• Bu konu 154 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 156)
  • Yazar
    Yazılar
  • #821232
    Anonim

      İ’lem Eyyühel-Aziz!

      Aklın pek garib bir hali vardır. Öyle bir yed-i tûlâ sahibidir ki, bazan kâinatı ihata etmekle kucağına alıyor. Bazan daire-i imkândan çıkar, en yüksek dairelere müdahaleye çalışır. Bazan da bir katre suda boğulur, bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur. Maahâza hangi şeyde fena ve kaybolursa, bütün varlığı o şeye münhasır olduğunu bilir. Ve hangi bir noktaya girse, bütün âlemi beraberce götürmek isteğindedir.

      İ’lem Eyyühel-Aziz!

      Eğer dünyanın veya vücudun mülkiyeti, zılliyeti sende ise taahhüd, tahaffuz, korku külfetleriyle nimetlerden lezzet alamazsın, daima rahatsız olursun. Çünki noksanları tedarik, mevcudları telef olmaktan muhafaza ile daima evham, korkular, meşakkatlere mahal olursun. Halbuki o nimetler, Mün’im-i Kerim’in taahhüdü altındadır. Senin işin onun sofra-i ihsanından yeyip içmekle şükretmektir.

      Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Çünki şükür, nimette in’amı görmek demektir. İn’amı görmek, nimetin zevalinden hasıl olan elemi def’eder. Zira nimet zâil olduğunda, Mün’im-i Hakikî onun yerini boş bırakmaz, misliyle doldurur ve teceddüdünden lezzet alırsın.

      Evet ﻭَ ﺍَﺧِﺮُ ﺩَﻋْﻮَﻳﻬُﻢْ ﺍَﻥِ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ olan âyet-i kerime, hamdin ayn-ı lezzet olduğuna delalet eder. Çünki hamd, in’am şeceresini, nimet semeresinde gösterir. Ve bu vesile ile zeval-i nimetin tasavvurundan hasıl olan elem zâil olur. Çünki şecerede çok semere vardır, biri giderse ötekisi yerine gelir. Demek hamd, ayn-ı lezzettir.

      İ’lem Eyyühel-Aziz!

      Âfâkî malûmat, yani hariçten, uzaklardan alınan malûmat, evham ve vesveselerden hâlî olamıyor. Amma bizzât vicdanî bir şuura mahal olan enfüsî ve dâhilî malûmat ise, evham ve ihtimallerden temizdir. Binaenaleyh merkezden muhite, dâhilden harice bakmak lâzımdır.

      İ’lem Eyyühel-Aziz!

      Küre-i Arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Ta’dili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır. Bunların kapatılması ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.

      #821233
      Anonim

        İ’lem Eyyühel-Aziz!

        Bir zerre, kocaman şemsi tecelli ile, yani in’ikas itibariyle istiab eder, içine alır. Fakat küçücük iki zerreyi bizzât yani hacimleri itibariyle içine alamaz. Binaenaleyh yağmurun şemsin timsaline ma’kes olan katreleri gibi, kâinatın zerrat ve mürekkebatı, ilim ve iradeye müstenid kudret-i nuraniye-i ezeliyenin -tecelli ve in’ikas itibariyle- lem’alarına mazhar olabilirler. Fakat gözün içindeki bir hüceyre zerresi, “a’sab, evride, şerayin”de tesirleri görünen bir kudret, şuur ve iradeye menba olamaz. Bu acib san’at, muntazam nakış, ince hikmetin iktizasına göre kâinatın her bir zerresi, herbir mürekkebatı, uluhiyete mahsus muhit ve mutlak sıfatlara menba ve masdar olması lâzım gelir. Veya o sıfatlar ile muttasıf Şems-i Ezelî’nin tecelliyat lem’alarına ma’kes olmaları lâzımdır.

