• Bu konu 52 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 54)
  • Yazar
    Yazılar
  • #722111
    Anonim
      ÇİN’İN ÜCRA KÖŞESİNDE BİR MÜSLÜMAN KÖYÜ

      Çin’in en ücra köşelerinden birinde yaklaşık 700 yıl önce atılan İslam tohumları bugün her şeye rağmen yeşermeye devam ediyor.

      Çin’in güneybatısındaki Yunnan eyaletine bağlı Tonghai ilçesinde Hui’lerin yaşadığı ilginç bir köy bulunuyor. Bu köy, yaklaşık 400 ünlü din adamını yetişmekle tanınıyor. İslamiyetin 1290’lı yıllarda geldiği bu topraklarda şimdi kalabalık bir Müslüman nüfus bulunuyor.

      Tonghai’deki bu köy, çok uzun bir geçmişe sahip ve İslami hayat buradaki varlığını her şeye rağmen sürdürmeye devam ediyor.

      Najiaying köyünde her gün camiden Müslümanları namaza çağıran ezan sesi duyuluyor. Köyde 700’den fazla Hui aile yaşıyor. 70 yaşını geçen Najiarui, burada yaşayanların Najiaying köyünün, İslam dininin peygamberi Hazreti Muhammed’in torunlarının kurduğu eski bir köy olmasından her zaman gurur duyduklarını belirtiyor.

      Najiaying köyünde Najiaying ve Nü camileri olmak üzere iki cami bulunuyor. Najiaying Camii, erkeklerin namaz kıldığı yerdir. Yaşlı olsun, çocuk olsun, genç olsun hepsi başlarına beyaz kep takarak ve üzerlerine de beyaz elbise giyerek namaz vakti gelince camiye gelip namaz kılar.

      2 Ekim 2004’de açılan Najiaying Camii’nin dört minaresi var. Minarelerin her birinin yüksekliği 72 metre. Caminin büyük salonunda 3 binden fazla kişi namaz kılabiliyor. Burası, Yunnan’daki en büyük cami.

      Camii ise, Najiaying köyünün en eski camisi. Yeni caminin inşa edilmesinden dolayı bu eski cami, 250 metre doğuya taşındı ve adı da Nü olarak değiştirildi. Bu camide de aynı anda binlerce kişi ibadet edebiliyor.

      http://www.dosttv.com

      #722151
      Anonim
        Rusya’da İslam’a Yöneliş

        Allah Rus toplumunun yapısını da İslam dininin lehine çevirdi. Rus toplumunda yaşanan manevi çöküntü ve ahlaki dejenarasyon, insanların toplu olarak maneviyata ve dine yönelmesine vesile oluyor.

        Rusya’da Müslümanların güçleneceği ve Rus halkının da İslam’a yöneleceği, İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi’nin yıllar öncesinden Müslümanlara müjdelediği bir gelişme.

        Komünistlerin henüz yeni iktidara geldiği yıllarda Rus askerlerine esir düşen Bediüzzaman Said Nursi, daha o zamandan komünizmin bir gün mutlaka yıkılacağını ve Rus topraklarında İslam’ın yayılacağını haber vermiştir. Bir Rus askeri ile arasında geçen konuşmada, “Asya’da alem-i İslam’da üç Nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım.” sözleri ile Rusya’da Müslümanların elde edeceği imkanlara dikkat çeken Bediüzzaman’ın bu konudaki bir başka açıklaması ise şu şekilde:

        “İki dehşetli dünya savaşının neticesinde beşerde hasıl olan intibah-ı kavî ve beşerin tam uyanması cihetiyle kesinlikle dinsiz bir millet yaşamaz. Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinat ve aklı, kalbi ikna eden Kur’ân ile musâlâha veya tabi olabilir.”

        Tıpkı Said Nursi’nin müjdelediği gibi, Rus halkı dinsiz bir milletin var olamayacağı gerçeğini kavradı ve bu kavrayış onları İslam’a yöneltiyor. Günümüzde sayıları 20 milyonu bulan Müslümanlar, Rusya nüfusunun %15’ini oluşturuyor. Üstelik Müslüman nüfusun çoğunluğu, diğer ülkelerde olduğu gibi göçmenler veya yabancılar değil, bin yılı aşkındır bu topraklarda yaşayan kimseler.

