- Bu konu 7 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Temmuz 2012: 13:13 #677797
Anonim
Birkaç defa beraat kazanan Risale-i Nur’un bir kaç vilayette haksız müsaderesine dair, Nur’un yüksek bir talebesinin mahkemesindeki müdafaasından bir parçadır.
(Bu müdafaa, bir takriz olarak buraya ilhakı münasip görülerek derc edilmiştir.)
Diyarbakır Sulh Ceza Mahkemesi Yüksek Makamına,
Mahkeme-i âdilenizin huzuruna çıkmaktan fevkalâde memnunum.Âdil mahkemeler; Kâinat Hâlıkının Hak isminin, Âdil isminin ve daha çok esmâ-i İlâhiyenin tecellîgâhıdır. Hak nâmına hükmeden, Âdil-i Mutlak hesabına adalet eden ve hakikî, İslâmî bir adâlet olan kürsî-i muallâ ne yüksektir, ne mübecceldir! Hak tanımaz mağrur zâlimleri huzurunda ser-füru ettiren, haksızları hakkı teslime icbar eden âdil mahkemeler, en yüksek tebcile ve en âli ihtirama sezâdırlar.
Zulüm ve gadr ile hukuku ihlâl edilmiş, haysiyet ve şerefi pâyimal edilmiş mazlumların, huzurunda ahz-ı mevki ile tazallum-u hâl eden bîçarelerin şu dünya-yı fânide ihkak-ı hak için mesned-i re’sleri, mahkemelerdir. Şu halde, ne şeref-bahş bir taht-ı âlîdir ki; mazlûmlara melce’ ve penah, zalimlere de hüsran ve tebah oluyor.
İnsanların ebrarını da, eşrarını da cem’ eden huzur-u mehâkim, öyle korkulacak bir yer değildir. Belki muhabbete, hürmete lâyıktır.
Sultanlarla köleleri, asilzadelerle âhâd-ı nâsı müsavi tutan şu makam, saltanattan da mübecceldir. Hususuyla, bütün âlem-i insaniyete devirlerin, asırların akı-şı
[TABLE]
[TR]
[TD]Diyarbakır: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Hak: doğru ve gerçek olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]ahz-ı mevki: yer edinme, makam kazanma [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asilzâde: soylu [/TD]
[TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
[TD]cem’ etme: bir araya getirme, toplama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derc etmek: içine koymak, yerleştirmek[/TD]
[TD]dünya-yı fani: geçici ve ölümlü dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebrar: iyi insanlar[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşrar: şerli ve kötü kimseler[/TD]
[TD]fevkalâde: olağanüstü, çok güzel [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gadr: zulüm, acımasızlık [/TD]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyet: itibar, özellik[/TD]
[TD]huzur-u mehâkim: mahkemelerin önünde durma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hürmet: saygı[/TD]
[TD]hüsran: zarar, ziyan, kayıp [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icbar: mecbur etme, zorlama[/TD]
[TD]ihkak-ı hak: hak sahibine hakkını verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak[/TD]
[TD]ihtiram: saygı gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhak: eklemek, ilâve etmek[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kürsî-i muallâ: yüce taht, saygı değer makam [/TD]
[TD]mahkeme-i âdile: âdil mahkeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
[TD]mağrur: gururlu, kendini beğenmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melce: sığınak[/TD]
[TD]mesned-i re’s: başvurma yeri, müracaat makamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[TD]mübeccel: tâzim ve hürmet gösterilen [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâsip: uygun, denk[/TD]
[TD]müsavi: eşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsâdere: el koyma, toplattırma [/TD]
[TD]penah: sığınak, dayanak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pâyimâl edilme: ayak altında alınma, çiğnenme [/TD]
[TD]saltanat: sultanlık makamı, egemenlik, hâkimiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ser-füru: baş eğme, söz dinleme, itaat etme[/TD]
[TD]sezâ: lâyık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taht-ı âlî: yüce taht; büyük makam[/TD]
[TD]takriz: birşeyi veya bir eseri beğendiğini söyleme ve bu gayeyle yazılan yazı [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazallum-u hâl: mazlum olduklarını anlatmak, zulme uğradıklarını şikâyet etmek[/TD]
[TD]tebah: harap yer, yıkıntı, yıkılmış [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebcil: yüceltme, saygı gösterme[/TD]
[TD]tecellîgâh: yansıma ve görünme yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vilayet: il[/TD]
[TD]zâlim: zulmeden, zulüm yapan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdil: adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah[/TD]
[TD]Âdil-i Mutlak: sınırsız adâlet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhâd-ı nâs: sıradan insanlar, herhangi bir insan[/TD]
[TD]âlem-i insaniyet: insanlık âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlî: yüce, yüksek [/TD]
[TD]şeref: yükseklik, yücelik, büyüklük [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeref-bahş: şeref veren[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:17 #805824Anonim
boyunca adâlet dersini veren İslâm mahkemeleri; akvâm-ı sâirenin engizisyonlarına mukabil, adâlet nûrunu bîçare beşerin kara sahifesine haşmetle aksettirmiştir. Adliye ve adâlet tarihimiz, bunun binlerle misâline şahittir.Ezcümle; bu mübarek, adâletli mahkemenin huzurunda iftiharla arz etmek isterim ki; meşhur İslâm seyyahı ve tarihçisi Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde diyor ki: “İlk İstanbul kadısı (hâkimi) olan Hızır Bey Çelebi’nin huzurunda, Haşmetli Padişah Fâtih ile bir Rum mimarı arasında şöyle bir muhakeme cereyan eder:
