• Bu konu 36 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 38)
  • Yazar
    Yazılar
  • #762234
    Anonim

      RESULULLAH’IN DUASININ MAKBUL OLMASI

      5562 – Hz. İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Ka’be’nin yanında namaz kılarken, Ebu Cehl ve arkadaşları da orada oturuyorlardı. Bir gün öncesi bir deve kesilmişti. Ebu Cehl arkadaşlarına: “Falan ailenin kestiği devenin işkembesini kim getirip, secdeye gidince Muhammed’in omuzları arasına bırakacak?” dedi. Oradakilerin en bedbahtı fırlayıp, işkembeyi kaptığı gibi, Aleyhissalâtu vesselâm secdeye kapanınca iki omuzu arasına bıraktı. Buna hepsi güldüler, (keyflerinden) birbirlerinin üzerine eğilmeye başladılar. Ben (biraz uzaklarında) ayakta durmuş onlara bakıyordum. Eğer bir destekcim olsaydı onu sırtından atardım. Resulullah secdede idi, başını kaldırmıyordu. Derken biri kalkıp Hz. Fâtıma radıyallahu anhâ’ya haber verdi. O, henüz küçük bir kızcağızdı geldi, işkembeyi sırtından yere attı. Sonra onlara yönelip, hakaretler savurdu. Aleyhissalâtu vesselâm namazını tamamlayınca, sesini yükseltti ve hepsine bedduada bulundu. Resûlullah dua etti mi üç kere tekrar ederdi, bir şey isteyince de üç kere isterdi. Namazı bitince:

      “Allah’ım, Kureyş (in helâkini) sana havale ediyorum!” dedi ve üç kere tekrar etti. Resûlullah’ın sesi kulaklarına gelince, onlardan gülme gitti. Duasından korkuya düştüler. (Beddua edince bu onlara çok ağır geldi. Zira onlar, bu beldede yapılan duaların kabul edildiğini biliyorlardı.) Sonra Resûlullah:

      “Ey Allah’ım, Ebu Cehl İbnu Hişam’ı, Utbe İbnu Rebî’a’yı, Şeybe İbnu Rebî’a’yı, Velid İbnu Utbe’yi, Ümeyye İbnu Halef’i, Utbe İbnu Ebî Muayt’ın helâklerini sana havale ediyorum” dedi. bir yedinciyi de zikretmişti, aklımda tutamadım. Muhammed’i hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun, Resûlullah’ın ismen zikrettiği bu adamları, Bedir günü hep yerlere serilmiş gördüm. Bunlar, sonra da kuyuya, Bedir kuyusuna sürüklenip atıldılar.”

      Buhari, Vudü’ 69, Salat 109, Cihad 98, Cizye 21, Menakıbu’l-Ensar 29, Megazi, 7; Müslim, Cihad 107, (1794); Nesai, Tahâret 192, (1, 161).

      5563 – Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh’ın anlattığına göre, “Babası öldüğü zaman bir yahudiye otuz vask borç bıraktı. Hz. Câbir radıyallahu anh yahudiden, bu borcun ödenmesi için biraz müddet talep etti. Ancak yahudi, tehir kabul edmedi. Hz. Câbir, Aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek, yahudi nezdinde şefaatçi olmasını talep etti. Resûlullah yahudiye, (bu otuz vasklık) borca bedel bir hurmalığın meyvesini alması için konuştu. Yahudi kabul etmedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm hurmalığa girdi, içerisinde yürüdü. Sonra Cabir’e:

      “Hurmayı kes, ona borcunu (tamamıyla) öde!” buyurdu. Câbir hurmayı kesti, yahudiye otuz vask borcunu ödedi. Geriye onyedi vask hurma da arttı.

      Cabir, durumu haber vermek üzere Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gitti. Aleyhissalâtu vesselâm ikindiyi kılıyordu. Namazı bitince fazlalığı haber verdi.

      “Bunun Ömer İbnu’l-Hattab’a haber ver!” buyurdular. Ben de gidip ona söyledim. Ömer: “Ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm içinde yürüyünce hurmada bereket hasıl olacağını anlamıştım” dedi.”

      Buhari, Büyü 51, İstikraz 8, 9, 18, Sulh 13, Vesaya 36, Menakıb 25, Megazi 18; Nesai, Vesaya 4, (6, 245, 246); Ebu Davud, Vesaya 17, (2884).

      5564 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Ben müşrike annemi İslâm’a davet ediyordum, fakat hep imtina ediyordu. Bir gün yine davette bulunmuştum, bana Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hakkında hoşuma gitmeyen sözler işittirdi. Ağlayarak Aleyhissalâtu vesselâm’a gittim.

      “Niye ağlıyorsun?” diye sordu.

      “Ey Allah’ın Resûlü dedim, annemi İslâm’a davet ediyordum, hep bana imtina etti. Bugün de aynı davette bulundum, bu sefer sizin hakkınızda hoşuma gitmeyen sözler sarfetti. Ebu Hureyre’nin annesine hidayet vermesi için Allah’a dua ediverin!” dedim.

      Bu talebim üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

      “Allahım! Ebu Hureyre’nin annesine hidayet et” buyurdular. Ben, Aleyhissalâtu vesselâm’ın duasına sevinerek huzurlarından ayrıldım. Anneme geldiğim zaman, kapıya yöneldim. Kapı kapalıydı. Annem ayak seslerimi işitti.

      “Ebu Hureyre! Yerinde dur (içeri girme)!” diye seslendi. Ben su şırıltılarını işittim, yıkanıyordu. Yıkandı, entarisini giydi, alelacele başörtüsünü koydu ve kapıyı açtı.

      “Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, Şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın elçisidir!” diyordu. Ben hemen Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a döndüm. Sevinçten ağlıyordum.

      “Ey Allah’ın Resulü! Müjde dedim. Allah senin duanı kabul buyurdu. Ebu Hureyre’nin annesine hidayet nasib etti!”

      Aleyhissalâtu vesselâm Allah’a hamdetti ve hayırlı sözler söyledi.”

      Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 158, (2491).

      5565 – Ebu Zeyd İbnu Ahtab anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm eliyle yüzümü okşadı ve bana dua etti.”

      Urve der ki: “Ben onu yüzyirmi sene kadar yaşadıktan sonra gördüm, yüzünde sayılabilecek kadar sayıda beyaz kıl vardı.”

      Tirmizi, Menakıb 10, (3633).

      5566 – Yezîd İbnu Ebi Ubeyd anlatıyor: “Ben, Seleme İbnu’l-Ekva’ radıyallahu anh’ın bacağında bir darbe izi gördüm.

      “Bu da ne?” diye sordum. Şu açıklamayı yaptı.

      “Bana Hayber günü isabet etmişti. Halk: “Seleme isabet aldı” diye bağırdı. Sonra Resûlullah’a götürüldüm. O yara üzerine üç kere nefes etti. Şu ana kadar hiç acı duymadım!”

      Ebu Dâvud, Tıbb 19, (3894).

      #762235
      Anonim

        RESULULLAH’IN EZA’DAN KORUNMASI

        5567 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “(Bir gün) Ebu Cehl: “Muhammed, aranızda, hâlâ yüzünü toprağa sürtüyor mu?” dedi.

        “Evet” cevabını alınca:

        “Lat ve Uzza’ya yemin olsun! Onu böyle yaparken görürsem boynuna ayaklarımla basacağım -veya: Ben de O’nun yüzünü yere batıracağım” dedi. Sonra bir gün, Resûlullah namaz kılarken boynuna basmak üzere yaklaştı. Fakat birdenbire O’nu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler.

        “Sana ne oldu?” dediler.

        “Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir şey ve birtakım kanatlar var!” cevabını verdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da:

        “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu uzuv uzuv kapıp parçalayacaktı!” buyurdu. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şu ayeti inzal buyurdu. (Meâlen): “Fakat insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşır. Dönüş ancak Rabbinedir. Allah’ın kulunu namaz kılmaktan alıkoyanı gördün mü? Gördün mü o kâfiri? Eğer o doğru yol üzerinde olsa yahut kötülükten sakınmayı tavsiye etse daha hayırlı olmaz mıydı? Gördün mü o kâfiri? Eğer o yalanlayıp haktan yüz çevirirse, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmez mi? Andolsun ki, eğer o inkâr ve isyanına son vermezse, biz onu alnından yakalayıp cehenneme sürükleriz. Zira o, pek yalancı ve günahkar bir alındır. O kavmini yardıma çağırsın. Biz de zebânileri çağıracağız. Hayır sen ona aldırma, secde et ve Rabbine yaklaş” (Alak-6-19).

        5568 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte Necid istikametine gazveye çıktık. Resûlullah’a öğle vakti, sık ağaçlı bir vadide yetiştik. Derken Aleyhissalâtu vesselâm bir ağacın altına indi. Kılıncını da dallardan birine astı. Askerler vâdi içerisinde dağılıp ağaçların gölgelerine sığındılar.

        Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bizi çağırdı. Yanına gelince, anlattı):

        “Ben uyurken yanıma bir adam geldi, kılıncımı aldı. Derken derhal uyandım. Herif tepemde dikilmişti, elinde de kınından sıyrılmış kılınç vardı.

        “Seni benden kim kurtarabilir?” dedi.

        “Allah!” cevabını verdim. Derhal kılıncı kınına soktu. İşte o, şu oturan adamdır!” buyurdular. Aleyhissalâtu vesselâm (intikam maksadıyla) adama dokunmadı. O, kavminin lideri idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm affedince, adamlarının yanına döndü. Ayrılırken:

        “Allah’a yemin olsun size karşı harb eden bir kavimle beraber olmayacağım!” dedi.”

        Buhari, Cihad 87, 84, Megazi 31, 32; Müslim, Müsafirin 311, (843).

        RESÛLULLAH’A SORULANLAR

        5569 – Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a yahudilerden bir âlim geldi.

        “Ey Muhammed, Allah’ın selâmı üzerine olsun!” dedi. Bunu der demez adamı öyle bir ittim ki, nerdeyse yere yıkılacaktı.

        “Beni niye ittin?” dedi.

        “Niye ey Allah’ın Resûlü demiyorsun?” dedim.

        “Ben O’nu, ailesinin kendine koyduğu isimle çağırıyorum!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

        “Ailemin bana koyduğu isim hakikaten Muhammed’dir!” buyurdu. Adam: “Size bir şey sormaya geldim” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

        “Sana söylediğim takdirde işine yarayacak mı?” dedi. Adam:

        “Kulaklarımla dinlerim!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

        “Sor!” buyurdular. Adam:

        “Kıyamet günü, yer ve gökler başka bir yer ve gök olup kılık değiştirdiği zaman, insanlar nerede olacaklar?” dedi. Resûlullah:

        “Köprünün (Sırat’ın) önünde, karanlıkta” buyurdular. Adam:

        “Köprüyü ilk geçen kim olacak?” dedi.

        “Muhacirlerin fakirleridir” buyurdu.

        “Cennete girince onlara ne armağan edilecek?” dedi.

        “Balık ciğerinin ziyadesi!” buyurdular.

        “Bunun arkasından ne yiyecekler?” dedi.

        “Onlara cennetin etrafında otlayan cennet öküzü kesilecek!” buyurdular.