        Komünist rejim boyunca camilerin kapatılıp depolara çevrildiği, din adamlarının tutuklanıp sürüldüğü, Müslümanların dinlerini yaşamamaları için çeşitli baskıların uygulandığı Rusya’da bugün halk akın akın İslam’a yöneliyor. Bu yöneliş göz ardı edilemeyecek büyüklükte.

        1998 yılında Rusya’da ilk İslami üniversite olan Rus İslami Üniversitesi kurulması, Tataristan’da Sovyet döneminde 18 olan cami sayısının 1000’i geçmesi Rusya’da İslam’ın yükselişini gösteren örneklerden bir kaçı.

        Bu gelişmeler, hiç şüphe yok ki çok güzel ve önemli gelişmeler. Bir zamanlar komünizmin kalesi olan Rusya’da bugün İslam’ın sesi yükseliyor…

        Komünist rejimin neden olduğu manevi çöküntünün ardından Rus halkı gerçek kurtuluşun ancak dine yönelmek ile mümkün olabileceğinin farkına vardı.

        Şimdilerde Rusya’da; Türk, Tatar, Rus, Azerî, Türkmen, Özbek, Tacik, Gürcü, Abaza, Çeçen, Çerkez ve sair mahallî ırklara mensup Nur Talebeleri de, o musalaha ve tebaiyetin zeminini hazırlıyorlar.

        DOST TV

        #722288
        Anonim
          ARTIK HİÇBİR BAHANEMİZ KALMADI!
          ( Dünya’da Bir İlk )

          RİSALE-İ NUR ‘un NURLANDIRMADIĞI GÖNÜL ; CEPNUR’un GİRMEDİĞİ CEP KALMAYACAK !!!

          Bir mum gibi yanan ve kendi yandıkça etrafına ışık saçan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin zamana meydan okuyan eserleri olan Risale-i Nur günümüze kadar yüz binlerce insanın kurtuluşuna vesile olmuş ve inançsızlık batağından tutup çıkarmıştır, ki halen de aynı hizmete devam etmektedir.

          Her eve lazım bu degerli kitaplar yıllara meydan okurcasına herkesin bir nevi rehber ansiklopedisi konumunda olmasına rağmen maalesef bazı bahanelerin arkasında hak ettiği ilgiyi tam olarak göremiyordu.Kimileri yeterli zamanı bulamamaktan,kimileri kitapların ebatından dolayı dilediği heryerde yanında bulunduramamaktan,kimileri bu kitapları otobuste ,vapurda.. vb toplu taşıma araçlarında tepkiye neden olacak bakışlardan çekindiklerinden,kimileri okuma-yazma problemi,kimileri gözlerinin görmemesinden ,kimisi dilini anlayamadığından gibi gerekçelerle bu değerli eserin kitaplıklarımıza hapsolmasına sebep olmaktadır. Yani artık ;

          Vakit bulamıyorum,
          Heryerde acip okuyamıyorum ,
          Dili zor oldugu için anlayamıyorum,

          Anlam bütünlüğü kuramıyorum,
          Gözlerim görmüyor,
          Okuma –yazmam yok…gibi bütün bahanelere inşallah son veriyoruz..

          İster otobüste, ister vapurda, ister trende, yolda, evde… aklınıza gelebilecek heryerde tüm külliyat artık sadece bir tuş uzağınızda. İstediğiniz her zaman kulağınıza takıp dinleyebileceksiniz,tesbihat ve cevşeni çok daha kolay bir şekilde ezberleyebilecek,bu mucize ürünü müslümanın ,şakirtin cep rehberi gibi her an yanınızdan ayırmayacaksınız..

          CEPNUR nedir?

