• Bu konu 12 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #674780
    Anonim
      Lem’alar

      Türkçe Risale-i Nur’un Yirmi İkinci Sözüyle aynı mealdedir.

      besmele.jpg

      اَللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ blank.gif1 لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ blank.gif2 فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ blank.gif3 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَناَ خَزَاۤئِنُهُ blank.gif4 مَامِنْ دَاۤبَّةٍ اِلاَّ هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا blank.gif5

      Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hâdiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil! Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi, onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Onlar, ancak o kudretten gelen hakikî tesirleri ilân ve neşretmekle muvazzaftırlar. Demek, daire-i esbab, hükûmetin kalem dairesi hükmündedir ki, yukarıdan gelen emirlerin tebliğatı o daireden yapılıyor. Çünkü, izzet ve azamet perdeyi iktizâ eder; tevhid ve celâl dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.Evet, Sultan-ı Ezelînin memurları vardır, ama icraatçıları değillerdir ki, saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. Ancak o memurların vazifesi dellâllıktır ki, kudretin icraatını ilân ediyorlar. Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri

      [NOT]Dipnot-1 “Allah herşeyin yaratıcısıdır. Ve O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir.” Zümer Sûresi, 39:62.

      Dipnot-2 “Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona âittir.” Zümer Sûresi, 39:63.

      Dipnot-3 “Şânı ne yücedir Onun ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir.” Yâsin Sûresi, 36:83.

      Dipnot-4 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın.” Hicr Sûresi, 15:21.

      Dipnot-5 “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56. [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan ve bütün zamanlara hükmeden Allah [/TD]
      [TD]celâl: azamet, haşmet [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]daire-i esbab: sebepler dairesi[/TD]
      [TD]dellâl: ilân edici; duyuran [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]esbab: sebebler[/TD]
      [TD]gafil: Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
      [TD]hükmünde: yerinde, bir şeyle aynı hükmü alma [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]icraat: faaliyet, uygulamalar[/TD]
      [TD]iktizâ etmek: gerektirmek [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]isnad eden: dayandıran[/TD]
      [TD]izzet ve azamet: yücelik, sınırsız büyüklük ve ululuk [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
      [TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve kuvveti[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lem’a: parıltı [/TD]
      [TD] meal: anlam; mânâ [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muvazzaf: görevli [/TD]
      [TD] müşahit: şahit olan [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]neşretmek: yaymak [/TD]
      [TD] nâzır: bakan, gözlemci [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması [/TD]
      [TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet, sultanlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tebliğat: duyurular [/TD]
      [TD]tesir: etki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olması [/TD]
      [TD]zuhur eden: ortaya çıkan, görünen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şirket: ortaklık; ortak olma[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #799991
      Anonim

        evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar. Demek esbab, ancak ve ancak kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar için vaz edilmiş birtakım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir. Beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh, Allah’ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif sûretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki:

        Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakka demiş ki:

        “Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.”

        Cenâb-ı Hak, lisan-ı hikmetle ona demiş ki:

        “Seninle ibâdımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.”

        Evet, nasıl ki hastalıklar perdedir, ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikî olarak hikmet ve güzellik, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir. Öyle de, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyyeye bir perdedir.

        Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Hazret-i Azrail: [bk. bilgiler – Azrail (a.s.)][/TD]
        [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
        [TD]beşer: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
        [TD]celâl: azamet, haşmet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]def: uzaklaştırma[/TD]
        [TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esbab: sebebler[/TD]
        [TD]evâmir-i tekviniye: Cenâb-ı Hakkın yaratmaya yönelik emirleri ve kanunları[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fenalık: kötülük, şer[/TD]
        [TD]gafil: Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hasıl olan: meydana gelen[/TD]
        [TD]haşmet: büyüklük, görkem[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
        [TD]hâlât: durumlar, haller[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ibâd: kullar[/TD]
        [TD]inkıyad: boyun eğme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidat: yetenek; temel özellikler[/TD]
        [TD]izhar: göstermek, açığa vurmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izzet: değer, itibar, şeref, yücelik, üstünlük[/TD]
        [TD]kabz-ı ervah: ruhları teslim alma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik[/TD]
        [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
        [TD]lisan-ı hikmet: hikmet dili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]memuriyet: memurluk[/TD]
        [TD]merci: kaynak, başvurulacak yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]misal-i lâtif: güzel ve hoş bir örnek[/TD]
        [TD]muavenet eden: yardım eden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
        [TD]münasip: uygun[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müteallik: alâkalı, ilgili[/TD]
        [TD]nazar: bakış, görüş, düşünce[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev: çeşit, tür[/TD]
        [TD]nâzır: bakan, gözlemci[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]perdedar-ı dest-i kudret: kudret elinin perdecisi; sebepler[/TD]
        [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rivayet: bir sözü nakletme[/TD]
        [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sultan: hükümdâr, yönetici[/TD]
        [TD]sûretinde: şeklinde, biçiminde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tayin: belirleme, belirli kılma[/TD]
        [TD]temsil-i mânevî: mânevi örnek, benzetme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tesir-i hakikî: gerçek tesir sahibi[/TD]
        [TD]tevehhüm olunan: sanılan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tevhid: Allah’ın birliği[/TD]
        [TD]vaz edilmek: konulmak, yerleştirilmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
        [TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şekva: şikayet[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #799992
        Anonim
          Tenbih

          Arkadaş,

          Tevhid iki çeşit olur:
          Birisi âmiyâne tevhiddir ki, “Allah’ın şeriki yok ve bu kâinat Onun mülküdür” der. Bu kısım tevhid sahiplerinin fikirce gaflet ve dalâlete düşmeleri korkusu vardır.
          İkincisi hakikî tevhiddir ki, “Allah birdir, mülk Onundur, vücut Onundur, herşey Onundur” der; lâyetezelzel bir itikada sahiptirler. Bu kısım tevhid sahipleri, herşeyin üstünde Cenâb-ı Hakkın sikkesini görür ve herşeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. Ve bu sayede huzurî bir tevhid melekesi mâliki olurlar ki, dalâlet ve evhamın taarruzundan kurtulurlar.

          Kur’ân-ı Hakîmden istifade ettiğimiz ikinci kısım tevhidin birkaç mertebelerini birkaç lem’a zımnında izah edeceğiz:

          BİRİNCİ LEM’A: Bakınız: Herbir masnûun yüzünde öyle bir sikke vardır ki, ancak herşeyi halk eden Hâlıka mahsustur. Ve herbir mahlûkun cephesinde öyle bir hâtem vurulmuştur ki, herşeyi yapan Sâniden maada kimsede o hâtem bulunmaz. Ve kudretin neşrettiği mektuplarından herbir mektubun âhirinde, taklidi kàbil olamayan öyle bir turra vardır ki, ancak Sultan-ı Ezel ve Ebede hastır. O gibi sikkelerden yalnız hayat üzerinde parlayan sikke-i i’câza bakınız ki, hayatla birşeyden pek çok şeyler husule gelir, icad edilir Ve pek çok şeyler dahi bir şey‑i vahide emr-i Rabbâniyle inkılâp ederler. Meselâ, su, bir şey-i vahid iken pek çok uzuvlara, cihazlara Allah’ın izniyle menşe olur, icad edilirler. Ve mideye giren pek çok muhtelif yemekler ve meyvelerden Hâlık-ı Teâlâ tek bir cismi icad eder, tek bir cisim husule getirir.

