• Bu konu 11 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
13 yazı görüntüleniyor - 1 ile 13 arası (toplam 13)
  • Yazar
    Yazılar
  • #638709
    Anonim

      Kur’ân İle Konuşan Kadın

      Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâ-Sîn: 58) âyetiyle aldı.

      “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.

      Nereye gittiği soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

      “Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10) dedi.

      Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 187) âyetini okudu.

      “İyi de Ramazan’da değiliz” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158) âyetiyle cevap verdi.

      “Yolculukta oruç açılabilir” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184) âyetini okudu.

      Niye benim gibi konuşmadığını sordum. “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Qâf: 18) dedi.

      “Kimlerdensin?” diye sordum. “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36) âyetiyle cevap verdi.

      “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92) dedi.

      Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir” (Bakara: 215) âyetiyle mukabele etti.

      Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) âyetini okudu.

      Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Şûrâ: 30) âyetini mırıldandı.

      “Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.

      Deveye bindi ve “Bunu bize baş eğdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf: 13-14) âyetlerini okudu.

      “Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman: 19) mukabelesinde bulundu.

      Yürürken şiir okumaya başladım. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil: 20) dedi.

      “Şiir okumak haram değil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara: 269) cevabını verdi.

      Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101) âyetini okudu.

      Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46) dedi.

      Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12) âyetlerini okudu.

      “Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19) dedi.

      Yiyecek gelince bana, “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâqqa: 24) dedi.

      Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler, “Ağzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuşur.”

      İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’an’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.

      ALINTI

      #691136
      Anonim

        çok güzel bir paylaşım sağolun..Rabbim cümlemize Kuranı okumayı anlamayı ve Onu yaşamayı nasip etsin..

        #691139
        Anonim

          Kur’an ile konuşmayı belki o mübarek kadın gibi beceremeyiz ama Kur’an ile yaşamayı becerebiliriz sanırım..

          Allah cümlemizi Kur’anı hakkıyla seven, sayan ve hayatının temel programı yapan bahtiyarlardan kılsın.. Amin.

          #690900
          Anonim
            Li`eclillah;12355 wrote:
            çok güzel bir paylaşım sağolun..Rabbim cümlemize Kuranı okumayı anlamayı ve Onu yaşamayı nasip etsin..

            Kur’an ile konuşmayı belki o mübarek kadın gibi beceremeyiz ama Kur’an ile yaşamayı becerebiliriz sanırım..

            Allah cümlemizi Kur’anı hakkıyla seven, sayan ve hayatının temel programı yapan bahtiyarlardan kılsın.. Amin

            Aminn ins. Allah razi olsun…

            Dost istersen Allah yeter !
            Yarán istersen Kur’an yeter !


            sozunu anlayanlardan oluruz ins.

            #767373
            Anonim

              Kur’an ile Konuşan Kadın

              Kur’an İle Konuşan Kadın

              Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek r.aleyh anlatıyor:

              Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım.

              Selâm verdim; selâmımı

              “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâsîn: 58) âyetiyle aldı.

              “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum.

              “ALLAH kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.

              Nereye gittiği soruma

              “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren ALLAH’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

              “Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim.

              “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10) dedi.

              Yiyecek verme teklifinde bulundum.

              Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 187) âyetini okudu.

              “İyi de Ramazan’da değiliz” dedim.

              “Kim ALLAH için nafile bir hayır yaparsa, ALLAH her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158) âyetiyle cevap verdi.

              “Yolculukta oruç açılabilir” dedim.

              “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184) âyetini okudu.

              Niye benim gibi konuşmadığını sordum.

              “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Kâf: 18) dedi.

              “Kimlerdensin?” diye sordum.

              “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36) âyetiyle cevap verdi.

              “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim.

              “Bugün size kınama yok. ALLAH, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92) dedi.

              Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum.

              “Hayır adına ne işlerseniz ALLAH onu bilir” (Bakara: 215) âyetiyle mukabele etti.