        “Bunun üstüne ne içecekler?” dedi.

        “Selsebîl denen cennetteki bir gözenin suyundan” buyurdular. Adam: “Doğru söyledin!” dedi ve ilave etti:

        “Ben sana bir peygamber veya bir veya iki kişiden başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir şey sormak için geldim” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

        “Söylediğim takdirde sana faydası olacak mı?” buyurdular.

        “Kulaklarımla dinlerim” dedi.

        “Sor!” buyurdular.

        “Sana çocuktan sorucağım” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

        “Erkeğin suyu beyazdır. Kadının suyu ise sarıdır. İkisi birleşir ve erkeğin menisi kadının menisine üstün gelirse Allah’ın izniyle çocuk erkek olur. Kadının menisi erkeğin menisine üstün gelirse çocuk Allah’ın izniyle kız olur” buyurdular. Yahudi:

        “Vallahi doğru söyledin! Sen gerçekten hak peygambersin” dedi ve ayrıldı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:

        “Bu adam bana soracağını sordu. Ben bunlardan birşey bilmiyordum. Tâ ki Allah onları bana bildirdi” buyurdular.”

        Müslim, Hayz 34, (315).

        #762236
        Anonim

          MÜTEFERRİK MUCİZELER

          5570 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Ay, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında iki parçaya bölündü. Aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine: “Şahid olun!” buyurdu.”

          5571 – Bir diğer rivayette “…Biz Mina’da Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberken, ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın arkasında, bir parçası dağın önünde idi. Bize: “Şahid olun!” buyurdu.”

          Buhari, Menakıb 27, Menâkıbu’l-Ensâr 36, Tefsir, Ihterebetu’s-Sâ-a 36; Müslim, Münâfıkûn 44, (2800); Tirmizi, Tefsir, Kamer, (3281, 3283).

          5572 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü!” dedim. Uhud’dan daha kötü bir gün yaşadın mı?”

          “Senin kavminden neler çektim neler. Onlardan en kötü hal Akabe günü başıma geldi. O zaman kendimi İbnu Abdiyalil İbni Abdi Külâl’e arzetmiştim. Teklif ettiğim şeye müsbet cevap vermedi. Ben de üzgün vaziyette yüzümün doğrultusunda yürüdüm. Karnu’s-Se’âlib nam mevkide kendime gelebildim ve başımı kaldırdım. Baktım ki, bir bulut bana gölge yapıyor. Bir de ne göreyim, bulutun içerisinde Cibrîl aleyhisselâm! Bana bağırdı ve:

          “Allah Teâlâ Hazretleri, kavminin sana neler söylediğini, seni nasıl reddettiğini işitti. Sana dağlar meleğini gönderdi, tâ ki kavmin hakkında dilediğini emredesin!” dedi. Bunun üzerine dağlar(a müekkel) melek bana seslenip, selam verdikten sonra:

          “Ey Muhammed! Allah Teâla Hazretleri, kavminin sana söylediği sözü işitti. Ben dağlar meleğiyim. Allah beni sana dilediğini emretmen için gönderdi. Öyleyse haydi ne dilersen dile! Eğer üzerlerine iki Ahşeb’i kapamamı dilersen kapayayım!” dedi.”

          Aleyhissalâtu vesselâm:

          “Hayır! Bilakis, Allah’ın onların sulbünden Allah’a ihlâsla ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim” dedi.”

          Buhari, Bed’ü’l-Halk 6, Tevhid 9; Müslim, Cihâd 111, (1795).

          5573 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

          “Cinlerden bir ifrit, dün akşam, namazımı bozdurmak için üzerime atıldı. Allah ona galebe çalmama imkân verdi. Ben de onu boğazından yakaladım. Hatta onu, mescidin direklerinden birine bağlamayı arzu ettim, ta ki sabah olunca hepiniz onu göresiniz. Ancak, kardeşim Süleyman aleyhisselâm’ın şu sözünü hatırladım: “…Ve benden sonra kimseye nasib olmayacak bir mülkü bana ihsan et” (Sad 35). Allah da onu hor ve hakîr olarak geri çevirdi.”

          Buhari, Salat 75, Amel fi’s-Salat 10, Bed’ül-Halk 11, Enbiya 40, Tefsir, Sâd; Müslim, Mesacid 39, (541).

          #762237
          Anonim

            HZ. AİŞE RADIYALLAHU ANHÂ

            5574 – Urve merhum, Hz. Aişe radıyallahu anhâ’dan şunu nakletmiştir: “Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm bana dedi ki:

            “Rüyamda sen bana üç gece gösterildin: Melek seni bana bir ipek parçası içerisinde getirdi ve “Bu senin zevcendir, aç onu!” dedi. Ben de açtım, içindeki sendin. Ben: “Bu rüya Allah katından ise, onu gerçekleştirecektir” dedim.”

            Buhari, Nikâh 9, 35, Ta’bîr 20, 21; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 79; Tirmizi, Menakıb (3875).

            5575 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben altı yaşında iken benimle evlendi. Medine’ye geldik. Benî’l-Hâris İbnu’l-Hazrec kabilesine indik. Ben hummaya yakalandım. Saçlarım döküldü. (İyileşince) saçım yine uzadı. Annem Ümmü Rumân, ben arkadaşlarımla salıncakta oynarken, bana geldi, benden ne istediğini bilmeksizin yanına gittim. Elimden tuttu. Evin kapısında beni durdurdu. Evimizde, Ensârdan bir grup kadın vardı. “Hayırlı, bereketli olsun!”, “Uğurlu mübarek olsun!” diye dualar, tebrikler ettiler. Annem beni onlara teslim etti. Onlar kılık-kıyafetime çeki düzen verdiler. Beni, (kuşluk vakti aniden) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm(ın gelişinden) başka bir şey şaşırtmadı. Annem beni O’na teslim etti. O gün ben dokuz yaşında idim.”

            Buhari, Nikâh 38, 39, 57, 59, 61; Müslim, Nikah 69, (1422); Ebu Dâvud, Nikâh 34, (2121); Edeb 63, (4933, 4934, 4935, 4936, 4937); Nesai, Nikah 29, (6, 82).

            HZ. HAFSA RADIYALLAHU ANHÂ

            5576 – İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: “(Kız kardeşim) Hafsa radıyallahu anhâ, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Bedir Gazvesi’ne katılan ashabından olup, Medine’de vefat etmiş bulunan Huneys İbnu Huzâfe es-Sehmî radıyallahu anh’tan dul kalınca (babam) Hz. Ömer radıyallahu anh, (kız kardeşimi evlendirmek için harekete geçerek bazı teşebbüslerde bulunmuştur. Bu teşebbüslerini bana şöyle) anlattı:

            “Önce Hz. Osman İbnu Affân radıyallahu anh’a rastladım, Hafsa’yı ona teklif ettim ve: “Dilersen sana Hafsa Bintu Ömer’i nikâhlayayım” dedim.

            “Hele bir düşüneyim!” dedi. Birkaç gece bekledim. Sonra ona rastladım. Teklifi tekrar arzettim.

            “Şimdilik evlenmemeyi uygun gördüm!” dedi. (Ben bu menfi cevaba kızdım.) Sonra Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh’a rastladım. O na da: “Dilersen sana Hafsa Bintu Ömer’i nikâhlayayım!” dedim. Hz. Ebu Bekr sustu ve bana hiçbir cevap vermedi. Osman’a kızdığımdan daha çok Ebu Bekr’e kızdım. Birkaç gün aradan geçti. Sonra Hafsa’yı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm istedi ve O’na nikâhlayıp verdim. Sonra bana Hz. Ebu Bekr rastladı ve: “Hafsa’yı bana teklif ettiğin zaman sana hiçbir cevapta bulunmayışımdan dolayı belki de bana kızdın” dedi. Ben de: “Evet kızmıştım!” deyince şu açıklamayı yaptı:

            “Sen o teklifi yaptığın zaman beni cevap vermemeye sevkeden şey, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Hafsa’yı zikretmiş olduğunu bilmemdi. Aleyhissalâtu vesselâm’ın sırrını ifşa etmek istemedim. Eğer Hafsa’yı o terketseydi teklifinizi ben kabul edecektim.”

            Buhari, Nikah 33, 36, 46, Megazi 11; Nesai, Nikah 30, (6, 83).

            5577 – Hz. Ömer İbnu’l-Hattâb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Hafsa radıyallahu anhâ’yı boşamıştı, sonra geri döndü.”

            Ebu Dâvud, Talak 38, (2283); Nesâi, Talak 75, (6, 213).

            HZ. ÜMMÜ SELEME RADIYALLAHU ANHÂ

            5578 – Hz. Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: “İddetim sona erince, Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh bana (bir elçi göndererek) istetti ve evlenme teklif etti. Ben kabul etmedim. Derken Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Hz. Ömer radıyallahu anh’ı göndererek kendisi için Ümmü Seleme’yi istetti. Ümmü Seleme, Ömer’e: “Resûlullah’a haber ver: Ben çok kıskanç bir kadınım, ayrıca benim çok çocuğum var, bir de velilerimden hiçbiri burada hazır değil!” dedi. O da gidip, Resûlullah’a aktardı. Aleyhissalâtu vesselâm, Ömer’e:

            “Ona dön ve kendisine söyle ki: “Kıskançlığına gelince, senden onu gidermesi için Allah’a dua edeceğim. Çocuklarına gelince, onların himayesi de görülecektir. Velilerin meselesine gelince, onlardan hazır veya gaib hiç biri bu evliliği yadırgamayacak” buyurdular. Bunun üzerine Ümmü Seleme oğluna: “Ey Ömer! Kalk! Resûlullah’la beni nikâhla” dedi. O da nikâhladı.”

            Nesâi, Nikah 28, (6, 81).

            #762238
            Anonim

              ZEYNEB RADIYALLAHU ANHÂ

              5579 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Zeyneb’in iddeti tamamlanınca, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Zeyd radıyallahu anh’a: “Git onu bana (kendinden) iste!” dedi. Zeyd gitti. Zeyneb’e geldiği zaman hamurunu yoğuruyordu. Zeyd der ki: “Onu gördüğüm zaman içimde bir zorluk hissettim, ona bakamaz hale geldim. Sırtımı ona çevirerek, geri geri yaklaştım ve: “Ey Zeyneb! beni Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm gönderdi. Seni istiyor” dedim. Zeyneb: “Ben (istihare yoluyla) Rabbimle istişare etmeden bir şey yapacak durumda değilim!” dedi ve kalkıp mescidine gitti. Derken Resûlullah’a vahiy geldi. Aleyhissalâtu vesselâm kalkıp izin almadan Zeyneb’in evine girdi. Zeyd der ki: Gündüzün ilerlemesiyle Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bize ekmek ve et yedirdiğini gördük.

              Yemekten sonra hak çıkmış, bazı kimseler evde kalmış sohbet ediyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da çıktı, peşinden ben de çıktım. Hanımlarının hücrelerine birer birer uğrayıp selâm vermeye başladı. Onlar: “Ey Allah’ın Resûlü (yeni) hanımını nasıl buldun?” diyorlardı.