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
          [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hâlık-ı Teâlâ: herşeyi yaratan, yüce yaratıcı Allah[/TD]
          [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah[/TD]
          [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cephe: yüz[/TD]
          [TD]cihaz: organ, duyu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cisim: madde, varlık[/TD]
          [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emr-i Rabbâni: Allah’a ait emir, iş[/TD]
          [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
          [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]halk eden: yaratan[/TD]
          [TD]has: özel, ait[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]husule gelmek: meydana gelmek; ortaya çıkmak[/TD]
          [TD]huzurî: Allah’ın bizzat huzurunda olduğunu hissetme şeklinde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâtem: mühür, damga[/TD]
          [TD]icad etmek: var etmek, yaratmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
          [TD]itikad: sarsılmaz inanç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kabil olmayan: mümkün olmayan[/TD]
          [TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lem’a: parıltı[/TD]
          [TD]lâyetezelzel: sarsılmaz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maada: başka, dışında, ötesinde[/TD]
          [TD]mahlûk: varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahsus: has, özel[/TD]
          [TD]masnû: san’at eseri varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meleke: maharet, kabiliyet[/TD]
          [TD]menşe: esas, kaynak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mertebe: derece, basamak[/TD]
          [TD]muhtelif: çeşitli, değişik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâlik: sahip[/TD]
          [TD]mülk: sahip olunan şey; hükmedilen yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sikke: değerli damga, mühür[/TD]
          [TD]sikke-i i’câz: mu’cizelik damgası, işareti[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]taarruz: saldırı[/TD]
          [TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevhid: birleme, her şeyi bir olan Allah’a verme[/TD]
          [TD]turra: padişaha özel mühür, nişan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]uzuv: organ[/TD]
          [TD]vücut: varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zımnında: içinde[/TD]
          [TD]âhir: son[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âmiyâne: âvamca; taklidî bir şekilde[/TD]
          [TD]şerik: Allah’a ortak koşulan şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şey-i vahid: birşey, tek şey[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #799993
          Anonim

            İşte kalb, akıl, şuur sahibi olan bir adam, bu ciheti düşünürse anlar ki, bir şeyden çok şeyleri îcad edip çıkartmak ve çok şeyleri birşeye tahvil etmek, ancak herşeyi halk eden ve herşeyi yapan Sânia mahsus bir sikkedir.

            İKİNCİ LEM’A: Sayısız hâtemlerden canlı mahlûkata vaz’ edilen hayat hâtemine bakınız. Evet, canlı bir mahlûk, câmiiyeti itibarıyla, kâinata küçük bir misaldir, şecere-i âleme güzel ve tatlı bir meyvedir, kevn ve vücuda bir nüvedir ki, Cenâb-ı Hak o nüvede pek çok âlemlerin örneklerini derc etmiştir. Sanki, o zîhayat gayet hakîmâne muayyen nizamlarla bütün vücutlardan sağılmış bir katre veya bir noktadır. Bu itibarla, bir zîhayatı halk etmek, bütün kâinatı yed-i tasarrufuna alan Cenâb-ı Haktan maada hiçbirşeye isnad edilemez. Evet, aklı bozulmayan bir şahıs, teemmülü neticesinde anlar ki, meselâ balarısını pek çok şeylere fihriste yapan ve kitab-ı kâinatın ekser mesâilini insanın mahiyetinde yazan ve incir nüvesinde incir ağacının programını derc eden ve insanın kalbini binlerce âlemlere örnek ve pencere yapan ve beşerin kuvve-i hafızasında tarih-i hayatını taallûkatıyla beraber yazan, ancak ve ancak herşeyi yaratan Hâlık olabilir. Ve böyle bir tasarruf, yalnız ve yalnız Rabbü’l-Âlemîne mahsus bir hâtemdir.

            ÜÇÜNCÜ LEM’A: Cenâb-ı Hakkın canlı mahlûkata bastığı hayat hâteminin gayr-ı mütenâhî nakış ve keyfiyetlerinden bir nümuneyi göstereceğiz. Şöyle ki: Nasıl ki suyun katrelerinden, şişenin parçalarından tut, seyyar yıldızlara kadar şeffaf veya şeffaf gibi herşeyde şemsin cilvelerinden şemse mahsus bir turra, bir cilve bulunur. Kezalik, Şems-i Ezelînin de bütün canlı mahlûkatta “ihya ve nefh-i hayat” cihetiyle bir tecellî-i ehadiyeti vardır ki, bütün esbab iktidar ve ihtiyar

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
            [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beşer: insanlık[/TD]
            [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cilve: görüntü, akis[/TD]
            [TD]câmiiyet: kapsamlı oluş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]derc etmek: içine yerleştirmek[/TD]
            [TD]ekser: pek çok[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esbab: sebebler[/TD]
            [TD]fihriste: özet, içindekiler bölümü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayet: son derece[/TD]
            [TD]gayr-ı mütenâhî: nihayetsiz, sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakîmâne: hikmetle, bir maksat ve faydaya yönelik bir şekilde[/TD]
            [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâtem: mühür[/TD]
            [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
            [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itibarla: …bakımıdan, özellikle[/TD]
            [TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]katre: damla[/TD]
            [TD]kevn: varlık, âlem, kâinat[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]keyfiyet: hal, özellik, nitelik[/TD]
            [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı[/TD]
            [TD]kuvve-i hafıza: hafıza gücü, bellek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
            [TD]maada: başka, dışında, ötesinde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahiyet: öz nitelik, içyapı[/TD]
            [TD]mahlûk: yaratılmış, varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
            [TD]mahsus: has, özel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mesâil: meseleler[/TD]
            [TD]misal: örnek, benzetme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
            [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefh-i hayat: hayat üfleme; cansızlara can verme[/TD]
            [TD]netice: son, sonuç[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nizam: düzen[/TD]
            [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nüve: çekirdek[/TD]
            [TD]seyyar: hareketli, yerinde sabit durmayan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sikke: damga, işaret[/TD]
            [TD]taallûkat: ilgili unsurlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahvil etmek: dönüştürmek, değiştirmek[/TD]
            [TD]tarih-i hayat: hayat tarihi, özgeçmiş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
            [TD]tecellî-i ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta görünmesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teemmül: düşünme, inceden inceye araştırma[/TD]
            [TD]turra: padişaha özel mühür, nişan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vaz’ edilen: konulan, yerleştirilen[/TD]
            [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]yed-i tasarruf: tasarruf eli, icraat sahibi[/TD]
            [TD]zîhayat: canlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem: dünya, kâinat[/TD]
            [TD]îcad etmek: var etmek, ortaya çıkarmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; yokluk ve hiçlik karanlıklarını eserleriyle aydınlatan mânâsında Allah’ın unvanı[/TD]
            [TD]şecere-i âlem: âlem ağacı, bir ağaca benzeyen kâinat[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şems: güneş[/TD]
            [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #799994
            Anonim

              sahibi oldukları farz edilse dahi, o sikkenin ne mislini ve ne taklidini, ne münferiden ve ne müçtemian yapmaktan acizdirler. Buna binaen, şeffaf şeylerde görünen o timsaller şemsin timsali olup, şemsten o şeffaf şeylere in’ikâs etmiş olduklarına hükmedilmediği takdirde, o sayısız katrelerde ve zerrelerde, herbirisinde hakikî bir şemsin maddesiyle mevcut bulunduğuna hükmetmek lâzım gelir.