Büyük bir âbidenin inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Fâtih, bir Rum mimarına teslim eder. Mimar da, Fâtih’in arzusunun hilâfına olarak, bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Fâtih, cezaen, Rum mimarının elini kestirir. Rum mimarı da, Fâtih aleyhine dâvâ açar. Bunun üzerine mahkemeye celp edilen Büyük Padişah, baş köşeye geçmek istemiş. Birdenbire, hâkimin şu ihtarıyla karşılaşmış:
“Oturma beyim! Hasmınla mürafaa-i şer’î olacaksın; ayakta beraber dur!”Hızır Bey Çelebi; bu koca şanlı Padişah-ı maznûna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
Fakat, mimar kısası istemediği için, Büyük Fâtih, günde on altın tazminata mahkûm olur ve hattâ kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altına çıkarır.
İslâm mahkemesinin adâletinin şanlı misallerinden biri olan şu misal, bize en haşmetli hükümdarlarla en âciz fertlerin huzûr-u mehâkimde müsavî olduğunu gösteriyor.
İşte ben de bugün, Fâtih kadar şanlı, kahraman İslâm hâkimi Hızır Bey Çelebi’nin makamının mümessili olan ve hakikî adâlet-i Kur’âniyeyi esas tutan bir makamın yerinde bulunan bir mahkemenin huzurunda bulunuyorum. Bütün kalbimi huzur ve sürura kalbeden memnuniyetim budur.
[TABLE]
[TR]
[TD]Engizisyon: 16. ve 17. yüzyılda Hıristiyan Katolik mezhebinden ayrılan veya papaya karşı gelen kimselere karşı, arslana parçalatma, ateşte yakma gibi cezalar uygulayan mahkeme[/TD]
[TD]Evliya Çelebi: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fâtih: (bk. bilgiler – Fatih Sultan Mehmet)[/TD]
[TD]Haşmetli Padişah Fâtih: (bk. bilgiler – Fatih Sultan Mehmed)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hızır Bey Çelebi: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Padişah-ı maznûn: sanık konumunda bulunan Padişah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rum: Rum milletinden olan[/TD]
[TD]Seyahatnâme: (bk. bilgiler – Evliya Çelebi)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi[/TD]
[TD]aksettirme: yansıtma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akvâm-ı saire: diğer kavimler, milletler[/TD]
[TD]arz etmek: söylemek, ifade etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arşın: yaklaşık 68 cm’lik bir ölçü birimi[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bîçare: çaresiz, zavallı[/TD]
[TD]celp etme: çekme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
[TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fert: birey[/TD]
[TD]hakiki adalet-i Kur’âniye: Kur’ân’ın gerçek ve doğru adaleti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasım: düşman[/TD]
[TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâf: ters, zıt[/TD]
[TD]huzur-u mehâkim: mahkemelerin önüne gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: yargıç, kadı[/TD]
[TD]iftihar: övünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, uyarma, ikaz[/TD]
[TD]inşa: yapma, vücuda getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalbetme: dönüştürme, çevirme[/TD]
[TD]kısas: suçluyu, işlediği suçun aynıyla, misliyle cezalandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahkûm olma: hüküm giyme, hakkında hükmedilme[/TD]
[TD]misal: örnek, benzer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabil: karşılık [/TD]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümessil: temsilci[/TD]
[TD]mürafaa-i şer’î olma: şer’î mahkemede yargılanma, duruşma kurallarına uygun hareket etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsavî: eşit, denk[/TD]
[TD]seyyah: gezginci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sürur: mutluluk, sevinç[/TD]
[TD]tazminât: maddî veya mânevî zarara karşılık ödetilen maddî bedel, mal [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi: bağlı olma, uyma[/TD]
[TD]âbide: tapınak, ibadet edilecek yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
[TD]İstanbul: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahit: tanık, delil[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:24 #805826Anonim
Kahraman ecdadımızın bu kadar ulviyetinin sırrı; kalblerinde Allah korkusunun mevcudiyetiyle, Kur’ân nurunun ve nihayetsiz feyzinin ruhlarında yerleşmiş olması ve kudsî hakaika karşı sonsuz ve nihayetsiz derecede merbutiyetleridir. O mübarek ecdattan bize tevarüs eden, Allah ve Kur’ân için akıttıkları kudsî kanlarının hâlen eserleri bulunan bu yurtta ve aziz canlarını feda ettikleri şu memlekette: “Kur’ân’ın kudsî hakikatlarına hizmet ediyor, Kur’ân’ın tefsirini okuyor, evinde bulunduruyor” kaydıyla mahkemenin huzuruna sevk edildim.Evet muhakememiz şahsımla alâkadar olmaktan ziyade, Risale-i Nur’un muhakemesidir. Risale-i Nur ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın semavî ve kudsî hakaikının tereşşuhatı olmak hasebiyle, o yüksek eserlerdeki kıymet, doğrudan doğruya Kur’ân’a âittir. Şu halde, muhakeme de Kur’ân’ın muhakemesidir. Ehl‑i Tevhid’in kitabı olan Kelamullah bütün âyât ve beyyinatıyla Hâlık-ı kâinatın vahdaniyetini ve ehadiyetini ilân ediyor.
