- Bu konu 11 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Temmuz 2012: 11:00 #677794
Anonim
﴿ وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَۤئِكَةِ اِنِّى جَاعِلٌ فِى اْلأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاۤءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنِّىۤ اَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
1 ﴾
Yani, “Düşün o zamanı ki, Rabbin melâikeye hitaben ‘Ben yerde bir halifeyi yaratacağım’ dedi. Melâike de ‘Yerde fesat yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın? Halbuki biz, hamdinle Seni tesbih ve takdis ediyoruz’ dediler. Rabbin de ‘Sizin bilmediğinizi Ben biliyorum’ diye onlara cevap verdi.”Arkadaş! Melâikenin vücudunu tasdik ve kabul etmek, imanın rükünlerinden biridir. Birkaç makamda bu rüknü ispat ve izah edeceğiz.
Birinci makam: Arzın, ecram-ı ulviyeye nisbeten pek küçük ve süflî olduğu halde canlı mahlûkatla dolu olduğunu görüp âlemin de nizam ve intizamına dikkat eden insan, ecram-ı ulviyenin de o yüksek burçlarında, hayatlı sâkinleri olduğuna kat’î bir şekilde hükmeder.
Evet, o burçlarda melâikenin vücudunu kabul etmeyen adamın meseli şöyle bir adamın meseline benzer: O adam, büyük bir şehre giderken, şehrin bir kenarında pek küçük bir binaya tesadüf eder. Bakar ki insanlarla doludur. Ve arsalarına bakar ki, canlı mahlûkatla dolu. Ve gıdalarına bakar ki, nebatat, balık vesaire gibi hayat şartları yerindedir. Sonra bakar ki, pek uzakta milyonlarca apartmanlar, köşkler var. Aralarında, uzun uzun meydanlar, tenezzühgâhlar bulunur. Fakat, o küçük binadaki insanların hayat şartları, o büyük binalarda bulunmadığından, o yüksek, müzeyyen sarayları, sakinlerden boş, hâli olduğunu itikad eder.
Melâikenin vücudunu tasdik eden adamın meseli ise şöyle bir şahsın meseli gibidir: O adam, o küçük hanenin insanlar ile dolu olduğunu görür görmez, bilâ-tereddüt, o yüksek kasırların da hayat yeri ve onlarda da onlara münasip sâkinler
[NOT]Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:30.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâtereddüt: tereddütsüz [/TD]
[TD]burç: kule[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecrâm-ı ulviye: gökteki büyük cisimler, gezegenler[/TD]
[TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
[TD]hamd: övgü, teşekkür, minnet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hane: ev[/TD]
[TD]hâli: boş, ıssız [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[TD]itikad etme: inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]kasır: köşk, saray [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]mahlukât: yaratıklar, yaratılanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mesel: örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâsip: uygun, denk[/TD]
[TD]müzeyyen: süslenmiş, süslü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâkin: oturan, ikamet eden[/TD]
[TD]süflî: aşağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme[/TD]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenezzühgâh: seyir ve gezinti yeri[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]âlem: evren, kâinat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 11:03 #805782Anonim
bulunduğuna hükmeder. Ve o yüksek kasırlara mahsus ve münasip hayat şartları vardır. Fakat oraların sâkinleri pek uzak olduklarından, görünmemeleri, yok olduklarına delâlet etmez.Binaenaleyh, arzın zevilhayatla dolu olmasından kat’iyetle anlaşılıyor ki, bu geniş boşlukta durmakta olan semalarda, yıldızlarda, burçlarda ve çok kısımlara münkasım ve müştemil semavatta, şeriatın “melâike” ile tesmiye ettiği zîhayatlar mevcuttur.
İkinci makam: Bundan evvel ispat ve izah edildiği gibi, hayat, mevcudatın keşşafıdır, belki mevcudatın neticesidir. Binaenaleyh, bu geniş fezanın sâkinlerden ve şu yüksek semavatın şenliklerden hâli olduklarının imkânı var mıdır? Evet, bütün ukalâ, akıl ve nakil ve manevî bir icmâ’ ve ittifakla melâikenin mânâ ve hakikatlerine hükmetmişlerdir; fakat tâbirleri çeşit çeşittir. Meselâ, Meşşaiyyun, envâ-ı mevcudatı idare eden ruhanî mahiyet-i mücerrede ile, İşrakiyyun ise ukûl ve erbabü’l-envâ ile, dinler dahi melekü’l-cibal, melekü’l-bihar, melekü’l-emtar gibi tâbirlerle tâbir etmişlerdir. Hattâ, akılları kör gözlerinde bulunan maddiyyun taifesi de, melâikenin mânâsını inkâr etmeye mecal bulamadıklarından, fıtratın namuslarına nüfuz eden kuva-yı sariye ile tâbir etmişlerdir.
S – Kâinatın irtibatını, hayatını temin için, hilkatte cereyan eden namuslar, kanunlar kâfi gelmez mi?
C – Senin dediğin o sâri kanunlar, namuslar, itibarî ve vehmî emirlerdir. Muayyen vücutları, müşahhas hüviyetleri ancak onları temsil eden ve onların mâkesi bulunan ve onların yularlarını ele alan melâike ile sabit olur.