              Kezalik, Şems-i Ezelînin şualar menzilesinde olan tecellî-i esmasının nokta-i merkeziyesi olan hayat, Şems-i Ezelîye isnad edilmediği takdirde, bir sineğe, bir çiçeğe varıncaya kadar herbir zîhayatta nihayetsiz bir kudret, muhit bir ilim, mutlak bir irade gibi, Vacibü’l-Vücuddan maada hiçbirşeyde vücudu mümkün olmayan sair sıfatların mevcut olmasına cahilâne, ahmakane, gülünç bir batıl hüküm lâzım gelir. Ve aynı zamanda, şu batıl hükümle, herbir zerreye ve herbir sebebe bir ulûhiyet-i mutlakayı isnad etmekle sayısız şerikleri ispat etmek mecburiyeti hasıl olur.

              Maahaza, tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garip, acip, muntazam vaziyete bakınız ki, o habbe, tohumu olacak cismin bütün eczasıyla münasebettar olduğu gibi, nev’iyle, yani ebnâ-yı cinsiyle de ve bütün mevcudatla da münasebetleri vardır. Ve onlara karşı o münasebetleri nisbetinde vazifeleri vardır. Eğer o tohumcuk habbenin Kadir-i Mutlaktan nisbeti kesilip kendi nefsine isnad edilirse, yani kendi kendine olmuştur denilirse, herbir tohumda, herşeyi görecek bir gözün ve herşeye muhit bir ilmin bulunmasını itikad etmek lâzım gelir. Bu ise, sabık temsilde, herbir şeffaf zerrede hakikî bir şemsin vücudunu iddia etmek gibi gülünç bir hamakattir.

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
              [TD]Vacibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
              [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahmakane: ahmakça, akılsızca[/TD]
              [TD]binaen: dayanarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cahilâne: cahilce, bilgisizce[/TD]
              [TD]cism: varlık, beden[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ebnâ-yı cins: kendi cinsinden olanlar[/TD]
              [TD]ecza: bütünü oluşturan parçalar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]farz edilmek: varsayılmak[/TD]
              [TD]garip: tuhaf[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]habbe: dane, tohum[/TD]
              [TD]hakikî: gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hamakat: ahmaklık[/TD]
              [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hükmedilmek: karar verilmek[/TD]
              [TD]hükmetmek: hüküm ve karar vermek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüküm: yargı, karar[/TD]
              [TD]ihtiyar: seçme gücü, irade [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]in’ikâs etmek: yansımak[/TD]
              [TD]irade: dileme sıfatı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
              [TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]katre: damla[/TD]
              [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
              [TD]maada: başka, dışında, ötesinde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
              [TD]mecburiyet: zorunlu olma, mecbur olma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menzil: yer, konum[/TD]
              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcut: var[/TD]
              [TD]misil: benzer, eş değer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhit: her tarafı kuşatan[/TD]
              [TD]muntazam: düzenli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız[/TD]
              [TD]münasebet: ilişki, bağ[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münasebettar: alâkalı, ilgili[/TD]
              [TD]münferiden: tek olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müçtemian: topluca, hepsi birden[/TD]
              [TD]nefs: kendisi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
              [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nisbet: bağlantı; oran[/TD]
              [TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nokta-i merkeziye: merkezî nokta[/TD]
              [TD]sabık: geçen, önceki[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sair: diğer, başka[/TD]
              [TD]sikke: işaret, damga[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]takdirde: durumda[/TD]
              [TD]tecellî-i esma: Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine ait büyük tecelliler, yansımalar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme[/TD]
              [TD]timsal: görüntü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulûhiyet-i mutlaka: hiçbir kayda ve şarta bağlı olmaksızın ilâh olma, mutlak ve sınırsız bir ilâhlık [/TD]
              [TD]vazife: görev[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vaziyet: durum, hal[/TD]
              [TD]vücud: varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
              [TD]zîhayat: canlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatan Allah için bir unvan olarak kullanılır[/TD]
              [TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şems: güneş[/TD]
              [TD]şerik: Allah’a ortak koşulan şey[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #799995
              Anonim

                DÖRDÜNCÜ LEM’A: Bir kitap el yazısıyla yazılırsa, yalnız bir adama ve bir kaleme ihtiyaç vardır. Fakat matbaada basılırsa, kalem işini gören pek çok demir kalemler lâzımdır. Ve o demir harfleri yapmak için ustalar ve âlât ve edevat ve mürettipler gibi çok şeylere ihtiyaç olur. Kezalik, şu kitab-ı kâinatta yazılı satırlar, kelimeler ve harflerin bir Vahid-i Ehadin kalem-i kudretiyle yazılmış olduğu cihete hükmeden adam, pek rahat ve kolay ve mâkul bir yola sülûk etmiş olur. Fakat, o yazıları, o harfleri tabiata ve esbaba isnad eden herifler, imtina ve muhalin en suubetli ve çıkmaz bir yoluna zehab etmiş olurlar. Çünkü, bu yola zehab edenler için tek bir zîhayatın tab’ ve bastırılması için ekser kâinatın tab’ına lâzım olan teçhizat lâzımdır. Bu ise, vehmin kabul edemediği bir hurafedir.

                Ve keza, toprağın, suyun, havanın herbir cüz’ünde, nebatat adedince mânevî gizli matbaalar lâzımdır ki, mahiyetleri ve cihazları mütehalif sayısız meyve ve çiçeklerin teşkilâtını yapabilsinler. Veyahut o nebatatı o kadar ziynet ve intizamlarıyla beraber yeşillendirmek için, o üç unsurun herbir cüz’ünde bütün ağaçların, meyvelerin ve çiçeklerin hassalarını, cihazlarını ve mizanlarını bilip yapabilecek bir kudret, bir ilim lâzımdır. Çünkü, bu üç unsurun herbir cüz’ü, herbir nebatın teşkiline medar ve menşe olabilir. Evet, bir saksıdaki toprak, cihazları ve şekilleri ve sair sıfatları muhalif olan herhangi bir nebatın tohumunu yeşillendirmeye kabiliyeti vardır. Binaenaleyh, ikinci yola zehab edenlerce, o küçük saksı içerisinde sayısız gizli makine ve fabrikaların vücudu lâzım gelir ki, hurafeciler dahi bundan utanıyorlar.

                BEŞİNCİ LEM’A: Bir kitapta yazılı bir harf, yalnız bir cihetle kendisini gösterir ve kendisine delâlet eder. Fakat o harf, kâtibine çok cihetlerle delâlet eder ve nakkaşını târif eder.

