• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #661625
    Anonim

      Kur’ân-ı Hakîm’in ummanından

      Hâlık-ı Kerim, kendi mülkünü senden satın alıyor;
      Cennet gibi büyük bir fiyat veriyor.
      Hem o mülkü senin için güzelce muhafaza ediyor,
      kıymetini yükselttiriyor.
      Yine sana hem bâkî hem mükemmel bir surette verecektir.

      Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
      Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
      Salât ve selâm Efendimiz Muhammed’e
      ve onun bütün Âl ve Ashabının üzerine olsun!

      İ’lem ey zikreden ve namaz kılan kardeş!
      “Allah’tan başka ibadete lâyık
      Hiçbir ilâh bulunmadığını şehadet ederim.
      Ve Muhammed (a.s.m), Allah’ın resulüdür.
      Ezelden ebede kadar her türlü hamd ve şükür
      Ancak Allah’a aittir. “
      Bu mübarek kelimelerle ilân ettiğin bir hüküm ;
      ve iddia ettiğin bir dâvâ ve işhad ettiğin bir itikad,
      lisanından çıkar çıkmaz,
      milyonlarca mü’minlerin tasdik ve şehadetlerine iktiran eder.
      Ve keza, İslâmiyetin hak ve hakikat olduğuna
      ve hükümlerinin doğru bir sadık olduklarına delâlet eden
      bütün deliller, şahitler, burhanlar,
      senin o dâvânın ve itikadının hak olduğuna delâlet ederler.

      “Yani senin itikad ile ettiğin bu mukaddes kelimeler
      öylesine kelamlardır ki sen söylediğinde
      tüm inananların şehadet ettiği
      hak ve hakikat olduğuna şek ve şüphe bulunmayan gerçeklerdir
      bütün sarsılmaz delillerin ve şahitlerin tasdik ettiği
      doğru ve sadık sözlerdir…”

      Söylediğin o mübarek ve mukaddes kelâmlara
      pek büyük yümünler, feyizler
      ve berekât-ı İlâhiye terettüp eder.
      Ve keza, cumhur-u mü’minîn ve muvahhidînin
      o kelimât-ı mübarekeden kalben zevk ettikleri
      mâ-i hayatı ve şarâb-ı cenneti,
      sen de o mukaddes maşrabalardan içersin.

      “öyleki bu söylediğin mübarek kelamlarla
      değeri hiçbirşeyle mukayese edilmeyen
      çok büyük ilahi bereket ve bolluklar ihsan edilir
      ve bütün müminlerin cenab-ı hakkın varlığına ve birliğine inananların
      o mübarek kelimelerden kalben duydukları lezzeti
      hayat suyununun ve cennet içeceklerinin o doyulmaz tadını
      sende onlarla birlikte nasiplenir
      hem temaşa eder hem taam’a erenlerlerden olursun”

      şimdi meseleye başka bir zaviyeden bakalım
      ve tek bir kişinin veyahut binlerce kişinin söylediği bir sözün
      ispat inkar noktasında nasıl ayrıldığını görelim…

      İ’lem!
      Kavâid-i usuliyedendir ki:
      Bir mesele hakkında ispat edenin sözü,
      nefyedenin sözüne müreccahtır.
      Çünkü, ispat edenin yardımcıları var, sözünde kuvvet olur.
      Nefyedenin yardımcısı olmadığından tek kalır,
      sözünde kuvvet yoktur.
      Hattâ bin adam birşeyi nefyederse, bir adam gibidir.
      Bin adam da ispat ederse, ispat edenlerin her birisi bin olur.
      Çünkü hepsi birşeye bakıyorlar.
      Ve bir noktaya parmak bastıklarından birbirini takviye ediyorlar.
      Nefyedenlerde birbirini takviye etmek yoktur; her birisi tek kalır.


      “Yani ilmi disiplin gereği
      bir mesele hakkında ispat edenin sözü ,
      inkar edenin sözünden üstündür
      ispat edenin yardımcıları delileri ve dayanakları vardır
      oysa inkar edenin ne yardımcısı nede dayanacağı bir delili olur
      bu yüzden kuvvetsiz ve tek kalır..
      bin adam bir şeyi inkar etse belki ancak bir adam gibidir
      oysa bir şeyi ispat eden bin adamın her birtanesi
      bin adam kıymetindedir.
      burada birbirlerinden aldıkları kuvvet onları çoğaltır
      çünkü baktıkları ve ispat ettikleri şey aynıdır..
      birbirlerine takviye eder ve destek olurlar
      inkar edenlerde ise birbirlerine destek olacak
      delil ve kuvvet yoktur”