        Birinci şıkta kâinatın zerratı adedince muhalât vardır. Binaenaleyh her bir zerre o büyük yükün tahammülünden âciz olduğunu ikrar ile “Mûcid, Hâlık, Rab, Mâlik, Kayyum ancak Allah’tır” diye şehadetini ilân eder. Ve keza her bir zerre, her bir mürekkebat, muhtelif lisan ve delaletleriyle şu beyti terennüm ediyorlar:

        ﻋِﺒَﺎﺭَﺍﺗُﻨَﺎ ﺷَﺘَّﻰ ﻭَ ﺣُﺴْﻨُﻚَ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻭَ ﻛُﻞٌّ ﺍِﻟَﻰ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﻳُﺸِﻴﺮُ

        Evet her bir harf kendi vücuduna bir vecihle delalet eder. Amma kâtibinin, sâni’inin vücuduna çok vecihlerle delalet eder. Evet…

        ﺗَﺎَﻣَّﻞْ ﺳُﻄُﻮﺭَ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﻓَﺎِﻧَّﻬَﺎ ٭ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَـﻠَﺎِ ﺍْﻟﺎَﻋْﻠَﻰ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺭَﺳَٓﺎﺋِﻞُ

        İ’lem Eyyühel-Aziz!

        Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman vesaire gibi, tecelli-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır. Maddiyat-ı kesifenin timsalleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler. Çünki asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar. Nuranîlerin timsalleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir.

        Binaenaleyh Cenab-ı Hak şemsin hararetini hayat, ziyasını şuur, ziyadaki renkleri duygu gibi yapmış olsa idi, senin elindeki âyinede temessül eden şemsin timsali seninle konuşacaktı. Çünki o, timsalinde oldukça harareti, ziyası, renkleri olurdu. Hararetiyle hayat bulurdu. Ziyasıyla şuurlu olurdu. Renkleri ile de duygulu olurdu. Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi. Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) kendisine okunan bütün salavat-ı şerifeye bir anda vâkıf olur.

        #821234
        Anonim

          İ’lem Eyyühel-Aziz!

          Sübhanallah ve Elhamdülillah cümleleri, Cenab-ı Hakk’ı Celal ve Cemal sıfatlarıyla zımnen tavsif ediyorlar. “Celal” sıfatını tazammun eden “Sübhanallah”, abdin ve mahlukun Allah’tan baîd olduklarına nâzırdır. Cemal sıfatını içine alan “Elhamdülillah”, Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle abde ve mahlukata karib olduğuna işarettir.

          Meselâ biri kurb, diğeri bu’d olmak üzere bize nâzır şemsin iki ciheti vardır. Kurb cihetiyle hararet ve ziyayı veriyor. Bu’d cihetiyle insanların mazarratlarından tahir ve safi kalıyor. Bu itibarla insan şemse karşı yalnız kabil olabilir, fâil ve müessir olamaz.

          Kezalik -bilâ teşbih- Cenab-ı Hak rahmetiyle bize karib olduğu cihetle ona hamdediyoruz. Biz ondan uzak olduğumuz cihetle onu tesbih ediyoruz. Binaenaleyh rahmetiyle kurbüne bakarken hamdet. Ondan baîd olduğuna bakarken, tesbih et. Fakat her iki makamı karıştırma ve her iki nazarı birleştirme ki, hak ve istikamet mültebis olmasın. Lâkin iltibas ve mezc olmadığı takdirde, her iki makamı ve her iki nazarı hem tebdil, hem cem’edebilirsin. Evet “Sübhanallahi ve bihamdihi” her iki makamı cem’eden bir cümledir.

          #821235
          Anonim

            İ’lem Eyyühel-Aziz!

            Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lâzımdır:

            1- Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.

            2- Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

            3- Seni intizar etmekte ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun “kabir”, dünyanın zînetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünki dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.

            4- Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki müvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı müvazenedir. Maahâza, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terketmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıdlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et.

            Fesübhanallah, Cenab-ı Hakk’ın insanlara fazl u keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile insandan satın alır, ibka ve himaye eder. Eğer insan o malı temellük edip Allah’a satmazsa, büyük bir belaya düşer. Çünki o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki, kudreti taahhüde kâfi gelmiyor. Çünki arkasına alırsa, beli kırılır; eli ile tutarsa, kaçar, tutulmaz. En-nihayet meccanen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır.