                Kezalik, kitab-ı kâinatta mücessem olarak yazılan herbir kelime, kendi miktarınca kendini gösterirse de, pek çok cihetlerden münferiden ve müçtemian Sâniini gösterir, esmâsını izhar eder. Ve kendi evsafıyla, eşkâliyle, nakışlarıyla,

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                [TD]Vahid-i Ehad: bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi herbir varlıkta da tecellî eden Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                [TD]cihaz: organ, duyu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                [TD]edevat: bir iş için gerekli olan malzemeler, parçalar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ekser: pek çok[/TD]
                [TD]esbab: sebebler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                [TD]evsaf: nitelikler, özellikler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]eşkâl: şekiller, biçimler[/TD]
                [TD]hassa: nitelik, özellik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hurafe: gerçek dışı, saçma inanış[/TD]
                [TD]hükmeden: bir karara varan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]imtina: bir şeyin imkânsızlığı[/TD]
                [TD]intizam: düzen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]isnad eden: dayandıran[/TD]
                [TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
                [TD]kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı[/TD]
                [TD]kudret: güç, kudret, iktidar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                [TD]kâtib: yazan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahiyet: esas nitelik, içyapı[/TD]
                [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]menşe olmak: öz, kaynak[/TD]
                [TD]mizan: ölçü, tartı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhal: imkânsız[/TD]
                [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâkul: akla uygun, aklın kabul ettiği[/TD]
                [TD]mücessem: cisimleşmiş, maddî yapısı olan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münferiden: tek başına[/TD]
                [TD]mürettip: matbaada çalışan ve harfleri sıralayan kişi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütehalif: birbirine uymayan[/TD]
                [TD]müçtemian: toplu, topluca, bir araya gelmiş olarak, hepsi birden[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nakkaş: nakış ustası[/TD]
                [TD]nebat: bitki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]suubet: zorluk[/TD]
                [TD]sülûk etmek: yönelmek, yola girmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
                [TD]tab’: baskı, basma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teçhizat: cihazlar, âletler[/TD]
                [TD]teşkil: şekillendirme, yapılma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teşkilât: yapı[/TD]
                [TD]târif etmek: anlatmak, tanıtmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]unsur: madde[/TD]
                [TD]vehm: kuruntu, zan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücud: varlık[/TD]
                [TD]zehab eden: giden[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zehab etmek: gitmek[/TD]
                [TD]ziynet: süs[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zîhayat: canlı[/TD]
                [TD]âlât: aletler[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #799996
                Anonim

                  âdeta Sâniini medih için yazılmış bir kasidedir. Buna binaen, meşhur Hebenneka gibi ahmaklaşan bir adam dahi Sâni-i Zülcelâlin inkârına gitmemek gerektir.

                  ALTINCI LEM’A: Cenâb-ı Hak, bütün cüz ve cüz’îlerde sikke-i mahsusasını ve bütün küll ve küllîlerde has hâtemini vaz’ ettiği gibi, aktar-ı semâvat ve arzı, hâtem-i vahidiyetle ve mecmu-u kâinatı sikke-i ehadiyetle mühürlemiştir. Mezkûr sikke ve hâtemlerden, meselâ,

                  فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْىِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْىِ الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif1


                  âyetinin işaret ettiği ihya ve nefh-i ruh keyfiyetindeki hâtem-i İlâhîye bakınız ki, pek çok garip garip haşirleri, acip acip neşirleri göresiniz!Evet, bilhassa arzın ihyasında, her sene üç yüz binden fazla saha-i vücuda getirilen mahlûkatın nevilerinde haşir ve neşirler vardır Lâkin, bilinmez bir hikmete binaen, şu haşir ve neşirlerin ekserîsinde, iade edilen emsal aralarındaki misliyet o kadar ayniyete karibdir ki, hemen hemen, dirilen evvelkinin ne aynı ve ne gayrıdır denilebilir. Her ne ise, misliyet, ayniyet mevzuu bahis değildir. Her nasıl olursa olsun, o haşir neşirler beşerin suhulet-i haşrine delâlet ettikleri gibi, beşerin haşrine birer misal ve birer örnek olabilirler.İşte, birbirine muhalif, nihayet derecede karışık olan o envâ-ı kesireyi kemâl-i imtiyazla ihya etmek ve hatasız, haltsız, galatsız olarak mümtazâne iade etmek,

                  [NOT]Dipnot-1 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
                  [/NOT]


                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Hebenneka: tarihte ahmaklığıyla meşhur bir şahsiyet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                  [TD]Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve yücelik sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yapan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]acip: hayret verici[/TD]
                  [TD]aktar-ı semâvat ve arz: gökyüzünün ve yeryüzünün dört bir yanı, her tarafı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]arz: dünya[/TD]
                  [TD]ayniyet: aynı oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bahis: konu[/TD]
                  [TD]beşer: insanlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                  [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cüz: bir bütünü oluşturan bölümlerden herbiri, parça[/TD]
                  [TD]cüz’î: tikel, bir sınıfın bireyi, fert[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                  [TD]ekserî: çoğunluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]emsal: denk, benzer[/TD]
                  [TD]envâ-ı kesire: pek çok türler, çeşitler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]galatsız: hatasız, yanlışsız[/TD]
                  [TD]gayr: diğer, başkası[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haltsız: yanlışsız, karıştırmadan[/TD]
                  [TD]has: özel[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haşir: toplanma; diriliş; mevsimlerle birlikte yaşanan ve haşri andıran gelişmeler[/TD]
                  [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâtem: mühür[/TD]
                  [TD]hâtem-i vahidiyet: her şeyi kaplayan birlik mührü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâtem-i İlâhî: İlâhî mühür, damga[/TD]
                  [TD]iade etmek: tekrar yapmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
                  [TD]karib: yakın[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kaside: övgü şiiri[/TD]
                  [TD]kemâl-i imtiyaz: varlıkları birbirinden eksiksiz bir şekilde ayırt etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]keyfiyet: hal, özellik[/TD]
                  [TD]küll: bütün, bir şeyin tamamı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küllî: belli bir sınıfın fertlerini içine alan; tür, cins; tümel[/TD]
                  [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
                  [TD]mecmu-u kâinat: kâinatın tamamı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]medih: övgü, şükür[/TD]
                  [TD]mevzu: konu, bahis[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mezkûr: anılan, ifade edilen[/TD]
                  [TD]misal: örnek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]misliyet: benzerlik[/TD]
                  [TD]muhalif: zıt, ters[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mümtazâne: birbirinden farklı bir şekilde[/TD]
                  [TD]nefh-i ruh: ruhun üflenmesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nevi: tür[/TD]
                  [TD]neşir: yayılma; bahar mevsiminde sayısız canlı varlıkların hayat bulup ortaya çıkmaları[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nihayet: son[/TD]
                  [TD]saha-i vücud: vücut sahası, varlık alanı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
                  [TD]sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren mühür[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sikke-i mahsusa: özel mühür[/TD]
                  [TD]suhulet-i haşir: haşrin kolaylığı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vaz’ etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #799997
                  Anonim

                    nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme sahip olan Zât-ı Zülcelâlin hâtem-i has ve sikke-i mahsusasıdır.

                    Ve keza, sath-ı arz sahifesinde kusursuz, noksansız, sehivsiz, kemâl-i intizamla üç yüz binden fazla risaleleri yazmak, öyle bir Zâtın sikke-i mahsusasıdır ki, herşeyin içyüzü, herşeyin kilidi onun elindedir. Ve hiçbirşey onun teveccühünü başkasından çevirip kendisine hasredemez.

                    Hülâsa: Sath-ı arzda, altı ay zarfında, beşerin haşrini temsil eden o sayısız haşir ve neşirlerde görünen rububiyetin o tasarruf-u azîminde pek yüksek, büyük ve ince nakışlı bir hâtemi vardır. Mahlûkatın icadında görünen şu intizamlar, suhuletler, sür’atler, imtiyazlar hep o hâtemin parıltısından meydana geliyorlar. Evet, her bahar mevsiminde pek hakîmâne, basîrâne, kerîmâne faaliyetler başlar ve harikulâde san’atlar yapılır. Ve bütün bu ameliyat, kemâl-i sür’atle, suhuletle, muntazaman cereyan etmekte olduğu görünür.