          Bir Audio Player (Mp4) olarak tasarlanan CEPNUR’un içeriğinde ihsan Atasoy Hoca’nın 6 ay boyunca aralıklı olarak okumuş olduğu (240 saat boyunca) Risale-i Nur’un tamamı (Tarihçe-i Hayat, Sözler, Mektubat , Lemalar, Şualar, Asa-i Musa, Mesnevi-i Nuriye, İman ve Küfür Muvazeneleri, Kastamonu –Emirdağ -Barla Lahikaları,İşaretül İcaz ) sesli ve görüntülü olarak bulunuyor.Bir taraftan dinlerken bi taraftan da ekrandan takip edebilme olanağı tanıyor.

          Bunun yanı sıra Tam boy Cevşen ve Tesbihatı(Mustafa Demirci’nin seslendirdiği) da sesli ve görüntülü (klip versiyonunda) formatta içersinde bulunduruyor. Ürünün içeriğinde ayrıca Yasin-i Şerif , Aziz Üstadım Klibi kayıtlı olarak gelirken ürünü Mp4 gibi kullanıma imkan tanıyacak özelliklerde mevcut.Aynı zamanda radyo dinleme,mp3 dinleme,Video izleme,Ses Kaydı Yapma,Oyun ..vb gibi bir çok özelliği içersinde bulunduruyor.

          Eserin Ortaya Çıkma Evresi..
          Buna daha çok bir “sevk” diyoruz biz..Bir ağabeyin bir arkadaşının evine ziyarete gittiği esnada namaz kılmak için müsait bir odaya geçtiğinde tam namaza durmak üzereyken gözüne Dijital Kur’an-ı Kerim kutusu ilişir.Namazdan sonra dua edip kalkacağı esnada üst raftaki Risale-i Nur Külliyatını görür ..”Acaba Risaleleri de böyle bir ürünün içersine koyup ,istediğimiz her yerde dinlenmesini sağlasak mümkün olur mu?” düşüncesinden yola çıkılarak harcanan uzun bir çabanın sonucu ortaya çıkmıştır.”

          #722499
          Anonim

            ÇİN’DE HACI ADAYI SAYISI REKOR KIRDI

            Ve bu günlerde Çin’den dünyanın en kalabalık ülkesinden kutsal topraklara doğru büyük bir hareketlilik yaşanıyor.

            Çin’de 1989’da başlayan hac organizasyonu sonucu bugüne kadar yaklaşık 120 bin Çinli Müslüman hacı oldu. Sadece geçen yıl özel uçak organizasyonuyla hacca giden Çinli Müslüman sayısı 9600 idi.

            Çin’de dini eğitim ve hac gibi organizasyonları düzenleyen Çin İslam Derneği’nin organizasyonuyla bu yıl 10 binden fazla Çinli hacca gidecek ve bu rakam ülke tarihinde bir rekor olacak.

            Hacca gidecek Çinli Müslümanlar için kiralanan ve seferlerine başlayan uçaklar, 26 Kasım’a kadar Mekke’ye 37 sefer yapacak.

            Çin Uluslararası Radyosunun bildirdiğine göre, yaklaşık 600 kişilik ilk grup Çinli hacı adayı Mekke’ye gitmek üzere ülkenin batısındaki Gansu eyaletinden yola çıktı.

            http://www.dosttv.com

            #722564
            Anonim
              FAS’TA 10. BEDİÜZZAMAN SEMPOZYUMU

              Fas, 10. Bediüzzaman Sempozyumu’na ev sahipliği yapıyor. Sempozyum üç gün sürecek

              Fas İkinci Hasan Üniversitesi ile İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın birlikte organize ettiği Fas’ta 10. Bediüzzaman Sempozyumu 17-19 Aralık 2008 tarihlerinde yapılacak.

              3 gün sürecek olan konferansın konusu ise “Bediüzzaman Said Nursi ve Ahmed İbn Ajiba’nin Tefsir Metotları.”

              Kazablanka’da bulunan üniversite’nin Edebiyat Fakültesi İslami İlimler Bölümü konferans salonunda gerçekleştirilecek olan sempozyumda, çeşitli ülkelerden birçok bilim adamının bir araya gelmesi bekleniyor.