              Hz. Enes radıyallahu anh der ki: “Bilemiyorum, “Halk çıktı!” diye ben mi haber verdim, başkası mı haber verdi. Aleyhissalâtu vesselâm gelip evine girdi. Ben de beraber girmek istedim. Benimle kendi arasına perde çekti. Örtünme ayeti nâzil oldu. Halk, kendilerine verilen öğütten derslerini aldı: “Ey iman edenler! Yemek için dâvet olunmadan Peygamber’in evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Davet edildiğinizde ise girin, fakat yemeğinizi yedikten sonra sohbete dalmadan dağılın. Bu hareketiniz Peygamber’e eziyet verir. O da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez” (Ahzâb 53).

              Müslim, Nikah 87, (1428); Nesai, Nikâh 26, (6, 79).

              ÜMMÜ HABİBE RADIYALLAHU ANHÂ

              5580 – Ümmü Habîbe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Kendisi, Ubeydillah İbnu Cahş’ın nikâhı altında idi. Habeşistan’da kocası ölünce, Necaşi merhum, onu Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a nikahlayıp dörtbin dirhem mehir verdi. Onu Şürahbil İbnu Hasene ile birlikte Aleyhissalâtu vesselam’a gönderdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kabul etti.”

              Ebu Davud, Nikah 29, (2107, 2108); Nesai, Nikâh 66, (6, 119).

              SAFİYYE RADIYALLAHU ANHÂ

              5581 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hayber’e geldi. Allah kaleyi fethetmeyi müyesser kılınca, kendisine Safiyye Bintu Huyey İbnu Ahtab’ın güzelliğinden bahsedildi. Safiyye’nin kocası savaş sırasında öldürülmüştü. Kadın daha yeni evlenmişti. Aleyhissalâtu vesselâm, ganimetten pay olarak kendisine onu seçti. Oradan Safiyye ile birlikte çıktılar. Revhâ nem mevkiye geldiler. Aleyhissalâtu vesselâm orada gerdek yaptı. Sonra küçük bir yaygı içerisinde hays (denen hurma, yağ ve keş’ten mamul bir yemek) hazırladı. Sonra bana: “Etrafındakileri çağır!” buyurdu. Bu, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın Safiyye için verdiği düğün yemeği idi. Sonra oradan Medine’ye hareket ettik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Safiyye için, bineğinin terkisine bir örtü seriyordu. Sonra devesinin yanında çömelip dizini dayadı. Safiyye radıyallahû anhâ, dizine basarak deveye bindi.”

              Buhari, salat 12, Esan 6, Salatu’l-Havf 6, Cihad 102, 130, Menâkıb 27, Megazi 38; Müslim, Nikah 464, (1367); Ebu Davud, Harâc ve’l-İmaret 21, (2996, 2997, 2298); Nesai, Nikah 79, (6, 131-134).

              HZ. CÜVEYRİYE RADIYALLAHU ANHÂ

              5582 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Beni’l-Mustalik’ten Cüveyriye Bintu’l-Hâris, Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh’ın hissesine düşmüştü (esaretten kurtulmak için mukâtebe anlaşması yaptı). O, çok güzel bir kadındı, gözde onun için bir hisse vardı (gören göz haz duyardı). Mukâtebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a geldi.

              Hz. Aişe devamla der ki: “Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resûlullah’ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından korktum). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım.

              “Ey Allah’ın Resûlü dedi. Ben Hâris’in kızı Cüveyriye’yim. Durumum size meçhul değil. Ben Sâbit İbnu Kays’ın hissesine düştüm. Fakat hürriyetime kavuşmak için onunla mukâtebe yaptım. Size, mukâtebe (bedelini ödemem)de yardım istemek üzere geldim. Resûlullah:

              “Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?” buyurdular. Cüveyriye: “O nedir?” dedi.

              “Senin yerine mukâtebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?” buyurdular. Cüveyriye de: “Kabul ediyorum!” dedi. (Bunun üzerine, Sabit İbnu Kays’a adam göndererek Cüveyriye’yi ondan talep etti. Sabit: “O senindir, Ey Allah’ın Resûlü! Annem babam sana feda olsun!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm mukâtebe ücretini hemen ödedi. Cüveyriye ile evlendiğini işitince ellerindeki esirleri salıp azad ettiler ve: “Bunlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın artık akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!” dediler. Hz. Aişe devamla der ki: “Kavmine ondan daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik’ten yüz aile halkı azad olundu.”

              Ebu Davud, Itk 2, (3931).

              #762239
              Anonim

                İBNETU’L-CEVN

                5583 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “İbnetu’l-Cevn Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına girince: “Senden Allah’a sığınırım!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da:

                “Gerçekten büyüğe sığındın. Ailene dön!” buyurdular.”

                Buhari, Talak 3; Nesai, Talak 14, (6, 150).

                ÜMMÜ ŞERÎK

                5584 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın anlattığına göre, “Ümmü Şerik, Aleyhissalâtu vesselâm’a nefsini hibe edenlerdendir.”

                (Teysir, hadisin kaynağını Nesai olarak gösterir ise de, Nesai’nin el-Mücteba olarak meşhur olan Sünen’inde mevcut değildir, es-Sünenü’l-Kübâ’sında olabilir.)

                5585 – Sâbit rahimehullah anlatıyor: “Ben Hz. Enes radıyallahu anh’ın yanında idim. Onun yanında bir kızı vardı. Enes dedi ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir kadın gelerek nefsini ona arzetti ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Senin bana ihtiyacın var mı?” dedi. Bunun üzerine Enes’in kızı: “Bu kadının hayası ne kadar az! Ne ayıp, ne ayıp!” dedi. Enes:

                “Hayır, o senden daha hayırlı! Resûlullah’a rağbet ve arzu duydu ve nefsini ona arzetti” buyurdu.”

                Buhari, Nikah 32, Edeb 79; Nesâi, Nikah 25, (6, 78-79).

                5586 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh gelip (Hz. Peygamber’in huzuruna girmek için) izin istedi. kapıda oturmuş bekleyen insanlar vardı. Onlara izin verilmemişti. Hz. Ebu Bekr’e izin verildi, o da girdi. Girince, Aleyhissalâtu vesselâm’ı etrafında zevceleri toplanmış olduğu halde sessiz oturuyor buldu. Derken Hz. Ömer de izin istedi, ona da aynı halde iken izin verdi. Hz. Ebu Bekr: “Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı güldürecek bir şey söyleyeceğim!” dedi ve sordu:

                “Ey Allah’ın Resûlü! Hârice’nin kızı benden nafaka istese ben de kalkıp boğazını kessem ne dersiniz?” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm güldü ve: “Şu etrafında gördüklerinin hepsi benden nafaka istiyorlar!” dedi. Ömer, hemen kalkıp boğazını kesmek üzere Hafsa’ya yöneldi. Hz. Ebu Bekr de kalkıp boğazını kesmek üzere Aişe’ye yöneldi. Her ikisi de:

                “Demek siz Resûlullah’tan onda olmayan şeyi istiyorsunuz ha!” diyordu. Onlar: “Allah’a yemin olsun! Biz ondan asla olmayan şeyi istemiyoruz!” dediler. Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onlardan bir ay ayrı durdu. Arkadan şu ayet nâzil oldu. (Meâlen): “Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve zevkini istiyorsanız, gelin boşanma bedelini verip sizi güzellikle serbest bırakayım. Eğer Allah’ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz ki, sizden iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlar için Allah pek büyük bir mükâfaat hazırlamıştır” (Ahzâb 28-29)

                Hz. Câbir devamla der ki: “Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Aişe radıyallahu anhâ’dan başlayarak şöyle dedi:

                “Ben sana bir husus arzedeceğim. Cevap vermede acele etmemeni dilerim, ebeveyninle de istişâre ettikten sonra cevap ver.”

                “O husus nedir ey Allah’ın Resûlü?” diye Aişe sorunca, Aleyhissalâtu vesselâm ayeti tilavet buyurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe hemen: “Yani sizi tercih meselesinde mi âilemle istişâre edeceğim? Asla! Ben Allah’ı ve Resûlünü ve âhiret yurdunu tercih ediyorum. Senden ricam, kadınlarından hiçbirine benim şu söylediğimi haber vermemendir!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

                “Onlardan biri sormaya görsün, ben hemen cevap veririm. Zira Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı olarak değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi!” buyurdular.”

                Müslim, Talak 29, (1428).

                EVLENMEYE TEŞVİK VE TERĞİB

                5587 – Ma’kıl İbnu Yesâr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir adam gelerek: “Ben (evlenmek üzere) asaletli ve güzel bir kadın buldum. Ancak kısırdır, çocuk doğurmuyor. Onunla evleneyim mi?” diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

                “Hayır evlenme!” buyurdular. Sonra adam ikinci sefer geldi, yine aynı cevabı aldı. Adam üçüncü sefer de gelince: “(Ey insanlar!) vedûd (çok seven) ve velûd (çok doğuran) olanla evlenin. Zira ben (Kıyamet günü) diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla övüneceğim” buyurdular.”

                Ebu Davud, Nikah 4, (2050); Nesâi, Nikah 11, (6, 65-66).

                5588 – Abdullah İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                “Dünya bir meta’dır. Dünya metâının en hayırlısı saliha kadındır.”

                Müslim, Radâ’ 64, (1467); Nesai, Nikah 15, (6, 69).

                5589 – İbnu Ebi Necih rahimehullah anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Kadını olmayan erkek miskindir, miskindir!” buyurmuşlardır. Yanındakiler:

                “Çokça malı olsa da mı?” dediler.

                “Evet çokça malı olsa da!” buyurdular. Sözlerine devamla: “Kocası olmayan kadın da miskînedir miskînedir!” buyurdular. Yanındakiler:

                “Çokça malı olsa da mı?” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:

                “Evet kadının çok malı olsa da!” buyurdular.

                Rezin tahric etti.

                5590 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                “Kadın dört hasleti için nikâhlanır: Malı için, haseb ve nesebi için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul.”

                Buhari, Nikâh 15; Müslim, Radâ’ 53, (1466); Ebu Dâvud, Nikâh 2, (2047); Nesâi, Nikâh 13, (6, 68).

                5591 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Evlendiğim zaman Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana:

                “Nasıl biriyle evlendin (dulla mı bakire ile mi?) diye sordular.

                “Bir dul aldım!” dedim.

                “Niye bâkire değil? O seninle sen de onunla mülâtefe ederdiniz!” buyurdular.”

                Buhari, Nikah 10; Müslim, Radâ’ 54, (715); Ebu Dâvud, Nikâh 3, (2048); Tirmizi, Nikâh 4, 13 (1086, 1100); Nesâi, Nikâh 6, 10 (6, 61-65).

                5599 – Hz. Muğire radıyallahu anh’ın anlattığına göre, o bir kadın istemiştir. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kendisine: “Ona bak! Zira bakman, aranızdaki uyum için daha muvafıktır!” buyurdular.”

                Tirmizi, Nikâh 5, (1087); Nesai, Nikâh 17, (6, 69).

                #762240
                Anonim

                  NİKÂH ÂDABI

                  5600 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                  “Nikâhı ilân edin, onu mescidlerde yapın. Üzerine de def vurun.”

                  Tirmizi, Nikâh 6, (1089).