[TABLE]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burç: Zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan on iki takımyıldızdan herbiri[/TD]
[TD]cereyan etme: akıp gitme, devam etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]enva-i mevcudât: varlık türleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erbâbü’l-envâ: türlerin sahipleri, terbiye edicileri[/TD]
[TD]feza: uzay, gökyüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrat: mizaç, karakter[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüviyet: şahsiyet, kimlik; gerçekleşmesi itibariyle bir şeyi o şey yapan özelliğinin muşahhas, belirgin hale gelmesi[/TD]
[TD]icmâ: fikir birliği, görüş birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibârî: gerçekte öyle olmadığı hâlde öyle sayılan, saymaca [/TD]
[TD]ittifak: uyuşma, anlaşma; fikir birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]işrâkıyyun: bilginin kaynağının, mânevi aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünde olan felsefeciler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kasır: köşk, saray[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşşaf: keşfedici, açığa çıkarıcı[/TD]
[TD]kuvâ-yı sâriye: akıcı güçler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar[/TD]
[TD]mahiyet-i mücerrede: dış dünyada yer kaplamayan, varlığı gözükmeyen şey, soyut öz; akıl ve nefis gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[TD]mecal: güç, kuvvet, takat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melekü’l-bihar: denizlerden sorumlu melek[/TD]
[TD]melekü’l-cibal: dağlardan sorumlu melek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melekü’l-emtar: yağmurdan sorumlu melek[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
[TD]mevcut: var[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşşâiyyun: yürüyenler; Aristo’nun derslerini yürüyerek vermesine atfen İslâm dünyasında Aristocu felsefeye verilen isim[/TD]
[TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâkes: yansıma yeri, ayna[/TD]
[TD]münkasım: kısımlara ayrılmış, bölünmüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâsip: uygun[/TD]
[TD]müşahhas: somut, maddî varlığa sahip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştemil: içine alan, kapsayan[/TD]
[TD]namus: kanun, düstur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nüfuz etme: içe geçme, işleme[/TD]
[TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan manevî varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]semâ: gökyüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâkin: ikâmet eden, yerleşmiş olan[/TD]
[TD]sâri kanun: her şeye geçen, yayılan, her şeyde bulunan; yerçekimi kanunu gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir: ifade[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesmiye: isimlendirme[/TD]
[TD]ukalâ: akıllılar; akıl sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ukûl: akıllar[/TD]
[TD]vehmî: olmadığı halde varmış gibi görünen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen, hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 11:04 #805783Anonim
Ve keza, teşekkül-ü ervaha münasebeti olmayan şu camid âlem-i şehadete vücudun münhasır olmadığına, akıl ve nakil müttefikan hükmetmişlerdir. Binaenaleyh ervaha münasip ve muvafık çok âlemlere müştemil olan âlem-i gayb, melâike ile dolu ve âlem-i şehadetin hayatına mazhardır.Hülâsa: Melâikenin mânâ-yı hakikati, bu izah edilen emirlerden tebarüz etti. Binaenaleyh, melâikenin suretleri, eşkâlleri arasında, ukûl-u selimenin kabul ettiği vecihle, şeriatın izah ve beyan ettiği şekildir ki, melekler mükerrem abddirler; emirlere muhalefetleri yoktur ve muhtelif kısımlara münkasım ve lâtif ve nuranî cisimlerdir.
Üçüncü makam: Arkadaş! Melâike meselesi öyle mes’elelerdendir ki, bir cüz’ün sübutuyla küll sabit olur; bir ferdin vücuduyla, nevi tahakkuk eder. Zira inkâr eden küllünü inkâr eder. Binaenaleyh, zaman-ı Âdemden şimdiye kadar bütün din adamları her asırda icmâ ve ittifakla melâikenin vücuduna ve aralarında muhaverenin sübutuna ve müşahedelerinin tahakkukuna ve onlardan edilen rivayetlerin nakline hükmettikleri halde, melâikenin hiçbirisinin insanlara görünmediği veya vücutları hissedilmediği elbette muhaldir.
Kezalik, beşerin akaidine karışıp hiçbir zamanda, hiçbir inkılâpta itirazlara maruz kalmayarak devam eden melâike itikadının bir hakikate, bir asla dayanmaması ve mebâdi-i zaruriyeden tevellüd etmemesi muhaldir. Herhalde beşerin bu umumî itikadı, mebâdi-i zaruriyeden neş’et eden ve müşahedat-ı vâkıadan hasıl olan ve muhtelif emarelerden tevellüd eden hadsî bir hükmün neticesidir. Evet, bu itikad-ı umumînin sebebi, kat’î bir surette manevî bir tevatür kuvvetini
[TABLE]
[TR]
[TD]abd: kul[/TD]
[TD]akaid: bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve ibadet kurallarının tümü, inanç sistemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatma[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervah: ruhlar[/TD]
[TD]eşkâl: şekiller, biçimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hads: güçlü sezgi, seziş[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ: fikir, görüş birliği, aynı görüşte toplanma[/TD]
[TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad: inanç[/TD]
[TD]itikad-ı umumî: çoğunluğun, genelin inancı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: fikrî uyuşma, fikir birliği[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[TD]keza/kezâlik: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küll: bütün[/TD]
[TD]lâtif: şeffaf, ince; gözle görülmeyen, cismani olmayıp nurdan olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maruz: tesiri altında kalma, uğrama[/TD]
[TD]mazhar: ayna olma, yansıma yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebâdi-i zaruriye: zorunlu prensipler, ilke ve esaslar[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike itikadı: meleklere iman, inanma[/TD]
[TD]muhal: imkânsız, olmayacak şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalefet: karşıt olma, aykırılık[/TD]
[TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: farklı[/TD]
[TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî tevatür: aynı haberi farklı toplulukların değişik tarzlarda aktarması[/TD]
[TD]mânâ-yı hakikat: gerçek ve doğru olan mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükerrem: kendilerine ikram edilmiş, lütfa mazhar olmuş[/TD]
[TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
[TD]münkasım: kısımlara ayrılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâsip: uygun[/TD]
[TD]müttefikan: birleşerek, fikir ve görüş birliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahedat-ı vâkıa: olgular, gerçekler üzerinde yapılan müşahedeler, gözlemler[/TD]
[TD]müşahede: görme, gözlemleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştemil: içine alan, kapsayan[/TD]
[TD]nakil: Kur’ân âyetleri ve hadis gibi dini metinler ve onlardan alıntı yaparak haber verme, aktarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]neş’et etme: doğma, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurdan yaratılmış, nurlu[/TD]
[TD]rivayet: anlatma; haber, hadis vs. nakletme, aktarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sabit olma: ispat edilme, kesinleşme[/TD]
[TD]sübut: sabit olma, kesin olarak meydana çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tebârüz: açığa çıkma, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevellüd etme: doğma[/TD]
[TD]teşekkül-ü ervâh: ruhların oluşması, meydana gelmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ukûl-ü selime: sağlam ve bozulmamış akıllar[/TD]
[TD]umumî: genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: şekil, tarz[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaman-ı Âdem: Âdem (a.s.) zamanı[/TD]
[TD]zira: çünkü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya[/TD]
[TD]âlem-i gayb: görünmeyen başka dünyalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 11:06 #805784Anonim
veren, pek çok defalar vukua gelen melâikenin müşahedelerinden hasıl olan zarurî ve kat’î delil ve emarelerdir. Çünkü melâike meselesi, beşerin malûmat-ı yakîniyesindendir. Eğer bunda şüphe olursa, beşerin yakîniyatında emniyet kalmaz.Hülâsa: Ruhanîlerden bir ferdin bir zamanda vücudu tahakkuk etse, bu nev’in vücudu tahakkuk eder. Nev’in vücudu tahakkuk etse, herhalde Şeriatın beyan ettiği gibi olacaktır.