Kur’ân’ın ehl-i ukûlü hayrette bırakan i’câzı, belâgat ve fesahati, nihayet derecedeki yüksek üslûbu, selâset-i beyanı, elhasıl sonsuz bedayi’ ve camiiyeti ile ins ve cinnin kıyamete kadar gelecek ihtiyacâtına ekmeliyetle kâfi gelmesi, dünya ve âhiret saadetinin rehberi bulunması ve bütün asırlardaki tabakat-ı beşere hitap etmesi ve kâinat Hâlıkının marziyatını kullarına bildirecek âyât ve beyyinatı tefsir ve izah edecek mütehassıs ehl-i ilmin bulunması zaruretine binaen her asırda gelen binler müdakkik ehl-i ilim, yüz binlerle Kur’ân tefsirlerini meydana getirmişler; bütün asırları Kur’ân’ın nuruyla ışıklandırmışlardır.
İşte Risale-i Nur da; bu asırda Kur’ân’ın feyziyle vücut bulan, beşerin tekemmülâtına uygun olarak Kur’ân’ın gösterdiği mu’cizeli hakikatların, bu tekâmül
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Kâinat: bütün âlemleri yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kelâmullah: Allah’ın kelamı, Kur’ân[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aziz: çok değerli, izzetli, saygın[/TD]
[TD]bedayi’: harika özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâğat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme[/TD]
[TD]beyyinât: mu’cizeli açık âyetler, deliller [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]camiiyet: kapsayıcılık[/TD]
[TD]ecdad: dedeler, atalar, cedler [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[TD]ehl-i ilim: âlimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tevhid: Allah’ın birliğine ve her şeyin Ondan geldiğine iman edenler[/TD]
[TD]ehl-i ukûl: akıllılar, akıl sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekmeliyet: en mükemmel bir şekilde[/TD]
[TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması[/TD]
[TD]feyz: ilim bolluğu, ihsan, bereket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: gerçek mahiyetler, esaslar[/TD]
[TD]hasebiyle: dolayısıyla, itibariyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap: konuşma[/TD]
[TD]ins ve cin: insanlar ve cinler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]i’câz: mu’cizelik; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak[/TD]
[TD]kudsî hakaik: kutsal hakikatler, esaslar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[TD]marziyât: Allah’ın razı olduğu şeyler, fiil ve hareketler [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merbûtiyet: bağlı olma, bağlılık [/TD]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhakeme: mahkeme etme, yargılama[/TD]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdakkik: dikkatli bir şekilde araştıran [/TD]
[TD]mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]selâset-i beyân: ifade ve anlatımdaki akıcılık [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî[/TD]
[TD]sevk edilme: gönderilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat-ı beşer: insan tabakaları, sınıfları [/TD]
[TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekemmülât: olgunlaşmalar[/TD]
[TD]tekâmül: ilerleme, olgunlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereşşuhat: sızıntılar[/TD]
[TD]tevârüs etme: birbirinden miras alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulviyet: yücelik, yükseklik[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve tek oluşu, ortağının bulunmayışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaruret: zorunluluk, gereklilik[/TD]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[TD]âyât: âyetler, delliler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üslûp: ifade ve söyleyiş tarzı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:26 #805827Anonim
ile sâha-yı fiile konulduğunu bildiren ve asrın idrakine hitap eden gayet kudsî bir tefsirdir. Kur’ân baştanbaşa Tevhid-i İlâhîyi ilân ediyor. Risale-i Nur da, İman-ı Billâh’ı gösteren ve hakaik-ı imaniyeyi ders veren âyetleri tefsir ediyor.İşte muhakemenin asıl mevzuu budur.
