• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658748
    Anonim
      Milâdî Yılbaşı ve Müslümanlar (Noel Yortusu)

      “Ey iman edenler! Hepiniz birlikte barış ve selamete girin de (ahkâm-ı Şer’iyyenin tamamına itaat edin ) şeytanın adımlarına uymayın Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır”(1)

      “Şüphesiz Allah katında hak din İslâmdır”(2)

      “Kim hangi millete benzemeye çalışırsa,onlardan sayılır” (3)

      Yukarıda mealini verdiğimiz âyetlerin ve hadis-i şerifin mâna penceresinden meseleye bakacak olursak,insanın fikrî hayatına,inancına ve yaşantısına tesir eden en önemli etkenin “Din” olduğu anlaşılır

      Allah’ın, insanlığın hayatını düzene koymak,her anını ve tüm yaşantısını kuşatmak amacıyla gönderdiği son ve mükemmel din olan İslâm’ın,müslümanın hayat karelerinin tamamına bir takım ölçüler ve kıstaslar getirdiği muhakkaktırMüslümana düşen bu ölçülere riâyet etmektirZira Müslümanlık kuru bir iddia ve ideoloji değil,insanlığın kurtuluş ve saâdet yolunu gösteren İlâhî bir harita ve pusula mesâbesindedirVe Cenab-ı Hak,İslâm’ın dışındaki bir dini ve yolu kabul etmediğini bildirmektedir(4)

      Üstad Said Nursî’nin ifadesiyle;
      “Şeytanın ve onun şerik ve muînleri olan ehl-i dalâletin şerrinden ancak şeriat-ı Muhammediye (asm) ile âmil ve sünnet-i Ahmediye (asm) ile mütemessik olmakla kurtulmak imkânı olduğunu” (5) bilip anlaması insanı kurtarabilir ancak

      Yüce Rabbimiz,bir insanın içinde iki kalp yaratmadığını (6) beyan buyurarak,dini başka, dünyası başka insanların içinde bulundukları anlaşılmaz çıkmazı net bir şekilde nazara vermektedir

      İslâm’ın kişi hayatındaki tartışılmaz üstünlüğü mü,yoksa yanlış tercihlere yönelmesi mi?Allah ve Resûlünün Cadde-i kübrası mı,şeytânî yanılgıların ve yandaşlarının oyuncağı olmak mıdır tercihimiz?

      Bi­lin­di­ği gi­bi, dün­yaya gön­de­ri­len ilk in­san ve ay­nı za­man­da ilk Pey­gam­ber olan Âdem aley­his­se­lâ­ma, Al­lah ta­ra­fın­dan vah­ye­di­len sa­hî­fe­ler­de, in­san­la­ra gerekli olan dîn ve dün­ya­ya âit bil­gi­ler bulunuyordu Za­man ve tak­vîmle alakalı bil­gi­le­r de,insanlık tarafından ilk kez bu sa­hî­fe­ler­den öğ­re­nil­miş­tir

      Tâ­rih­ler “Hic­rî (Ka­me­rî, Şem­sî)”, “Rû­mî”, “Mî­lâ­dî” gi­bi isim­lerle adlandırılmıştırTak­vîm için değer taşıyan önemli bir olay “Tâ­rih ba­şı/başlangıcı” ola­rak ele alı­nmaktadırYanlış bir tarzda Hı­ris­ti­yan­lık­ta bu baş­lan­gıç, Îsâ aley­his­se­lâ­mın doğduğu gün zan­ne­di­len ta­rih­tir Doğ­du­ğu yı­la sı­fır, ön­ce­si­ne “Mî­lât­tan ön­ce”, son­ra­sı­na da “Mî­lât­tan son­ra” de­nil­miş­tir

      İs­lâ­mi­yet­te, hic­rî ay­la­rın dı­şın­da, gü­neş yı­lı­nın yani (mî­lâ­dî se­ne­nin) ay­la­rı için­de, mî­lâ­dî tak­vî­me gö­re kut­la­nan her­han­gi önemli ve mü­bâ­rek bir gün, değerli bir zaman dilimi yok­tur Hı­dı­rel­lez, Mih­ri­cân, Nev­rûz gibi bazı milletlerce önemsenen günlerin hakikatte İslâm’da yeri yoktur

      No­el gü­nü ve ge­ce­si de böy­le­dir Dî­ni­miz­de­ki, mü­bâ­rek gün­ler ve ge­ce­ler hep hic­rî-ka­me­rî ay­la­ra göre düzenlenmiş ve belirlenmiştir

      Hzİsa’nın doğumu da tam olarak bilinmemektedir Ara­lık ayı­nın 21’in­de, 25’in­de ve­ya Ocak ayı­nın 6’sın­da ya­hut baş­ka bir gün ol­du­ğu düşünüldüğü gi­bi, bu­gün­kü mî­lâ­dî se­ne­nin beş se­ne faz­la ol­du­ğu, çe­şit­li dil­ler­de­ki ki­tap­lar­da yer almaktadır

      Hı­ris­ti­yan âle­mi­nin, “No­el” kut­la­ma­la­rı, Ro­ma İm­pa­ra­tor­la­rı­ndan Kos­tan­tin ile baş­lar
      Şu­nu hemen ifâ­de etmek gerekir ki, Hı­ris­ti­yan­la­rın kut­la­dık­la­rı “No­el”in bir uy­dur­ma­dan ibâ­ret ol­du­ğu, hat­tâ ba­zı Hı­ris­ti­yan teş­ki­lat­la­rı­nın da ar­tık “No­el”i bir “hu­râ­fe” olarak ka­bul et­tik­le­ri, dün­ya ba­sı­nın­daki ha­ber­leden anlaşılmaktadır Ni­te­kim, ABD’de ya­yın­la­nan 17 Ara­lık 1996 ta­rih­li haf­ta­lık “News­we­ek” der­gi­si bu iddiamızı destekler niteliktedir:

      “No­el Ba­ba bir hu­râ­fe­den ibâ­ret­tir; ger­çek­le hiç­bir il­gi­si yok­tur Ti­câ­rî mak­sat­lar­la son­ra­dan uy­du­rul­muş­tur He­di­ye­lik eş­yâ sek­tö­rü­ne mil­yon­lar­ca do­lar ka­zan­dı­ran No­el Ba­ba, ka­pi­ta­liz­min oyun­ca­ğı ol­muş­tur”

      Şu da bir ger­çektir ki, as­lı ol­sun ya da ol­ma­sın , günümüzde Hı­ris­ti­yan­lar “No­el”i dî­nî bir ge­rek­çey­le, ya­ni ibâ­det ni­ye­tiy­le ve kastıyla kut­lu­yor­larBu açıdan, bir Müs­lü­manın bu inançla ve kabulle veya taklit ve özenti ile No­el kut­la­ma­la­rı­na ka­tı­lması, de­ğer verip benimsemesi asla düşünülemez

      Şurası da muhakkak ki, “No­el” ile “Yıl­ba­şı” fark­lı şey­ler­dir Ye­ni yı­la girmiş olmayı teb­rîk et­mek­te, ha­yır­lı ol­ma­sı­nı te­men­nî ederek bir muhasebe ve tefekkürî bir değerlendirme yapamakta bir mah­zûr yok­tur Yıl­ba­şının di­ğer gün­ler­den fark­lı bir tarafı da yokturVe ortada kutlanacak bir şey de bulunmamaktadırDiyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu’nun da ifade ettikleri gib,” Ay’ı da Güneş’i de yaratan Allah’tır O bakımdan hem hicri, hem de miladi yıla girerken insanlara iyi dileklerde bulunur, hayırlı yıl dileriz”

      Yoksa milletlerarası takvim başlangıcı olma fonksiyonundan başka bir özelliği olmayan yılbaşı ve Noel kutlamalarının dinimizde yeri yoktur(7)

      Resûlullah (sav):”Sizden evvelkilerin kötü adetlerine karış karış,adım adm uyacaksınız ki,onlar kertenkele deliğine girseler,siz de arkalarından gireceksiniz” buyurdu
      “Ey Allah’ın Resûlü ! Onlar (dediğin) Yahudi ve Hristiyanlar mıdır ?” dedik”Onlar değil de kim? Buyurdu (

      Kur’ân’ın nuruna ve talebeliğine baş koyup dini dünyaya satmayan bahtiyarlardan olmak varken;” Diğer gürûh ise, ehl-i küfür ve tuğyandır ki, nefis ve şeytana tâbi olup, yalnız hayat-ı dünyeviyeyi tanıyan hayvan gibi, belki daha aşağı sağır, dilsiz, dâllîn gürûhudur” (9) kategorisine dahil olmaktan Rabbim necip neslimizi ve gençliğimizi muhafaza buyursun

      “Hayır şer, güzel çirkin, nef’ zarar, kemâl noksan, ziyâ zulmet, hidâyet dalâlet, nur nâr, İmân küfür, tâat isyan, havf muhabbet gibi âsârlarıyla, meyveleriyle, şu kâinatta, ezdâd, birbiriyle çarpışıyor, dâimâ tegayyür ve tebeddülâta mazhar oluyor, başka bir âlemin mahsulatının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor Elbette, o iki unsurun birbirine zıd olan dalları ve neticeleri, ebede gidecek, temerküz edip birbirinden ayrılacak; o vakit, Cennet-Cehennem sûretinde tezâhür edecektir” (10) ayrışmasında bizlere;faydanın,hidâyetin,nurun,imanın,tâatın,hay ır ve güzelliklerin safında yer almayı nasip eylesin

      Yer yüzünde her gün yüzlerce Müslüman kanı akıtılırken,düşman canavar dişlerini müslümanın boğazına geçirmiş ve hançerini ciğerine saplamış ,İslâm diyarları zulüm ve işkenceler altında inim inim inlerken,kanlı elleri,salyalı ağızlarıyla kutladıkları bir güne ve o gecede ateş lavları gibi semadan inen gazap ve musibetlere ortak olmak,böylece dâllîn güruhuna Allah muhafaza dahil olmak,Frenk mukallitliğiyle kendi asil değerlerini kaybetmenin sarhoşluğunu ve derin gafletini yaşamak,hamiyet ehline asla yakışmayacak bir davranış biçimidirBu,İslâm milliyetini hafife alma ve İslâm ümmetiyle alay etmek demektirCümle ehl-i imânın hak ve hukukuna tecâvüzdür,İlâhî gazapları celbetmeye bir vesiledir

      Dipnotlar :
      1-Bakara,2/208
      2-Al-i İmrân,3/19
      3-Tac,1/63
      4-Al-i İmran,3/85
      5-Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylinin Nihayeti
      6-Ahzâb,33/4
      7-MTalu,Dini Meselelerimiz,1/169
      8-Tac,1/63
      9-BSaid Nursî,Sözler ,On Birinci Söz
      10-Age,Yirmi Dokuzuncu Söz

      İsmail AKSOY

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.