Bu âyetin, sâbık âyetle dört vecihle irtibatı vardır.
Birinci vecih: Bu âyetler, beşere verilen büyük nîmetleri tâdad ediyor. Birinci âyetle en büyük nimete işaret edilmiştir ki; beşer, hilkatın neticesidir ve arzın müştemilâtı ona teshir edilmiştir, istediği gibi tasarruf eder. Bu âyet ile de, beşerin arza hâkim ve halife kılınmış olduğuna işaret edilmiştir.İkinci vecih:
1Üçüncü vecih: Evvelki âyetle, canlı mahlûkatın meskenleri olan arz ve semavata işaret edilmiştir. Bu âyetle de, o meskenlerin sâkinleri olan beşer ve melâikeye işaret edilmiştir. Ve keza o âyet hilkatin silsilesine, bu âyet ise zevi’l-ervahın silsilesine işaret etmişlerdir.
Dördüncü vecih: Evvelki âyette hilkatten maksat beşer olduğu ve Hâlıkın yanında beşerin bir mevki sahibi bulunduğu tasrih edildiğinde sâmiin zihnine geldi ki: “Bu kadar fesat, şürur ve kötülüğü yapan beşere bu kadar kıymet neden verildi? Cenâb-ı Hakka ibadet ve takdis için şu fesatçı beşerin vücuduna hikmetin iktizası ve rızası var mıdır?” Sâmiin bu vesvesesini def için şöyle bir işarette bulundu ki; Beşerin o şürur ve fesatları, onda vedia bırakılan sırra mukabele
[NOT]Dipnot-1 Arapça İşârâtü’l-İ’câz’da burada tay edilen vecih:“İkinci Vecih: Evvelki âyet, arzdaki herşeyin zimâmı beşerin eline verildiği belirtilmiştir. Bu âyet de onun beyânı, tafsili ve izâhı olduğu gibi, tahkiki, bürhanı ve tekididir.”
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[TD]beyan etme: açıklama, anlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[TD]emniyet: güven[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
[TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hilkat silsilesi: yaratılış zinciri, ağacı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkaten: yaratılış olarak[/TD]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
[TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izâh: açıklama[/TD]
[TD]kat’î delil: kesin, şüphesiz delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]mahlukât: yaratıklar, yaratılanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûmât-ı yakîniye: şüpheye yer bırakmayacak derecede kesin olarak bilinen şeyler[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevki: yer, konum[/TD]
[TD]müşahede: görme, gözlemleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
[TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık[/TD]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâbık: önceki, geçmiş[/TD]
[TD]sâkin: oturan, ikamet eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâmi’: dinleyen, işiten[/TD]
[TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tahkikî: kesin, muhakkak olduğunu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasrih: açık şekilde bildirme[/TD]
[TD]tay etme: atlama, geçme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekid: pekiştirme [/TD]
[TD]teshir edilme: emrine verilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâdât etmek: saymak[/TD]
[TD]vecih: şekil, tarz, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vedia: emanet, ödünç[/TD]
[TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vukua gelme: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yakîniyat: şüphe edilmeyecek derecede kesin olan şeyler[/TD]
[TD]zarurî: zorunlu, gerekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevi’l-ervâh: ruh sahipleri, canlılar[/TD]
[TD]zimâm: yular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet[/TD]
[TD]şürûr: şerler, kötülükler [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 11:10 #805785Anonim
edemez, affolur. Ve Cenâb-ı Hak onun ibadetine muhtaç değildir. Ancak, Allâmü’l-Guyûbun ilmindeki bir hikmet içindir.Cümlelerin arasındaki irtibata geldik.
﴾ وَاِذْ ﴿ Bu kelime, وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
1 cümlesine atıftır. Halbuki aralarında münasebet olmadığı gibi اِذْ diğer bir اِذْ ’i iktiza eder. Binaenaleyh, böyle bir takdire lüzum vardır:اِذْ خَلَقَ مَا خَلَقَ مُنْتَظَمًا وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ
2 ilâ âhir. Bu takdirde, ikinci اِذْ birincisine atıf olur ve her iki cümle arasında da münasebet bulunur.
﴾ اِنِّى جَاعِلٌ فِى اْلأَرْضِ خَلِيفَةً
3 ﴿ Cenâb-ı Hak, müşavere yolunu öğretmekle beşerin hilâfetindeki hikmetin sırrını melâikeye istifsar ettirmek üzere bu cümleyi söyledi. Sâmiin zihni, üç noktayı nazara alarak harekete geçti:1. Melâike ne dediler?
2. Taaccüple hikmeti sordular.
3. Cinlere halife olmakla beraber, beşerde kuvve-i gadabiye ve şeheviye dahi ilâveten halk edilmiştir. Bunlar, cinlerden daha ziyade fesat yapacaklardır.
