- Bu konu 8 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Haziran 2008: 15:07 #639541
Anonim
Laiklik Kavramı
Laik harfi Yunanca laos ismi ve laikos sıfatından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir (Sinanoğlu: 1, 2). Laicus: dinsel olmayan, demektir ve Osmanlıcada bu terim ladini ile karşılanmış fakat bu tutmamış, Fransızca laik kelimesi Türkçeye girmiştir (Altındal, 1986: 25). Laos/kleros karşıtlığı MÖ 3. yüzyılda, şeriat yönetimlerindeki iki sınıfı belirtmek üzere kullanılmıştır. Hıristiyanlığın ilk yüzyılından itibaren kilise adamlarına klerikoi (Latince clerici), bunların dışında kalanlara laikoi (Latince laici) denilmiştir. Bu adlandırma, ruhani ve cismani bir ikiliğe de işaret eder. Yeniçağda laik terimi, felsefi ve hukuki, siyasal bir anlamla genişleyerek devlet ve din ilişkilerine ait bir tarzı ifade etmeye başlamıştır (Özek: 1-5). Fransa’da 3. cumhuriyette laicisme kelimesi dile girmiştir (Poroy, Laiklik I). İngilizcede, papazdan başka bütün halka lay, laity denir ve laic, secular kelimeleri de cismaniliği ifade eder. Latince saecularis’ten gelen secular, özellikle İngiliz ve Alman toplumunda kullanılır.
Kavramı felsefi açıdan tanımlayanlara göre laiklik “insana, insan aklına, beşerin ebedi tekamülüne iman getirmektir.” Buna göre, laik devletin dine karşı oluşu ile tarafsız olması arasında bir fark görmeyenler, dinle ilgisi olmayan anlamının hepsini dinsizlik olarak tanımlamışlardır (Bayur, Laiklik I). Bazı düşünürler insan eylemlerini dinli, dinsiz, dindışı şeklinde üçe ayırmışlar, buna örnek olarak ibadet etmeyi dinli, dindarları hor görmeyi dinsiz, yürümek konuşmak gibi eylemleri dindışı olarak görmüşlerdir.
Siyasi anlamı üzerindeki tartışmalarda ise laiklik, liberalizmin dini kaynağı sayılır ve siyasi kudretin dini kudretten ayrılmasını ifade eder. Teokratik devletten demokrasiye geçerken devlet otoritesiyle din otoritesi sınırlandırılmış, laiklik klasik demokrasinin gerekliliğinin bir icabı olmuştur. Buna göre kavram, çağdaşlaşma ve insan hakları ile yakın bağlantılıdır. Buna mukabil, İsrail gibi bir din devletinde de demokrasi 1948 senesinden beri hiçbir askeri darbe ile kesintiye uğramadan başarıyla uygulanmaktadır.
Hukuki tanımlara göreyse en yaygın tanım, devlet ile din işlerinin ayrılmasıdır. Devlet, bir dine inanıp inanmama meselesini özel bir problem sayar, fertlerinin sadece maddi yönüyle ilgilenir, kendisi devlet olarak hiçbir dini taşımaz, hiçbir dini ayine iştirak etmez, fakat fertlerin her türlü dini serbestliklerini kabul eder. Devlet, dini esaslara dayanan kanunlar yapamayacağı gibi, bütün dinlere eşit mesafede durur ve hiçbir şekilde dinlerin ibadet hüküm ve kurallarına müdahale edemez. Bununla birlikte dinlerin amme düzenini bozacak davranışlarını da önlemekle yükümlüdür (Başgil: 5, Onar: 563).Kavramın tarihsel gelişimi Katolik Avrupa ile Anglosakson Avrupa arasında bir nüans yaratmıştır. Katolik ülkeler laik, diğerleri sekülerdir. Laik ülkelerde daha çok din devletin denetimi altındadır; buna mukabil seküler ülkelerde din ile devlet özerk iki alandır (Altındal, 1986: 26). Protestan ve Anglikan ülkelerdeki sekülarizm, günlük hayatı belirleyen dünyevi bir yaşama tarzını ifade eder ve dünyevi işlerde dini dışarda bırakmak anlamını edinir. Bu ülkelerde milli kiliselerin Roma Kilisesinden ayrılmışlığı, Kraldan ayrı özerk kurum oluşu da kavrama etkinlik kazandırmıştır. Bu aynı zamanda uluslaşma ve burjuvazinin ortaya çıkışıyla da ilgilidir. Laikliğin Bizans sezaropapismine ve elitist hakimiyete, sekülarizmin ise Roma paganlığına ve vicdan özgürlüğüne yakın olduğu belirtilmiştir (Altındal, age).