Otuz seneden beri gizli din düşmanlarının, komünistlerin ve masonların tahrikâtiyle Risale-i Nur şâkirdleri, birçok mahkemelere sevkedilmişler. Âdil mahkemeler de, o hâin, gizli din ve Kur’ân düşmanlarının ettikleri iftiraları inceden inceye tetkik etmişler, “Bunlarda bir suç yok; kitaplar ise, faideli kitaplardır” diyerek, çok mahkemeler beraatla neticelenmişlerdir.
Temyiz mahkemesi de, üç defa mahkemelerin beraat kararını tasdik etmiş. Hüküm kaziye-i muhkeme haline geldiği halde, memleketi umumî bir dinsizliğe sürüklemek için perde arkasındaki din düşmanları; faaliyetlerini mütemadiyen tazelemişler, sükûn ve âsâyişe pek çok muhtaç olan memleketimizi bu cihetten zaafa uğratmak için adliyeleri, mahkemeleri daima hâinâne tertiplerle meşgul etmişlerdir.
Evvelce şifahen dahi arz ettiğim vecihle; Selef-i Salihîn’in bıraktığı kudsî tefsirler iki kısımdır: Bir kısmı, ahkâma dâir tefsirlerdir. Diğer bir kısmı da, âyât-ı Kur’âniyenin hikmetlerini ve iman hakikatlarını tefsir ve izah ederler. Selef-i Sâlihînin bu türlü tefsirleri çoktur. Hususan Gavs-ı Âzam Şâh-ı Geylânî, İmam-ı Gazalî, Muhyiddîn-i Arabî, İmam-ı Rabbanî gibi zevat-ı kiramın eserleri, bu kısım tefsirlerdir. Bilhassa Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretlerinin Mesnevî-i Şerifi de bu tarz bir nevi manevî tefsirdir. İşte Risale-i Nur, bu tarz tefsîrlerin en yükseği, en mümtazı ve en müstesnâsıdır. İşte mâdem bu tarz tefsirler mütedavildir, kimse ilişmiyor, Risale-i Nur’a da ilişmemek lâzımdır. İlişenler, Kur’ân’a ve ecdada düşmanlıklarından ilişirler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Gavs-ı Âzam Şâh-ı Geylânî: (bk. bilgiler – Abdülkadir-i Geylânî)[/TD]
[TD]Mesnevî-i Şerif: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Muhyiddîn-i Arabî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Selef-i Salihîn: ilk devir İslâm büyükleri; Allah’ın isim ve sıfatlarını âyet ve hadislerde geldiği gibi kabul eden ve tevil cihetine gitmeyen Müslümanlar, Sahabe ve Tabiin gibi[/TD]
[TD]ahkâm: hükümler, esaslar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz etme: sunma[/TD]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması [/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]daima: sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecdad: atalar, cedler[/TD]
[TD]hakaik-ı imaniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[TD]hikmet: sır, incelik; fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap: konuşma[/TD]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâin: hıyanet, kötülük eden[/TD]
[TD]hâinâne: hâince, sinsice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idrâk: anlayış, kavrayış[/TD]
[TD]iftira: yalan yere birisini suçlu göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman etme[/TD]
[TD]izah: açıklama [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaziye-i muhkeme: kesinleşmiş hüküm, bir daha bozulamayacak karar[/TD]
[TD]komünist: (bk. bilgiler – Komünizm)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]mason: (bk. bilgiler – Masonluk)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzu: konu[/TD]
[TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
[TD]mütedâvil: elden ele dolaşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevkedilme: gönderilme[/TD]
[TD]sâha-yı fiil: uygulama alanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sükûn: huzurlu ve sessiz ortam[/TD]
[TD]tahrikât: tahrik etmeler, kışkırtmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
[TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temyiz mahkemesi: bir alt mahkemenin karar vermiş olduğu bir davayı tekrar görmeye yetkili olan üst mahkeme[/TD]
[TD]tertip: hile, dolap vs. düzenleme, plânlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetkik: inceleme, araştırma [/TD]
[TD]tevhid-i İlâhî: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel[/TD]
[TD]vecih: şekil, tarz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
[TD]zevat-ı kiram: muhterem ve değerli zâtlar, büyük şahsiyetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdil: adaletli[/TD]
[TD]âsâyiş: güven, emniyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin âyetleri[/TD]
[TD]İmam-ı Gazalî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-ı Rabbanî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]şifahen: sözlü olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâkirt: talebe[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:26 #805828Anonim