            #821236
            Anonim

              İ’lem Eyyühel-Aziz!

              Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuş idi, ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım, mealinde olan:

              ﻭَ ﻋَﻴْﻨِﻰ ﻗَﺪْ ﻧَﺎﻣَﺖْ ﺑِﻠَﻴْﻞِ ﺷَﺒِﻴﺒَﺘِﻰ ٭ ﻭَ ﻟَﻢْ ﺗَﻨْﺘَﺒِﻪْ ﺍِﻟﺎَّ ﺑِﺼُﺒْﺢِ ﻣَﺸِﻴﺐِ

              şiirin şümulüne dâhilim. Çünki gençliğimde en yüksek bir intibah şâhikasına çıktığımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah intibah değilmiş. Ancak uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaret imiş. Binaenaleyh medenîlerin iftihar ile dem vurdukları tenevvür-ü intibahları, benim gençlik zamanımdaki intibah kabîlesinden olsa gerektir.

              Onların misali, rü’yasında güya uyanıp, rü’yasını halka hikâye eden naim meselidir. Halbuki rü’yasında onun o intibahı, uykunun hafif perdesinden derin ve kalın bir perdeye intikal ettiğine işarettir. Böyle bir naim ölü gibidir. Yarıbuçuk uykuda bulunan insanları nasıl ikaz edebilir?

              Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünki aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalalete düşer boğulursunuz.

              #821237
              Anonim

                İ’lem Eyyühel-Aziz!

                Masiyetin mahiyetinde, bilhâssa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünki o masiyete devam eden, ülfet peyda eder. Sonra ona âşık ve mübtela olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir. Sonra o masiyetinin ikaba mûcib olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En-nihayet, gerek ikabı ve gerek dâr-ül ikabı inkâra sebeb olur.

                Ve keza masiyete terettüb eden hacaletten dolayı, o masiyetin masiyet olmadığını iddia etmekle, o masiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder. Hattâ şiddet-i hacaletten yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder. Şayet yevm-i hesabı nefyeden edna bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir bürhan addeder. En-nihayet nedamet edip terketmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur gider. -El’iyazü billah-

                #821238
                Anonim

                  İ’lem Eyyühel-Aziz!

                  Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın i’caz ve belâgatına dair “Lemaat” namındaki eserimde izah edilen bazı lem’aları dinleyeceksin:

                  1- Kur’anın okunuşunda yüksek bir selaset vardır ki, lisanlara ağır gelmez.

                  2- Büyük bir selâmet vardır ki, lafzan ve manen hatadan sâlimdir. 3- Âyetler arasında büyük bir tesanüd vardır ki, kârgir binalar gibi, âyetleri birbirine dayanarak bünye-i Kur’aniyeyi sarsılmaktan vikaye ediyor.

                  4- Büyük bir tenasüb, tecavüb, teavün vardır ki; âyetleri birbirine ecnebi olmadığı gibi, birbirinin vuzuhuna yardım, istizahına cevab veriyor.

                  5- Parça parça, ayrı ayrı zamanlarda nâzil olduğu halde, şiddet-i tenasübden sanki bir defada nâzil olmuştur.

                  6- Esbab-ı nüzul ayrı ayrı ve mütebayin olduğu halde, şiddet-i tesanüdden sanki sebeb birdir.

                  7- Mükerrer mütefavit suallere cevab olduğu halde, şiddet-i imtizac ve ittihaddan sanki sual birdir.

                  8- Müteaddid, mütegayir hâdisata beyan olduğu halde, kemal-i intizamdan sanki hâdise birdir ve bir hâdiseye cevabdır.

                  9- “Tenezzülât-ı İlahiye” ile tabir edilen muhatabların fehimlerine yakın ve münasib üslûblar üzerine nâzil olmuştur.

                  10- Bütün zaman ve mekânlarda gelip geçen insanlara tevcih-i kelâm ettiği halde, sühulet-i beyandan dolayı sanki muhatab birdir.