İşte Kur’ân-ı Kerim ﴾ قَالُوۤا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاۤءَ
4 ﴿ cümlesiyle o üç noktaya işaret etmiştir. Melâikenin sual-i taaccüp ve istifsarları bittikten sonra, sâmi, Cenâb-ı Haktan verilecek cevabı beklerken, Kur’ân-ı Kerim, ﴾ قَالَ اِنِّىۤ اَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
5 ﴿ cümlesiyle cevap vermiştir. Yani,
[NOT]Dipnot-1 “O her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:29.
Dipnot-2 Allah yarattığı her şeyi muntazam olarak yarattığı ve Rabbin onlara şöyle dediği zaman…
Dipnot-3 “Ben yerde bir halifeyi yaratacağım.” Bakara Sûresi, 2:30.
Dipnot-4 “Melekler “Yerde fesat yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın?” dediler.” Bakara Sûresi, 2:30.
Dipnot-5 Bakara Sûresi, 2:30.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Allâmü’l-Guyûb: gayb âlemini ve herşeyi bilen ve ilminden hiçbir şey gizli kalmayan Allah[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]atıf: bağlama, bağlaç; kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk edilmek: yaratılmak[/TD]
[TD]hikmet: sır, gaye, maksat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet: halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
[TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
[TD]ilâveten: ek olarak [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifsâr: açıklamasını isteme; soru sorma[/TD]
[TD]kuvve-i gadabiye: öfke duygusu; zararlı şeyleri def etme duygusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i şeheviye: şehvet duygusu; yararlı şeyleri çekip elde etme duygusu[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
[TD]müşavere: karşılıklı istişare etme, danışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazara alma: dikkate alma[/TD]
[TD]suâl-i taaccüb: hayretini ifade etmek için sorulan soru [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâmi’: dinleyen, kulak veren[/TD]
[TD]taaccüb: hayret etme, şaşkınlık [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan sözü belirtme, mânâyı gösterme[/TD]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]اِذْ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 11:13 #805787Anonim
“Eşya ve ahkâm, sizin malûmatınıza münhasır değildir. Adem-i ilminiz, onların vücuda gelmeyeceklerine sebep olamaz. Benim, beşerin hilkati hakkında bir hikmetim vardır; o hikmetin hâtırası için, fesatlarını nazara almam.” ferman etmiştir.Cümlelerin heyet ve nüktelerine geldik:
﴾ وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ
1 ﴿ ilâ âhir. Atfı ifade eden bu وَ münasebet-i atfiyenin iktizasına binaen وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ cümlesine mâtufun-aleyh olmak üzere اِذْ خَلَقَ مَا خَلَقَ مُنْتَظَمًا
2 cümlesinin takdirine işarettir.Ve keza اِذْ zaman-ı mâziyi ifade ettiği cihetle, sanki zihinleri, geçmiş zamanların silsilesine götürür veya o silsileyi bu zamana getirir, ihzar eder ki, zihinler, o zamanlarda vukua gelmiş olan hadiseleri görsünler.
رَبُّكَ
3 Bu tâbir, melâikenin aleyhine bir hüccet ve bir delildir. Yani, “Allah seni terbiye etmiştir, hadd-i kemale eriştirmiştir ve seni beşere mürşid kılmıştır ki, fesatlarını izale edesin. Demek, nev-i beşerin en büyük hasenesi sensin ki, onların mefsedetlerini setrediyorsun.”لِلْمَلٰۤئِكَةِ
4 Cenâb-ı Hakkın müşavere şeklinde melâike ile yaptığı muhavere, melâikenin beşer ile fazla bir irtibat ve alâka ve münasebetleri olduğuna işarettir.
[NOT]Dipnot-1 “Rabbin onlara şöyle dediği zaman…” Bakara Sûresi, 2:30.
Dipnot-2 Allah, yarattığı her şeyi çok muntazam olarak yarattığında.
Dipnot-3 Rabbin.
Dipnot-4 Meleklere.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]adem-i ilim: bilmeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahkâm: bir noktada verilen hükümler[/TD]
[TD]alâka: bağlantı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]atf: bağlama, bağlaç; kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak [/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadd-i kemâl: olgunluk ve mükemmellik sınırı, seviyesi[/TD]
[TD]hadise: olay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasene: güzellik; meyve[/TD]
[TD]hikmet: sır, amaç, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihzar: hazır etme, o ana getirme[/TD]
[TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
[TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]malumât: bilgiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mefsedet: bozgunculuk, fesat, kötülük[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
[TD]mâtufun aleyh: bir edat vasıtasıyla kendisine bağlanılan kelime veya cümle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: alâka, ilgi[/TD]
[TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâsebet-i atfıye: bir kelime veya cümlenin diğer bir kelime veya cümleye “ve” gibi bir edâtla bağlama sebebi, alâkası[/TD]
[TD]mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşavere: istişare etme, danışma[/TD]
[TD]nazara alma: dikkate alma, bakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]setretme: örtme[/TD]
[TD]silsile: zincir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir: ifade, anlatım[/TD]
[TD]takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan sözü, mânâyı gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
[TD]vukua gelme: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuda gelme: meydana gelme[/TD]
[TD]zaman-ı mazi: gr. geçmiş zaman kipi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]اِذْ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[TD]وَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 11:39 #805791Anonim
Çünkü melâikenin bir kısmı insanları hıfzediyor, bir kısmı kitabet işlerini görüyor. Demek insanlarla alâkaları ziyade olduğundan, insanların ahvâline ehemmiyet veriyorlar.
اِنِّى
1 melâikenin, اَتَجْعَلُ
2 ile yaptıkları istifhamdan anlaşılan tereddütlerini reddetmekle, meselenin azamet ve ehemmiyetine işarettir.اِنِّى Burada ى mütekellim-i vahde ile, وَاِذْ قُلْنَا
3 da mütekellim-i maalgayr zamirinin zikirlerinden şöyle bir işaret çıkıyor ki: Cenâb-ı Hakkın halk ve icad fiilinde vasıtanın bulunmadığına, kelâm ve hitabında vasıtaların bulunduğuna işarettir. Bu nükteye delâlet eden başka âyetler de vardır. Ezcümle,اِنَّاۤ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَرٰيكَ اللهُ
4
âyet-i kerimesinde azamete delâlet eden نَا zamîr-i cem’î, vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi, بِمَاۤ اَرٰيكَ اللهُ
5 de müfred hükmünde olan Lâfza-i Celâl, mânâları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir.