                  5601 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Bir kadını, ensârdan bir erkekle evlendirmiştik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Ey Aişe! Eğlenceniz yok mu? Zira ensâr eğlenceyi sever!” buyurdular.”

                  Buhari, Nikah 63.

                  5602 – Muhammed İbnu Hâtıb el-Cumahi anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “(Nikâh’da) haramla helâli ayıran fark, def ve sestir.”

                  Tirmizi, Nikâh 6, (1088); Nesâi, Nikah 72, (6, 127, 128).

                  5603 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                  “Biriniz bir kadınla evlenir veya bir köle satın alırsa şöyle dua etsin: “Allahım, ben bunun hayırlı olmasını ve hayırlı bir yaratılış üzere olmasını diliyorum. Onun şerrinden ve şerli bir tabiat üzere olmasından sana sığınıyorum.

                  Eğer bir deve satın alırsa, eliyle hörgücünün üstenden tutup aynı şeyi söylesin.”

                  Ebu Dâvud, Nikâh 46, (2160).

                  5604 – Zeyd İbnu Eslem radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                  “Biriniz bir kadınla evlenir veya bir hizmetçi (köle) satın alırsa, perçeminden tutup ona bereketle dua etsin. Bir deve satın alınca hörgücünün tepesinden tutup, şeytân-ı racîm’e karşı Allah’a istiâzede bulunsun.”

                  Muvatta, Nikâh 52, (2, 547).

                  5605 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, evlenen bir kimseyi şöyle tebrik ederdi: “Allah sana (evliliği) mübarek kılsın, üzerine bereket indirsin, ikinizin arasını hayırda birleştirsin.”

                  Ebu Davud, Nikâh 37, (2130); Tirmizi, Nikâh 7, (1091).

                  5606 – Hasan(-ı Basrî) anlatıyor: “Akil İbnu Ebi Tâlib radıyallahu anh, Beni Cüşem’den bir kadınla evlenmişti. Onu: “Kaynaşma ve oğullar” dileyerek tebrik ettiler. Fakat o: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın kullandığı tabirlerle dua edin: “Allah size (evliliği) mübarek etsin ve size bereket versin” deyin!” dedi.”

                  Nesai, Nikah 73, (6, 128).

                  5607 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm benimle Şevvâl’de nikâh yapmıştı. Şevvâl’de gerdek yaptı. Yanında hangi kadını benden daha bahtlı idi?”

                  (Urve der ki: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ) yakınlarından olan kadınları şevvâl ayında gerdeğe sokmayı müstehab addederdi.”

                  Müslim, Nikah 73, (1423); Tirmizi, Nikah 9, (1093); Nesai, Nikah 77, (6, 130).

                  5608 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                  “Sizden kim hanımına temas etmek isteyince: “Allah’ın adıyla! Allahım, bizi şeytandan uzak tut ve şeytanı da bize vereceğin nasipten uzak tut!” dese, sonra da Allah bu temastan onlara bir evlad nasip etse, şeytan ona ebediyen zarar vermez.”

                  Buhari, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Nikâh 116, (1434); Ebu Dâvud, Nikâh 46, (2161); Tirmizi, Nikâh 8, (1092).

                  NİKÂH AKDİ

                  5609 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte gazveye çıkmıştık. Beraberimizde kadın yoktu. “Husyelerimizi aldırmayalım mı?” diye sorduk. Bizi bundan yasakladı, sonra da muvakkat istifade hususunda bize ruhsat tanıdı. Herhangi birimiz, bir elbise mukabilinde kadınla, bir müddet için nikâh yapıyorduk.”

                  Buhari, Tefsir, Mâide 9, Nikah 6, 8; Müslim, Nikâh 38, (1404).

                  5610 – Seleme İbnu’l-Ekvâ radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Evtas gazvesi yılında mut’aya ruhsat verdi, sonra da onu yasakladı.”

                  Buhari, Nikâh 31 (tâ’lik olarak); Müslim, Nikah 18, (1405).

                  5611 – İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: “İslâm’ın evvelinde mut’a vardı. Kişi, hakkında bilgisi olmayan (tanımadığı) bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikâh yapardı. Kadın, böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: “Onlar namuslarını korurlar. Ancak “hanımlarına” ve “câriyelerine” karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar” (Mü’minûn 6) meâlindeki ayet nazil oluncaya kadar devam etti. (Bu ayet gelince mut’a haram ilân edildi.)

                  İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ der ki: “Bu ikisi dışındaki bütün fercler (cinsi tatmin yolları) haramdır.”

                  Tirmizi, Nikâh 28, (1122).

                  5612 – Muhammed İbnu’l-Hanefiyye anlatıyor: “Hz. Ali, İbnu Abbas radıyallahu anhüm’e dedi ki:

                  “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hayber gazvesi günü, kadınlarla mut’ayı, ehlî eşek etlerinin yenmesini haram kıldı.”

                  Buhari, Megazi 38, Nikâh 31, Zebâih 28, Hiyel 3; Müslim, Nikâh 29, (1407); Muvatta, Nikâh 41, (2, 542); Tirmizi, Nikah 28, (1121); Nesai, Nikah 71, (6, 125, 126).

                  5613 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ve Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh zamanında bir avuç hurma ve un mukabilinde birkaç gün boyu devam eden mut’a nikahı yapardık. Bu hal, Hz. Ömer radıyallahu anh’ın Amr İbnu Hureys hâdisesi vesilesiyle mut’ayı yasaklamasına kadar devam etti.”

                  Müslim, Nikah 16, (1405).

                  5614 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şiğâr nikahını yasakladı. Bu, kişinin kızını veya kızkardeşini, karşılığında kızını veya kız kardeşini almak üzere bir erkeğe vermesi, aralarında mehir ödemeyi kaldırmalarıdır.”

                  Buhari, Nikah 28, Hiyel 3; Müslim, Nikâh 57, (1415); Muvatta, Nikâh 24, (2, 535); Ebu Davud, Nikah 15, (2074); Tirmizi, Nikah 29, (1124); Nesai, Nikah 60, 61, (6, 111, 112).

                  5615 – Urve rahimehullah anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ bana anlattı ki: Cahiliye devrinde dört çeşit nikâh mevcuttu: Bunlardan biri, bugün (dinimizin meşru kıldığı ve) herkesçe tatbik edilen nikâhtır: Kişi, kişiden kızını veya velisi bulunduğu kızı ister, mehrini verir, sonra onunla evlenir.

                  Diğer bir nikâh çeşidi şöyleydi: Kişi, hanımı hayızdan temizlenince: “Falancaya git, ondan hamilelik talep et” der ve hanımını ona gönderirdi. -Kadının o yabancı erkekten hâmile kaldığı anlaşılıncaya kadar, kocası ondan uzak durur, temasta bulunmazdı. O adamdan hamileliği açıklık kazanınca, zevcesi dilerse onunla zevciyât muamelelerine başlardı. Bu nikâh çeşidine asaletli bir evlat elde etmek için başvurulurdu. İşte bu nikaha nikahu’l-istibza denirdi.

                  Diğer bir nikâh çeşidi şöyleydi: On kişiden az bir grup toplanır, bir kadının yanına girerler ve hepsi de ona temasta bulunurdu. Kadın hâmile kalıp doğum yaparsa, doğumdan birkaç gün sonra, kadın onlara haber salar, hepsini çağırırdı. Hiçbiri bu davete icabet etmekten kaçınamaz, kadının yanına gelirdi. Kadın onlara: “Hadisenizi hatırlamış olmalısınız. İşte şimdi doğum yaptım. Ey falan, çocuk senindir” der, çocuğu bunlardan dilediğine nisbet ederdi. Adamın buna itiraz etmeye hakkı yoktu.

                  Diğer dördüncü nikâh çeşidi şöyleydi: Çok sayıda insan toplanıp bir kadının yanına girerlerdi. Kadın gelenlerden hiçbirine itiraz edemezdi. Bu kadınlar fahişe idi. Kapılarının üzerine bayraklar dikerlerdi. Bu kadınlarla temas arzu eden herkes bunların yanına girebilirdi. Bunlardan biri hamile kaldığı takdirde, çocuğunu doğurduğu zaman, o adamlar kadının yanında toplanırlar ve kâifler çağırırlardı. Kâifler bu çocuğun, onlardan hangisine ait olduğunu söylerse nesebini ona dâhil ederlerdi. Çocuk da ona nisbet edilir, onun çocuğu diye çağrılırdı. O kimse bunu reddedemezdi.

                  Muhammed aleyhissalâtu vesselâm hak ile gönderilince, bütün cahiliye nikâhlarını yasakladı, sadece insanların bugün tatbik etmekte olduğu nikâhı bıraktı.”

                  Buhari, Nikah 36; Ebu Davud, Talak 33, (3272).

                  #762241
                  Anonim

                    VELİLER VE ŞÂHİDLER

                    5616 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: Hangi kadın velisinin izni olmaksızın nikâhlanırsa onun nikâhı

                    bâtıldır!” buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Devamla: “Eğer kocası zifaf yaptıysa, kadının fercinden helal addetmiş olması sebebiyle mehir kadınındır. Eğer (veliler) ihtilafa düşerlerse, sultan, velisi olmayanların velisidir”

                    Ebu Davud, Nikâh 20, (2083); Tirmizi, Nikâh 14, (1102).

                    5617 – Yine Ebu Dâvud ve Tirmizi’de Ebu Musa radıyallahu anh’tan gelen bir rivayette: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam: “Velisiz nikâh yoktur!” demiştir.”

                    Tirmizi, Nikâh 14, (1101); Ebu Dâvud, Nikah 20, (2085).

                    5618 – Hz. Semüre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu

                    vesselâm buyurdular ki:

                    “Hangi kadını, (seviyesi eşit) iki veli (iki ayrı şahsa) nikâhlamışsa, kadın

                    o iki veliden önce davranana aittir. Kim iki kişiye bir şey satmışsa, o satılan şey birinci kimseye aittir.”

                    Ebu Dâvud, Nikâh 22, (2088); Tirmizi, Nikâh 19, (1110); Nesâi , Büyü’ 96, (7, 314).

                    5619 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                    “Hangi köle, efendilerinin izni olmadan evlenirse zânidir.”

                    Ebu Dâvud, Nikâh 17, (2078); Tirmizi, Nikâh 20, (1111, 1112).

                    5620 – Hz. İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                    “Dul nefsine velisinden ehaktır. Bakireden nefsi hususunda izin alınır, onun izni sükütudur.”

                    Müslim, Nikâh 66, (1421); Muvatta, Nikâh 4, (2, 524); Tirmizi, Nikâh 12, (1108); Ebu Dâvud, Nikâh 26, (2098); Nesâi, Nikah 31, 32, (6, 84).

                    5621 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam: “Dul kadın kendisiyle istişare edilmeden nikâhlanamaz, bâkire de izni sorulmadan nikahlanamaz” buyurmuşlardır. Ashabı sordu:

                    “Ey Allah’ın Resülü! Onun izni nasıl olur?”

                    “Sükut etmesiyle!” buyurdular.”

                    Buhari, Nikah 41, Hiyel 3; Müslim, Nikâh 64, (1419); Tirmizi, Nikah 17, 18, (1107, 1109); Ebu Dâvud, Nikâh 24, (2092, 2093); Nesâi, Nikah 33, (6, 85).

                    5622 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bâkire bir kız, Resülullah aleyhissalatu vesselam’a gelerek, kendisi istemediği halde, babasının evlendirdiğini söyledi. Resulullah aleyhissalâtu vesselâm, (bu nikahı) kabul edip etmemede kızı muhayyer bıraktı.”

                    Ebu Dâvud, Nikah 25, (2096).

                    5623 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Bir genç kız Resulullah aleyhissalatu vesselam’a gelerek: “Babam beni kendisinin oğluna nikâhladı, ta ki benimle onun alçaklığını gidersin. Ama ben istemiyorum” dedi. Aleyhissalâtu vesselam, babasına adam göndererek getirtti ve evlenme işini kıza bıraktı. Bunun üzerine kız: “Ey Allah’ın Resülü! Ben şimdi, babamın yaptığına izin verdim. Esasen, ben kadınlara bu meselede babalara (icbar) yetkisi olmadığını göstermek istedim!” dedi.”

                    Nesâi, Nikah 36, (6, 87); İbnu Mace, Nikâh 12, (1874).

                    5624 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                    “Kızları hakkında kadınlarla istişare edin!”

                    Ebu Davud, Nikâh 24, (2095).

                    #762242
                    Anonim

                      KÜFÜVLÜK (DENKLİK)

                      5625 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki:

                      “Dini ve ahlâkı sizi memnun eden birisi kız talep ederse onu evlendirin. Böyle yapmazsanız, yerzüzünde fitne ve geniş bir fesad çıkar.”

                      Tirmizi, Nikâh 3, ( 1084.

                      5626 – Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Ebu Hind, Resülullah’ı bıngıldak kısmından hacamat etmişti. Aleyhissalatu vesselâm:

                      “Ey Beni Beyâza, Ebu Hind’i evlendirin, onunla evlenin!” buyurdu ve şunu ilave etti: “Eğer tedavi için başvurduğunuz şeylerin birinde hayır varsa bu hacâmattır:

                      Ebu Dâvud, Nikâh 27, (2102).

                      5627 – Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki:

                      “Dünya ehlinin değer verdiği, peşinden koştuğu şey maldır.”

                      Nesai, Nikah 9, (6, 64).

                      5628 – Hz. Aişe radıyallahu anh anlatıyor: “Ebu Huzeyfe İbnu Utbe İbni Rebi’a İbni Abdi Şems radıyallahu anh -ki bu zat Bedir gazvesine katılmıştı- Sâlim’i evlat edinmiş ve kardeşinin kızı Hind Bintu’I-Velid İbni Utbe İbni Rebi’a ile evlendirmişti. Sâlim ise, ensardan bir kadının azadlısı idi: Nitekim, Resülullah aleyhissalâtu vesselam da Zeyd radıyallahu anh’ı evlat edinmişti. Cahiliye devrinde kim bir adamı evlat edinirse, halk bu adamı evlat edinen kimseye nisbet ederek çağırırdı. O, ayrıca yeni babasına varis de olurdu. Bu tatbikat Rab Teâla’nın şu kavl-i şerifleri nazil oluncaya kadar devam etti. (Meâlen): “Onları kendi babalarına nisbet edin. Allah katında doğru olanı budur. Eğer babalarının kim oI duğunu biliyorsanız, zaten onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. (Ahzab 5)

                      Buhari, Nikâh 15, Megazi 11; Nesâi, Nikâh 8, (6, 63-64); Ebu Dâvud, Nikah 10, (2061).

                      5629 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Celde ile cezalandırılmış zâni kimse ancak kendisi gibi biriyle evlen(ebil)ir.”

                      Ebu Davud, Nikah 5, (2052).

                      MÜEBBED HARAMLIK

                      5630 – İbnu Abbas radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre: “Nesebten yedi, sıhriyetten de yedi kişi haram edilmiştir” demiş ve şu ayeti okumuştur. (Mealen): “Size şu kadınları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikâhlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikâhlamanız ve iki kızkardeşi birden nikahınız altına almanız da size haram kılındı…” (Nisa 23).

                      Buhâri, Nikâh 24.

                      5631 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                      “Bir erkek bir kadınla nikâh yapar ve temasta bulunursa, artık o kadının kızını nikahlaması ona helal olmaz. Eğer kadına temas etmemişse kızını nikahlayabilir. Bir erkek bir kadını nikahlarsa, kadına temas etmiş olsa da olmasa da kadının annesiyle artık nikahlanamaz.”

                      Tirmizi, Nikah 25, (1117).

                      5632 – Hz. Ali radıyallahu anh şöyle dediler: “Kadınların anneleri, kızla olan nikâh akdine vaty (temas) inzimâm etmedikçe haram olmaz. Anneye duhûl (temas) olmadıkça da kız haram olmaz.”

                      Hadisin kaynağı Teysir’de sehven Tirmizi olarak zikredilmiştir. Câmi’u’I-Usul’de Rezin’in ilavesi olduğu belirtilmiştir.

                      #762243
                      Anonim

                        RADA’ (SÜT EMME)

                        5633 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Aziz ve Celil olan Allah, nesebten haram ettiğini sütten de haram etti.”

                        Tirmizi, Radâ’ 1, (1146).

                        5634 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Ebu’l-Ku’ays’ın kardeşi Eflah, örtünmeyi emreden ayet indikten sonra yanıma girmek için izin istedi. Ben:

                        “Allah’a yemin olsun, Resulullah aleyhissalâtu vesselâm’dan izin istemedikçe ben ona girme izni vermeyeceğim! Çünkü onun kardeşi Ebu’l-Ku’ays beni emziren kimse değildir, beni Ebu’I-Ku’ays’ın hanımı emzirdi!” dedim. Derken yanıma Aleyhissalâtu vesselâm girdiler.

                        “Ey Allah’ın Resulü dedim, Ebu’l-Ku’ays’ın kardeşi EfIah yanıma girmek için izin istedi. Ben sizden sormadıkça izin vermekten imtina ettim!” dedim. Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: “Amcana izin vermekten seni alıkoyan sebep ne?” buyurdular. Ben:

                        “Ey Allah’ın Resülü! dedim. Beni emziren erkek değil. Beni onun hanımı emzirdi” dedim. Resûlullah yine:

                        “Sen onun girmesine izin ver. Zira o senin amcandır, Allah iyiliğini versin” buyurdular.

                        (Urve devamla der ki) İşte bu sebeple Hz. Ayşe radıyallahu anhâ:

                        “Neseb sebebiyle haram kıldıklarınızı emme sebebiyle de haram kılın!” derdi.”

                        Buhâri, Humus 4, Şehâdat 7, Nikâh 20; Müslim, Radâ’ 2, (1444); Muvatta, Radâ’ 2, (2, 601,602); Tirmizi, Radâ’ 1, (1147); Ebu Dâvud, Nikâh 7, (2055); Nesâi, Nikâh49, (6, 99).

                        5635 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Ben: “Ey Allah’ın Resûlü! Siz niye bizi bırakıp da Kureyş’e rağbet gösteriyorsunuz?” demiştim. Bana:

                        “Yanınızda rağbet göstereceğim bir (kadın) var mı?” dedi. Ben:

                        “Elbette! Hamza’nın kızı var!” dedim. Bunun üzerine:

                        “O bana helal olmaz. Çünkü o, benim süt kardeşimin kızıdır” buyurdular.”

                        Müslim, Radâ’ 11, (1446); Nesâi, Nikah 50, (6, 99).

                        5636 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Yanımda oturan bir erkek olduğu halde, Resulullah aleyhissalâtu vesselâm odama girdi. Bu hal, ona bir hayli ağır geldi (ve rengi değişti), öfkesini yüzünden okudum. Bunun üzerine:

                        “Ey Allah’ın Resûlü! Bu benim süt kardeşimdir!” dedim..

                        “Siz kadınlar süt kardeşlerinizi iyi düşünün! Çünkü süt kardeşliği, açlıktan dolayı hasıl olur!” buyurdular. “

                        Buhâri, Nikâh 21, Şehâdât 1; Müslim, Radâ’ 32, (1455); Ebu Dâvud, Nikâh 9, (2058); Nesâi, Nikâh 51, (6, 102).

                        5637 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                        “Bir veya iki emme ile (süt kardeşliği) haramlığı hâsıl olmaz.”

                        Müslim, Radâ’ 17, (1450); Tirmizi, Radâ’ 3, (1150); Ebu Davud, Nikâh 19, (2063); Nesâî, Nikâh 51, (6, 201).

                        5638 – Katâde anlatıyor: İbrahim en-Nehâ’î’ye yazarak emme (radâ’) hakkında sordum. Bana: “Şureyh bize Hz. Ali ve İbnu Mes’ud radıyallahu anhümâ’nın, “Emmenin azı da çoğu da haramı sabit kılar” dediklerini yazdı.” Ebuş-Şa’şa el-Muhâribi ise: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’dan: “Resülullah’ın: “Bir iki emme harama sebep olmaz” dediğini rivayet etmiştir” dedi.”

                        Nesai, Nikah 51, (6, 102).

                        5639 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Kur’ân olarak inenler meyanında “Ma’lüm on emme ile haram sabit olıur” âyeti de vardı. Sonra (Rab

                        Teâla) onları, malum beş emme ile neshetti. Bu (beş emme) âyetleri, Kur’ân’ın okunan ayetleri arasında iken Aleyhissalâtu vesselâm vefat etti.”

                        Müslim, Radâ’ 24, (1452); Muvatta, Radâ’ 17, (2, 608); Ebu Dâvud, Nîkâh 11, (2062); Tirmizi, Radâ’ 3, (1150); Nesâî, Nikâh 51, (6,100).

                        5640 – Hz. İbnu Abbas radıyallahu anhümâ demiştir ki: “İki yıl içerisindeki emme tek bir emmeden ibaret de olsa bu, (evlenmeyi) haram kılar.”

                        Muvatta, Radâ’ 4, (2, 602).

                        5641 – Abdullah İbnu Dinâr anlatıyor: “Bir adam İbnu Ömer radıyallahu anhüma’ya büyüğün emmesinden sormuştu. Şu cevabı verdi:

                        “Bir adam Ömer radıyallahu anh’a gelip: “Benim, kendisine temasta bulunduğum bir cariyem vardı. Hanımım bunu önlemeye azmetti ve cariyeyi emzirdi ve bana da: “Sakın ha! Vallahi ben cariyeni emzirdim!” dedi. (Şimdi ne yapmalıyım?” diye) sordu. Babam Ömer ona şöyle cevap verdi:

                        “Hanımını çatlat: Git cariyene temasta bulun. Çünkü (harama sebep olan) emme küçüklükte olan emmedir.”

                        Muvatta, Radâ’ 13, (2, 606).

                        5642 – Yahya İbnu Sa’îd anlatıyor: “Bir adam gelerek Ebu Musa radıyallahu anh hazretlerine şöyle bir soru sordu:

                        “Ben hanımımın memesinden bir miktar süt emdim ve bu mideme kadar ulaştı. (Hanım bana haram mı oldu?)” Ebu Musa:

                        “Ben hanımının sana haram olmasından başka bir şey görmüyorum!” dedi. İbnu Mes’ud da vardı. Araya girip: “Adama verdiğin fetvaya bak!” dedi. O da:

                        “Pekiyi, sen ne diyorsun?” dedi. İbnu Mes’ud:

                        “İki yaş içerisinde olan emme için haram vardır!” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Musa radıyallahu anh:

                        “Şu âlim, aranızda olduğu müddetçe bana bir şey sormayın!” dedi.”

