• Bu konu 5 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #659720
    Anonim

      MEKTÛBÂT’TAN DERSLER-1

      1.1.BİRİNCİ MEKTUB

      بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

      1وَبِهِ نَسْتَعِينُ

      3 3وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

      2بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

      Dört sualin muhtasar cevabıdır.

      BİRİNCİ SUAL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

      Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.

      Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.

      İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.

      Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :
      1 : Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Ve sadece Ondan yardım diliyoruz.
      2 : Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
      3 : “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

      Lügatler :

      aleyhimesselâm : Allah’ın selâmı o ikisinin üzerine olsun
      aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
      ayn-ı Hızır : Hızır’ın kendisi
      beşeriyet : insanlık
      ehl-i şuhud ve keşif : maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar
      evliya : veliler, Allah dostları
      levazımat : gerekli olan şeyler, ihtiyaçlar
      makamat-ı velâyet : velîlik makamları
      makam-ı Hızır : Hz. Hızır’ın (a.s.) makamı
      merâtib-i hayat : hayat mertebeleri
      mertebe : derece, makam
      muhtasar : kısaltılmış, özet
      mukayyet : kayıt altında, sınırlı
      mühim : önemli
      tabaka-i hayat : hayat tabakası
      tabir edilme : adlandırılma
      tecerrüt : soyutlanma, sıyrılma
      telâkki : kabul etme
      tenvir : nurlandırma, aydınlatma
      tevatür : çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber
      ulema : âlimler
      velî : Allah dostu

      #764859
      Anonim

        MEKTÛBÂT DERSLERİ-2

        1.2.BİRİNCİ MEKTUB(DEVAMI)

        Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvâtta bulunurlar. “Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-ı Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek” 1 meâlindeki hadîsin sırrı şudur ki:

        Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.

        Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :
        1 : Buhari, Mezâlim: 31; Büyû’: 102; Müslim, Îmân: 242, 343; İbni Mâce, Fiten: 33.

        Lügatler :

        âhirzaman : dünya hayatının kıyamete yakın son devresi
        âlem : dünya
        âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi
        Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
        bâki : devamlı, kalıcı
        beden-i misalî : görüntüden ibaret beden
        berzah : dünya ile âhiret arasındaki âlem, kabir âlemi

        beşeriyet : insanlık
        Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
        cereyan-ı küfrîye : küfür ve inançsızlık akımı
        cesed-i necmî : parlayan bir yıldız gibi akıp giden; nurâni ceset
        cism-i dünyevî : dünyaya ait cisim, beden
        çendan : gerçi
        Deccal : kıyamet kopmadan önce gelen, İslâmı kaldırmaya çalışan, dinlere savaş açan, yalancı ve aldatıcı kimse
        ehl-i kubur : kabirdekiler, ölüler
        felsefe-i tabiiye : herşeyi tabiata dayandıran felsefe
        fevkinde : üstünde
        firak : ayrılık
        hadis : Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar
        hakikî : gerçek
        hayat-ı dünyevî : dünya hayatı
        hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
        Hazret-i İsâ : (bk. bilgiler İsâ (a.s.))
        hurafat : aslı esası olmayan saçma inanışlar
        ihsan : bağış, iyilik, lütuf
        inkâr-ı ulûhiyet : Cenâb-ı Allah’ı inkâr fikri
        inkılâp : dönüşme
        İsevîlik : Hz. İsa’nın getirdiği din, Hıristiyanlık
        kemâl-i kerem : lütuf ve cömertliğin mükemmelliği, kusursuz ikram edicilik
        kemâl-i saadet : tam ve mükemmel mutluluk
        kesb : kazanma, elde etme
        letâfet : maddî ağırlık ve sınırlamalarla kısıtlı olmama

        levazımat : gerekli olan şeyler, ihtiyaçlar
        meâl : açıklama, anlam
        mütelezziz : lezzetlenme
        nass-ı Kur’ân : Kur’ân’ın kesin ve açık hükmü
        nuranî : nurlu, parlak
        nuraniyet : nur özelliği, nurluluk
        saadet : mutluluk
        semâvât : gökler
        şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen mânevî şahıs
        şeriat-ı Muhammediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği din; İlâhî kanun ve hükümler
        şüheda : şehitler, Allah yolunda ölenler
        tabaka-i hayat : hayat tabakası
        tarik-i hak : hak yolu
        tasaffi etme : temizlenme, safileşme
        tecerrüt : soyutlanma, sıyrılma
        vahy-i semâvî : Allah tarafından peygambere gelen vahiy

        #764860
        Anonim

          MEKTÛBÂT’TAN DERSLER-1


          1.3.BİRİNCİ MEKTUB

          Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur’ân’la, şühedanın, ehl i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. 2 Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.

          Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. “Ben uyansam şu lezzet kaçacak” diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat’îdir. Hattâ, Seyyidü’ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş. Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte’l-arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz’î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

          Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :

          2 : bk. Tirmizî, Cihâd, 6; Nesâî, Cihâd, 35; İbni Mâce, Cihâd, 16; Dârimî, Cihâd, 7.