جَاعِلٌ
6 kelimesinin خَالِقٌ
7 kelimesine tercihen zikri: Melâikenin medâr-ı şüphe ve mûcib-i istifsarları, halk ve icad fiili değildir. Zira vücut, hayr-ı mahzdır. Halk, Allah’ın fiilidir; Allah’ın fiili, lâyüs’eldir. Ancak melâikeyi şüpheye dâvet eden ve istifsarlarına mûcip olan, جَعْل ’dir. Yani, Cenâb-ı Hakkın, beşeri, arzın tamirine tahsis etmesidir.[NOT]Dipnot-1 Şüphesiz ki ben.
Dipnot-2 Yapacak mısın?
Dipnot-3 Şöyle dedik.
Dipnot-4 “Muhakkak ki Biz, Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye Kur’ân’ı sana hak ile indirdik.” Nisâ Sûresi, 4:105.
Dipnot-5 “Allah’ın sana gösterdiği şeyler.” Nisâ Sûresi, 4:105.
Dipnot-6 Kılan, bir işi yapan.
Dipnot-7 Yaratıcı.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]Lâfza-i Celâl: “Allah” kelimesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
[TD]alâka: bağlantı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk: yaratma[/TD]
[TD]hayr-ı mahz: sırf hayır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitab: konuşma[/TD]
[TD]hıfz etme: koruma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme[/TD]
[TD]ilham etmek: kalb yoluyla bildirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifham: soru sorma[/TD]
[TD]istifsar: açıklama isteyerek soru sorma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: kelime, ifade[/TD]
[TD]kitabet: yazma; sevap ve günahlarını yazma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâyüs’el: sorulmaz[/TD]
[TD]medâr-ı şüphe: şüphe sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mûcib-i istifsar: soru sorma gerekçesi, sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûcip: gerektirici sebep, gerekçe[/TD]
[TD]müfred: tekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütekellim-i maalgayr: birinci çoğul şahıs, “biz”[/TD]
[TD]mütekellim-i vahde: birinci tekil şahıs, “ben”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
[TD]tahsis: ait, mahsus kılma, ayırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tercihen: tercih ederek[/TD]
[TD]tereddüt: şüphe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahiy: Allah tarafından peygambere gelen emir ve yasaklar[/TD]
[TD]zamir-i cem’: çoğul zamiri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zira: çünkü[/TD]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 11:44 #805793Anonim
فِى اْلاَرْضِ
1 deki فِى nin عَلٰى ya tercihi; beşerin yer üstünde olduğu, عَلٰى kelimesinin mânâsına muvafık ve münasip iken, tercihan فِى ’nin zikredilmesi, beşerin bir ruh gibi arzın cesedine nefh ve nüfuz ettiğine ve beşerin ölüp inkıraz etmesiyle arzın yıkılmasına işarettir.خَلِيفَةً
2 Bu tâbir, arzın, insanların hayatına elverişli şeraiti hâiz olmazdan evvel arzda idrakli bir mahlûkun bulunmuş olduğuna ve o mahlûkun hayatına, o zamandaki arzın evvelki vaziyetleri muvafık ve müsait bulunduğuna işarettir. خَلِيفَةً tâbirinin bu mânâya delâleti, mukteza-yı hikmettir. Amma meşhur olan mânâya nazaran, o idrakli mahlûk, cinlerden bir nevi imiş; yaptıkları fesattan dolayı insanlarla mübadele edilmişlerdir.﴾ قَالُوۤا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاۤءَ
3 ﴿ Bu cümle, müste’nifedir. Bu isti’naftan anlaşılıyor ki, Cenâb-ı Hakkın melâike ile olan hitabı, sâmii şöyle bir suale mecbur etmiştir ki: “Acaba, melâikeler komşuluklarına gelecek insanları nasıl karşılayacaklardır? Hem onlarla beraber olmaya ve komşu olmaya rızaları var mıdır? Hem fikirleri nedir?”
Kur’ân-ı Kerim, اَتَجْعَلُ
4 cümlesiyle o suali cevaplandırmıştır.S – قَالُوا اَتَجْعَلُ
5 ilâ âhir… cümlesi, اِذْ قَالَ
6 cümlesine ceza olduğuna nazaran, aralarında lüzum lâzımdır. Halbuki lüzum görünmüyor?
[NOT]Dipnot-1 Yeryüzünde.
Dipnot-2 Halife.
Dipnot-3 “Melekler ‘Yerde fesat yapacak, kan dökecek kimseleri mi yapacaksın?’ dediler.” Bakara Sûresi, 2:30.
Dipnot-4 Yapacak mısın? Yaratacak mısın?
Dipnot-5 “Yapacak mısın?” dediler.
Dipnot-6 Şöyle dedi.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]ceza (cümle): biri diğerinin şartına bağlı olan iki cümleden ikincisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
[TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haiz: sahip olma[/TD]
[TD]hitab: konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idrâk: anlayış, kavrayış[/TD]
[TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkıraz: dağılıp yok olma, son bulma[/TD]
[TD]isti’naf: önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık, yaratılmış[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukteza-yı hikmet: hikmetin gereği[/TD]
[TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübadele etme: değiş tokuş yapma[/TD]
[TD]münâsip: uygun, denk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müste’nife: yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil eden cümle[/TD]
[TD]nazaran: bakarak, -göre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefh: üfleme, verme[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nüfuz: içe geçme, işleme[/TD]
[TD]sâmi’: dinleyen, işiten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir: ifade, anlatım[/TD]
[TD]tercihan: tercih ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerâit: şartlar[/TD]
[TD]عَلٰى: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]فِى: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 11:47 #805795Anonim
C – Melâike arzın müekkelleri bulundukları cihetle, arz, onların idaresinde olur. Bu itibarla, insanların arza halife kılınması hakkında melâikenin fikirlerini izhar etmek lüzumu vardır. قَالَ – قَالُوا
1 tâbirleri, mukavele ve muhavere şeklinde müşavere üslûbunu insanlara öğretmek içindir. Yoksa Cenâb-ı Hak, müşavereden münezzehtir.Melâikenin اَتَجْعَلُ
2 ile yaptıkları istifhamdan maksat, جَعْل e itiraz, جَعْل i inkâr etmek değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakkın fiillerine itiraz etmeye ismetleri mânidir. Ancak جَعْل in sebebi mahfî olduğundan, taaccüple sebep ve hikmetini sormuşlardır. جَعْل tâbirinden anlaşılıyor ki, insanın ahvâli, vaziyetleri ne tabiatın iktizasıdır ve ne de fıtratın icabıdır; ancak bir câilin ca’li iledir.