                    İşte, bu harikulâde faaliyetler öyle bir Zâtın hâtemidir ki, hiçbir mekânda olmadığı halde, her mekânda ilim ve kudretiyle hâzır ve nâzırdır.

                    YEDİNCİ LEM’A: Bakınız, aktar-ı semavat ve arz sahifeleri üstünde hâtem-i ehadiyet göründüğü gibi, kâinatın heyet-i mecmuasının büyük sahifesi üzerinde de pek vazıh bir surette hâtem-i tevhid görünmektedir.

                    Evet, bu âlem pek muhteşem bir saray veya muntazam bir fabrika veya mükemmel bir şehirdir. Bu fabrika-i kâinatın eczası, efradı ve envâı, âlât ve edevatı arasında hakîmâne bir muarefe ve tanışmak ve dostâne bir mükâleme ve konuşmak ve pek kerîmâne bir muavenet ve yardımlaşmak vardır ki, kemâl-i sür’atle pek uzun mesafelerden birbirinin savtını işitir ve ihtiyacını görür gibi derhal imdadına yetişir, ihtiyacını def eder. Evet, semadaki ecram ve yıldızların birbirine

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Zât: Allah[/TD]
                    [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi ve şanı yüce Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]aktar-ı semavat ve arz: yeryüzü ve gökyüzünün dört bir yanı, her tarafı[/TD]
                    [TD]basîrâne: görerek, bilerek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beşer: insan[/TD]
                    [TD]cereyan etmek: olmak, geçmek, yapılmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dostâne: dostça[/TD]
                    [TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ecza: bütünü oluşturan parçalar[/TD]
                    [TD]efrad: fertler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                    [TD]fabrika-i kâinat: bir fabrika gibi mükemmel işleyen kâinat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakîmâne: çok hikmetli bir şekilde[/TD]
                    [TD]harikulâde: olağanüstü, hayranlık verici[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hasretmek: özgü kılmak[/TD]
                    [TD]haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanılması ve bütün gerçeklerin sergilenmesi[/TD]
                    [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bireylerin tamamı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâtem: mühür, damga[/TD]
                    [TD]hâtem-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâtem-i has: özel mühür[/TD]
                    [TD]hâtem-i tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren mühür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâzır ve nâzır: her an her yerde olan ve gören[/TD]
                    [TD]hülâsa: özet olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                    [TD]imdad: yardım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]imtiyaz: birbirinden farklı olan varlıkları kolaylıkla birbirinden ayırma[/TD]
                    [TD]kemâl-i intizam: eksiksiz bir mükemmellikte olan düzen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâl-i sür’at: eksiksiz, mükemmel bir hızla[/TD]
                    [TD]kerîmâne: çok lütufkâr ve cömert bir şekilde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
                    [TD]muarefe: birbirini tanıma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muavenet: yardımlaşma[/TD]
                    [TD]muhit: herşeyi içine alan, kuşatan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                    [TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mükâleme: karşılıklı konuşma[/TD]
                    [TD]nakışlı: işlemeli, süslü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                    [TD]risale: mektup; küçük bir kitabı andıran ve Allah’ı tanıtan varlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                    [TD]sath-ı arz: yeryüzü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]savt: ses[/TD]
                    [TD]sehivsiz: hatâsız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sema: gök[/TD]
                    [TD]sikke-i mahsusa: özel mühür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tasarruf-u azîm: büyük tasarruf, icraat[/TD]
                    [TD]temsil eden: benzer bir örnekle mühim bir hakikati ortaya koyan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
                    [TD]vazıh: açık, âşikar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                    [TD]âlât ve edevat: aletler ve bir iş için gerekli olan malzemeler[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #799998
                    Anonim

                      ve arza verdikleri ziya, hararet, bilhassa arza yaptıkları sair yardımlarını görüyorsunuz. Ve keza, bulutla arz arasında cereyan eden su alışverişine bakınız ki, arz, suyu buhar şeklinde buluta veriyor, bulut da kendi fabrikalarında lâzım gelen ameliyatı yaptıktan sonra buz, kar, yağmur şeklinde iade ediyor. Sanki o camid cirimler, lisan-ı halleriyle telsiz telgraf gibi birbiriyle konuşur ve yekdiğerine arz-ı ihtiyaç ediyorlar. Bilhassa bütün o ecram âdeta el ele vermiş gibi, kemâl-i ciddiyetle zevilhayata lâzım olan şeyleri tedarik etmek hizmetinde sa’y ediyorlar ve bir Müdebbirin emrine bağlı olup bir gayeye teveccüh ediyorlar.

                      Evet, şu teavün kanununa ittibaen, şems, kamer, gece ve gündüz, yaz ve kış taraflarından yapılan yardımlar sayesinde, şu hayvanların erzakını yetiştiren nebatat izn-i İlâhî ile meydana gelir. Hayvanat da emr-i Rabbânî ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir. Balarısıyla ipekböceğinin insanlara yaptıkları yardımlar, bu dâvâyı ispat eder.

                      Evet, bu gibi eşya-yı camidenin yekdiğerine yaptıkları şu yardımlar, pek âşikâr bir delildir ki, onlar kerîm bir Müdebbirin hademesi ve amelesi olup Onun emriyle, izniyle iş görürler.

                      SEKİZİNCİ LEM’A: Gıda olarak mahlûkata, bilhassa hayvanata taksim edilen rızıklara dikkat lâzımdır ki, bu rızık vakt-i muayyeninde yetişir, vakt-i ihtiyaçta sevk edilir. Ve derece-i ihtiyaç nisbetinde yapılan sevkiyatta büyük bir intizam vardır. İşte, bu umumî rızık hakkında görünen geniş ve muntazam rahmet ve inayetler, ancak herşeyin mürebbîsi ve herşeyin müdebbiri ve herşey yed-i teshîrinde bulunan bir Zâtın hâtem-i hassı olabilir.

                      DOKUZUNCU LEM’A: Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hâtem-i ehadiyet bulunduğu gibi, dağınık neviler ve muhit unsurlar üstünde de aynen o hâtem-i ehadiyet bulunur.

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Müdebbir: idare eden, ilmiyle her şeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
                      [TD]Zât: Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]amele: işçiler[/TD]
                      [TD]ameliyat: işlemler, uygulamalar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]arz: dünya[/TD]
                      [TD]arz-ı ihtiyaç: ihtiyacını arzetme, dile getirme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]aynen: tıpkı, tıpkısı[/TD]
                      [TD]beşer: insan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                      [TD]camid: cansız, katı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cereyan eden: geçen, olan, yapılan[/TD]
                      [TD]cirim: büyük cisim[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cüz’iyat: sınıflara, türlere ait bireyler[/TD]
                      [TD]derece-i ihtiyaç: ihtiyaç derecesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                      [TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]emr-i Rabbânî: bütün varlıkların Rabbi olan Allah’ın emri[/TD]
                      [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]eşya-yı camide: cansız varlıklar[/TD]
                      [TD]hademe: hizmetkârlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hâtem-i ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğini gösteren mühür[/TD]
                      [TD]hâtem-i has: özel mühür[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtiyacat: ihtiyaçlar[/TD]
                      [TD]inayet: yardım ve gözetim[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intizam: düzen[/TD]
                      [TD]ittibaen: tabi olarak, uyarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]izn-i İlâhî: Allah’ın izni[/TD]
                      [TD]kamer: Ay[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâl-i ciddiyet: tam bir ciddiyet[/TD]
                      [TD]kerîm: cömertlik ve ikram sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                      [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
                      [TD]muhit: her şeyi içine alan, kuşatan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                      [TD]mürebbî: terbiye edici, eğitici[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                      [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nisbetinde: oranında[/TD]
                      [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                      [TD]sa’y etmek: çalışmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                      [TD]sevk edilmek: başka bir yere gönderilmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sevkiyat: toplu halde gönderme; yollama[/TD]
                      [TD]taksim edilen: ayrılan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teavün: yardımlaşma[/TD]
                      [TD]tedarik etmek: karşılamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                      [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]unsur: element, madde[/TD]
                      [TD]vakt-i ihtiyaç: ihtiyaç vakti[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vakt-i muayyen: belirlenmiş vakit; bilinen zaman[/TD]
                      [TD]yed-i teshîr: itaat ettirme, boyun eğdirme eli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yekdiğer: bir başkası, bir öteki[/TD]
                      [TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
                      [TD]âdeta: sanki[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem-i arz: dünya âlemi[/TD]
                      [TD]âşikâr: açıkça[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şems: Güneş[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #799999
                      Anonim