          Lügatler :

          şüheda : şehitler, Allah yolunda ölenler

          nass-ı Kur’ân : Kur’ân’ın kesin ve açık hükmü

          ehl-i kubur : kabirdekiler, ölüler

          fevkinde : üstünde

          tabaka-i hayat : hayat tabakası

          hayat-ı dünyevî : dünya hayatı

          tarik-i hak : hak yolu

          Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah

          kemâl-i kerem : lütuf ve cömertliğin mükemmelliği, kusursuz ikram edicilik

          hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı

          âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi

          ihsan : bağış, iyilik, lütuf

          âlem : dünya

          kemâl-i saadet : tam ve mükemmel mutluluk

          mütelezziz : lezzetlenme

          firak : ayrılık

          ehl-i kubur : kabirdekiler, ölüler

          çendan : gerçi

          bâki : devamlı, kalıcı

          berzah : dünya ile âhiret arasındaki âlem, kabir âlemi

          saadet : mutluluk

          hakikî : gerçek

          mazhar/mazhariyet : erişme, nail olma

          âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi

          emvat : ölüler

          hayat-ı berzahiye : kabir hayatı

          hadsiz : sayısız

          vakıat : olaylar

          rivayat : rivayetler, nakledilen şeyler

          tarz-ı hayat : hayat tarzı

          kat’î : kesin

          Seyyidü’ş-Şüheda : şehitlerin seyyidi, efendisi

          mükerrer : tekrarla, defalarca

          iltica : sığınma

          dünyevî : dünyaya ait

          tenvir : nurlandırma, aydınlatma

          esaret : esirlik, tutsaklık

          mahall-i defn : ölünün toprağa defnedildiği yer, kabir yeri

          rüya-yı sadıka : doğru olan rüya

          tahte’l-arz : yeraltı

          menzil : yer, ev

          suret : biçim, şekil

          istilâ : işgal

          cüz’î : küçük ve ferdî

          şerâit : şartlar

          emârat : belirtiler, işaretler

          hakikat : gerçek

          şuhud : şahid olma, görme

          kanaat : görüş, fikir

          #764861
          Anonim

            MEKTÛBÂT’TAN DERSLER

            1.4.BİRİNCİ MEKTUB

            Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir. Evet, mevt, tebdil i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir; idam ve adem ve fenâ değildir. Hadsiz vakıatla ervâh-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menâmen bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delâil, o tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Zaten bekà-i ruha dair Yirmi Dokuzuncu Söz, bu tabaka-i hayatı delâil-i kat’iye ile ispat etmiştir.

            Lügatler :

            adem : yokluk, hiçlik

            bekà-i ruh : ruhun ölümsüzlüğü ve devamlılığı

            delâil : deliller

            delâil-i kat’iye : kesin deliller

            ehl-i keşf : maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler

            ehl-i kubur : kabirdekiler, ölüler

            ervâh-ı evliya : velilerin ruhları

            fenâ : gelip geçicilik

            hadsiz : sayısız

            hayat-ı ruhanî : ruhânî hayat, ruhen yaşanan hayat

            ıtlak-ı ruh : ruhun serbest bırakılması

            idam : yok etme

            ihbarat : haber vermeler

            menâmen : uykudayken

            mevt : ölüm

            mutabık : uygun

            münasebet : bağlantı, ilişki

            sair : diğer, başka

            tabaka-i hayat : hayat tabakası

            tebdil-i mekân : yer değişikliği

            terhis : göreve son verme

            temessül : belirme, görünme

            tenvir : nurlandırma, aydınlatma

            tezahür : görünme, ortaya çıkma

            vakıa : olay

            vakıat : olaylar

            yakazaten : uyanıkken

            #764862
            Anonim

              MEKTÛBÂT’TAN DERSLER

              1.5.BİRİNCİ MEKTUB

              İKİNCİ SUAL: Furkan-ı Hakîmde, اَحْسَنُ عَمَلاً لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُم َ وَالْحَيٰوةَ اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْت ْ gibi ayetlerde, “Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir” diye ifham ediliyor. Halbuki, zâhiren mevt inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir, hâdimü’l-lezzâttır. Nasıl mahlûk ve nimet olabilir?

              Elcevap: Birinci sualin cevabının âhirinde denildiği gibi, mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebde’dir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor. Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor.

              Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.

              Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.

              İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir.

              Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :

              1 : “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan Odur.” Mülk Sûresi, 67:2.