              Devemi yanına getirdim. Binecekken,

              “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) âyetini okudu.

              Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı.

              “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Şûrâ: 30) âyetini mırıldandı.

              “Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim.

              “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.

              Deveye bindi ve

              “Bunu bize baş eğdiren ALLAH’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf: 13-14) âyetlerini okudu.

              “Haydi!” diye deveyi hızlandırdım.

              “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman: 19) mukabelesinde bulundu.

              Yürürken şiir okumaya başladım.

              “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil: 20) dedi.

              “Şiir okumak haram değil ki!” dedim.

              “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara: 269) cevabını verdi.

              Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum.

              “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101) âyetini okudu.

              Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim.

              “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46) dedi.

              Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum.

              “ALLAH İbrahim’i dost edindi; ALLAH Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12) âyetlerini okudu.

              “Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç

              “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip,

              “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19) dedi.

              Yiyecek gelince bana,

              “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâkka: 24) dedi.

              Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler,

              “Ağzından Cenab-ı ALLAH’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuşur.”

              Abdullah İbn Mübarek r.aleyh, bu hadiseyi Kur’an’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı..

              http://www.kuranimiz.com dan alıntıdır.

              #767375
              Anonim

                maşaallah :003:. çok güzel ya. allah razı olsun ..

                #767377
                Anonim

                  konular birleştirildi…

                  #770429
                  Anonim
                    Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor:

                    Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından
                    geçerken yalnız bir kadına rastladım.
                    Selâm verdim;

                    selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâ-Sîn: 58 ) âyetiyle aldı.

                    “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186 ) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.

                    Nereye gittiği soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

                    “Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10 ) dedi.

                    Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 18 7 ) âyetini okudu.

                    “İyi de Ramazan’da değiliz” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158 ) âyetiyle cevap verdi.

                    “Yolculukta oruç açılabilir” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184 ) âyetini okudu.

                    Niye benim gibi konuşmadığını sordum. “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Qâf: 18 ) dedi.

                    “Kimlerdensin?” diye sordum. “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36 ) âyetiyle cevap verdi.

                    “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92 ) dedi.

                    Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir” (Bakara: 215 ) âyetiyle mukabele etti.

                    Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30 ) âyetini okudu.

                    Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Şûrâ: 30 ) âyetini mırıldandı.

                    “Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79 ) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.

                    Deveye bindi ve “Bunu bize baş eğdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf: 13-14 ) âyetlerini okudu.

                    “Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman: 19 ) mukabelesinde bulundu.

                    Yürürken şiir okumaya başladım. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil: 20 ) dedi.

                    “Şiir okumak haram değil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara: 269 ) cevabını verdi.

                    Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101 ) âyetini okudu.

                    Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46 ) dedi.

                    Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12 ) âyetlerini okudu.

                    “Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19 ) dedi.

                    Yiyecek gelince bana, “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâqqa: 24 ) dedi.

                    Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler,
                    “Ağzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuşur.”

                    İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’an’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.

                    #770430
                    Anonim

                      “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186 ) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş…

                      #770431
                      Anonim

                        konular yine birleştirildi…:)

                        #770432
                        Anonim

                          @NuruAhsen 192956 wrote:

                          konular yine birleştirildi…:)

                          “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92 ) dedi.:)

                          #770433
                          Anonim

                            @Seyyah 192957 wrote:

                            “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92 ) dedi.:)


                            Cümlemizi insAllah
                            :)) cok hossun mubarek emeginiz ziyan olmasin diye konulari birlestiriyorum
                            :M:

                            #770436
                            Anonim

                              @NuruAhsen 192960 wrote:

                              Cümlemizi insAllah
                              :)) cok hossun mubarek emeginiz ziyan olmasin diye konulari birlestiriyorum :M:

                              Size zahmet oluyor,kusurumuza bakmayın inşAllah,Allah razı olsun 🙂

                            13 yazı görüntüleniyor - 1 ile 13 arası (toplam 13)
                            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.