                  11- İrşadın gayelerine îsal için tekrarları tahkik ve takriri ifade eder. Maahâza, tekrarları halel vermez. İadesi, zevki izale etmez. Tekerrür ettikçe misk gibi kokar.

                  12- Kur’an kalblere kut ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı kut’u artırır. Tekerrür etmekle daha me’luf ve me’nus olduğundan, lezzeti artar.

                  13- İnsan maddî hayatında; her anda havaya, her vakit suya, her zaman ve her gün gıdaya, her hafta ziyaya muhtaçtır. Bunların tekerrürü haddizâtında tekerrür olmayıp, ihtiyaçların tekerrürü içindir. Kezalik insan hayat-ı ruhiyesi cihetiyle Kur’anda zikredilen bütün nevilere muhtaçtır. Bazı nevilere her anda muhtaçtır. “Hüvallah” gibi. Çünki ruh bunun ile nefes alıyor. Bazı nevilere her vakit, bazılarına her zaman muhtaçtır. İşte hayat-ı kalbiyenin ihtiyaçlarına binaen Kur’an tekrarlar yapıyor. Meselâ: “Bismillah”, hava-i nesîmî gibi kalbi ve ruhu tatmin ettiğinden kesret-i ihtiyaca binaen Kur’anda çok tekrar edilmiştir.

                  14- Kıssa-i Musa gibi bazı hâdisat-ı cüz’iyenin tekrarı, o hâdisenin büyük bir düsturu tazammun ettiğine işarettir.

                  Hülâsa, Kur’an hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattır, hem sadırlara şifa, mü’minlere hüda ve rahmettir.

                  #821239
                  Anonim

                    İ’lem Eyyühel-Aziz!

                    Fıtrat-ı insaniyenin garib bir hali, gaflet zamanında letaif ile havâssın hükümlerini, iltibas ile birbirine benzetir, tefrik edemez. Meselâ: El ile gözü birbirine benzetip hizmetlerini ve vazifelerini tefrik edemeyen bir mecnun, yüksekte gözüyle gördüğü bir şeyi almak için elini uzatıyor. El gözün komşusu olduğu münasebetle, onun yaptığı işi, el de yapabilir zanneder.

                    Kezalik insan-ı gafil, kendi şahsına ait edna, cüz’î bir tanzimden âciz olduğu halde gururuyla, hayaliyle Cenab-ı Hakk’ın ef’aline tahakküm ile el uzatıyor.

                    Yine insanın fıtratında acib bir hal: İnsanın efradı arasında cismen ve sureten ayrılık varsa da pek azdır. Amma manen ve ruhen, aralarında zerre ile şems arasındaki ayrılık kadar bir ayrılık vardır. Fakat sair hayvanat öyle değildir. Meselâ balık ile kuş, kıymet-i ruhiyece birbirine pek yakındırlar. En küçüğü en büyüğü gibidir. Çünki insanın kuvve-i ruhiyesi tahdid edilmemiştir. Enaniyet ile o kadar aşağı düşerler ki, zerreye müsavi olur. Ubudiyet ile de o kadar yükseğe çıkıyor ki, iki cihanın güneşi olur. -Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm gibi.-

                    #821240
                    Anonim

                      İ’lem Eyyühel-Aziz!

                      Eşyada esas bekadır, adem değildir. Hattâ ademe gittiklerini zannettiğimiz kelimat, elfaz, tasavvurat gibi seri-üz zeval olan bazı şeyler de ademe gitmiyorlar. Ancak suretlerini ve vaziyetlerini değişerek zevalden masun kalıp bazı yerlerde tahassunla adem-i mutlaka gitmezler. Fen dedikleri hikmet-i cedide, bu sırra vâkıf olmuş ise de, vuzuhuyla vâkıf olamamıştır. Ve aynı zamanda “Âlemde adem-i mutlak yoktur. Ancak terekküb ve inhilal vardır” diye ifrat ve hata etmiştir. Çünki âlemde Cenab-ı Hakk’ın sun’uyla terkib vardır. Allah’ın izniyle tahlil vardır. Allah’ın emriyle icad ve i’dam vardır.

                      ﻳَﻔْﻌَﻞُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ٭ ﻭَ ﻳَﺤْﻜُﻢُ ﻣَﺎ ﻳُﺮِﻳﺪُ

                      #821241
                      Anonim

                        İ’lem Eyyühel-Aziz!

                        Kabir, âlem-i âhirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azabdır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeğe iştiyakın yok mudur? Evet vakit yaklaştı. Dünya kazuratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır. Yoksa onlar istikzar ile ikrah edeceklerdir.

                        Eğer İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır diye ziyaretine bir davet vuku’ bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binaenaleyh İncil’de “Ahmed”, Tevrat’ta “Ahyed” Kur’anda “Muhammed” ismiyle müsemma, iki cihanın güneşi, kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmedler ile muhat olarak sâkindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatadır.

                        Şu esasata dikkat lâzımdır:

                        1- Allah’a abd olana her şey müsahhardır. Olmayana her şey düşmandır.

                        2- Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.

                        3- Mülk Allah’ındır. Sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa, meccanen zâil olur gider.

                        4- Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zâilsin. Dünya da zâildir. Halkın dünyası da zâildir. Kâinatın şu şekl-i hazırı da zâildir. Bunlar sâniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.

                        5- Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

                        #821242
                        Anonim

                          İ’lem Eyyühel-Aziz!

                          “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahü Ekber” bu üç mukaddes cümlenin faidelerini ve mahall-i istimallerini dinle:

                          1- Kalbinde hayat bulunan bir insan kâinata, âleme bakarken idrakinden âciz bilhâssa şu boşlukta yapılan İlahî manevraları görmekle hayretler içinde kalır. İşte bu gibi hayret ve dehşetengiz vaziyetleri ancak “Sübhanallah” cümlesinden nebean eden mâ-i zülali içmekle o hayret ateşi söner.

                          2- Aynı o insan, gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri izhar etmekle, “Hamd” ünvanı altında in’amı nimette ve mün’imi in’amda görmekle idame-i nimet ve tezyid-i lezzet talebinde bulunarak “Elhamdülillah” cümlesiyle nimetler definesini bulan adam gibi nefes alıyor.

                          3- Aynı o insan, mahlukat-ı acibe ve harekât-ı garibeden aklının tartamadığı ve zihninin içine alamadığı şeyleri gördüğü zaman, “Allahü Ekber” demekle rahat bulur. Yani, Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür. Onların halk ve tedbirleri kendisine ağır değildir.

                          #821243
                          Anonim

                            İ’lem Eyyühel-Aziz!

                            İnsan seyyiatıyla, Allah’a zarar vermiş olmuyor. Ancak nefsine zarar eder. Meselâ: Hariçte, vaki’de ve hakikatte Allah’ın şeriki yoktur ki, onun hizbine girmekle Cenab-ı Hakk’ın mülküne ve âsârına müdahale edebilsin. Ancak, şeriki zihninde düşünür, boş kafasında yerleştirir. Çünki hariçte şerikin yeri yoktur. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.

                            #821244
                            Anonim

                              İ’lem Eyyühel-Aziz!

                              Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, kâmil-i mutlak olduğundan lizâtihî mahbubdur. Allah mûcid, vâcib-ül vücud olduğundan kurbiyetinde vücud nurları, bu’diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya zînetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence odur. Allah bâkidir, âlemin bekası ancak onun bekasıyladır. Allah mâliktir, sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah ganiyy-i mugnidir, her şeyin anahtarı ondadır. Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.

                              #821245
                              Anonim

                                İ’lem Eyyühel-Aziz!

                                Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû’ etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahâza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!


                                İ’lem Eyyühel-Aziz!

                                Cenab-ı Hakk’a malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünki bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema’dır. Hakikatı i’lam edecek bir ifade de değildir. Maahâza, o ünvan ile fehme gelen mana, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak Zât-ı Akdes’i mülahaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk’a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû’ etmesi ağır gelmez.

                                İ’lem Eyyühel-Aziz!