S – فِيهَا
3 Mesafe pek kısa olduğu halde, ikinci فِيهَا nin zikrine ne ihtiyaç vardır?C – Birinci فِيهَا ile beşerin bir ruh gibi arza nüfuz etmesiyle arzı ihya etmesine; ikinci فِيهَا ise, beşerin fesadı dahi Azrail gibi arzın kalbine kadar pençesini sokup arzı imatesine işarettir. Demek beşer, bir taraftan arzın şifası için bir ilâç iken, diğer taraftan ölümünü intaç eden bir zehirdir.
مَنْ
4 Beşerden kinayedir. Kinayenin tasrihe sebeb-i tercihi: Melâikenin maksadı, beşerin şahsiyeti olmayıp, ancak kendilerine sakîl, ağır gelen bir mahlûkun Allah’a isyan etmesine işarettir.
[NOT]Dipnot-1 Dedi-Dediler.
Dipnot-2 Yapacak mısın? Yaratacak mısın?
Dipnot-3 İçinde.
Dipnot-4 O kimse ki (bk. ḥ-r-f: Şart edatları).
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Azrail: ölüm meleği[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]ca’l: kılma, yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]câil: yapan, kılan [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fesad: bozgunculuk, karışıklık[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış, mizaç, karakter[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan türü[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye, sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihya: canlandırma, şenlendirip canlılık katma[/TD]
[TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imâte: öldürme[/TD]
[TD]intaç etme: netice verme, doğurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ismet: günahsızlık, masumluk[/TD]
[TD]istifham: soru sorma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibar: özellik[/TD]
[TD]izhar etmek: açıklamak, göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kinaye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı[/TD]
[TD]mahfî: gizli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık, yaratılmış[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
[TD]mukavele: sözleşme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni: engel[/TD]
[TD]müekkel: görevli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münezzeh: her türlü kusur ve eksiklikten yüce, uzak[/TD]
[TD]müşavere: istişare etme, danışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nüfuz etme: içe geçme, işleme[/TD]
[TD]sakil: ağır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i tercih: tercih sebebi[/TD]
[TD]taaccüb: hayret etme, şaşkınlık [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: doğallık, yaratılış[/TD]
[TD]tabir: ifade, anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasrih: açık şekilde bildirme[/TD]
[TD]üslûp: ifade ve söyleşi tarzı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 11:50 #805796Anonim
يُفْسِدُ
1 Fesadın “isyan”a bedel zikri, isyanlarının nizam-ı âlemin fesadına sebep olacağına işarettir. Devam ile teceddüdü ifade eden muzâri sigasıyla fesadın zikredilmesi, melâikenin asıl istemedikleri ve inkâr ettikleri, ancak isyanlarının devam ve istimrar ile vukua geleceğine ait olduğuna işarettir. Melâike, beşerin isyanlarının devam ve istimrarını, ya Cenâb-ı Hakkın i’lâmıyla bilmişlerdir veya Levh-i Mahfuza bakıp ondan almışlardır veyahut insanlardaki kuvve-i gazabiye ve şeheviyeden anlamışlardır.فِيهَا
2 Kuvve-i şeheviye ile arzda fesat hasıl olur; kuvve-i gazabiyenin tecavüzüyle katl ve kıtale mahal olur. Halbuki arz, takvâ üzerine tesis edilmiş bir mescid hükmündedir.وَ ise, fesat ile sefk gibi iki rezileyi birbirlerine atf ve cem eder. Çünkü fesat, sefk-i dimâya sebeptir.
يَسْفِكُونَ
3 ’nin يَقْتُلُونَ
4 ye tercihen zikrinden anlaşılıyor ki, sefk, zulmen yapılan katldir. Bu ise, fesada daha münasiptir. Çünkü katlin ifade ettiği mânâ, katlin mübah kısmına da şâmildir: Cihadda veya bir cemaati kurtarmak için yapılan katller gibi ki, bu katl, fesada münasip olmaz.اَلدِّمَاءَ
5 Sefk kelimesinin delâlet ettiği ırâka-i demdeki dem’i tekittir.
﴾ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ
6 ﴿ Beşerin ca’lindeki hikmeti soran
[NOT]Dipnot-1 Bozgunculuk yapar; fesat çıkarır.
Dipnot-2 İçinde.
Dipnot-3 Kan akıtırlar.
Dipnot-4 İnsan öldürürler.
Dipnot-5 Kanlar.