Risale-i Nur, erkân-ı imaniyeyi ve âyât-ı Kur’âniyeyi tefsir ederek öyle bir tarzda beyan eder ki; hiç bir münkir, hiç bir dinsiz, o hakikatları inkâr edemez. Hem riyazî bir katiyetle ispat eder, göze gösterir, aklı doyurur, letâifi kandırır; artık hiç bir imanî ve Kur’ânî hakikatı inkâra mecal kalmaz. Bundan dolayıdır ki; dinsizler, komünistler, bu memlekette Risale-i Nur varken mel’unâne fikirlerini sâha-yı tatbike koyamadıklarından ve bir manevî bekçi gibi Risale-i Nur daima karşılarına çıktığından, Risale-i Nur’un her vecihle neşrine sed çekmeyi gaye edinmişlerdir.Risale-i Nur, tahkikî iman dersleri verir. Şâkirdlerini her türlü fenalıktan alıkoyar. Kalblere doğruluk aşılar. Onu hakkıyla anlayan artık fenalık yapamaz. Onun içindir ki, bugün memleketin her tarafındaki Risale-i Nur talebeleri, asâyişin manevî muhafızı hükmündedirler. Şimdiye kadar hiç bir hakikî Nur talebesinde âsâyişe münafi bir hareket görülmemiş, âdeta Nur talebeleri zabıtanın manevî yardımcısı olmuşlardır. Risale-i Nur talebelerinin rıza-i İlâhîden başka, a’mâl-i uhreviyeye müteveccih olmaktan gayri düşünceleri yoktur. Şu halde, Risale-i Nur’a garazkâr tertipler hazırlayanlar, perde arkasındaki malûm din düşmanlarından başka kimse değildir.
Yukarıdaki mâruzatımızda birçok mahkemelerin beraat kararlarının mevcudiyetini arz etmiştim. Elde edebildiğim tarih ve numaralarını beyan ederek, o âdil ve yüksek mahkemelere milyonlar Nûr Şâkirdleri nâmına minnettarlığımızı bildirmek isterim. Umum Risalelerin beraat ve iadesi hakkında Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15/Haziran/1944 tarihli beraat kararıyla, İstanbul Eminönü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1953 tarih ve 1951/137 esas ve 27/952 kararıyla ki; geçen celsede Sebilü’r-Reşad Gazetesi’nin takdim ettiğim nüshasında bildirilen beraat kararıdır. Ayrıca mahkeme-i âlinize sûret-i mahsusada arz ve takdim ettiğim Asâ-yı Mûsâ dahil umum Risale-i Nur Külliyatının Mersin Ağır Ceza Mahkemesinin 17/1954 esas 421/954 karar ve 9/4/954 tarihli beraat kararının mevcudiyetleri;
[TABLE]
[TR]
[TD]Asâ-yı Musa: Risale-i Nur Külliyatından bir eser[/TD]
[TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Eminönü: (bk .bilgiler)[/TD]
[TD]Mersin: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nûr Şâkirdi: Risale-i Nur talebesi[/TD]
[TD]Sebilü’r-Reşad Gazetesi: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz etme: sunma[/TD]
[TD]asâyiş: emniyet, güvenlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]a’mâl-i uhreviye: âhirete ait ameller, işler, fiiller[/TD]
[TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]celse: oturum, duruşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanî rükünler, imanın temel esasları[/TD]
[TD]fenalık: çirkinlik, kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]garazkâr: kötü niyet sahibi, art niyetli[/TD]
[TD]gayri: başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[TD]katiyet: kesinlik, şüphesizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]komünist: (bk. bilgiler – Komünizm)[/TD]
[TD]külliyat: takım eserler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif: insandaki ince duygular[/TD]
[TD]mahkeme-i âli: yüce, yüksek mahkeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[TD]mecal: yer, alan, saha[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mel’unâne: lânetlenmiş[/TD]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]minnettarlık: şükran duymak, teşekkür etmek[/TD]
[TD]muhafız: koruma, bekçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: mânâya ait, maddî olmayan[/TD]
[TD]mâruzât: arzedilen şeyler, takdim edilenler [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkir: inanmayan, inkâr eden[/TD]
[TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteveccih: yönelik, yönelmiş[/TD]
[TD]neşr: yayma, duyurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nüsha: kopya[/TD]
[TD]risale: Risale-i Nur’dan her bir bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâzî: hesap ve hendeseye dair; matematiksel [/TD]
[TD]rıza-i İlâhî: Allah rızası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sed çekmek: engel olmak[/TD]
[TD]sâha-yı tatbik: uygulama sahası, alanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûret-i mahsusa: hususi, özel şekilde[/TD]
[TD]tahkikî: doğruluğunu araştırarak, araştırmaya dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdim: sunma[/TD]
[TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tertip: hile, dolap vs. düzenleme, plânlama[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön, tarz[/TD]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin âyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İstanbul: (bk .bilgiler)[/TD]
[TD]şâkird: talebe, öğrenci[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:28 #805829Anonim
mahkemelerin temininde olarak hiç bir elin Risale-i Nur’a ilişmemesini tazammun ettiği halde, mestur düşmanların hainâne faaliyetleriyle bu sefer de tahsisen Asâ-yı Mûsa kastedilerek âdil ve yüksek mahkemeye gelmiş bulunuyoruz.Risale-i Nur, İman-ı Billah ile Tevhid’i; en yüksek derecede, aynelyakîn ve hakkalyakîn bir sûrette göze gösterip bütün letâifi âzamî derecede doyurmasıyla imanı taklidden kurtarıp, derece-i tahkike yükseltir. Asâ-yı Mûsa’da ise, bu ulvî ve kudsî iman dersi, en parlak bir sûrette, hem görülmemiş ihtişam ile ispat edildiğinden, yüz otuz cilde yaklaşan Risale-i Nur tefsirinin âdeta hülâsası hükmündedir.