      Meselâ, bin pencereden bir yıldızı görüp
      ispat eden bin adamın herbirisi
      ötekisine yardımcı olur, sözünü takviye eder.
      Çünkü, o bin adam, parmakla işaret eder gibi,
      o şeyi ispat ediyorlar.
      Nefyedenler öyle değildir.
      Çünkü, nefiy için sebep lâzımdır.
      Sebepler de ayrı ayrı olur.
      Meselâ, birisi “Gözümde zâfiyet var, göremedim,”
      ötekisi “Evimizde pencere yok,”
      ötekisi “Soğuktan başımı kaldırıp bakamadım” der.
      Ve hâkezâ, herbirisi nefyine,
      müddeâsına ayrı bir sebep gösterdiğinden,
      kendisince yıldızın bulunmaması,
      nefsülemirde de yıldızın bulunmamasına delâlet etmez ki,
      birbirine yardımcı olsun…

      “ispat edenin sebebe ihtiyacı yoktur
      çünkü zaten onun dava ettiği şey apaçık ve ortadadır
      fakat inkar edenler öyle değildir onların sebebe ihtiyacı vardır
      ve işte bu yüzden inkar edenler tek kalırlar
      çünkü her birinin inkarına gösterdiği sebebler
      kendilerince var olmayanı yok yapmaz
      rüzgarı inkar eden bin tane adam gelse
      ve birsürü sebeb gösterse
      sonra bir tane adam gelse ve deseki
      rüzgar vardır çünkü ağaçların yaprakları hareket ediyor
      işte bu küçüçük delil bile o bin tane adamın sözüne bedeldir
      ve bir adamı bin adam hükmüne getirir…”

      Binaenaleyh,
      bir mesele-i imaniyenin nefyi hakkında ehl-i dalâletin ittifakları
      haber-i vahid hükmündedir, tesiri yoktur.
      Amma ehl-i hidayetin mesâil-i imâniyede olan sözleri,
      herbirisi ötekisine yardımcıdır, takviye eder.

      İşte bundan dolayıdır ki ;
      bir imani meselenin inkarı hakkında doğru yoldan sapanların ittifakı
      onları destekleyecek delilleri olmadığı için tesiride yoktur
      ama doğru yolda olanların imana ait meselelerdeki sözleri
      her biri bir diğerine delil ve kaynak olduğundan
      yardımcıdır ve birbirlerini takviye eder…
      tıpkı gökteki bir yıldızı gösteren binlerce parmak gibidirler
      aynı yeri gösterirler…!!

      konumuzla alakalı mesneviyi nuriyenin bir başka bölümüne bakalım
      Bediüzzaman hazretleri diyor ki;

      İ’lem eyyühe’l-aziz!
      Bir küll neye muhtaç ise, cüz’ü de o şeye muhtaçtır.
      Meselâ, bir şecerenin meydana gelmesi için ne lâzımsa,
      bir semerenin vücuduna da lâzımdır.
      Öyleyse, semerenin Hâlıkı, şecerenin de Hâlıkı O oluyor.
      Hattâ arzın ve şecere-i hilkatın da Hâlıkı, o Hâlık olacaktır.

      “Ey aziz kardeşim bil ki:
      bir bütünün tamamı neye muhtaç ise
      en ufak parçasıda o şeye muhtaçtır
      bir ağacın meydana gelmesi için nasıl ki
      su , toprak , hava gerekliyse
      işte o ağacın meyvesi içinde aynı şeylere ihtiyaç vardır
      öyleyse meyvenin Halıkı Yaratıcısı agacında yaratıcısıdır…
      yeryüzünün ve yaratılış agacının Halıkı O’dur…
      Elhamdülillahi Rabbil Alemin..”

      Bir meyve koca bir agaca nasıl delilse
      ve agacın varlığı inkar edilemezse
      aynen o şekilde ufacık bir zerre
      koskocaman bir aleme delil ve ispattır…
      işte böylede bir tane müminin duası
      koskoca şeceri hilkatın duasıdır
      kemmiyyet yani ki çokluk keyfiyetle bir araya geldiğinde
      muazzam bir tablo ortaya çıkar.
      baktığımız herşeyde O’nu görür
      ve herşeyin O’ndan geldiğine şehadet ederiz
      ve o zaman gözümüzün gördüğü resme değil
      bütün varlığın menbaına ulaşırız
      bir kuşun kanadından ilim bulmamıza sebeb olanda
      bir zeytin çekirdeğine koca bir agacı sığdıranda aynı İradedir…
      delil ve ispatlarıyla ve tüm ihtişamıyla
      Allah herşeye Muktedir ve herşeyin Sahibidir…

      Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm..
      “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz.
      Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur.
      Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti ile
      her şeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.”

      EL Fatiha Meas Selavat….

      Amin…

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.