Dipnot-6 “Bizler hamdinle beraber sana tesbih ve seni takdis etmekteyiz.” Bakara Sûresi, 2:30.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[TD]atf ve cem etme: bağlama ve bir araya getirme, birleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]beşerin ca’li: insanın yaratılması, halife kılınması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk, grup[/TD]
[TD]cihad: savaş, harp[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: gösterme, işaret etme[/TD]
[TD]dem: kan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fesad: bozgunculuk, karışıklık[/TD]
[TD]hikmet: sır, gaye, maksat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâsıl olma: meydana gelme [/TD]
[TD]istimrar: devam etme, süreklilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lâm: haber verme, bildirme[/TD]
[TD]katl: öldürme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i gazabiye: öfke gücü[/TD]
[TD]kuvve-i şeheviye: şehvet gücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıtal: savaş, savaşma [/TD]
[TD]mahal olma: yer, mekân olma, sebep olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]muzârî: Arapçada şimdiki ve geniş zamanı ifade eden fiil kipi [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübah: dinen yapılmasında ve yapılmamasında herhangi bir sakınca olmayan, helal olan davranışlar[/TD]
[TD]münâsip: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam-ı âlem: âlemin düzeni[/TD]
[TD]rezile: rezillik, alçaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefk: kan dökme, kan akıtma [/TD]
[TD]sefk-i dimâ: kan dökmeler, akıtmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]siga: kip[/TD]
[TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecavüz: haddi aşma, ileri gitme[/TD]
[TD]teceddüt: yenilenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekid: pekiştirme[/TD]
[TD]tercihen: tercih ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[TD]zulmen: zulmederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ırâka-i dem: kan akıtma [/TD]
[TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]وَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 11:53 #805798Anonim
melâikeye, sanki şöyle bir itiraz vârit olmuştur: “Beşerin Allah’a yapacağı ibadet ve takdis, onun ca’line sebeb-i kâfi gelmez mi ki, ca’linin hikmetini soruyorsunuz?”İşte vav-ı hâliye ile zikredilen وَنَحْنُ نُسَبِّحُ
1 cümlesi, güya o itirazı ref etmeye işarettir.نَحْنُ
2Maâsîden mâsum melâikenin cemaatlerinden kinâyedir.Cümlenin cümle-i ismiye şeklinde zikredilmesi, tesbihin melâikeye bir seciye olduğuna ve melâikenin tesbihata mülâzım ve müdavim olduklarına işarettir.
نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ “Bizler, bütün ibadetlerin Sana mahsus olduğunu kâinata ilân ve Cenâb-ı Ulûhiyetine lâyık olmayan şeylerden münezzeh olduğuna iman ve bütün evsaf-ı azamet ve celâl ile muttasıf olduğuna itikad ediyoruz.”
وَنُقَدِّسُ لَكَ
3 Bu ل, ya sıladır, bir mânâyı ifade etmez veya ta’lil ve sebebiyet içindir.
Birinci ihtimale göre نُقَدِّسُكَ takdirinde olur. Yani, “Seni takdis ve tathir ediyoruz” demektir.
İkinci ihtimale nazaran,نُقَدِّسُ ِلاَجْلِكَ takdirinde olur. Yani, “Biz, nefislerimizi, fiillerimizi günahlardan temizlemekle beraber, kalblerimizi mâsivândan çeviriyoruz” demektir.
[NOT]Dipnot-1 Biz tesbih ediyoruz.
Dipnot-2 Biz.
Dipnot-3 Her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak tutarak takdis ediyoruz.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenab-ı Ulûhiyet: yüce ilâhlık makamı
[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ca’l: yaratma, yapma [/TD]
[TD]cemaat: topluluk, grup[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cümle-i ismiye: isim cümlesi; isimle başlayan cümle[/TD]
[TD]evsaf-ı azamet ve celâl: Alah’ın haşmet, yücelik ve büyüklüğünü gösteren sıfatlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]güya: sanki[/TD]
[TD]hikmet: sır, maksat, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad etme: inanma[/TD]
[TD]kinâye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[TD]maâsi: isyanlar, günahlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]muttasıf: vasıflanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâsivâ: Allah’tan başka var olan her şey[/TD]
[TD]mâsum: günahsız, suçsuz [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülâzım ve müdâvim olma: bir şeyden ayrılmama, aralıksız devam etme [/TD]
[TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
[TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ref etmek: ortadan kaldırmak[/TD]
[TD]sebeb-i kâfi: yeterli sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seciye: huy, karakter[/TD]
[TD]sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerle bir önceki cümleye bağlanan ve o cümleyi açıklayıcı olarak gelen cümle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir: lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan söz ve mânâyı belirleme[/TD]
[TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis ve tathir etme: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten pâk ve yüce olduğunu dile getirme[/TD]
[TD]ta’lil: bir hükmün sebep ve illetlerini ortaya çıkarma, gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]tesbihat: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların hal diliyle bu anlamı ifade etmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vârit olma: akla gelme, kaynaklanma[/TD]
[TD]vâv-ı hâliye: Arapçada fiilin oluşu sırasında, fâilin (öznenin) veya mef’ûlün (tümleç) durumunu belirten “hâl”, eğer isim cümlesi olarak gelirse başına bağlantı edatı olarak, hâl’i, durumu açıklanan kelime olan “zi’l-hâl”e bağlayan vav’a “vâv-ı haliye denir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
17 Temmuz 2012: 11:57 #805799Anonim
Bu وَ ise, iki rezileyi cem’ ve birbirine atfeden يُفْسِدُ
1 ’deki و ’ın aksine ve inadına olarak, biri takdis, diğeri tesbih, iki fazileti cem’ ve birbirine atfediyor.﴾ قَالَ اِنِّىۤ اَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
2 ﴿ Bu cümle, melâikenin istifsarından sonra, “Acaba Cenâb-ı Hak, istifsarlarına nasıl cevap verdi ve taaccüplerini ne ile izale etti? Ve beşerin onlara tercihindeki hikmet nedir?” diye sâmiin kalbine gelen suale icmalî bir cevaptır; tafsili sonra gelecektir.اِنِّىۤ اَعْلَمُ
3 ’deki اِنَّ tahkiki ifade etmekle tereddüt ve şüpheyi def etmek içindir. Bu ise, müsellem olmayan nazarî hükümlerde olur. Halbuki burada Allah’ın, halkın bilmediklerini bilmesi müsellem ve bedihî bir hükümdür; hâşâ, melâikenin bu hükümde tereddütleri yoktur. Binaenaleyh, burada bu اِنَّ Kur’ân-ı Kerimin îcaz için ihtisaren icmâl ettiği birkaç cümleye işarettir.1. Beşerdeki maslahatlar ve beşerin hayr-ı kesîre nisbeten mefsedetleri, şerr-i kalildir; şerr-i kalîl için hayr-ı kesîri terk etmek, hikmete muhalifdir.