                        Muvatta, Radâ’ 14, (2, 607); Ebu Dâvud, Nikâh 213, (2059, 2060).

                        5643 – Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                        “Evlenmeyi haram kılan emme, çocuk memede iken, barsağı yoracak kadar olan emmedir. Bu da, sütten kesmenin şer’î müddetin)den önce olmalıdır.”

                        Tirmizi, Radâ’ 5, (1152).

                        5644 – Ukbe İbnu’l-Hâris radıyallahu anh’ın anlattığına göre, “Ukbe, Ebu İhâb İbnu Aziz’in kızı (Ümmü Yahya) ile evlenmişti. Kendisine (siyah) bir kadın gelerek:

                        “Ben Ukbe’yi ve onun evlendiği kızı emzirmiştim!” dedi. Ukbe kadına:

                        “Ben senin onu (gerçekten emzirdiğini bilmiyorum. Bana (daha önce) söylemedin de!” dedi. (Ebu İhab ailesine gidip sordu. Onlar bilmediklerini söylediler. Ukbe bunun üzerine) bineğine atlayarak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı görmek üzere Medine’ye gitti. Aleyhissalâtu vesselâm:

                        “(Süt kardeşi olduğunuz) söylendikten sonra nasıl beraberliğiniz devam eder? (Onu derhal bırak!)” buyurdular. Ukbe hemen hanımından ayrıldı. Kadın da bir başka koca ile nikâh yaptı.”

                        Buhari, Şehâdâd 4, 13, 14, İlm 26, Büyü’ 3, Nikâh 23; Tirmizi, Radâ’ 4, (1151 ); Ebu Dâvud, Akdiye 18, (3603, 3604); Nesâi, Nikah 57, (6,109).

                        5645 – İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ’nın anlattığına göre: “Kendisine, iki hanımı olan bir adamdan sorulmuş, “Bu adamın hanımlarından biri bir

                        kızı, diğeri de bir oğlanı emzirmiştir. Acaba; bu kızla oğlan birbirlerine helal olur mu?” denmiştir. İbnu Abbâs:

                        “Hayır, çünkü erkeğin suyu birdir!” demiştir.”

                        Muvatta, Radâ 5, (2, 602, 603); Tirmizi, Radâ’ 2, (1149).

                        5646 – Haccâc İbnu Haccâc, babası radıyallahu anh’tan anlatıyor:

                        “Ey Allah’ın Resûlü dedim, benden emmenin üzerinde kalan hakkını giderecek olan şey (kefâret) nedir?”

                        “Erkek veya kadın bir köle (azadı)dır!” buyurdular.”

                        Ebu Davud, Nikâh 12, (2064); Tirmizi, Radâ’ 6, (1153); Nesâî, Nikâh 56, (6, 108).

                        #762244
                        Anonim

                          MÜEBBED HARAM GEREKTİRMEYEN DURUMLAR

                          5647 – İbnu Ahbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “ResûIullah aleyhissalâtu vesselâm hala ile teyzenin teyze ile teyzenin veya hala ile halanın aynı adamın nikâhında birleştirilmesini mekruh addetti.”

                          Ebu Dâvud, Nikâh 13, (2067); Tirmizi, Nikâh 30, (1125).

                          Bir rivayette: “(Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm) kadının halası veya teyzesi üzerine nikâhlanmasını yasakladı” denmiştir.

                          5648 – Şa’bî anlatıyor: “Hz. Câbir radıyallahu anh’ı dinledim. “Resulullah aleyhissalâtu vesselam kadının halası veya teyzesi üzerine nikahlanmasını yasakladı” demişti.”

                          Buhari, Nikah 27; Nesai, Nikah 48, (6, 98).

                          5649 – Altı kitapta da Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan şu hadis kaydedilmiştir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kadının halası üzerine, kadının teyzesi üzerine nikahlanmasını yasakladı.”

                          Ravi devamla dedi ki: “Biz, kadının babasının teyzesini de aynı makamda görürüz.”

                          Buhâri, Nikâh 27; Müslim, Nikâh 37, (1408); Muvatta, Nikâh 20, (2, 532); Ebu Dâvud, Nikâh 13, (2065, 2066); Tirmizi, Nikah 30, (1126); Nesai, Nikah 47-48, (6, 96-98).

                          5650 – Dahhâk İbnu Firuz babasından naklen diyor ki: “Ey Allah’ın Resülü, dedim. Ben müslüman olduğum zaman nikâhımda iki kızkardeş vardı,

                          (ne yapayım?)”

                          “Onlardan dilediğin birini boşa!” emrettiler.”

                          Ebu Dâvud, Talâk 25, (2243); Tirmizi, Nikâh 34, (1129).

                          5651 – Kabîsa İbnu Zaeyb anlatıyor: “Hz. Osman radıyallahu anh ‘a bir adam: “Köle olan iki kızkardeş, bir kişinin nikahı altında birleştirilebilir mi ?”

                          diye sordu. Hz. Osman:

                          “Onların bu şekilde nikâhlanmasını bir âyet helâl, bir ayet de haram kıldı. Ben ise, böyle bir şeyi yapmayı sevmem!” dedi. Adam Hz. Osman’ın yanından çıktı. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabından bir kimseye rastladı. Bu meseleyi ona da sordu. O da:

                          “Bana gelince, yetki benim elimde olsa, bunu yapan birini bulduğum taktirde ona mutlaka ibretâmiz bir ceza veririm!” dedi.

                          İbnu, Sihâb rahimehullah: “Bu cevabı veren zâtın Ali İbnu Ebi Talib radıyallahu anh olduğunu zannediyorum” dedi. İmâm Mâlik: “Böyle bir sözü Zübeyr radıyallahu anh’ın söylediği bana ulaştı” demiştir.”

                          Muvatta, Nikâh 34, (6, 538-539).

                          5652 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Bir adam hanımını üç talakla boşadı. Kadınla bir başka adam evlendi, ancak bu adam da kadını temasdan önce boşadı. (Kadın tekrar önceki kocasına dönmek istemişti.) Resûlullah aleyhisalâtu vesselâm’a bu hususta soruldu:

                          “Hayır! İkincisi kadının balcığından tatmadıkça önceki tadamaz!” buyurdular.”

                          Buhari, Libas 6, Şehâdât 3, Talâk 4, 7, 37, Edeb 68; Müslim, Nikâh 115, (1433); Muvatta. Nikâh 18, (2, 531); Ebu Dâvud, Talâk 49, (2309);Tirmizi, Nikâh 26, (1118); Nesai, Talâk 9, 10, (6, 146, 147).

                          5653 – Zübeyr İbnu Abdirrahman İbnü’z-Zübeyr el-Kurazî anlatıyor: “Rifâ’a İbnu Simvâl, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında, hanımını üç talakla boşadı. Ondan sonra kadın Abdurrahman İbnu’z-Zübeyr’le evdendi. Abdurrahman, kadına temasa muktedir olmadığı için, ondan yüz çevirdi ve ayrıldılar. Kadını boşamış olan eski kocası Rifa’a kadınla yeniden nikâhlanmak istedi. Arzusunu Resûlullah’a açtı. Aleyhissalâtu vesselâm Rifa’a’ya onunla evlenmesini yasakladı ve “Kadın balcığı tadıncaya kadar, sana helal olmaz” buyurdu.”

                          Muvatta, Nikâh 17, (2, 531).

                          5654 – Zeyd İbnu Sâbit radıyallahu anh’ın anlattığına göre, “kendisi bir cariyeyi üç kere boşayıp sonra satın alan bir adam hakkında “Bu cariye, bir başka kocaya varmadıkça ona helal olmaz” diyordu.”

                          Muvatta, Nikah 30, (2, 537).

                          5655 – İbnu Muhammed İbni İyâs anlatıyor: “İbnu Abbâs, Ebu Hureyre

                          ve İbnu’l-As radıyallahu anhüm’den kocası tarafından duhûlden (temastan) önce üç talakla boşanan bâkire kız (bu ilk kocası ile yeniden nikah yapmak istese nasıl olur? diye) soruldu. Hepsi de:

                          “Bir başka zevce ile evlenmedikçe eskisine helal olmaz!” dediler.”

                          Muvatta, Talâk 37, (2, 570).

                          5656 – Hz. Ali, Hz. Câbir ve Hz. İbnu Mes’ud radıyallahu anhüm, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın “hulle yapana da hulle yaptırana da lanet

                          ettiğini” anlattılar.”

                          Tirmizi, Nikâh 27, (1119,1120); Ebu Dâvud, Nikâh 16, (2076, 2077); Nesâî, Talâk 13, (6,149).

                          5657 – Misver İbnu Mahreme radıyallahu anhüm anlatıyor: “Hz. Ali radıyallahu anh nikâhı altında Fatma radıyallahu anh olduğu halde Ebu Cehl’in kızına tâlib oldu. Bunu işiten Hz. Fâtıma, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek:

                          “Kavmin, kızları için senin hiç gadablanmayacağını zannediyor. İşte Ali, Ebu Cehl’in kızıyla evlenecek!” dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm kalktı (minbere çıktı) şehadet getirdi ve şu hitabede bulundu:

                          “Emmâ ba’d! Ben Ebu’l-Âs İbnu’r-Rebî’e (kızımı) nikâhladım. Bana konuştu ve doğruyu söyledi (vaadetti ve vaadini tuttu.Şurası muhakkak ki ben helal olanı haram kılmıyorum, haramı da helal kılmıyorum). Fâtıma benden bir parçadır. Onu üzen beni de üzer. Allah’a yemin olsun Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın kızı Allah düşmanının kızıyla ebediyyen biraraya gelmeyecektir!”

                          Râvi der kî: “Ali istemekten vazgeçti.”

                          5658 – Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın minberde şöyle söylediğini işittim:

                          “Benî Hişam İbnu’l-Muşre ailesi, kızlarını Ati İbnu Ebi Talib’le eşlendirmek için benden izin istiyor. Ben izin vermedim, vermiyorum ve vermeyeceğim! Ancak, Ebu Tâlib’in oğlu kızımı boşayıp, kızlarını almak isterse o başka! Şunu iyi bilin, Fâtıma benden bir parçadır. Onu üzen beni de üzer. Ona eziyet olan bana da eziyet olur.”

                          Buhârî, Fezâilu’l-Ashab 16, 12, 29, Cum’a 29, Humus 5, Nikâh 109, Talâk 13; Müslim, Fezâilu’s-Sahâbe 96, (2449); Ebu Dâvud, Nikâh 13, (2071); Tirmizi, Menâkıb, (3866).

                          5659 – İbnu şihâb anlatıyor: Âbdullah İbnu Âmir, Hz. Osman radıyallahu anh’a bir cariye hediye etti. Bu cariyeyi Basra’da satın almıştı ve onun kocası da vardı. Osman: “Ben ona yaklaşmam, onun kocası var!” dedi. Bunun üzerine İbnu Âmir, kocasını râzı etti ve cariyeden ayırdı.”

