveran tarikiyle ve vehmin tasarrufuyla şairane olan mâneviyat ve ahvalde yerleştirmektir. Demek ayna gibi hariçten in’ikâs eden hakikatin şualarını temessül eder. Güya kendi san’at-ı hayaliyesiyle ve nakş-ı kelâmîsiyle hilkat ve tabiatı taklit ve muhâkât eder.
Evet, kelâmda hakikat olmazsa da, en ekall şebih ve nizamından istimdat etmek ve onun danesi üzerinde sümbüllenmek gerektir. Fakat her danenin mahsus bir sümbülü vardır. Bir buğday bir ağaç kadar sümbüllenmez. Felsefe-i beyan nazara alınmazsa, belâgat hurâfât gibi, hayal gul gibi, sâmie hayretten başka bir fayda vermez.
Bediüzzaman Said Nursî, Muhakemat, s. 91 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.