Devlet ve din arasındaki ilişkilere bir temel sağlayan laiklik, bu ilişkiler açısından üç özellik gösterir: Devlet dine bağlıdır (teokrasi, Tibet); din devlete bağlıdır (imparatorluk, Bizans, Osmanlı, İngiltere, Rusya); ikisi de özerktir (demokrasi, ABD, Avustralya, Belçika) (Poroy, 1951). Laik devleti Duguit şöyle tanımlar: “Din konusunda kendisi tarafsız olup, mensupları bir dini taşımakla birlikte kendisi devlet olmakla hiçbir dini özellik göstermeyen ve hiçbir din ayini yapmayan ve kendi namına yaptırmayan devlet.” (Poroy, aynı yer, 20). Bugün bütün dünyada, cismani ve ruhani ayrılık anlamındaki temel ilkeler kabul görmekle birlikte, her devletin toplumuna ve kültürüne has özellikler de kavrama girmiştir. Türkiye’de laik devlet ile Müslüman toplum arasında cumhuriyetin kuruluşundan beri bir gerilim vardır ve devletin özel siyasal bir kavramı olan irtica kavramı, laiklikle birlikte anılır olmuştur. Devlete göre irtica, dinin sahtesi ve taassuptur (Daver, 1955: 10). İrtica kavramının hukuki mi ideolojik mi olduğu tartışmalıdır. Atatürk’e göre “her faydalı ve yeni şeye karşı çıkmak irticadır” (Aydemir, 3). İrtica, devletin laikleşmesiyle ilgili olarak kanun koyucunun hukuki normlarına aykırı hareketler, devletin dayandığı ana değerlere aykırı görüşleri bu açıdan etiketlemesi şeklinde tanımlanmakla beraber, dini kamuoyundaki dini vecibeleri yerine getirme davranışları ile bu anlayış sıklıkla karıştırılmakta, hatta seçimle işbaşına gelse dahi eğer bu aykırılık görülürse devlet en başta ordu kurumu olmak üzere müdahale edebilmektedir. Burada devlet, demokratik açıdan her türlü düşünceye geçit verse bile, bu düşüncelerin dine dayanıp dayanmadığı noktasında laikliğe aykırı hareketler kapsamında irticayı temel terim olarak benimsemiştir (Batuhan, 1959). Felsefi açıdan ise laikliğe karşı taassup (yobazlık) kavramı, bir fikir ve inanç tekelciliğini ifade eder. Taassup bir kimsenin, bir kurumun, bir zümrenin kendi mutlak sandığı dar görüşlü düşünce ve inançlarını başkalarına kabul ettirmek istemesi, hatta zor kullanmasıdır.
Tarihçesi
Eskiçağlardan beri din, insanların, günlük yaşamında, toplumsal düzende ve devlet yönetiminde etkili oldu. Özellikle Hıristiyanlık Avrupa’da ortaçağ sonlarına kadar her alanda söz sahibiydi. Papalar krallara hükmedebiliyor, papaz, rahip, ya da keşiş gibi din adamları Hıristiyan dininin kurallarına göre insanların yaşamını yönlendiriyorlardı.
Zamanla değişen ve gelişen ticaret ilişkileri, kentlerin zenginleşmeye başlaması, Hıristiyan olmakla birlikte ayrı mezheplerden olanların çoğalması gibi etkenler Hıristiyan dininin dönemin yeni koşullarına göre gözden geçirilmesini gerektirdi. 16. yüzyılda dinde Reform hareketi oldu. Edebiyat, sanat ve bilimde Rönesans diye adlandırılan canlanma ve atılım dönemi de 15. ve 16. yüzyıllarda gerçekleşti. Böylece Hıristiyan dünyasında din, yaşamın birçok alanında etkisini yitirmeye başladı. Özellikle eğitim ve öğretim alanında yenileşmeler oldu. Din kurallarına uygun eğitim yapan kurumların yani sıra özgür düşünceye ve inanç özgürlügüne dayanan eğitim kurumları devlet tarafından açılmaya başlandı. 1789 Fransız Devrimi‘nden sonra laiklik yavaş yavaş devletin bütün kurumlarında ve toplumda kendini kabul ettirdi.
En son 2008‘de Türkiye’de parti kapatma davalarıyla ilgili olarak Avrupa Birliği, jakoben laiklik yerine demokratik laiklik kavramını tercih ettiğini belirtmiştir.[2],[3]Laik Devletler
- Amerika Birleşik Devletleri (1791 Anayasası’nın 1. Değişikliği)
- Fransa (1958 Anayasası’nın 1. Maddesi)
- Hindistan
- Japonya (1946 Anayasası’nın 20. Maddesi) Ancak hükûmette dinî parti mevcuttur.
- Küba
- Meksika (1917 Anayasası’nın 3. Maddesi)
- Portekiz (1976 Anayasası’nın 41. Maddesi)
- Türkiye (1982 Anayasası’nın 2. Maddesi)
- İrlanda
- Avustralya
Fransa ve Portekiz Avrupa Birliği‘ne üye olan ve laikliği benimseyen ülkelerdir. Türkiye ise dünyada sayılı, İslam ülkeleri arasında ise Endonezya, Senegal, Azerbaycan ve Mali ile birlikte birkaç devletten biridir.