                          Muvatta, Büyü’ 7, (2, 617).

                          5660 – İmam Mâlik’e ulaştığına göre, “İbnu Abbas ve İbnu Ömer radıyallahu anhüm’e, nikahı altında hür bir kadın olduğu halde bunun üzerine bir

                          cariye nikâhlamak isteyen bir adam hakkında soruldu. Bunlar, adamın ikisini cemetmesini mekruh addettiler.”

                          Muvatta, Nikâh 31, (2, 536).

                          #762245
                          Anonim

                            NİKÂHl FESHEDEN ŞEYLER, FESHETMEYEN ŞEYLER

                            5661 – İbnu’l-Müseyyeb rahimehullah anlatıyor: “Hz. Ömer radıyallahu anh dedi ki: “Kim, kendisinde delilik veya cüzzam veya baras (alaten) bulunan biriyle evlenir ve temasta da bulunursa, mehir tamamiyle kadının olur. Ancak bu, kadının velisi üzerinde erkeğe bir borç olur.”

                            (Muvatta, Nikâh 9, (2, 526).

                            5662 – Yine İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Hz. Ömer radıyallahu anh buyurdular ki: “Bir kadın kocasını kaybeder, nerede olduğunu da, bilemezse dört yıl bekler, sonra dört ay on gün oturur, sonra nikâhı (başkasına) helal olur.”

                            Muvatta, Talâk 52, (2, 575).

                            5663 – Yine İbnu’l-Müseyyeb, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabından, Nadre İbnu’l-Ektem denen ensârdan bir zattan naklen kaydettiğine göre, demiştir ki:

                            “Ben bâkire bildiğim bir kadınla evlendim, gerdeğe girince hâmile olduğunu gördüm. (Durumu Resûlullah’a arzettiğim vakit) Aleyhissalâtu vesselâm:

                            “Fercinden istifaden sebebiyle mehir onundur, çocuk da sana köledir” buyurdu ve aramızı ayırdı. İlâveten: “Çocuğu doğurunca had uygulayın!” emretti.”

                            Ebu Davud, Nikâh 38, (2131, 2132).

                            5664 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir hıristiyan kadın, bir zımmînin nikâhı altında iken, kocasından bir müddet önce müslüman olsa, artık kocasına haram olur.”

                            Buhari, Talâk 20.

                            5665 – Yine İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyor: “Bir adam önce kendisi müslüman olup geldi; sonra da hanımı müslüman olup geldi. Kocası:

                            “Ey Allah ‘ın Resulü! Hanımım da benimle birlikte müslüman olmuştu!” dedi. Aleyhissalatu vesselâm, hanımını kendisine iade etti.”

                            Ebu Dâvud, Talâk 23, (2238); Tirmizi, Nikâh 43, (1144).

                            5666 – Yine İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir kadın müslüman oldu ve (yeni bir erkekle) evlendi. Bunun üzerine (eski) kocası Resûlullah

                            aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek:

                            “Ey AIlah’ın Resulü! Ben de müslüman olmuştum. Hanımım müslüman olduğumu da biliyor” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm, kadını ikinci kocasından ayırıp eski kocasına iade etti.”

                            Ebu Dâvud, Talâk 23, (2239); İbnu Mâce, Nikah 60 (2008).

                            5667 – Yine İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kızı Zeyneb’i, Ebu’l-As İbnu’r-Rebî’e, altı yıl sonra eski nikâhı ile geri verdi, (ne nikâh, ne mehir) hiçbir şeyi yenilemedi.”

                            Ebu Dâvud, Talâk 24, (2240); Tirmizi, Nikâh 43, (1143).

                            5668 – Amr İbnu Şu’ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (kızı) Zeyneb radıyallahu anhâ’yı kocası (Ebu’l-Âs’a) yeni bir nikah, yeni bir mehirle iade etti.”

                            Tirmizi, Nikâh 43, (1142); İbnu Mace, Nikâh 60, (2010).

                            5669 – İbnu Şihâb anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında, birkısım kadınlar, kendi yurtlarında müslüman oldular. Bunlar hicret de

                            etmediler. Bunlar İslâm’a girdikleri zaman kocaları kâfir idiler. Bunlardan biri Velîd İbnu’I-Mugîre’nin kızıydı. Bu kadın Safvân İbnu Ümeyye’nin nikâhı altında idi. Bu hanım Fetih günü müslüman olmuş, kocası Safvân da İslâm’dan kaçmıştı. Aleyhissalâtu vesselâm peşinden amcasının oğlu Vehb İbnu Umeyr’i, kendisine bir emân alâmeti olarak şahsi rıdasıyla birlikte gönderdi. (Resülullah onu İslâm’a çağırıyor ve yanına gelmeye davet ediyordu; (gelince bakacak), İslâm hoşuna giderse kabul edecekti, gitmezse kendisine iki ay müsaade edecekti.

                            Safvân, Aleyhissalâtu vesselâm’ın yanına rıdasıyla birlikte gelince, yüksek sesle (halkın arasında) bağırarak:

                            “Ey Muhammed! İşte Vehb İbnu Umeyr! Senin rıdanı bana getirdi ve senin beni yanına davet ettiğini, İslâm hoşuma giderse kabul edeceğimi, gitmezse bana iki ay mühlet tanıyacağını söyledi” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kalkıp: “Ey Ebu Vehb (devenden) in!” buyurdu. Fakat o:

                            “Hayır, vallahi, meseleyi benim için açıklığa kavuşturmadıkça inmem!” dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: “Sana, daha fazla, dört ay mühlet tanıyorum” buyurdular.

                            Sonra Resülullah Havâzin tarafına Huneyn seferine çıktı. (Sefer hazırlığı sırasında) Safvân’a adam göndererek çağırtıp, emaneten silah ve başka harp malzemesi vermesini talep etti. Safvân:

                            “Zorla mı, gönül rızasıyla mı istiyorsun?” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

                            “Gönül rızasıyla!” buyurdu. Safvân (yanında bulunan) silah vs.yi iane olarak verdi. Sonra Safvân kâfir olduğu halde Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’la birlikte döndü. Huneyn gazvesine, Tâif’in fethine katıldı. Bu esnada henüz kâfirdi. Ama hanımı müslüman olmuştu. Aleyhissalâtu vesselâm aralarını ayırmadı. Bu hal Safvân radıyallahu anh’ın müslüman oluşuna kadar devam etti. Müslüman olduktan sonra hanımı eski nikâhıyla onun yanında kaldı. Safvân ile hanımının müslüman oluşu arasında iki ay kadar bir zaman mevcuttur.”

                            Muvatta, Nikah 44, (2, 543, 544).

                            5670 – İbnu Ömer radıyallahu anhümâ, bir kölenin nikâhı altında bulunan bir cariye, hürriyetine kavuşacak olursa, (bu azadlıktan sonra) kendisine

                            kocası temas etmedikçe (bu evliliğe devam edip etmemede) muhayyer olduğunu söylerdi.”

                            Muvatta, Talâk 26, (2, 562).

                            5671 – İmam Mâlik rahimehullah’a ulaştığına göre, “Hz. Ömer veya Hz. Osman- radıyallahu anhümâ, bir erkeği “hürüm” diye nefsiyle aldatıp evlenen ve birçok çocuk doğuran cariye hakkında “adam, çocukların, köle emsalleriyle fidyelerini öder” diye hükmetmiştir.” İmâm Mâlik; “Bu kıymet, nazarımda en adilidir” demiştir. Rezin tahric etmiştir.

                            Muvatta, Akdiye 23, (2, 741).

                            #762246
                            Anonim

                              KADINLAR ARASINDA ADALET

                              5672 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki:

                              “Kimin iki hanımı olur ve aralarında adaletli davranmazsa Kıyamet günü (vücudunun) yarısı düşük olarak gelir.”

                              Diğer bir rivayette “Bir tarafı eğri (mefluç) olarak” denmiştir.”

                              Ebu Dâvud, Nikâh 39, (2133); Tirmizi, Nikâh 42, (1141); Nesâi, İşretü’n-Nisâ 2, (63).

                              5673 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gece taksiminde adalete riayet eder ve derdi ki:

                              “Ey Allahım! Bu taksim benim iktidarımda olanda yaptığım bir taksimdir. Senin muktedir olup benim muktedir olmadığım şeyden dolayı beni levmetme!” Benim muktedir olmadığım” dediği şeyle kalbi kastederdi.”

                              Ebu Dâvud, Nikâh 39, (2134); Tirmizi, Nikâh 42, (1140); Nesâi, İşretu’n-Nisâ 2, (7, 64)

                              5674 – Yine Hz. Aişe anlatıyor: “Sevde Bintu Zeme’a radıyallahu anhâ, gününü Aişe’ye hibe etti. Böylece Resülullah aleyhissalâtu vesselâm Aişe’ye iki gün ayırıyordu. Bir kendi günü, bir de Sevde’nin günü.”

                              Buhari, Nikâh 98; Müslim, Radâ’ 47, (1463).

                              5675 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hastalandığı zaman kadınlarını çağırdı, yanında toplandık.

                              “Ben sizleri teker teker dolaşacak durumda değilim. Uygun görürseniz Aişe’nin yanında kalmama müsaade edin, orada kalayım” buyurdular. Kadınlar da kendisine izin verdiler.”

                              Ebu Dâvud, Nikâh 39. (2137).

                              5676 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında dokuz hanım vardı. Kadınlara uğrama işini sıraya koyunca, birinci kadına ikinci bir uğrayışı dokuz gün sonra oluyordu. kadınlar, her akşam, Resûlullah’ın o gün geleceği odada toplanıyorlardı. (Bir gün) toplanma yeri Hz. Aişe’nin odasıydı. Zeyneb gelmişti. Resûlullah ona elini uzâttı. Hz. Aişe:

                              “Bu Zeyneb’tir, (bilmiyor musun)?” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da elini geri çekti. Derken Hz. Aişe ile Hz. Zeyneb birbirlerine çıkıştılar. Karşılıklı çekişme birbirlerinin yüzüne toprak atmaya kadar gitti. (Bu esnada mescidde) ikaamet getirildi. Bu sırada Hz. Ebu Bekir geçiyordu, onların seslerini işitti.

                              “Ey Allah’ın Resulü! Çık ve şunların ağızlarına toprak saç!” dedi. Aleyhissalatu vesselam çıktı.”

                              Müslim, Radâ’ 46, (1462).

                              5677 – Yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, hanımlarına gece ve gündüzleyin aynı saatlerde ziyarette

                              bulunurdu. Onlar onbir tane idiler. Enes’e: “Buna takat getirebiliyor muydu?” denmişti. O: “Biz ona otuz kişinin gücü verildiğini konuşurduk” diye cevap verdi.”

                              Buhârî, Gusl 12; Nesâî, Nikah, 1, (6, 53, 54).

                              5678 – Yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Bâkire, dul üzerine nikâhlanırsa, bakirenin yanında yedi gün kalınması, sonra taksimat yapılarak sıraya konması; dul nikâhlandığı zaman, yanında üç gün kalıp sonra taksimat yapılıp sıraya konması sünnettendir.”