              DOST TV

              #722808
              Anonim
                “BENİM DİNİM: İMAN VE AMEL”

                Washington İslam Merkezi’nde her cuma Washington İslami eğitimler kuruluşu gençlerinin yardımıyla “Benim Dinim: İman ve Amel” konulu bir dizi konuşma yapılıyor.

                Program her cuma Şeyh Abd’ul Celil İsa’nın konuşmasıyla ikindi vaktinde gerçekleştiriliyor.

                Aynı zamanda Washington İslami Eğitimler Kuruluşu müdürü ve cemaat imamı Hüccetü’l-İslam Bahreyni’nin katılımıyla da her salı akşamı Kur’an Tefsiri programları düzenliyor.

                DOST TV

                #723203
                Anonim
                  TAYİN OLDUĞU KÖYÜN ÇEHRESİNİ DEĞİŞTİRDİ


                  Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Yanıklar köyüne 2 yıl önce atanan imam Tezcan Güler (35), çalışmalarıyla dikkati çekerken, köylülerin sevgisini kazandı.


                  Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Yanıklar köyüne 2 yıl önce atanan imam Tezcan Güler, yaklaşık 50 kişinin yaşadığı köyde, vatandaşların her türlü sorununu dinleyip, onlara yardımcı olmaya çalışıyor.


                  Göreve başladıktan sonra, köy camisinin bakım ve onarımını kendi imkanlarıyla yapan Güler, köy halkının da desteğiyle camiyi daha da güzelleştirdi. Şu sıralarda caminin dış cephe boyasını, eline aldığı fırçayla kendisi yapan Güler, sahibi geç kalınca köy kahvesine giderek sabah çayını demleyip köylülere hizmet de ediyor.


                  Tezcan Güler, yaptığı açıklamada, görev yaptığı orman köyünde yaşayan halkın ekonomik durumunun çok iyi olmadığını, bu nedenle kendi imkanlarını kullanıp köyü yaşanır hale getirme çabası içinde olduğunu söyledi. Köyün çevre temizliği ile köy tuvaletinin badanasını da kendisinin yaptığını anlatan Güler, “Boş durmayı sevmiyorum ve sürekli çalışmak istiyorum. Camideki görevimin dışında kalan zamanımı köyümüz ve halkımız için çalışarak geçiriyorum” dedi.


                  http://www.dosttv.com

                  #723920
                  Anonim
                    TEK KİŞİLİK CEMİYET: ALİ KÖSE

                    Muğla’nın Dalaman ilçesinde yaşayan Ali Köse Merkez Camii’nin bir personeli gibi 40 yıldır hizmet veriyor.

                    Muğla’nın Dalaman ilçesinde yaşayan Seka Kağıt Fabrikası’ndan emekli Ali Köse Merkez Camii’nin adeta bir personeli gibi camiinin 40 yıldır her türlü ihtiyacını karşılıyor.

                    Muğla Dalaman Merkez Camiinin yapımı ve bakımında büyük rolü bulunan Ali Köse fedakarlığı babasından devraldı. Caminin genişletilmesi için oturduğu evinin arazisini camiye devreden babasının himmetlerle dolu yaşamını devralan Ali Köse, ilçe merkezinde bulunan caminin tüm ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor.

                    Seka kağıt fabrikasından emekli Köse, 2006 yılında eşini de kaybedince hayatını camiye ve ilçede yapabileceği hizmetlere vakfetmiş. Merkez Camii’nde herhangi bir eksik olduğunda kimseye dönüp bakmaya ihtiyaç duyurmayan Köse, yaptığı yardımlarla tek kişilik cemiyet gibi camiye hizmet veriyor.

                    DOST TV

                    #724141
                    Anonim
                      NEW YORK’TA KARİZMATİK BİR İMAM

                      Hıristiyan Pazar Okulu öğretmeniyken 1960’lı yıllarda İslam’ı seçen ve 1991 yılında ABD Temsilciler Meclisinde ilk kez namaz kıldırarak tarihteki yerini almış olan Sirah Wahhaj İYİ HABERLER’de…

                      -Siyah Müslümanlara karşı Amerika’da önyargı var mı?