                        Evet, bir tarlaya tohum ekilmesinden anlaşılıyor ki, o tarla tohum sahibinin mülküdür. Ve o tohum da, o tarla sahibinin malıdır. Yani, o buna, bu da ona şehadet ediyorlar.

                        Kezalik, kâinattaki masnuat, tohum gibidir. Âlem ve anasır da tarla gibidir. Her iki tarafın lisan-ı halleriyle ettikleri şehadete göre, masnuatı ile âlem-i anasır, yani tohum ile tarla ve muhit ile muhat, hep bir Sâni-i Vâhidin yed-i tasarrufundadır. Demek ednâ bir mahlûka yapılan tasarruf-u hakikî ve zayıf bir mevcuda edilen tevcih-i rububiyet, âlem ve anâsır kabza-i tasarrufunda bulunan Zâta mahsus olduğu gibi, herhangi bir unsurun da tedvir ve tedbiri, bütün hayvanat ve nebatatı kabza-i rububiyetinde tutup terbiye eden aynen o Zâta mahsustur. İşte, hâtem-i tevhid dediğimiz budur. Eğer birşeye temellük etmeye niyetin varsa, meydana çık, kendini tecrübe et, bak ne söylüyorlar: En cüz’î bir fert, “Ancak nev’imi yaratan beni yaratabilir” diyor. Çünkü efrad arasında misliyet vardır. Ve arzın her tarafında dağınık bir surette bulunan en küçük bir nevi, “Beni yaratabilen ancak arzı yaratandır” söylüyor.

                        Arza bak, ne söylüyor: Sema ile aralarında alışverişi bulunduğu için, “Beni halk edebilen, ancak mecmû-u kâinatı halk eden Zâttır” diyor. Çünkü aralarında tesanüt vardır.

                        ONUNCU LEM’A: Arkadaş! Hayat ve ihya ve zevilhayatla herbir cüz ve cüz’îye ve herbir küll ve küllîye ve kâinatın heyet-i mecmuasına darb edilen tevhid hâtemlerinden bir kısım misalleri, mezkûr beyanattan anlaşıldı. Şimdi dinle: Envâ ve külliyat üstüne vaz edilen vahdaniyet sikkelerinden bir taneyi zikredeceğiz. Şöyle ki:

                        Tek bir semere ile semeredar şecerenin yaratılışlarındaki suubet ve suhulet

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Sâni-i Vâhid: tek olan ve herşeyi san’atlı yapan Allah[/TD]
                        [TD]Zât: Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]anâsır: unsurlar, elementler[/TD]
                        [TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]aynen: tıpkı, tıpkısı[/TD]
                        [TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz: bölüm, kısım, parça[/TD]
                        [TD]cüz’î: küçük[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]darb edilen: basılan; vurulan[/TD]
                        [TD]ednâ: basit, küçük[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]efrad: fertler[/TD]
                        [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fert: tek, birey[/TD]
                        [TD]halk eden: yaratan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                        [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün fertlerin tamamı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâtem-i tevhid: Allah’ın birlik mührü[/TD]
                        [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kabza-i rububiyet: rububiyet eli[/TD]
                        [TD]kabza-i tasarruf: emri altında bulundurma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                        [TD]küll: bütün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]külliyat: türler ve cinsler gibi topluluklar[/TD]
                        [TD]küllî: bir sınıfın, bir türün bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
                        [TD]mahlûk: varlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                        [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mecmû-u kâinat: kâinatın bütünü, tamamı[/TD]
                        [TD]mevcud: varlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                        [TD]misal: benzer, örnek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misliyet: benzerlik, paralellik[/TD]
                        [TD]muhat: etrafı çevrilmiş, kuşatılmış[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhit: herşeyi içine alan, kuşatan[/TD]
                        [TD]mülk: sahip olunan şey[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                        [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sema: gök[/TD]
                        [TD]semere: meyve[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]semeredar: meyveli[/TD]
                        [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                        [TD]suubet: zorluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasarruf-u hakikî: gerçek anlamda dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
                        [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
                        [TD]temellük etmek: sahiplenmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma[/TD]
                        [TD]tesanüt: dayanışma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevcih-i rububiyet: mahlûkatı terbiye ve idâre eden Allah’ın yönlendirmesi[/TD]
                        [TD]tevhid hâtemleri: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren mühürler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]unsur: element[/TD]
                        [TD]vahdaniyet sikkeleri: Allah’ın benzersiz ve bir oluşunu ve ortağının bulunmayışını gösteren damgalar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vaz edilen: konulan, yerleştirilen[/TD]
                        [TD]yed-i tasarruf: tasarruf eli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar[/TD]
                        [TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                        [TD]âlem-i anasır: elementler dünyası, unsurlar âlemi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şecere: ağaç[/TD]
                        [TD]şehadet: şahidlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şehadet etmek: şahid olmak[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #800000
                        Anonim

                          birdir. Çünkü ikisi de bir merkeze bakar, bir kanuna bağlıdır, terbiye ve keyfiyetleri birdir. Malûmdur ki, merkezin ittihadı, kanunun vahdeti, terbiyenin vahdaniyeti sayesinde külfet, meşakkat, masraf azalır ve öyle bir kolaylık hasıl olur ki, pek çok semereleri olan bir ağaç yed-i vâhide, tek bir semerenin yapılışı da eyâdi-i kesireye tevdi edildiği zaman, her iki tarafın yapılışları suhuletçe bir olur. Ve aralarında yaratılışça fark yoktur. Çok adamlar tarafından yapılan bir semerenin terbiyesi için lâzım olan cihazat ve âlat ve edevat ve saire, bir adam tarafından yapılan semeredar şecerenin terbiye ve yapılması için de aynen o kadar malzeme lâzımdır. Yalnız keyfiyetçe fark olabilir.

                          Meselâ: Bir ordu askere yapılan elbise tedariki için ne kadar âlât, edevat ve makine lâzımdır; bir neferin elbisesi için de o kadar âlât ve edevat lâzımdır. Ve keza, bir kitabın bin nüshasıyla bir nüshasının ücreti matbaaca birdir. Bazan da tek bir nüshanın tab’ı, daha fazla bir ücrete tâbi tutulur. Buna kıyasen, bir matbaayı bırakıp çok matbaalara başvurulursa, bir kaç kat fazla ücretlerin verilmesi lâzım gelir.

