- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
-
YazarYazılar
-
18 Temmuz 2009: 19:19 #655647
Anonim
Garip Ama Gerçek
1927 yiliydi. Havalar isinmaya baslamisti. Uzaklardan, çok uzaklardan bir misafir geliyordu bu ülkeye.Bu ülkede de, Çorum’un Berk köyüne yerlesecekti. Burayi çok begendi; havasi, suyu her seyi güzeldi bu yerin. Iste su yüksek baca da yuva kurulacak yerdi hani. Yazin tadini burada çikaracakti. Camiye de yakindi. Her bes vakitte ezan sesiyle uyanip irkilirdi. Sonra uzun bir agit yakardi kendi diliyle, uzun bir agit. Laklaklar karsi daglara çarpar geri dönerdi kendine. Bu sesten etkilenenler de olurdu. Onun sesinde hasret vardi. Burada yavruladiktan sonra onlari da göklere uçurup vatanina dönecekti. Öbür yaz da tekrar buraya gelecekti belki. Leylegin, gagasi ve ayaklari gibi uzun ümitleri vardi. Gençti, güzeldi bu leylek. Erkek leyleklerden biri onu gözüne kestirdi. Dügünleri oldu mavi göklerde. Masmavi ümitler yasadilar uçtular uçtular beraberce…Simdi o, diger erkeklerin gözünde bir baciydi sadece. Erkek de evine bagliydi. Onu esen yelden, uçan kustan sakinip kiskanirdi.
Disi leylek yumurtalarini bir bir yuvaya birakmaya baslamisti. Erkek de yumurtalari her gün sayar, onlari gözü gibi korurdu. Ikisi de yuvalarini düsünür, yavrularinin hayalleriyle yasarlardi.Bir hain el uzandi yumurtalarina.
Bu isi yapan çocuk degildi.
Akli basinda, yasi yerinde bir insandi. Seytan nasilsa kandirmisti onu.Yumurtalari seytanca karistirdi. Onlardan birini belki de en irisini seçti. Yilisik gözlerle yumurtayi iyice süzdü.
Önündeki iki sari pasli disini göstererek gevrek gevrek güldü.
Kasketini düzeltti rüzgardan uçmasin diye. Düsmemek için kendini dengeledi. Aklinca deneyecekti leylekleri. Cebindeki ördek yumurtasini, aldigi yumurtanin yerine birakti.
Onu diger yumurtalarin arasina katip karistirdi. Leyleklerin gelip yakalamasindan da korkuyordu. Oraya çikincaya kadar da zaten binbir tehlike atlatmisti. Düsmeden inmeliydi.
Leyleklerin ötelerden sesleri duyuluyordu.Oradan inip dogruca kahveye dogru kostu.
Kahvede bulunanlara yaptigi marifeti ballandira ballandira anlatmaya basladi.
Hem arka arkasina hirsla sigarasini içiyor, hem de yumurtayi göstererek:“-Bu yumurtayi aldim, ördek yumurtasini yuvaya koydum, bundan sonra ördekler de uçacak.” diyerek leyleklerle alay bile ediyordu.Hemen evine kostu.
Çocuklarina leylek yumurtasini gösterdi.
Onlar da yumurtaya hayranlikla baktilar.
Ocaga bir tava koyup içine de biraz yag katti.
Yumurtayi kizgin yag içine atip pisirdi.Yumurtanin yaga düsmesiyle ciz diye bir ses duyuldu. Birilerinin yüregi ciz etti.Disi leylek, erkegine:“-Bugün yüregim sikiliyor, eve dönelim.” dedi.Yuvalarina döndüler beraberce.
Önce yumurtalarina bakti, sonra onlarin üzerine çöktü bir daha da kalkmadi.
Erkek leylek disisine güzel nagmeler yakti kuluçka boyunca. Disinin gözleri gülüyor, içi gülüyordu. Hâin bir elin yumurtalar arasinda dolasip birini degistirdigini nereden bilebilirdi.Beklemek ne kadar da zordu yumurtalarin hayata uyanmasini. Erkek leylek bu sabah erkenden uçup gitmisti. Disisine en güzel yiyecekleri getirecekti. Iste erkegin ayrildigi anda kuluçka dönemi sona ermisti.Yavrular bir bir kabuktan çikiyorlardi. Bunlar yumurtanin içinde böyle nasil olmuslardi. Ne sirin seylerdi bunlar.
Onlardan biri digerlerine hiç benzemiyordu.
Leylek bir bakti, iki bakti benzetemedi digerlerine.Ana sefkati acidi ona da. “Bunlarin yaninda bu da büyür.” dedi.Bunun leyleklerden farki ne ki sadece ayaklariyla gagasi biraz kisa. Onu atamazdi, atarsa bir can kaybolurdu. Kendi hayatini muhafaza edemezdi bu zavallicik.