Bütün semavî kitapların ve bütün peygamberlerin en büyük dâvâsı, Hâlık-ı Kâinatın ulûhiyet ve vahdaniyetini ilândır. Kur’ân, baştanbaşa Tevhid’i gösterir. İşte Asâ-yı Mûsa da; Müslümanlara ve umum beşeriyete Cenâb-ı Hakkın birliğini ve delâil-i vahdaniyetini güneş gibi göstermesinden, en büyük bir mütefekkir ile bir dinsizi ve bir feylesofu hakaik-ı imaniyeyi tasdike mecbur ettiği gibi, en âmî bir adamın da en yüksek hakikatları, en büyük bir suhûletle anlamasını temin eden, tevhidi gösteren, âyât-ı Kur’âniyenin en kudsî bir tefsiridir.
Aynen ismi gibidir. Nasıl ki Mûsa Aleyhisselâm, elindeki asâsıyla kara taşlardan, çorak vadilerden, ateş fışkıran çöllerden âb-ı hayatı fışkırttığı gibi, Asâ-yı Mûsa da, vahdaniyet-i İlâhiyeyi ispat etmesiyle dünya ve âhiret âlemlerini ziyadar edecek Tevhid nurlarını fışkırtıyor; taş gibi kalpleri, mum gibi eritiyor; şevki ile gönülleri teshir ediyor.
Hem mâdem mahkemelerin beraatı mevcut ve vicdan hürriyeti var ve hiçbir
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Asâ-yı Musa: Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Kâinat: evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Musa: [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[TD]asâ: baston, değnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
[TD]delâil-i vahdâniyet: Cenab-ı Allah’ın birliğinin delilleri, benzeri ve ortağının olmadığına dair deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i tahkik: araştırma ve her şeyin gerçek yüzünü ortaya çıkarma derecesi[/TD]
[TD]faaliyet: çalışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]filozof: felsefe ile uğraşan, felsefeci [/TD]
[TD]hainâne: haince, sinsice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-ı imaniye: iman hakikatleri[/TD]
[TD]hakkalyakin: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[TD]hürriyet: serbestlik, özgürlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtişam: haşmetlilik; heybetlilik [/TD]
[TD]iman-ı billah: Allah’a iman etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: kutsal[/TD]
[TD]letâif: insandaki ince duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mestur: gizli, örtülü[/TD]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var olan, varlık[/TD]
[TD]mütefekkir: aydın, düşünür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefer: yolculuk [/TD]
[TD]semâvî: vahye dayanan, Allah tarafından olan, İlâhî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhûlet: kolaylık[/TD]
[TD]tahsisen: özel olarak, hasseten, bir kişiye veya bir şeye ait kılarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
[TD]tazammun: kapsama, içine alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
[TD]temin: garanti etme, güvence verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teshir etme: emri altına verme[/TD]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]ulûhiyet: Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz olması, ortağının bulunmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı[/TD]
[TD]vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyadar: ışıklı, parlak[/TD]
[TD]âb-ı hayat: hayat suyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdil: adaletli[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmî: cahil[/TD]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin âyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzamî: en büyük, en çok[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:28 #805830Anonim
memlekette ilim ile iştigal edenlere ilişilmiyor; şu halde, ûlum-u evvelîn ve âhirîni câmi olan Risale-i Nur’a da ilişilmemek lâzımdır.Risale-i Nur yurdun âsâyişine, sükûn ve selâmetine hizmet ettiğine delil; milyonlar talebelerinin hiçbirisinde bir vak’anın görülmemiş olmasıyla beraber, hepsinin de nâmuskârane faaliyetleriyle müstakim görülmeleridir. Risale-i Nur Külliyatı, Asâ-yı Mûsa ile birlikte kütüphane-i mesâimin harîminden alınması ile, her türlü suç unsurunun mevcudiyetini bizzat ref’eder. Zira her münevver adam, kütüphanesinde her nevi kitabı bulundurur, okur, tetkik eder. Mel’unâne fikirleri neşreden ve anarşistliği telkin eden kitaplar bile kütüphanelerde açıkça tetkike tâbidir.
