- Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Kasım 2009: 11:19 #657902
Anonim














Mazlumların Avukatı
1926 Ordu doğumlu olan Av. Bekir Berk Ağabey, 1951 de İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. 1973 senesine kadar İstanbul Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yaptı. 1958’de Isparta milletvekili “Dr. Tahsin Tola” nın teklifiyle ilk defa bir Nur davasının vekâletini aldı. Hem de, “Zübeyr, Sungur, Tâhîri, Bayram, Ceylan..” gibi 12 Ağabeyin maznun olduğu Ankara davasını aldı.
Daha sonraları Üstad Hazretlerini ziyaret eden Bekir Ağabey Üstad’dan büyük iltifatlar görüyordu. Artık Bekir Ağabey dünyada eşi benzeri görülmeyen rekorlara imza atıyor; meşhur 163. Maddenin tam bir uzmanı olmuş, binlerce “Nur Davası”nda binlerce mazlumun imdadına yetişiyordu. Hemen hepsinde de beraatlar alıyordu. Bekir Bey girdiği davalardan kat’iyyen maddî bir menfaat görmüyordu. Vefat ettiğinde görüldü ki, arkasında dünyalık hiç bir şey bırakmamıştı.
“Belki sustururuz diye, meşhur “1971 İzmir Sıkıyönetim Mahkemesinde” O’nu da tutukladılar. Fakat yanılmışlardı. O susmadı, bilakis mahkemenin seyrini değiştirdi. Orada da beraat aldı.
Kaderin sevkiyle 1974 yılında Cidde Radyosunda programcı ve spiker olarak hizmet etti. 1989 yılında yaş haddinden emekli oldu. 14 Haziran 1992’de terhis tezkeresini alıp, ebedî âleme intikal etti. Allah Rahmet etsin… Âmin.
Tanışmamız
Mazlumların ve masumların Avukatı Bekir Berk mazlumların ve masumların Avukatı Bekir Berk Ağabeyi Ankara’da talebeyken; kaldığımız dersaneye sık sık geldiğinden dolayı görebiliyor, çalışma tarzını, iş disiplinini yakinen şahid oluyorduk. Birkaç kere bizim kaldığımız dersanede çalışmış hazırlanmıştı.
Kendisine bir oda tahsis ederdik, saatlerce daktilosu ile çalıştığını hatırlıyorum. Ertesi gün gireceği mahkemelere hazırlanıyordu. Çok titiz, çok düzenli ve en küçük ayrıntıları bile ihmal etmeden hazırlanıyordu.
Mahkemelere İştirakimiz
Katıldığı mahkemelere temiz kıyafetlerle dinleyici olarak bizim de iştirak etmemizi isterdi. Biz de katılırdık. Sadece; “Allah’ı ve iman hakîkatlarını anlatan “Nur Risaleleri”ni okudukları için hapse atılan, ceplerinde çakı bile taşımayan, asayişi bozucu hiçbir eylemleri olmayan, sâf, mâsum ve vatanlarını çok seven bu insanları; mahkemelerin, soğuk, resmî, katı suratlı salonlarında görünce çok üzülür ve sessizce ağlardık.
Fakat! Bu itilmiş-kakılmış, sahipsiz, hâmisiz gibi görünen ve bu kasâvetli mahkeme salonlarına getirilen garip insanların yanında birden cüppeli bir zat beliriverir; rahat ve neticeden emin hareketlerle çantasını açar, dosya, belge ve dokümanlarını masasına yerleştirir; sanki kendi evindeymiş de, mahkeme heyeti misafirmiş gibi salona birden hâkim oluverir; müthiş bir vukûfiyet, bilgi ve hitabe ile kasâveti tam tersine çeviriverirdi.
Çoğu zaman yumuşak bir dille; öğretici, eğitici Risale-i Nurların maksat ve mâhiyetini açıklar mahiyette müdafaalar yapar. Bazen de yeri göğü inleterek (eğer savcı zalimce ithamlarda bulunuyorsa) şiddetli ve hiddetli ihtarlar yaparak savunmasını yapardı. Bizler de bu sefer sevinçten ağlardık. Mahkemeyi daha munis görmeye başlardık, rahatlardık. Böyle bir ağabeyimiz bulunduğundan dolayı iftihar eder, sanki kendimiz savunma yapmışız gibi mes’ud olurduk.
Efsanevi Avukat
Kar yağdığında kızakla, yol kapandığında eşekle, bisikletle gidiyor.. illâ mahkemelere yetişiyordu. Bekir Ağabey bu şekilde; yüzlerce, binlerce mahkemeye yetişiyordu. Tabir caizse efsanevî bir avukattı. Her türlü zahmet ve zorluklara rağmen Türkiye’nin her yerine, her Nur davasına yetişiyordu.