                              Buhâri, Nikâh 100, 101; MüsIim,Radâ’ 44, (1461); Muvatta, Radâ`15, (2, 530); Ebu Dâvud, Nikah 35; (2124); Tirmizi, Nikâh 41, ( 1139).

                              5679 – Yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Safiyye radıyallahu anhâ’yı aldığı zaman yanında üç gece ikamet etti. Safiyye dul idi.”

                              Ebu Dâvud. Nikâh 35. (2123).

                              5680 – Ebu Bekr İbnu Abdirrahmân, Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm benimle evlendiği zaman, yanımda üç gün ikâmet etti ve dedi ki:

                              “Sana ehlinden bir tahkir sözkonusu değil. Dilersen senin yanında yedi gün ikamet ederim. Ancak seninle yedi gün kalırsam diğer hanımlarımın yanında da yedi gün kalırım.”

                              Müslim, Radâ’ 41, (1460); Muvatta, Nikâh 14, (2, 529); Ebu Dâvud, Nikah 35; (2122).

                              AZL VE GAYLE HAKKINDA

                              5681 – Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’la birlikte Beni’I-Müstalik gazvesine çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekarlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: “Aramızda Resûllullah aleyhissalâtu vesselâm varken, ona sormadan azil yapmak olur mu?” dedik ve sorduk.

                              “Hayır! buyurdular. Bunu yapmamanız gerekir. Kıyamete kadar geleceği takdir edilen her canlı mutIaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz).”

                              Buhâri, Nikâh 96, Buyü’ 109, Itk 13, Megâzi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatta, Talâk 95; Ebu Dâvud, Nikah 49, (2171); Tirmizi, Nikâh 40, (1138); Nesâi, Nikah 55, (6,107).

                              5682 – Esmâ Bintu Yezid İbnu’s-Seken radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Çocuklarınızı gizlice öIdürmeyin. Çünkü gayl, biniciye atının üzerinde ulaşır ve atından aşağı atar” dediğini işittim.”

                              Ebu Davud, Tıbb 16, (3881); İbnu Mâce, Nikâh 61, (2012).

                              NÜŞUZ (DİKBAŞLILIK)

                              5683 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ: “Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, bazı fedâkarlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerin de onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır..” (Nisa 128) ayeti hakkında dedi ki: “Bu âyet, şöyle bir kadın hakkında inmiştir: “Bir erkeğin nikâhı altındadır, ancak erkek onunla beraberliği fazla istememektedir, onu boşayıp bir başkasıyla evlenmeyi arzulamaktadır. Ona kadın: “Beni boşama, yanında tut, dilersen bir başkasıyla da evlen. Sen bana infak ve gece ayırma hususunda serbestsin” der. İşte ayette geçen şu meal bu mânayadır: “Bazı fedakârlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise hayırlıdır.”

                              Buhâri, Sulh 4, Mezâlim 11, Tefsir, Nisâ 23, Nikâh 95; Müslim, Tefsir 14 (3021).

                              #762247
                              Anonim

                                NİKÂH MEVZUUNA GİREN BAŞKA MESELELER

                                5684 – Hz. Ömer radıyallahu anh demiştir ki: “Bir adam bir kadınla eşlenir, nikâh sırasında kadını kendi memleketinden dışarı çıkarmama şartını kabul ederse, bilahare kadın razı olmadıkça, onu dışarı çıkaramaz.”

                                Tirmizi, Nikâh 31, (1127).

                                5685 – Hz. Ali radıyallahu anh’dan anlatıldığına göre: “Bu meseleden (nikâhta koşulan şarta uyma meselesinden) sorulmuştur da, o şu cevabı vermiştir: “Allah Teâla hazretlerinin şartı kadının koştuğu şarttan da, onun şartını kabul edenden de önce gelir!”

                                Tirmizi, Nikâh 31, (1127).

                                5686 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek:

                                “Ey Allah’ın Resûlü! Hanımım değen eli reddetmiyor!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Onu uzaklaştır!” emretti. Adam: “Nefsimin ona takılmasından korkuyorum” deyince:

                                “Öyleyse ondan faidelen!” buyurdular.”

                                Ebu Dâvud, Nikâh 4, (2049); Nesâi, Nikah 12, (6, 67).

                                5687 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

                                “Kadın kadına bir örtünün altında mübaşeret etmemelidir, onu tutup kocasına vasfeder de adam görmüş gibi olur.”

                                Ebu Dâvud, Nikâh 44, (2150); Tirmizî, Edeb 38, (2793); Buhârî, Nikâh 118).

                                5688 – Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Fatıma radıyallahu anhâ’ya çehiz olarak kadife bir örtü, bir su kabı ve içerisi izhirle doldurulmuş bir minder verdi.”

                                Nesâî, Nikâh 81, (6, 135).

                                5689 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü dedim, ben genç bir insanım, günahtan korkuyorum, evlenecek maddi imkân da bulamıyorum, hadımlaşmayayım mı?” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm bana cevap vermedi. Ben bir müddet sonra aynı şeyi tekrar söyledim. Yine cevap vermedi. Sonra:

                                “Ey Ebu Hureyre! buyurdu. Senin karşılaşacağın şey hususunda artık kalem kurumuştur. Bu durumda ister hadımlaş ister bırak.”

                                Buhârî, Nikâh 8; Nesâî, Nikâh 4, (6, 59).

                                5690 – Ma’mer anlatıyor: “Süfyan-ı Sevrî merhum (bir gün) bana:

                                “Ailesinin bir yıllık -veya yarı yıllık yiyeceğini cemeden kimse hakkında bir şey işittin mi?” diye sormuştu. O anda ne söyleyeceğim aklıma gelmedi. Ama sonradan İbnu Ş’ihâb’ın bize tahdis ettiği bir hadisi hatırladım. Hâdis İbnu Şihâb’a Mâlik İbnu Evs’ten, ona Hz. Ömer radıyallahu anh’tan gelmişti. Hadiste Aleyhissalâtu vesselâm’ın, Beni’n-Nadir hurmalığını satıp ailesi için bir yıllık yiyeceklerini ayırdığı belirtilmekte idi.”

                                Rezin tahric etti. Buhari, Nafakât 3; Müslim, Cihâd 49, (1757).

                                VAAD

                                “Abdullah İbnu Ebi’l-Humsâ radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a daha bi’set (peygamberlik) gelmezden önce bir şey satın almıştım. O alış-verişten ona hâla bir miktar (borç) bakiyesi kalmıştı. Ben o kalanı, kendisine yerinde vermeyi vaadettim. Ama bunu unuttum. Üç gün geçtikten sonra hatırladım, geldiğimde o hâlâ (sözleştiğimiz) yerindeydi.

                                “Ey genç, bana meşakkat verdin, ben üç gündür burada seni bekliyorum!” buyurdular.”

                                5972 – Sürâka İbnu Cu’şem anlatıyor: “Ey Allah ‘ın Resulü dedim, (yapılan) amel, önceden kalemin yazıp kuruduğu, kaderin kesinleştiği şeyler cümlesinden mi, yoksa müstakbelde karşılaşacağı şeyler cümlesinden mi?

                                Aleyhissalâtu vesselâm şu cevabı verdi: “Amel, kaderin tesbit ettiği, kalemin de yazıp kuruduğu şeyler cümlesindendir. Herkes yaratıldığı şeye mûyesser kılınır.“

                                #762248
                                Anonim

                                  KAPLARIN ÖRTÜLMESİ

                                  6068 – Hz. Aişe anlatıyor: “Ben Resûlullah için geceleyin, üzeri örtülü üç kap hazırlardım; birisi abdesti için, birisi misvak için, biri de içmesi için.”

                                  6069 – İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, ne abdest suyu (hazırlama ve dökme işini) ne de sadaka dağıtma işini başkasına bırakmaz, bizzat yapardı.”

                                  6070 – Hz. Aişe anlatıyor: “Ben ve Resülullah aleyhissalâtu vesselâm ikimiz de tek bir kapta(ki suda)n abdest alırdık. Bundan önce suya kedinin değdiği de olurdu.”

                                  KEDİ ARTIĞI İLE ABDEST

                                  6071 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “(Namaz kılanın önünden geçmekle) kedi namazı bozmaz. Çünkü o, evin (demirbaş) eşyasındandır.”

                                  NEBİZ İLE ABDEST

                                  6074 – Abdullah İbnu Mes’ud anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bana, cin gecesi: “Yanında abdest alacak su var mı?” diye sormuştu. Ben: “Hayır, yok! Ancak bir kabın içinde bir miktar nebiz var” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: “Hurma temizdir, su da temizleyicidir!” buyurdu ve hemen onunla abdest aldı.”

                                  6075 – Abdullah İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, cin gecesinde İbnu Mes’ud’a: “Yanında su var mı?” diye sordu. O: “Hayır su yok. Ancak bir tulumda nebiz var!” deyince Aleyhissalâtu vesselâm: “Hurma temizdir, su da temizleyicidir (binaenaleyh nebiz temizdir) bana dök (abdest alayım)” buyurdular.”

                                  DENİZ SUYU İLE ABDEST

                                  6076 – İbnu’l-Firasî anlatıyor: “Ben ava çıkmıştım. Yanımda içine su koyduğum bir kırbam vardı. Deniz suyu ile ebdest aldım. Durumu Aleyhissalâtu vesselâm’a sordum. Bana: “Denizin suyu temizdir, meytesi (ölüsü) de helaldir!” cevabını verdi.”

                                  6077 – Resülullâh aleyhissalâtu vesselâm’ın kızı Rukiyye radıyallahu anha’nın cariyesi Ümmü Ayyâş radıyallahu anha demiştir ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm oturuyor olduğu halde ben kendim ayakta olduğum halde (gerekli hizmetleri yaparak) ona abdest aldırırdım.”

                                  UYKUDAN UYANINCA EL YIKANIR

                                  6078 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Biriniz uyanınca elini yıkamadıkça su kabına sokmasın.”

                                  ABDESTTE BESMELE

                                  6079 – Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Üzerine besmele çekmeyenin abdesti yoktur.”

                                  6080 – Sehl İbnu Sa’d es Sâidi radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Abdesti almayanın namazı yoktur. Abdest alırken Allah’ın ismini zikretmeyenin de abdesti yoktur. Resülullah’a salat (u selam) okumayanın da namazı yoktur. Keza Ensarı sevmeyenin de namazı yoktur.”

                                  TEK AVUÇ SU İLE MAZMAZA İSTİNŞAK

                                  6081 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu esnada bir avuç su ile üç kere mazmaza, üç kere istinşakta bulundu.”

                                  UZUVLARI BİRER KERE YIKAYARAK ABDEST

                                  6082 – Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı Tebük seferi sırasında abdest uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest alırken gördüm.”

                                  UZUVLARI ÜÇER KERE YIKAYARAK ABDEST

                                  6083 – Abdullah İbnu Ebi Evfa radıyallahu anhüma anlatıyor: “Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı abdest alırken gördüm (yıkanacak uzuvlarını) üçer kere yıkamış, başına da bir kere meshetmişti.”

                                  6084 – Ebu Mâlik el-Eş’arî anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (uzuvlarını) üçer sefer yıkayarak abdest alırdı.”

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 38)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.