• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665522
    Anonim

      Ticaretle uğraşan bir adamın güzel bir papağanı vardı. Bir gün
      bu tâcir işi gereği Hindistan’a gitmek için yol hazırlığına
      başladı. Cömertliği ile tanınan bu tüccar, köle ve
      câriyelerine tek tek sordu: ”Sana Hindistan’dan ne getireyim?
      Ne istersin?” Her biri ayrı ayrı istekte bulundu. Bu cömert
      ve iyi kalpli tüccar onların isteklerini not aldı.
      Getireceğine dair söz verdi.
      Sıra papağana geldi. Ona da sordu: ”Ey güzel kuşum, sen ne
      istersin?” Papağan, ”Oradaki papağanları görünce, halimi
      onlara anlat. Papağanımın size selamı var. Sizi özlediğini ve
      kurtuluşu için çare bulmanız konusunda yardımcı olmanızı
      istiyor dersin” dedi. Sözlerine devam ederek. ”Ben gurbet
      ellerde özlemle ve ayrı düşmenin ıstırabıyla çırpınırken,
      sizlerin yeşil ormanların güzel ağaçlarının dallarında
      dolaşarak keyfetmeniz reva mıdır? Dostların vefası böyle mi
      olur? Sizler boylu poslu güzel eşlerinizle zevk sefa
      içerisindesiniz. Ben ise burada mahpusum. Yüreğim kan ağlar.
      Hiç olmazsa, sabahın seherinde şu garibi de hatırlayın.
      Dostların dostu hatırlaması mutluluktur. Başka bir şey
      istemiyorum” dedi.
      Tüccar, papağanın selâmını ve mesajını oradaki dostlarına
      götürmeyi de kabul ederek kervanını hazırlayarak, yola
      koyuldu. Günlerce yol aldıktan sonra, Hindistan’ın öbür ucuna
      vardı. Ağaçların üzerinde papağanları görünce, atını
      durdurarak onlara seslendi. Evde kafeste beslediği papağanın
      selâmını bildirdi. Söylemesini istediği sözleri, bir bir
      aktardı.
      Tüccar sözlerini bitirir bitirmez, oradaki papağanlardan biri
      birkaç kere titredi. Nefesi kesilerek düşüp öldü.
      Bu durumu görünce söylediğine de söyleyeceğine de pişman oldu.
      Kendi kendine, ”Bir canlının ölümüne sebep olarak günaha
      girdim. Galiba bu papağan, benim papağanın ya bir yakını ya da
      çok candan seveniydi” diye düşündü.
      Hindistan’daki alışverişini bitirerek memleketine döndü.
      Herkesin istediklerini birer birer teslim etti.
      Papağan, tüccarın hediyeleri dağıtmasını kafesinden izliyordu.
      Köle ve câriyelerle işi bittiğinde sahibine seslendi.
      ”Benim armağanım nerede? Papağan dostlarıma selâmımı
      ulaştırdın mı? Onların haberlerini bana anlat ki, ben de
      diğerleri gibi mutlu olayım.” Tüccar, ”Sevgili kuşum! Bana
      öyle bir iş yaptırdın ki, sana uyup da nasıl böyle bir
      cahillik yaptığıma hâlâ yanmaktayım. Bin pişman oldum ama
      pişmanlık neye yarar?”
      Papağan bu sözleri duyunca olanları daha çok merak etti.
      Sevgili kuşunun ısrarlarına dayanamayan tâcir, olanları
      başından sonuna bir bir anlattı.
      ”Söylediğin yere gittim. Dostlarına selâmını ve
      söylediklerini aktarınca içlerinden biri, senin gönderdiğin
      haberin üzüntüsüne dayanamamış olacak ki düşüp öldü. Bu durumu
      görünce çok pişman oldum. Ne gelir ki elden? Bir kez söylemiş
      bulundum” dedi.
      Tüccarın bu anlattıklarını dinleyen kafesteki papağan da, önce
      titredi, sonra kaskatı kesildi. Tâcir kendi güzel papağanının
      da aynı şekilde düşüp öldüğünü görünce, aklı başından gitti.
      Ağlayıp sızlanmaya, ah vah edip dövünmeye başladı. Başındaki
      külahını yere atarak,
      ”Ey güzeller güzeli papağanım. Hoş sesli kuşum, yoldaşım,
      sırdaşım. Ne oldu sana? Neden bu hale geldin?” diye feryat
      etti, ağıtlar yaktı.
      Ölü papağanı üzüntüyle kafesin içinden çıkınca, papağan birden
      canlanıp uçtu. Yüksek bir dala kondu.
      Tâcir kuşun bu durumuna şaşırdı kaldı. Başını kaldırıp, ”Ey
      güzel papağanım! Ben bu işten bir şey anlamadım. Sen bu hileyi
      nereden öğrendin? Böyle canımızı yaktın” dedi. Papağan
      konduğu yerden cevap verdi: ”Sevgili efendim! Hindistan’daki
      o kuş, yaptığı hareketle bana yol gösterdi. Selâmımı alınca
      düşüp ölmüş gibi yapması, bana öğüttü. Söz söylemeyi,
      neşelenmeyi bırak. Çünkü sen, güzel sözler söylediğin için o
      kafesin içerisine hapsedildin. Kurtulmak için kendini ölü gibi
      göster. Esirlikten kurtul demek istedi.” Tâcirin hayata
      bakışını değiştirecek çok hoş bir de öğüt verdi.
      ”Efendim! Sen de benim gibi yap. Ölmeden önce öl. Canını, ten
      kafesinin esaretinden kurtar. Ruhun gerçek vatanın
      güzelliklerine uçsun.”
      Papağan efendisine, ”Allaha ısmarladık” diyerek vatanına ve
      dostlarına doğru kanat çırptı.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.