Kar yağdığında kızakla, yol kapandığında eşekle, bisikletle gittiğini duyuyorduk. Ama son anda bile olsa, nefes nefese bile olsa mahkeme salonlarında beliriveriyordu, Allah’ın lûtfuyla muhakkak yetişiyordu. 60’lı yıllarda, 70’li yılların başında o kadar çok nur davası açılıyordu ki, Bekir Ağabey bazen saat farkıyla birinden öbürüne yetişiyordu. Müdafaalarını hiçbir taviz vermeden, “okumuyoruz, okumayacağız” demeden, dedirtmeden; bil’akis “Âhiret hayatımızı kurtaran Nur Risale’lerini okuyoruz ve okuyacağız” diye savunarak hep beraatlar alıyordu. Binlerce kere beraat aldı. Âdeta Üstad’ımızın “Seni bana Allah gönderdi” iltifatına mazhar oluyordu.
Sungur ağabeyin sözü
O zamanlarda bir sohbette Sungur Ağabeyin “Bir kere bile olsa o mahkemelerde, Bekir Bey gibi, Risale-i Nurların hakkaniyetini haykırmak çok büyük bir hizmettir.” Sözünü hatırlıyorum. Ona binlerce kere haykırmak nasip olmuştu.
Bekir Berk’in Edebi
Karabük’lü “Süleyman Aslan” Ağabeyden dinlemiş ve şöyle bir not almıştım. “Ben edebi Bekir Ağabeyde gördüm, şöyle ki: Üstad Hazretlerinin Ankara’ya gelişlerinde karşılayanlar arasında ben de vardım. Üstad arabada oturuyordu. Bizler ayakta beklerken, Bekir Ağabey hürmet icabı dizleri üstünde Üstad’a bakıyor; Üstad arabada öteki tarafa baksa, Bekir ağabey dizleri üstünde yürüyerek hemen o tarafa geçiyor; Üstadımız yine başını çevirse, Bekir ağabey tekrar dizleri üstünde Üstadın baktığı yöne geçiyordu.”
Yine Süleyman Aslan Ağabey anlatıyor : “Ankara Davasında (1958) Bekir Berk Abi, Tahsin Tola’nın evinin balkonunda herkesi topladı. Tek tek herkese sordu, bu müdafaaya nasıl hazırlanalım diye… Üstadımızın yaptığı müdafaalar gibi Risale-i Nur’un davasının müdafaası yapılacaktı.
Elhamdülillah neticede beraat alındı
Bekir ağabeyin veciz duası
1971 İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi memleket çapında bir heyecan uyandırmıştı. Artık bu dava belki de Risale-i Nur’un son büyük davasıydı. O senelerde Ankara’da talebeydim. İzmir’e geldikçe hapisteki ağabeyleri ziyaret teşebbüsünde bulunuyor, fakat bir türlü izin vermiyorlardı. Ben de Mahkemenin bütün safahatını, resimleriyle beraber “Yeni Asya” gazetesinden günü birlik kesip dosyaladım. Sonradan kitap haline getirilen bu müdafaalar kalın bir klasör haline gelmişti.
Mahkeme nihayete erip yani çoğu beraat edip, bir kısmı da tahliye edildikten sonra, 1972 senesi Mayıs ayında Bekir Ağabey Ankara’ya kaldığım dershaneye geldi. Kendilerine dosyayı gösterdiğimde; o kadar duygulandı ve o kadar memnun oldu ki; hemen kalemini çıkarıp ilk sayfasına şu duayı yazdı: Yâ Rabbi! İstihdam buyurduğun hizmetler için kâinattaki zerrat adedince sana hamd-ü senalar olsun. Allahım, sen beni ayıplardan koru, ayıplarımı setreyle, ihlas ile hizmetlerinde istihdam buyur, hüsn-ü hâtime bahşeyle, şehadet nasip eyle. Bana hüsn-ü zan edenlerin hüsn-ü zannına lâyık eyle ve onlardan razı ol. Cümlemizi hıfzınla hıfzeyle.