                          Evet, kesret vahdete isnad edilmediği takdirde, vahdeti kesrete isnad etmek mecburiyeti hasıl olur. Demek, dağınık bir nev’in icadındaki suhulet-i harika, vahdet ve tevhid sırrına bağlıdır.

                          ON BİRİNCİ LEM’A: Arkadaş! Bir nev’in efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet, sikkenin ittihadına, kalemin vahdetine delâlet ettiklerinden anlaşılıyor ki, bütün mütevafık ve müteşabihler, yani birbirine benzeyen çokluk, bir Zât-ı Vâhidin eser-i san’atıdır.

                          Kezalik, inşa ve icadlarda görünen şu suhulet-i mutlaka, bütün mevcudatın bir Sâni-i Vâhidin eseri olduğunu, vücub derecesinde istilzam ediyor. Aksi halde, suubet, güçlük öyle bir derece-i imtinâ ve muhaliyete çıkacaktır ki, o cins ve nevilerin ademden vücuda çıkmalarına bir sed çekilmiş olur. Binaenaleyh, Cenâb-ı

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Sâni-i Vâhid: tek olan ve her şeyi san’atlı yapan Allah[/TD]
                          [TD]Zât-ı Vâhid: bir ve tek olan, ortağı olmayan Zât, Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                          [TD]aynen: tıpkı, tıpkısı, tamamıyla[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cins: tür, çeşit[/TD]
                          [TD]delâlet etmek: delil olmak, göstermek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]derece-i imtinâ: imkânsızlık derecesi, olması mümkün olmamak
                          [/TD]
                          [TD]edevat: edatlar; araçlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]efrad: fertler[/TD]
                          [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]eser-i san’at: san’at eseri[/TD]
                          [TD]eyâdi-i kesire: çok eller[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
                          [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inşa: belirli unsurları kullanarak yaratma[/TD]
                          [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istilzam etmek: gerektirmek; şart kılmak[/TD]
                          [TD]ittihad: bir ve tek olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kesret: çokluk[/TD]
                          [TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                          [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]külfet: güçlük[/TD]
                          [TD]kıyasen: karşılaştırmak suretiyle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                          [TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                          [TD]meşakkat: sıkıntı, zorluk, zahmet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhaliyet: imkânsızlık, olma ihtimâli asla bulunmama[/TD]
                          [TD]mütevafık: birbirine denk olan; uyan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müteşabih: birbirine benzeyen, aralarında benzerlik olan[/TD]
                          [TD]müşabehet: benzeyiş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nefer: asker, er[/TD]
                          [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nüsha: kopya[/TD]
                          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sed çekmek: engel koymak[/TD]
                          [TD]semere: meyve[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]semeredar: meyveli, verimli[/TD]
                          [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
                          [TD]suhulet-i harika: olağanüstü bir kolaylık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suhulet-i mutlaka: sınırsız kolaylık[/TD]
                          [TD]suubet: zorluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sır: gizli gerçek[/TD]
                          [TD]tab’: basmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takdirde: durumda[/TD]
                          [TD]tedarik: bir ihtiyacı sağlama, karşılama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma[/TD]
                          [TD]tevafuk: uygunluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tevdi etmek: bırakmak[/TD]
                          [TD]tevhid: birleme, her şeyin bir elde toplanması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tâbi tutmak: bağlı kılmak[/TD]
                          [TD]vahdaniyet: birlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vahdet: birlik; tek olma[/TD]
                          [TD]vücub: zorunluluk, gereklilik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                          [TD]yed-i vâhid: tek el[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlât: aletler[/TD]
                          [TD]âzâ-yı esasiye: temel organlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şecere: ağaç[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #800001
                          Anonim

                            Hakkın zâtında şeriki olmadığı gibi—çünkü intizam bozulur, âlem fesada gider—fiilinde de şeriki yoktur. Çünkü, suubetten, güçlükten dolayı âlemin ademden çıkmamasına sebep olur.

                            ON İKİNCİ LEM’A: Arkadaş! Hayat, Hâlıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir.

                            Evet, nasıl akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin kabarcıkları ve yeryüzünde bulunan sair şeffaflar, şemsin ziyâ ve timsallerini göstermekle şemsin vücuduna şehadet ettikleri gibi, o kabarcık gibi şeffaflar ölüp söndükten sonra yerlerine müteselsilen gelip geçen emsalleri, yine şemsin ziyâ ve timsallerini gösterdiklerinden, şemsin devam ve bekasına ve bütün o şuâat, celevat ve timsallerin bir şems-i vâhidin eseri olduklarına şehadet ediyorlar. İşte o şeffaflar, vücutlarıyla şemsin vücuduna ve ademleri ve ölümleriyle de şemsin devam ve bekasına delâlet ediyorlar.

                            Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle yerlerine gelen emsali, Sâniin ezelî ve ebedî vâhidiyetine şehadet ediyorlar.

                            Evet, leyl ve neharın ihtilâfı, fusul-i erbaanın tahavvülü ve unsurların tebeddülü hengâmlarında meydana çıkan şu güzel mevcudat ve bu lâtif masnuatta devam ile cereyan eden mübadele ve devr ü teslim muamelesi kat’î bir şehadetle, sermedî, âlî, dâimüttecellî bir Sahib-i Cemâlin vücuduna ve bekasına ve vahdetine şehadet eden kat’î bir burhandır.

                            Ve keza, senevî inkılâplarda, müsebbebatla esbabın birlikte ölüm ve zevali ve sonradan ikisinin yine birlikte iâdeleri, esbabın da müsebbebat gibi âciz masnu

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Sahib-i Cemâl: sonsuz güzellik sahibi olan Allah[/TD]
                            [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                            [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]beka: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
                            [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]celevat: cilveler, görüntüler[/TD]
                            [TD]cereyan eden: meydana gelen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                            [TD]devr ü teslim muamelesi: sürekli olarak birbirinin yerine geçme uygulaması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dâimüttecellî: tecellî ve yansımaları sürekli devam eden
                            [/TD]
                            [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin varlıklarda tek tek görünmesi ve herbir şeye hükmetmesi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]emsal: benzer olanlar[/TD]
                            [TD]esbab: sebebler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ezelî ve ebedî: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Zât, Allah[/TD]
                            [TD]fesada gitmek: bozulmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fusul-i erbaa: dört mevsim[/TD]
                            [TD]hengâm: zaman; dönem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihtilâf: farklılık[/TD]
                            [TD]inkılâp: değişim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]intizam: düzen[/TD]
                            [TD]iâde: birinin yerine tekrar getirilme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                            [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                            [TD]leyl: gece[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]lâtif: ince, güzel[/TD]
                            [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mevt: ölüm[/TD]
                            [TD]mübadele: devir-teslim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müsebbebat: sebeplerle meydana getirilenler[/TD]
                            [TD]müteselsilen: zincirleme şeklinde; birbirine bağlı olarak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nehar: gündüz[/TD]
                            [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]senevî: yıllık[/TD]
                            [TD]sermedî: daimî, sürekli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]suubet: zorluk[/TD]
                            [TD]tahavvül: değişim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tebeddül: değişerek birbirinin yerini alma[/TD]
                            [TD]teceddüdî: sürekli yenilenme hali[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]teselsül: zincirleme devam etme, ard arda gelme[/TD]
                            [TD]timsal: görüntü; yansıma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]unsur: element[/TD]
                            [TD]vahdet: birlik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vâhidiyet: birlik[/TD]
                            [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücud: varlık[/TD]
                            [TD]zeval: geçip gitme, sona erme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ziyâ: ışık; parlaklık[/TD]
                            [TD]zâtında: kendisinde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
                            [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
                            [TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şehadet: şahidlik[/TD]
                            [TD]şems: Güneş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şems-i vâhid: bir tek Güneş[/TD]
                            [TD]şerik: ortak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şuâat: şualar, ışık hüzmeleri[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #800047
                            Anonim

                              ve mahlûklardan olduğuna delâlet ettiği gibi, bu masnuat ve mevcudatın, bir Zât-ı Vâhidin müteceddid bir san’atı olduğuna da şehadet eder.