                                Esma-i hüsnanın her birisi, ötekileri icmalen tazammun eder. (Ziyanın elvan-ı seb’ayı tazammun ettiği gibi). Ve keza her birisi ötekilere delil olduğu gibi, onların her birisine de netice olur. Demek esma-i hüsna mir’at ve âyine gibi birbirini gösteriyor. Binaenaleyh neticeleri beraber mevsul kıyaslar gibi veya delilleri beraber neticeler gibi okuması mümkündür.

                                #821246
                                Anonim

                                  Tazarru’ ve niyaz

                                  ﺍِﻟَﻬِﻰ ﻟﺎَﺯِﻡٌ ﻋَﻠَﻰَّ ﺍَﻥْ ﻟﺎَٓ ﺍُﺑَﺎﻟِﻰَ ﻭَ ﻟَﻮْ ﻓَﺎﺕَ ﻣِﻨِّﻰ ﺣَﻴَﺎﺕُ ﺍﻟﺪَّﺍﺭَﻳْﻦِ ﻭَ ﻋَﺎﺩَﺗْﻨِﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕُ ﺑِﺘَﻤَﺎﻣِﻬَﺎ ﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺖَ ﺭَﺑِّﻰ ﻭَ ﺧَﺎﻟِﻘِﻰ ﻭَ ﺍِﻟَﻬِٓﻰ ﺍِﺫْ ﺍَﻧَﺎ ﻣَﺨْﻠُﻮﻗُﻚَ ﻭَ ﻣَﺼْﻨُﻮﻋُﻚَ ﻟِﻰ ﺟِﻬَﺔُ ﺗَﻌَﻠُّﻖٍ ﻭَ ﺍِﻧْﺘِﺴَﺎﺏٍ ﻣَﻊَ ﻗَﻄْﻊِ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔِ ﻋِﺼْﻴَﺎﻧِﻰ ﻭَ ﻏَﺎﻳَﺔِ ﺑُﻌْﺪِﻯ ﻟِﺴَٓﺎﺋِﺮِ ﺭَﻭَﺍﺑِﻂِ ﺍﻟْﻜَﺮَﺍﻣَﺔِ ﻓَﺎَﺗَﻀَﺮَّﻉُ ﺑِﻠِﺴَﺎﻥِ ﻣَﺨْﻠُﻮﻗِﻴَّﺘِﻰ ﻳَﺎ ﺧَﺎﻟِﻘِﻰ ٭ ﻳَﺎ ﺭَﺑِّﻰ ﻳَﺎ ﺭَﺍﺯِﻗِﻰ ﻳَﺎ ﻣَﺎﻟِﻜِﻰ ﻳَﺎ ﻣُﺼَﻮِّﺭِﻯ ٭ ﻳَٓﺎ ﺍِﻟَﻬِٓﻰ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻚَ ﺑِﺎَﺳْﻤَٓﺎﺋِﻚَ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨَﻰ ﻭَ ﺑِﺎِﺳْﻤِﻚَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢِ ﻭَ ﺑِﻔُﺮْﻗَﺎﻧِﻚَ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢِ ﻭَ ﺑِﺤَﺒِﻴﺒِﻚَ ﺍﻟْﺎَﻛْﺮَﻡِ ﻭَ ﺑِﻜَﻠﺎَﻣِﻚَ ﺍﻟْﻘَﺪِﻳﻢِ ﻭَ ﺑِﻌَﺮْﺷِﻚَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢِ ﻭَ ﺑِﺎَﻟْﻒِ ﺍَﻟْﻒِ ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺍَﺣَﺪٌ ﺍِﺭْﺣَﻤْﻨِﻰ ﻳَٓﺎ ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﻳَﺎ ﺭَﺣْﻤَﻦُ ﻳَﺎ ﺣَﻨَّﺎﻥُ ﻳَﺎ ﻣَﻨَّﺎﻥُ ﻳَﺎ ﺩَﻳَّﺎﻥُ ﺍِﻏْﻔِﺮْﻟِﻰ ﻳَﺎ ﻏَﻔَّﺎﺭُ ﻳَﺎ ﺳَﺘَّﺎﺭُ ﻳَﺎ ﺗَﻮَّﺍﺏُ ﻳَﺎ ﻭَﻫَّﺎﺏُ ﺍِﻋْﻒُ ﻋَﻨِّﻰ ﻳَﺎ ﻭَﺩُﻭﺩُ ﻳَﺎ ﺭَﺅُﻑُ ﻳَﺎ ﻋَﻔُﻮُّ ﻳَﺎ ﻏَﻔُﻮﺭُ ٭ ﺍُﻟْﻄُﻒْ ﺑِﻰ ﻳَﺎ ﻟَﻄِﻴﻒُ ﻳَﺎ ﺧَﺒِﻴﺮُ ﻳَﺎ ﺳَﻤِﻴﻊُ ﻳَﺎ ﺑَﺼِﻴﺮُ ﻭَ ﺗَﺠَﺎﻭَﺯْ ﻋَﻨِّﻰ ﻳَﺎ ﺣَﻠِﻴﻢُ ﻳَﺎ ﻋَﻠِﻴﻢُ ﻳَﺎ ﻛَﺮِﻳﻢُ ﻳَﺎ ﺭَﺣِﻴﻢُ ﺍِﻫْﺪِﻧَﺎ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁَ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻘِﻴﻢَ ﻳَﺎ ﺭَﺏِّ ﻳَﺎ ﺻَﻤَﺪُ ﻳَﺎ ﻫَﺎﺩِﻯ ﺟُﺪْ ﻋَﻠَﻰَّ ﺑِﻔَﻀْﻠِﻚَ ﻳَﺎ ﺑَﺪِﻳﻊُ ﻳَﺎ ﺑَﺎﻗِﻰ ﻳَﺎ ﻋَﺪْﻝُ ﻳَﺎ ﻫُﻮَ ﺍَﺣْﻰِ ﻗَﻠْﺒِﻰ ﻭَ ﻗَﺒْﺮِﻯ ﺑِﻨُﻮﺭِ ﺍﻟْﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻳَﺎ ﻧُﻮﺭُ ﻳَﺎ ﺣَﻖُّ ﻳَﺎ ﺣَﻰُّ ﻳَﺎ ﻗَﻴُّﻮﻡُ ﻳَﺎ ﻣَﺎﻟِﻚَ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚِ ﻳَﺎ ﺫَﺍ ﺍﻟْﺠَﻠﺎَﻝِ ﻭَ ﺍﻟْﺎِﻛْﺮَﺍﻡِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻭَّﻝُ ﻳَٓﺎ ﺍَﺧِﺮُ ﻳَﺎ ﻇَﺎﻫِﺮُ ﻳَﺎ ﺑَﺎﻃِﻦُ ﻳَﺎ ﻗَﻮِﻯُّ ﻳَﺎ ﻗَﺎﺩِﺭُ ﻳَﺎ ﻣَﻮْﻟﺎَﻯَ ﻳَﺎ ﻏَﺎﻓِﺮُ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻚَ ﺑِﺎِﺳْﻤِﻚَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢِ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻭَ ﺑِﻤُﺤَﻤَّﺪٍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﺼَّﻠﺎَﺓُ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﻫُﻮَ ﺳِﺮُّﻙَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢُ ﻓِﻰ ﻛِﺘَﺎﺏِ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﺍَﻥْ ﺗَﻔْﺘَﺢَ ﻣِﻦْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺎَﺳْﻤَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨَﻰ ﻛُﻮَﺍﺓً ﻣُﻔِﻴﻀَﺔً ﺍَﻧْﻮَﺍﺭَ ﺍﻟْﺎِﺳْﻢِ ﺍﻟْﺎَﻋْﻈَﻢِ ﺍِﻟَﻰ ﻗَﻠْﺒِﻰ ﻓِﻰ ﻗَﺎﻟِﺒِﻰ ﻭَ ﺍِﻟَﻰ ﺭُﻭﺣِﻰ ﻓِﻰ ﻗَﺒْﺮِﻯ ﻓَﺘَﺼِﻴﺮَ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﺼَّﺤِﻴﻔَﺔُ ﻛَﺴَﻘْﻒِ ﻗَﺒْﺮِﻯ ﻭَ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺎَﺳْﻤَٓﺎﺀُ ﻛَﻜُﻮَﺍﺕٍ ﺗُﻔِﻴﺾُ ﺍَﺷِﻌَّﺔَ ﺷَﻤْﺲِ ﺍﻟْﺤَﻘِﻴﻘَﺔِ ﺍِﻟَﻰ ﺭُﻭﺣِﻰ ﺍِﻟَﻬِٓﻰ ﺍَﺗَﻤَﻨَّﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻟِﻰ ﻟِﺴَﺎﻥٌ ﺍَﺑَﺪِﻯٌّ ﻳُﻨَﺎﺩِﻯ ﺑِﻬَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺎَﺳْﻤَٓﺎﺀِ ﺍِﻟَﻰ ﻗِﻴَﺎﻡِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﻓَﺎَﻗْﺒَﻞْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﻨُّﻘُﻮﺵَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻴَﺔَ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﻧَﺎﺋِﺒًﺎ ﻋَﻦْ ﻟِﺴَﺎﻧِﻰَ ﺍﻟﺰَّﺍﺋِﻞِ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﺻَﻠﺎَﺓً ﺗُﻨْﺠِﻴﻨَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟْﺎَﻫْﻮَﺍﻝِ ﻭَ ﺍﻟْﺎَﻓَﺎﺕِ ﻭَ ﺗَﻘْﻀِﻰ ﻟَﻨَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﺟَﻤِﻴﻊَ ﺍﻟْﺤَﺎﺟَﺎﺕِ ﻭَ ﺗُﻄَﻬِّﺮُﻧَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺎﺕِ ﻭَ ﺗَﻐْﻔِﺮَ ﻟَﻨَﺎ ﺑِﻬَﺎ ﺟَﻤِﻴﻊَ ﺍﻟﺬُّﻧُﻮﺏِ ﻭَ ﺍﻟْﺨَﻄِٓﻴﺌَﺎﺕِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﻳَﺎ ﻣُﺠِﻴﺐَ ﺍﻟﺪَّﻋَﻮَﺍﺕِ ﺍِﺟْﻌَﻞْ ﻟِﻰ ﻓِﻰ ﻣُﺪَّﺓِ ﺣَﻴَﺎﺗِﻰ ﻭَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻤَﺎﺗِﻰ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﺍَﻥٍ ﺍَﺿْﻌَﺎﻑَ ﺍَﺿْﻌَﺎﻑِ ﺫَﻟِﻚَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻭَ ﺳَﻠﺎَﻡٍ ﻣَﻀْﺮُﻭﺑِﻴﻦَ ﻓِﻰ ﻣِﺜْﻞِ ﺫَﻟِﻚَ ﻭَ ﺍَﻣْﺜَﺎﻝِ ﺍَﻣْﺜَﺎﻝِ ﺫَﻟِﻚَ ﻋَﻠَﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﻭَ ﺍَﻧْﺼَﺎﺭِﻩِ ﻭَ ﺍَﺗْﺒَﺎﻋِﻪِ ﻭَﺍﺟْﻌَﻞْ ﻛُﻞَّ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺫَﻟِﻚَ ﺗَﺰِﻳﺪُ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻧْﻔَﺎﺳِﻰَ ﺍﻟْﻌَﺎﺻِﻴَﺔِ ﻓِﻰ ﻣُﺪَّﺓِ ﻋُﻤْﺮِﻯ ﻭَ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟِﻰ ﻭَ ﺍﺭْﺣَﻤْﻨِﻰ ﺑِﻜُﻞِّ ﺻَﻠﺎَﺓٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺭْﺣَﻢَ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤِﻴﻦَ ﺍَﻣِﻴﻦَ

                                15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 156)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.