Cidde’den mektupları
Bekir Berk Ağabeye Cidde’de iken mektuplar yazdım. Her seferinde cevap vermek lûtfunda bulundular. Hatta fotoğraflarını gönderdiler. Hâlâ sakladığım bu mektuplarının birinde, oradaki yaşayış tarzını şöyle hülâsa ediyordu:
Ben içe dönük bir hayat yaşıyorum. Evden radyoya, radyodan eve, çarşıya, her Cum’a Mekke-i Mükerreme’ye ve hafta arasında bir iki defa Mekke-i Mükerreme’ye gidiyorum. Bunun dışında postahaneye, bir iki arkadaşın evine ve iki günlük tatil olduğu zaman ise Medine-i Münevvere’ye gidiyorum. Allaha iltica ve hicret etmiş olan
Kardeşiniz Bekir Berk. Cidde
3 Kasım 2009: 14:33 #759470Anonim
Nurun Avukatı Bekir Berk’in Nurun Kahramanı Zübeyir Gündüzalp için yazmış olduğu yazıyı da aşağıda yayınlıyoruz ki bir parça Bekir Berkin maneviyatının yüksekliğinden haberdar ve nasibe dar olalım.
Büyük Adam Kimdir?
Ahirete bir büyük adam göçtü. Kimdir bu zat? Onun kim olduğunu söylemeden önce, bir başka sorunun cevabını vermek gerekiyor. ”Büyük adam kimdir? Kime büyük adam derler?”
”Büyük adam, orduları yenmiş, ülkeleri fethetmiş adam mıdır?”
”Hayır.”
”Büyük adam, çok alkışlanan adam mıdır?”
”Hayır.”
”Büyük adam, çok yüksek makam ve rütbelere çıkmış adam mıdır?”
”Hayır.”
”Büyük adam, çok şeyler yıkan veya yapabilen adam mıdır?”
”Hayır.”
”Büyük adam, tarihlere geçmiş veya geçebilecek adam mıdır?”
”Hayır.”
”Büyük adam, adına anma toplantıları yapılan adam mıdır?”
”Hayır.”
”Ve nihayet büyük adam, herkes tarafından büyük tanınan, büyük sanılan, büyük gösterilen veya büyüktür diye ilan edilen adam mıdır?”
”Hayır.”
Ya öyle ise, kimdir büyük adam?
Büyük adam, yaratılış gayesini bir an hatırından çıkarmayan, bu hedefe doğru yürüyen ve bu hedeften hiç bir zaman şaşmayan ve ayrılmayan adamdır.
Büyük adam, her harekâtının, her an zapt edildiğini bir an dahi aklından çıkarmayarak, her anının hesabını vereceğinin dikkat ve şuuru ile ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râcîûn’ hakikatinin idrâki içinde bulunan adamdır.
Büyük adam, Allah’ın rızasından başka hiç bir şeyi gaye edinmemiş ve nefsine; ‘Ey nefis takvâ ve amel-i sâlih ile Hâlikını râzı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur. O kâfidir. Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirse iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlarda senin gibi âciz kullardır’ diyebilen ve o esasa riâyet edebilen kişidir.
Büyük adam, dâvası büyük olan adamdır.
Büyük adam, himmeti büyük olan adamdır.
Büyük adam, hedefi büyük olan adamdır.
Büyük adam, nefsi emaresini yenmiş adamdır.
Büyük adam, dünyaya, menfaate, şöhrete, mala, paraya, makama ve nefsine esir olmayan adamdır.
Büyük adam, meşru lezzetleri dahi dâvası uğruna terk eden adamdır.
Büyük adam, şeytanına ‘Eyne’l-mefer’ dedirten adamdır.
Büyük adam, darağaçlarına, zindanlara, kurşunlara, tehditlere ve tehlikelerin her türlüsüne meydan okuyan, pabuç bırakmayan adamdır.
Büyük adam, şehitlik makam rütbesinin üstünde makam ve rütbe tanımayan adamdır.
Büyük adam, büyüklük dâvâsı olmayan adamdır.
Ve nihayet büyük adam, bütün küçüklüklerden sıyrılmasını bilmiş ve bütün büyüklükleri şahsında cem’etmiş adamdır.
Bekir Berk (R.Aleyh)
(Büyük Adam Kimdir? Yazısı Mega Basım tarafından 2003 yılında yayınlanan Bir DAVA ADAMI’nın Notları isimli kitaptan alınmıştır.)
Allah onu garîk-i rahmet eylesin; Nur içinde yatsın; Cennetü’l-Firdevsine kabul buyursun, Peygamber-i Zîşânın ve Büyük Üstadın âğuş-u nazdârânesinde mes’ûd eylesin ve himmetini bu aciz ve günahkâr kardeşlerinin üzerinden eksik eylemesin. Âmin…
3 Kasım 2009: 14:44 #759471Anonim
Allah razı olsun .
4 Kasım 2009: 00:58 #759528Anonim
rabbim ebeden razı olsun
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.