• Bu konu 3 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #671392
    ABDULLAH

      Kuşların Sultanı

      Cenâb-ı Hak buyuruyor:

      “Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.” (En’âm, 38)

      Rasûlullah (sav) buyuruyor:

      “Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibi (rakîk ve güven içinde)dir.” (Müslim, Cennet 27. Ahmed İbni Hanbel)

      Hz. Mevlânâ buyurur:

      “Kuşların sultanı leylektir. Onun “lek, lek”leri nedir bilir misin? O:

      Hamd ü lek, şükrü lek, mülkü lek, yâ Müsteân! (Yâni hamd sana, şükür sana, mülk senin ey kendisinden yardım beklenen Rabbim!) demektir.”

      Muhyiddîn-i Arabî (ks) da bu hususta şöyle buyurur:

      “Bütün varlıklar kendilerine mahsûs bir sûrette Allâh’ı zikrederler. Fakat bu hususta varlıklar farklı seviyelerdedir.

      Mahlûkât içinde gafletten en uzak olanı cemâdâttır. Çünkü onlar, yemek içmek, hava teneffüs etmek gibi ihtiyaçlardan müstağnîdirler.

      Cemâdattan sonra nebâtat gelir ki, ihtiyaç başlar. Zîrâ, toprak, su ve güneşten aldıkları gıdâları ilâhî tâyinle terkîb edip rengârenk çiçekler, yapraklar ve meyveler vücûda getirirler.

      Daha sonra hayvânât gelir. Bunların hayatî fonksiyonları nebâtâttan daha mütekâmildir. Bundan dolayı ihtiyaçları çoğalmıştır. Nefsâniyet artmıştır.

      İnsanın ihtiyâçları ise bitmek tükenmek bilmez. Benlik, hayâlât ve dünyevî ihtiraslar onu devamlı gaflete sevk eder.”

      #791427
      Anonim

        maşallah ne güzel bir bilgi bu çaldım yine..
        bende iyice forum hırsızımı oldum ne:)

        #791430
        Anonim

          Bide biri türkçesini yazsa da anlasak :))

          #791434
          Anonim

            bildiğim kadarıyla arapçada Lek senin yada sen manasına geliyor(yanlışm varsa düzeltilsin) burdaki Hamd ü lek, şükrü lek, mülkü lek, yâ Müsteân! (Yâni hamd sana, şükür sana, mülk senin ey kendisinden yardım beklenen Rabbim!) demektir.”

            zaten açıklamış..

            hem Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin kedilerle ilgili verdiği ders vardır daha doğrusu hayvanlarla ilgil dersleri vardır ..

            “Hatırıma geldi, “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübârek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarîh bir sûrette, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm” diyerek, güyâ hatırıma gelen îtirazı ve tahkiri, tâifesi nâmına reddedip yüzüme çarptı.

            Üstad’ın kedileri taltifi bununla da kalmaz. Çok az bir dünyalık ile, uzun zaman idare eden ve rahatla yaşayan Üstad, bu bereketin sırrını merak edenlere, şöyle bir izahda bulunur:


            “… Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır; veya hizmet-i Kur’âniyeye bir ikramdır; veya iktisadın bereketli bir menfaatidir; veyahut, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket sûretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin mırmırlarını dinlesen, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” çektiklerini anlarsın…”

            Ya Rahim’ci Kedicikler
            Üstad’ın en çok alakadar olduğu hayvanlardan biridir kedicikler…
            Onlara bakar, yedirir, içirir… Öyle ki, kendisine verilen rızkın kedicikler sayesinde ihsan edildiğini, onların bereketiyle yaşadığını bile ifade eder…
            Bir gün kedilere bakar Üstad. “Nasıl bu vazifesiz canlılara mübarek denilir?” diye kendi kendine sorar.
            Kedilerden biri sanki bu hali anlar ve gelip Üstadın kulağına ağzını dayar. Üstadın sorusunu cevaplar:
            “Ya Rahim, ya Rahim, ya Rahim…”
            Bir talebesi Üstada sorar: “Ya Üstad benim kedi, Ya Rahim demiyor. Mır mır ediyor. Neden?” diye. Üstad bunu şöyle cevaplar:
            “Kedini helal rızıkla beslersen, ya Rahim dediğini duyarsın”
            “Değil mi ki Kedi seni sever, tazarru eder. Senden ihsanı alınca öyle bir tavır takınır ki, sanki aranızda yakınlık yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yokmuş gibi… Çünkü kedi bile ona asıl nimet vereni bilir. Kedinin mırmırları şükre işarettir. Asıl manası Ya Rahimdir…
            Evet, kedinin hazin mırmırlarını dinlesen, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” çektiklerini anlarsın.