                              ON ÜÇÜNCÜ LEM’A: Arkadaş! Zerrelerden tut, seyyarelere kadar ve nakışlardan şemslere varıncaya kadar herşey, zâtında, hakikatinde sabit olan acz ve fakrın lisan-ı haliyle Sâniin vücub-u vücudunu ilân eder.

                              Ve keza, acziyle beraber, nizam-ı umumînin bozulmaması için, hâmil bulunduğu acip ve mühim vazifeler cihetiyle Sâniin vahdetine delâlet eder. Binaenaleyh, Sâniin vâcip ve vâhid olduğuna herşeyde iki şahit olduğu gibi, Hâlıkın ehad ve samed olduğuna da herbir zîhayatta iki âyet vardır.blank.gif1

                              ON DÖRDÜNCÜ LEM’A: Arkadaş! Mevcudat, Cenâb-ı Hakkın vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ettiği gibi, celâlî, cemâlî, kemâlî olan cemî sıfâtına da delâlet etmekle, Hâlıkın zâtında naks ve kusur olmadığını ve şuûnatında, sıfâtında ve esmâsında ve ef’âlinde de naks ve kusur bulunmadığını ilân ediyor.

                              Zira, eserin kemâli bilmüşahede fiilin kemâline, fiilin kemâli bilbedâhe ismin kemâline, ismin kemâli bizzarure sıfatın kemâline, sıfatın kemâli hads-i yakîn ile şuûnatın kemâline delâlet eder. Şe’nin kemâli ise, hakkalyakîn bir sûretle Zâtın kemâlini gösterir.

                              [NOT]Dipnot-1 İhtar: Kâinatın eczasından her bir cüz’ün elli beş lisanla Vâhid-i Ehad ve Vâcibü’l-Vücudu ilân etmekte olduğunu, Kur’ân’ın feyzinden fehmedip, icmâlen “Katre” namındaki eserimde beyan etmişimdir. Arzu eden oraya müracaat etsin.
                              [/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Katre: “damla” mânâsına gelen ve Mesnevî-i Nuriye’de yer alan bir risale[/TD]
                              [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                              [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Zât: varlığın kendisi; Allah’ın Kendisi, varlığı[/TD]
                              [TD]Zât-ı Vâhid: bir ve tek olan Zât, Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                              [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                              [TD]bilbedâhe: çok açık bir şekilde[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bilmüşahede: gözle görmek suretiyle[/TD]
                              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bizzarure: kaçınılmaz şekilde; zaruri olarak[/TD]
                              [TD]celâlî: haşmet ve görkeme ait; Allah’ın büyüklük, azamet, haşmet sıfatları[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cemâlî: güzelliğe ait; Allah’ın güzel sıfatları[/TD]
                              [TD]cemî: bütün[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet: yön[/TD]
                              [TD]cüz’: bütünün parçası, bölümü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                              [TD]ecza: bütünü oluşturan parçalar, bölümler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                              [TD]ehad: bir, herbir şeyde sıfatları ile görünmesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                              [TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
                              [TD]feyz: ihsan, bereket[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hads-i yakîn: kesine yakın bilgi; kesin kavrayış[/TD]
                              [TD]hakikat: bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik[/TD]
                              [TD]hâmil bulunmak: taşımak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]icmâlen: kısaca[/TD]
                              [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik, olgunluk[/TD]
                              [TD]kemâlî: mükemmellik ve olgunluğa ait Allah’ın kusursuz, mükemmel sıfatları[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]keza: aynı biçimde[/TD]
                              [TD]lisan: dil[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]lisan-ı hal: hâl dili[/TD]
                              [TD]mahlûk: varlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müteceddid: yenilenen, tazelenen[/TD]
                              [TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
                              [TD]nam: ad[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nizam-ı umumî: genel düzen[/TD]
                              [TD]samed: hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey Kendisine muhtaç olan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]seyyare: gezegen[/TD]
                              [TD]sûret: biçim, şekil[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sıfât: Allah’ın yüce Zâtını niteleyen kutsal özellikler ilim, irade, kudret gibi[/TD]
                              [TD]vahdet: birlik, teklik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vâcip: zorunlu, gerekli[/TD]
                              [TD]vâhid: bir, her şeye Kendisinin hükmetmesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
                              [TD]zatında: şahsında, kendisinde[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zerre: atom, çok küçük parça[/TD]
                              [TD]zira: çünkü, şundan dolayı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zîhayat: canlı[/TD]
                              [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şehadet etmek: şahid olmak[/TD]
                              [TD]şems: Güneş[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şe’n: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellik[/TD]
                              [TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #800130
                              Anonim

                                Binaenaleyh, bir kasrın ve bir sarayın nukuş ve tezyinatındaki mükemmeliyet, sâni ve mühendisin yaptıkları o nakışlar üstünde ve tezyinat altında görünen ef’âlin mükemmeliyetine delâlet eder.

                                Ef’âlin mükemmeliyeti dahi, o sâniin taktığı isim ve lâkapların mükemmeliyetini gösterir. Esmânın mükemmeliyeti, sıfâtın mükemmeliyetine delâlet eder. Sıfâtın mükemmeliyeti, şuûnatın mükemmeliyetini tasrih eder. Şuûnatın mükemmeliyeti dahi, o nakkaşın mükemmeliyet-i zâtına delâlet eder.

                                Kezalik, kâinatta görünen âsârın kemâli, hadsî bir müşahedeyle, ef’âlin mükemmeliyetine, ef’âlin kemâli de fâilin kemâl-i esmâsına, esmânın kemâli sıfâtın kemâline, sıfâtın kemâli şuûnat-ı zâtiyenin kemâline, şuunatın kemâli Zât-ı Zülcelâlin kemâline delâlet eder.

                                endOfSection.gifendOfSection.gif

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve şanı yüce Allah[/TD]
                                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                                [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                                [TD]fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsî: düşünmeye ihtiyaç olmaksızın, âni ve doğru idrâk[/TD]
                                [TD]kasr: köşk, saray[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
                                [TD]kemâl-i esmâ: isimlerin mükemmelliği[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                                [TD]lâkap: asıl isminden başka sonradan takılan ad, bir zâtın bir özelliğinden kaynaklanan adı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mükemmeliyet: tam ve eksiksiz olma[/TD]
                                [TD]mükemmeliyet-i zât: zatın bizzat kendisinde olan mükemmellik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müşahede: gözlem yapma[/TD]
                                [TD]nakkaş: nakış ustası[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nukuş: nakışlar, işlemeler[/TD]
                                [TD]sâni: san’atkâr[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sıfât: özellik, nitelik; Allah’ın yüce Zâtını niteleyen kutsal özellikler İlim, irade, kudret gibi[/TD]
                                [TD]tasrih etmek: açık şekilde bildirmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tezyinat: süslemeler[/TD]
                                [TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                                [TD]şuûnat-ı zatiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                              14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.