Erkek leylege bundan hiç bahsetmedi.Yavrular palazlandikça ördek yavrusu digerlerinden ayriliyordu. Erkek bunun farkina varmadigindan disisine yine sevgiyle muâmele ediyordu. Yavrular iyice büyüdü. Erkek leylek o gün daha bir gururla bakmak istedi.Iste ne olduysa o zaman oldu.
Ördek yavrusunu farketti. Farketmesiyle her sey degisti.
Erkegin kaslari çatildi, rengi degisti, gözleri karardi.Önce sert sert disisine bakti.
Tüylerini kabartti.Disi de isin farkina vardi.
Küçüldükçe küçüldü, agzini açip da bir çift lâf edemedi.“Bu yavruya da acidim, onu da korumak istedim, digerlerinin yaninda o da büyürdü.”diyecekti, diyemedi, sustu.Erkek leylek önce kanatlarini çirpip biraz havalandi. Sonra disinin üstüne sert bir inis yapti. Nesline ve kendine yapilan bir ihânetti bu. Dayanamazdi, görmemezlikten gelemezdi. Varsin baskalari disisini kiskanmazsa kiskanmasin. Kendisi çok kiskançti. Disisini çok sevdigi halde kiskançlikla bu sevgi nefrete dönüsüvermisti.
Erkeginin namusunu korudukça güzeldi ve sevimliydi disi.
Simdi ise aralarindaki akit yok olmus, disi erkegine ihânet etmisti, erkek leylek böyle düsünüyordu.Erkek leylegin birinci hamlesinde uzun gagasinda sadece birkaç tüy kalmisti.
Disi sesini bile çikaramadi.
Her ne pahasina olursa olsun atamazdi ördegi.
Çünkü o bir anneydi.Hani bu sefkatle bir kedi ezeli düsmani oldugu fare yavrularini kendi yavrulariyla birlikte emzirmiyor muydu? Yine de leylekler arasinda kiskançlik daha sert ve daha acimasizdi.Birinci hamlede istedigini yapamamisti erkek.
Ikinci hamle için daha çok havalandi.
Tekrar daha sert bir sekilde disisine çullandi.Disinin bu hamlede tüyleriyle beraber derisi de kopmustu. Disi leylegin içi ve disi beraber kaniyordu.
Disinin her sabahki neseli laklaklari artik bitmisti.
Istirapla yavrularina bakiyordu. Onlar ise olup bitenden habersizdi.Erkek leylek üçüncü hamleye hazirlanirken diger leyleklere meseleyi götürmeyi düsündü ve götürdü de. Olayi, onlar da hos karsilamadilar.
Nesillerine ve kocasina ihânet eden disi leylek öldürülecekti.Bir grup leylek, erkek leylekle beraber gidip disi leylegi öldürdüler.Disi leylek gik bile diyemedi, kanunlara karsi boynu kildan inceydi.Erkek buna ragmen hincini alamamisti.
Ibret olsun diye leylek lesini köy meydanina atti.Sahipsiz leylek, onun bunun ayagi altinda kaldi, köy çocuklarinin eglencesi oldu.
Kimisi gagasindan, kimisi ayaklarindan çekistirdi.Yumurtayi degistiren adam da onu gördü. Korkusundan leylege yaklasamiyordu.
Sari pasli dislerini gösterip gülemez oldu.
Içine bir alev düsmüs onu yakiyordu.Yüregine bir tas oturmustu, onu oradan söküp atmak ne mümkündü. Ayik da gezmiyordu zaten. Evine, âilesine, çocuklarina hiçbir sey söylemedi. Kahvede iftiharla anlattigi seylerden de utanir olmustu. Yüksek bacada, sadece yavrularin aci feryâtlarini duyan köylüler çok üzüldüler.
Yetim kalan yavrular için gözyasi döktüler.Baharın müjdecisi leylekler, güneydenLeylegin ölüsünü kimse tutup da baska tarafa atmaya cesaret edemiyordu.
Köylüler misafir gelmis bu hayvanin hâline aciyorlardi.Cânî heveskâr kahveye degil, disari bile çikamaz olmustu. Evinin perdelerini de iyice kapatmisti. Karanliga kaçiyor, karanliktan medet bekliyordu. Vicdânî azap onu yiyip bitiriyordu. Disarida, hep geceleri dolasiyordu. Dolasirken de durmadan içiyordu.Yine böyle bir aksam içki sisesiyle leylegin yanina gitti.
Kendi kendine konusuyordu. Leylegin gagasi yukari dogru bir biçak gibi dikilmisti.
Sarhos caninin bir an dengesi bozuldu.
Gözleri karardi, ayagi kaydi veya ayagini bastigi zemin bir anda bir kilim gibi ayaginin altindan çekildi.Sarhosun o tas oturan kalbine leylegin gagasi hançer gibi saplanmisti.
Kalbinden bu gaga o tasi söküp atmis mi bilinmiyordu ama bilinen tek sey dünyanin etme bulma dünyasi olduguydu.Sabah oradan geçenler bu ibretli manzara karsisinda:“Etme bulma dünyasi!..” dediler.Etme bulma dünyasi……… -
YazarYazılar
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.