            Eşek Denmez İşlek Denir

            Üstad’ın çilekeş, cankeş, bikes, hayvanlar olan eşekler hakkındaki fikri oldukça nettir.
            “Bunlara eşek demeyin. İşlek deyin. Eşek demek hayvana hakaret olur. Çünkü bunlar çok işleyen, çok çalışan hayvanlardır…”
            İşlek, insanoğlunun her zahmetine katlanırken, ona az da olsa bir iltifat gerekmez mi gerçekten? Üstad bu konuya son noktayı koymuş. Demek onlara da tefekkür gözüyle bakmayı bilmiş…

            Duanın Bitmesini Bekleyen Yılan

            Barla’ da bir tepelikte Üstad, seccadesinde oturmuş dua etmekteyken,
            Bir yılan arkasından gelir ve sırtına dokunur. Durumu gören talebeler oldukça şaşkın halde müdahale bile edemezler. Fakat Üstad’ın halinde hiçbir değişiklik yoktur, hem de yılana sırtı dönüktür…
            Üç defa aynı hal tekrar edince, Üstad en sonunda duayı bitirir ve arkasını dönüp yılana:
            “Sen biraz sabredemez misin?” der.
            Üstad’ın seccadesini kaldırır Zübeyir ağabey.
            Yılan, kıvrıla kıvrıla deliğine giriverir…
            Meğerse seccadenin serildiği yer, yılanın yuvası üzerindedir…
            Sonuçta, Üstad ve yılan, kendi aralarında bu sorunu da halletmişlerdir…

            Çift Yumurtlayan Tavuk

            Üstadın bir tavuğu vardır. Kış mevsimi yumurta makinesi gibi her gün rahmet hazinesinden bir yumurtayı Üstada getirir. Günün birinde bir İhsan-ı İlahi olarak, iki yumurta birden getirmeye başlayınca, iktisat önderi Üstad tavuğa:
            “Sen benim iktisat düsturuma zıt hareket ediyorsun. Bana iktisadımı mı bozduracaksın? Var git işine…” diyerek tavuğun hakkını bir verir…
            Dostluktan Anlayan Sivrisinek Kuşçukları
            Ali İhsan Tola ağabey Üstad’la birlikte Çam dağında kalmak ister bir gece…
            Üstad: “Dayanamazsın” dese de, o kalmak ister ille de…
            Akşamdan sonra sivrisinekler üşüşür Ali İhsan ağabeyin tepesine…
            Ali İhsan Tola ağabey eliyle sinekleri def etmeye çalışırken, Üstad duruma müdahil olur:
            “Sen benim kuşçuklarımı öldürmek için mi kaldın burada?
            Sivrisinek…
            Onlarla bile dost kalmak ister Üstad…
            Fakat sivrisinekler ilgisiz kalmazlar bu hale…
            Bir tanesi bile dokunmaz Üstad’ın bedenine…
            Şaşırmamak gerek… Çünkü sivrisineğin gözünü yarattığı gibi, güneşi de var eden Yüce Yaratıcı, Üstadı da aynı merhametle kuşatmıştır. Bu merhamet her canlıda karşılığını bulmuştur…

            Cumhuriyetçi Karıncalar

            Karınca deyip geçmemek gerek…
            O karınca ki, Firavunun sarayını harap etmiş…
            Hazreti Süleyman’la hasb-i hal eylemiş…
            Üstad hazretleri karınca yuvalarının olduğu yerlerde ev yaptırmak istemezmiş…
            Üstad’a sorarlar: “Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?”
            Üstad bir zaman, hali bir türbe kubbesinde inzivadadır. Ona yemek olarak gelen bir tas çorba vardır. Suyunu kendi içer, tanelerini karınca kardeşlere verir…
            Her gün böyle yapar…
            Sebebi oldukça anlamlıdır…
            Çünkü karınca taifesi onun gözünde dindar cumhuriyetçilerdir…
            Karınca kaderince bir hareket…
            Dindar cumhuriyetçiliği savunan Üstad için küçük, fakat insanlık âlemi için büyük bir fikir dersi…