Laik Olmayan Din/İdeoloji Devletleri
- İsrail
- İran
- Suudi Arabistan
26 Haziran 2008: 07:37 #693285Anonim
güzel paylaşım teşekkürler…bu ülkede kimse laiklik ne demektir bilmiyor..o yüzden iyi bir yazı olmuş…gerçi bilenlerde bildiğini çarptırıyor ya neyse.. bu konuda konuşmaya başlarsam susmam ben…
10 Ağustos 2009: 19:46 #752657Anonim
laikliği kelime anlamı yerine kullanılış şekline göre yorumlamak daha mantıklı olmazmı…
mesela büyük selçuklu devletinde halifenin siyasi yetkilerini kısıtlamak olarak kullanılmıştır…
türkiyede idari, hukuk ve siyasi alanda din görevlilerinin yetkisini kısıtlamak olarak kullanılmıştır…birde yukarıda sosyalizme laf verilmiş..
sosyalizm devlet halk içindir anlayışıdır…
ülke kaynakları devletin maldıır anlayışıdır…
anti kapitalist anlayıştır…bir soru:
islamın ekonomik modeli nasıl bir modeldir???13 Ağustos 2009: 17:22 #753025Anonim
Laiklik güzel şeydir bu kavrama çok takılmayın arkadaşlar?:)
18 Ağustos 2009: 13:56 #753504Anonim
Bu eklenen koca yazı pek birşey ifade etmiyor benim açımdan.
Buna cevap olarak deriz ki: Laiklik Fransa’da kilisenin ve papazların siyasete karışmasından sonra Rönesanss ile kiliseyi ve din adamlarını devlet yönetiminden uzaklaştırmak için çıkarılmış bir sistemdir. Fakat İslam’da batıda bilinen şekliyle bir “ din adamları “ sınıfının varlığı söz konusu değildir. Dolayısı ile böyle bir sınıfın din adına siyasal etkinliklerde bulunması söz konusu değildir. Dolayısıyla böyle bir sınıfın din adına siyasal etkinliklerde bulunmalarından ve devletin siyasetinden aktif bir rol oynamalarından söz edilemez.Çünkü böyle bir sınıf yok ki, bu sınıfın icra edeceği fonksiyon kabul veya redde konu olsun.
Böyle bir sınıf her daim vardır. Siz Şeriat geldiği zaman din adamlarını yine şimdiki pozisyonda mı tutacaksınız? Hem burada mevzu bahis olan din adamları değildir. Üstelik mesele de laikliğin İslam içinde yeri olup olmadığı değildir.18 Ağustos 2009: 14:01 #753505Anonim
@Niçün 150999 wrote:
Bu eklenen koca yazı pek birşey ifade etmiyor benim açımdan.
Böyle bir sınıf her daim vardır. Siz Şeriat geldiği zaman din adamlarını yine şimdiki pozisyonda mı tutacaksınız? Hem burada mevzu bahis olan din adamları değildir. Üstelik mesele de laikliğin İslam içinde yeri olup olmadığı değildir.
size konu basligini tekrardan okumanizi öneririm, ve buranin islami bir paylasim platformu oldugunu hatirlatmakta yarar görüyorum.
18 Ağustos 2009: 14:17 #753508Anonim
Peki sustum.
21 Ağustos 2009: 20:13 #753762Anonim
Niçün kardeş laikliği önemsemediğini düşünmüştüm bir an. Gercekte de önemsenecek bir şey değildir.
Din adamları derken konumları itibari ile zaten kanaat önderleridir.Hakikisi asırlarca unutulmaz , sahtesi popüleritesini kısa süre bile muhafaza edemez hemen kaybeder.
22 Ağustos 2009: 06:36 #753778Anonim
@suphi 151543 wrote:
Niçün kardeş laikliği önemsemediğini düşünmüştüm bir an. Gercekte de önemsenecek bir şey değildir.
Din adamları derken konumları itibari ile zaten kanaat önderleridir.Hakikisi asırlarca unutulmaz , sahtesi popüleritesini kısa süre bile muhafaza edemez hemen kaybeder.
Benim bu konuda bir görüş belirtmem sakıncalıdır. Çünkü sizler ve ben çok farklıyım. Zaten fezapilotu üstü kapalı bir uyarı yaptı bana. Susuyorum:)
1 Eylül 2009: 14:29 #754553Anonim
selamünaleyküm bu konuda mustafa islamoğlu hocamın yıllar önce katıldığı siyaset meydanı adlı proğramın videosunu izlemenizi tavsiye ederim.siyaset meydanı mustafa islamoğlu yazın çıkar çok güzel anlatmış hocam MAAŞALLAH
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.