2. Beşerin hilâfete olan sırr-ı liyâkati, melâikece meçhul, Hâlıkça malûmdur.
3. Beşerin onlara tercih hakkını veren hikmet, melâikece meçhuldür.
4. اِنَّ ’nin ifade ettiği tahkik, bazen sarih hükme değil, cümlenin bir kaydından istifade edilen zımnî bir hükme râci olur. Burada اِنَّ ’nin tahkiki, لاَ تَعْلَمُونَ
[NOT]Dipnot-1 Bozgunculuk yapar.
Dipnot-2 “Allah buyurdu ki: Şüphesiz ki ber sizin bilmediklerinizi bilirim.” Bakara Sûresi, 2:30.
Dipnot-3 Şüphesiz ki ben bilirim.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]atfetme: bağlama[/TD]
[TD]bedihî: ap açık, aşikâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cem: toplama, bir araya getirme[/TD]
[TD]fazilet: değer, üstünlük, erdem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayr-ı kesir: çok hayır, fazla iyilik[/TD]
[TD]hikmet: sır, maksat, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet: halifelik; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmalî: kısa, kısaca[/TD]
[TD]icmâl etme: özetleme, kısaltma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtisaren: kısaca, özetleyerek[/TD]
[TD]istifsâr: açıklama isteyerek soru sorma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
[TD]mefsedet: bozgunculuk, fesat [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]meçhul: bilinmeyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
[TD]müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazarî: henüz doğruluğu ispat edilmemiş, kesinlik kazanmamış, teorik olan[/TD]
[TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râci: ait, dönük[/TD]
[TD]sarih: açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâmi: dinleyen, işiten[/TD]
[TD]sırr-ı liyâkat: lâyık olma sırrı, sebebi [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taaccüb: hayret etme, şaşkınlık [/TD]
[TD]tafsil: ayrıntı, detay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahkik: kesinleştirme[/TD]
[TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereddüt: şüphe[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zımnî: gizli, kapalı, örtülü[/TD]
[TD]îcaz: geniş mânâyı az sözle anlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerr-i kalîl: az kötülük [/TD]
[TD]اِنَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]وَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Temmuz 2012: 12:00 #805800Anonim
kaydından istifade edilen hükm-ü zımnîye râcidir. Yani, “Sizler, muhakkak bilmiyorsunuz.” Ve keza Allah’ın ilmi lâzım, beşerin vücudu melzumdur.Bu cümlede ilm-i İlâhinin vücuduna delâlet eden اَعْلَمُ
1 den, beşerin vücuda geleceği tebarüz eder. Çünkü اَعْلَمُ nün delâletine göre, ilm-i İlâhî taallûk ve tahakkuk etmiştir. Öyleyse beşerin vücudu herhalde olacaktır.Melâikeye verilen o icmalî cevabın tahkiki hakkında اِنَّ اللهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
2 âyetinden şöyle bir izahat alınabilir ki: Cenâb-ı Hakkın ef’âli, hikmetlerden, maslahatlardan hâli değildir. Öyleyse mevcudat, halkın malûmatında münhasır değildir. Öyleyse melâikenin adem-i ilimleri, beşerin adem-i vücuduna delil olamaz.Ve keza, Cenâb-ı Hak, hayr-ı mahz olarak melâikeyi yaratmıştır, şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır, hayır ve şerden mahrum olarak behaim ve hayvanatı halk etmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kadir ve câmi olarak dördüncü kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da lâzımdır ki, beşerin şeheviye ve gadabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine münkad ve mağlûp olursa, beşer, mücahedesinden dolayı melâikeye tefevvuk eder. Aksi halde, hayvanattan daha aşağı olur; çünkü özrü yoktur.


[NOT]Dipnot-1 Ben bilirim.
Dipnot-2 “Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her şeyi hikmetle yaratır.” Tevbe Sûresi, 9:28
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[TD]adem-i ilim: bilmeme, ilim ve bilgisinin olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem-i vücud: bir şeyin varlığının olmaması, yaratılmaması[/TD]
[TD]behâim: hayvanlar [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan, insanlık[/TD]
[TD]câmi: toplayan; toplamış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme, gösterme[/TD]
[TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gadabiye: öfke[/TD]
[TD]halk etme: yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayr-ı mahz: sırf hayırdan ibaret[/TD]
[TD]hayır: iyilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]hâli: boş, beri, uzak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükm-ü zımnî: gizli, kapalı, örtülü hüküm[/TD]
[TD]icmâlî: kısaca, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: gerektirme, bir şeyin gereği[/TD]
[TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: izahlar, açıklamalar[/TD]
[TD]kadir: gücü yeten, yapabilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]kuvve-i akliye: akıl duygusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâzım: bir şeyden ayrılması mümkün olmayan şey, herhangi bir şey hatıra gelince hiçbir delile ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zaruri olan diğer bir şey; meselâ[/TD]
[TD]malumât: bilgiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
[TD]melzum: lâzım kılınan; bir hükmün varlığının diğer bir hükmü zorunlu olarak gerektirmesi, gündüz ile güneş meselesinde, “gündüz” melzumdur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhakkak: kesinlikle, kesin olarak[/TD]
[TD]mücahede: cihad etme, mücadele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
[TD]münkad olma: boyun eğme, emrine girme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râci: ait, dönük[/TD]
[TD]taallûk: ilgili olma, bağlanma, ilişme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tahkik: bir şeyin kesinlik ve doğruluğunu araştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebarüz etme: ortaya çıkma, belirme, gözükme[/TD]
[TD]tefevvuk etme: üstün gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil etme: meydana getirme, oluşturma[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuda gelme: yaratılma, meydana gelme, olma[/TD]
[TD]şeheviye: şehvet gücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[TD]şerr-i mahz: kötülüğün ta kendisi, sırf kötülük[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.