            Müjde Getiren Güvercin

            Beraat kandilinden bir gün önce, tamda Üstad Asay-ı Musa eseriyle meşgul olurken, bir güvercin penceresinden içeri süzülüverir…
            Hiç ürkmeden kitabın üstüne kadar gelmiştir…
            Fakat kalıcı bir misafirmiş gibi tam üç saat o halde kitap üstünde bekleşir…
            Sonra gider ve Berat gecesi gene gelir…
            Ta sabaha kadar, Üstad’ın yanında kalır ve Allahaısmarladık der gibi bir halde, Üstadın başını okşar ve gider…
            Anlaşılır ki kuş, hem Asay-ı Musa eserini, hem de berat kandilini tebrik ederek müjde getirmiştir…

            Hizmet Ehli Fare

            Yasak ve sürgün yıllarında Risale-i Nur eserlerini okumanın neşretmenin suç sayıldığı bir zamanda, günlerden bir gün yeni yazılmış bir risalenin, zararlı bazı insanların ziyareti sırasında saklanması unutulur…
            Fakat bu sırada ilginç bir olay meydana gelir…
            Oda içinde bir delikte saklanan farelerden biri, sanki bu durumu anlamış gibidir…

            Ortada açık duran rulo halindeki eserleri alıp kendi yuvasına gerisin geri götürüverir…
            Kalabalık gidip de, ortalık sakinleşince, yeniden kâğıtları ite ite dışarı çıkarır
            Üstad’ın odasındaki fare bile hizmet ehlidir…
            Öküz Efendinin Ayağı Kanıyor
            Çok soğuk bir kış gününde, Van’dan Erzurum’a öküz kızaklarıyla gitmek zorunda kalmış Üstad ve bazı vekiller…
            Yola çıkılır… Fakat biraz sonra taşa takılan bir öküzün ayağı, kanamaya başlar. Üstad:
            “Kızaktan inelim, öküz efendinin ayağı kanıyor” der.
            “Bunların sahiplerine boşuna mı para verdik?” diye itiraz edenleri de şu güzel cevapla ikna eder:
            “Onlar bu hayvanların gerçek sahibi değil… Kullanıcılarıdırlar. Her şeyin gerçek sahibi Allah’tır…”

            …Ve Bize Düşen Ders…

            Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup dünyaya tâlip bedbaht nefsim! Bilir misin, neye benzersin?
            Devekuşuna…
            Avcıyı görür; uçamıyor, başını kuma sokuyor. Tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız, o, gözünü kum içinde kapamış; görmez.
            Fakat ne yazık ki, göz yummakla gece olmaz, gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar. Hayvanlar âleminden ders almayan insanoğlu da maalesef hayvandan daha aşağı bir dereceye düşerek, dünyanın aldatıcı batağında batar ve bazı hayvanların bile gireceği cennet hayatına imrenerek, pişmanlıkla bakar…
            Onlar bile vazifelerini bu kadar güzel yaparken, Bizler, hayvandan aşağı olmayalım…
            Vazifelerimizi unutmayalım…Ve Cennet hayatını kazanalım…

            Kaynaklar:
            Sözler, Bediüzzaman said Nursi;Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursi; Başkasının günahına ağlayan adam, Vehbi Vakkasoğlu

            #791475
            Anonim

              teşekkür ederim
              ben risale talebesi değilim
              daha doğrusu hayatımda hiç risale görmedim desem doğrudur
              okuduğum kitaplardaki alıntılardan
              üstadın düşüncelerinin çok güzel , yazdıklarının çok anlamı olduğunu anlıyorum
              bu yüzden
              bu foruma üye oldum zaten
              onun için yazıları ya çok incçeleyince anlıycam ki buna vaktim olmuyor iş yerindeyim
              yada açık yazıldığı zaman anlıyorumm

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.