              Lügatler :

              adem : yokluk, hiçlik

              âhir : son

              âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi

              ayn-ı hayat : hayatın ta kendisi

              âzâd etme : hürriyetine kavuşturma

              cihet : yön

              ednâ : en aşağı, en önemsiz

              eser-i san’at : san’at eseri

              Furkan-ı Hakîm : doğru ile yanlışı birbirinden ayıran hikmetli Kur’ân

              hâdimü’l-lezzât : lezzetleri yok eden

              halk : yaratma

              hayat-ı bâkiye : devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı

              hayat-ı insaniye : insanî hayat

              hayat-ı nebâtiye : bitkilerin hayatı

              hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması

              ifham : anlatma, bildirme

              imtizâcât-ı unsuriye : elementlerin kaynaşması, kimyevî birleşme

              inhilâl : çözülme, dağılma

              intizam : düzen, tertip

              mahlûk : yaratık

              mebde : başlangıç

              mebde-i hayat : hayatın başlangıcı

              menşe : kaynak, esas

              mevt : ölüm

              mide-i insaniye : insanın midesi

              mizan : ölçü

              muamele-i kimyeviye : kimyasal işlem

              mukaddime : başlangıç, giriş

              muntazam : düzenli

              nimet : iyilik, lütuf, ihsan

              tabaka-i hayat : hayat tabakası

              tahvil-i vücut : vücudun başka hâle girmesi, değişmesi

              takdir : Allah’ın ezelî ilmiyle belirlemesi

              tebdil-i mekân : yer değişikliği

              tedbir : idare etme, çekip çevirme

              tefessüh : çürüyüp bozulma

              tekâlif-i hayat : hayatla ilgili sorumluluklar ve yükümlülükler

              terhis : göreve son verme

              teşekkülât-ı zerreviye : atomların teşekkülü, oluşması

              tezahür : belirme, ortaya çıkma

              ulvî : yüksek, yüce

              vazife-i hayat : hayat vazifesi

              vech : yön

              vücuh : vecihler, yönler

              zâhiren : görünürde

              zîhayat : hayat sahibi, canlı

              zira : çünkü

              #764982
              Anonim
                MEKTÛBÂT’TAN DERSLER




                [URL=”http://1.7.bi̇/”%5D1.7.Bİ[/URL]RİNCİ MEKTUB

                ÜÇÜNCÜ SUAL: Cehennem nerededir?

                Elcevap: Cehennemin yeri,
                1 قُلْ اِنَّماَ الْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ2لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهbazı rivâyatla, “tahte’l-arz” denilmiştir.3 Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir.Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azîmede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz.

                Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğrâ kübrâya inkılâp edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğrâ, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü’l-arzca malûmdur ki, ekseriya her otuz üç metre hafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder. Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor.4

                Şu Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir. Âlem-i âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker. Öyle de, içindeki Cehennem-i Suğrâyı dahi Cehennem-i Kübrâya emr-i İlâhî ile teslim eder.



                Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :

                1 : bk. “Gaybı Allah’tan başkası bilmez.” Neml Sûresi, 27:65; Tirmizi, Sevâbü’l-Kur’ân: 7.

                2 : “De ki: İlim ancak Allah katındadır.” Mülk Sûresi, 67:26.

                3 : Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:281; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:568.

                4: bk. Buhârî, Bedü’l-Halk, 10; Müslim, Cennet, 30; Tirmîzî, Cehennem, 7; Müsned, 2:313.

                Lügatler :


                âlem-i âhiret : öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi


                âlem-i berzah : dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi


                ateş-i dünyevî : dünya ateşi

                arz : yer, dünya

                câmi : kapsamlı, içine alan

                Cehennem-i Kübrâ : Büyük Cehennem

                Cehennem-i Suğrâ : Küçük Cehennem

                derece-i hararet : sıcaklık derecesi

                dünyevî : dünyaya ait

                ehâdis : hadisler, Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar

                ekseriya : genellikle, çoğunlukla

                emr-i İlâhî : Allah’ın emri

                hafriyat : yeri derinlemesine kazma


                hareket-i seneviye : senelik hareket

                ilm-i tabakatü’l-arz : yeraltı ilmi, jeoloji

                inkılâp : dönüşme

                kamer : ay

                kübrâ : büyük

                küre-i arz : yerküre, dünya

                mahlûk : yaratık

                mahlûkat : yaratıklar

                malûm : bilinen

                mecma-ı haşir : haşirde toplanma yeri

                medar-ı senevî : (dünyanın) güneş etrafındaki bir yıllık yörüngesi

                menzil : yer, mekân

                mesafe-i azîme : büyük mesafe

                meydan-ı haşir : haşir meydanı

                muvafık : uygun

                nısf-ı kutr-u arz : dünyanın yarıçapı

                rivâyât : rivayetler, nakledilen şeyler

                rivayet-i hadis : Peygamberimizden rivayet edilen söz, emir veya davranışlar

                sekene : sâkinler, ikâmet edenler

                suğrâ : küçük

                şedit : şiddetli

                tahte’l-arz : yeraltı

                tezayüd : artma

                vezâif : vazifeler, görevler

                vücud : varlık

                #765875
                Anonim

                  allah razı olsun pcden okumak nefsime daha hoş geliyor sonuçda okumak önemli olan:D

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.