Hülâsa: Risale-i Nur, Kur’ân’ın bu asırda en yüksek ve en kudsî bir tefsiridir. Hakikatları semavîdir, Kur’ânîdir. O halde Kur’ân okundukça, o da okunacaktır. Risale-i Nur, mücevherat-ı Kur’âniye hakikatlarının sergisidir, pazarıdır. Bu ulvî pazarda herkes istediği gibi ticaret yapar. Uhrevî, mânevî zenginliklere mazhariyeti temin eder.
Bu kadar maruzatımızla ifade etmek istedim ki: Maksadımız, imanımızı kurtarmaktır, imana hizmettir, Kur’ân’a hizmettir. Âhirete müteveccih olan bir hal ise, hiçbir günâ suç mevzuu olamaz. Mütemadiyen şikâyette bulunduğumuz o gizli din düşmanları, türlü türlü entrikalarla, tertiplerle, iz’açlarla bizleri bu kudsî vazifeden men’etmeye uğraşmaktadırlar. Bizler ise bu kudsî yolda Kur’ân ve iman için herşeyimizi fedâya seve seve hazırız.
Değil dünyevî ızdıraplar, cehennemî azaplar da verilse, bıçaklarla da doğransak, en müthiş ölümlere de maruz bırakılsak, asırlar boyunca milyonlar mübarek ecdadımızın feda-yı can ettikleri bu kudsî hakikata, bizim cânımız da feda olsun. Bir değil, bin ruhum da olsa, Kur’ân için, iman için hepsini feda etmeye her zaman hazırım!
[TABLE]
[TR]
[TD]Asâ-yı Mûsa: Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir eser[/TD]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azap: eziyet, sıkıntı[/TD]
[TD]bizzat: kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cami: içine alan, kapsayan[/TD]
[TD]cehennemî: cehennem gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
[TD]ecdad: atalar, cedler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]entrika: dalavere, dolap çevirme[/TD]
[TD]feda-yı can: canını feda etme, yolunda canını verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]günâ: tür, çeşit[/TD]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harîm: harem dairesi; herkesin giremeyeceği yer, dokunamayacağı şey[/TD]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iz’âç: sıkıntı verme, rahatsız etme[/TD]
[TD]iştigal: meşgul olma, uğraşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: yüce, kutsal[/TD]
[TD]kütüphâne-i mesâî: çalışma kütüphanesi, içinde çalışılan kütüphane[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maruz kalma: tesiri altında kalma, uğrama[/TD]
[TD]mazhariyet: erişme, nail olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mel’unâne: lanetlenmiş olarak[/TD]
[TD]men’etme: yasaklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[TD]mevzu: konu, bahis[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâruzât: arzedilen şeyler[/TD]
[TD]mücevherât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın içinde bulunan mânevî inciler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevver: aydın, düşünür[/TD]
[TD]müstakim: doğru yolda olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli[/TD]
[TD]müteveccih: yönelik, yönelmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]neşretme: yayma, duyurma, ilân etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâmuskârane: namuslu ve dürüst olarak[/TD]
[TD]ref etmek: kaldırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâmet: barış, güven[/TD]
[TD]semâvî: Allah tarafından olan, ilhamla olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sükûn: sakin ve huzurlu ortam[/TD]
[TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telkin: fikrini kabul ettirme, aşılama[/TD]
[TD]tertip: hile, dolap vs. çevirme, plânlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
[TD]tâbi: bağlı olma, uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
[TD]ulvî: yüksek, yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûm-u evvelîn ve âhirîn: geçmiş ve gelecek insanların sahip olduğu ilimler [/TD]
[TD]vak’a: hadise, olay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zira: çünkü[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâyiş: kanuna uygunluk, korkusuzluk, sulh, sükûn [/TD]
[TD]ızdırap: sıkıntı, aşırı elem[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:30 #805831Anonim
Şu aziz vatanın taşları, toprakları, âbideleri, kubbeleri, camileri, minareleri, mezar taşları, türbeleri; Kur’ân’ın tebliğ ettiği zemzeme-i Tevhidi haykırıyorlar. İman ve Kur’ân’ın ezelî nûrunu, atom zerratına kadar nüfuz edip ilân ettiği Tevhid hakikatını, hiç bir kuvvet bu vatanın ve bu milletin sîne-i pâkinden silemez.Muhterem mahkemenizden, yüksek adaletinizden; hakaik-ı Kur’âniyeyi ve vahdaniyet-i İlâhiyeyi haşmetle ilân eden ve tevhidi, âzamî derecede gösteren Risale-i Nur Külliyatının iadesine ve beraatına karar vermenizi rica ederim.
Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Arşı ferşe bağlayan Kelâmullah ile mâzi cânibindeki milyarlar ehl-i iman, evliya ve enbiya alâkadar oldukları gibi, Risale-i Nur mahkemesiyle de mânen alâkadardırlar. Çok ihtiyarlamış arzın, dörtyüz milyon Müslüman sekenesi, Risale-i Nur’un beraatına ve serbestiyetine ve intişarına muntazırdırlar.
Mâzi tarafından perde-i gayb arkasına çekilen mübarek ecdadımızın nûranî kafileleri, ulvî makamlarından Risale-i Nur mahkemesine mânen nâzırdırlar. Müstakbel cephesinin feyizkâr nesilleri, beraatHAŞİYE-1 kararını bekliyorlar.
Emekli Yüzbaşı
Mehmed Kayalar


[NOT]Haşiye-1 Bu müdafaanın serdedildiği muhakeme, beraetle neticelenmiştir.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Mehmed Kayalar: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[TD]arş: gök, semâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aziz: çok değerli, izzetli, saygın[/TD]
[TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cânib: yön, taraf[/TD]
[TD]ecdad: atalar, cedler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’ın bildirdiklerine inananlar[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler[/TD]
[TD]ezelî: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferş: yer[/TD]
[TD]feyizkâr: feyizli, bereketli, ışıklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri, gerçek ve doğruları[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
[TD]intişar: yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
[TD]kelâmullah: Allah kelâmı; Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kubbe: yarım küre; gökyüzü[/TD]
[TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazır: bekleyen[/TD]
[TD]mâzi: geçmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]müdafaa: savunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstakbel: gelecek zaman [/TD]
[TD]nazır: bakan, gözeten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nûrânî: nurlu, münevver, ışıklı[/TD]
[TD]nüfuz: içe geçme, işleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perde-i gayb: görünmezlik perdesine benzeyen gayb, görünmez âlem[/TD]
[TD]sekene: sakinler, oturanlar, ikamet edenler; nüfus[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sîne-i pâkin: temiz ve günahsız kalb[/TD]
[TD]tebliğ: bildirme, ulaştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[TD]ulvî: yüksek, yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı[/TD]
[TD]zemzeme-i Tevhid: Allah’ı birleyen ve her şeyin Ona ait olduğunu ilân eden coşkulu sesler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]âbide: ibadet edilecek yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzamî: en büyük, en fazla[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 13:35 #805832Anonim

يَا اَللهُ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ يَا فَرْدُ يَا حَىُّ
يَا قَيُّومُ يَا حَكَمُ يَا عَدْلُ يَا قُدُّوسُ
İsm-i Âzamın hakkına ve Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın hürmetine ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın şerefine, bu mecmuayı bastıranları ve mübarek yardımcılarını Cennetü’l-Firdevste saadet-i ebediyeye mazhar eyle. Âmin. Ve hizmet-i imaniye ve Kur’âniyede daima muvaffak eyle. Âmin. Ve defter-i hasenatlarına, Sözler mecmuasının herbir harfine mukabil, bin hasene yazdır. Âmin. Ve nurların neşrinde sebat ve devam ve ihlâs ihsan eyle. Âmin.Yâ Erhamerrâhimîn! Umum Risale-i Nur şakirtlerini iki cihanda mes’ut eyle. Âmin. İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhafaza eyle. Âmin. Ve bu âciz ve biçare Said’in kusuratını affeyle. Âmin.
Umum Nur şakirtleri namına
Said Nursî


[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı unun üzerine olsun[/TD]
[TD]Cennetü’l-Firdevs: Firdevs Cenneti; Cennetin en yüksek yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]cihan: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cinnî: cinlere ait[/TD]
[TD]defter-i hasenat: sevaplar ve iyiliklerin kaydedildiği defter[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasene: sevap, iyilik[/TD]
[TD]hizmet-i imaniye ve Kur’âniye: iman ve Kur’ân hizmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
[TD]ihsan: bağış, iyilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insî: insanlara ait[/TD]
[TD]kusurat: kusurlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: erişen, nâil olan[/TD]
[TD]mecmua: kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mes’ut: mutlu[/TD]
[TD]muhafaza: koruma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabil: karşılık[/TD]
[TD]muvaffak: başarılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: hayırlı, uğurlu[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşr: yayma[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebat: kararlılık[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yâ Erhamerrâhimîn: ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zayıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmin: Allahım kabul eyle![/TD]
[TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: talebe[/TD]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.