                      Aslında, trajikomik olan şu ki siyah Müslümanlara karşı yapılan ayrımcılık o kadar da fazla değil. İçinde bulunduğunuz zamanın tabiatını anlamak zorundasınız. Müslümanlara karşı ayrımcılık var, sorun bu ve bunun siyah olmamızla bir alakası yok. Geçmişte başka bir sorun daha mevcuttu:

                      Siyahi mücadele, yani bu ülkede Martin Luther King Jr. ve Malcolm X gibi kişilerin başını çektiği sivil haklar hareketi.

                      Yani Amerika’nın bazı bölümlerinde hala süregelen bazı ırkçılık olayları mevcut, fakat bu durum büyük oranda değişti.

                      Yakın geçmişe kadar, göçmenlere karşı daha fazla saldırı oluyordu; bilhassa Araplara ve Pakistanlılara karşı. Bu ilginç, çünkü Afrika kökenli Amerikalılar sivil haklar mücadelesi nedeniyle yıllar geçtikçe bu ülkede büyük oranda kabul görmüşlerdir. Bu nedenle, Müslümanlığı seçmeleri halk kitleleri için büyük bir sorun olmamıştır.

                      Birçok insan gibi, bizim ailemizde de gayr-i müslimler bulunmakta. Örnek vereyim; kızım Nafisa, Clara Muhammad adında bir Müslüman okulundan mezun oldu. Mezuniyetine katılanların yarısı Müslümanlar diğer yarısı ise gayr-i müslimlerdi.

                      Yani Müslümanlığı seçen Afrika kökenli Amerikalılar bu toplumda büyük bir olay değil ve insanlar bunu böyle kabul ettiler, ama Hükümet…

                      Halk kitleleri sorun değil, ama Hükümet Müslümanlara, tüm Müslümanlara, daha az olmakla beraber siyah Müslümanlara karşı bir korku atmosferi yarattı. Bu nedenle, kişisel olarak ben olayı siyah Müslümanlara karşı daha fazla ön yargı olduğu şeklinde görmüyorum.

                      Yerel bir bölgeye gittiğinizde, bölgesel hükümetle ilişkimiz çok iyi. Yerel polis departmanı ile ilişkilerimiz çok iyi. Yerel politikacılarla ilişkilerimiz çok iyi. Ulusal seviyede ise İslam karşıtı duyguların mevcut olduğu görülüyor. Ama bunu çok geçici bir durum olarak görüyorum. Her etnik yapı bunu yaşadı, Yahudiler, Latinler, İrlandalılar, Japonlar… Şimdi sıra Müslümanlarda. Bu geçecek, bir gün bu sona erecek.

                      – Peki bununla mücadele etmenin en iyi yolu ne?

                      Bununla mücadele etmenin en iyi yolu, sizin de söylediğiniz üzere, her zaman buna tepki göstermek değil, orada olmak, topluluk içinde bulunmak, toplumumuzun ve cemaatimizin daha iyiye gitmesi için olaya dahil olmaktır. Örnek vermek gerekirse, 1987 senesinde, bu bölgede bir uyuşturucu karşıtı kampanya yürütmüştük. Bu bölgeye ilk yöneldiğimizde, mescidin çevresindeki blokta birçok uyuşturucu evi bulunuyordu. Allah biz Müslümanlara yardımcı oldu ve biz bu evleri kapattırdık. O günden beri, bu bölge gelişti ve buradaki Müslümanların gayretleriyle ilerleme kaydetti. Bunu herkes biliyor. Dünyadaki tüm gazetelerin ilk sayfalarına haber oldu bu. Ülkenizin medya temsilcileri bile buradaydı ve bunu gündemlerine aldılar. New York Times Gazetesi ilk sayfasında Müslümanların uyuşturucu evlerinden 15 tanesini kapattığını yazıyordu. Şu an bu bölgede gezinirseniz, bir bloktan diğerine gidene kadar kırkın üzerinde Müslüman işletme göreceksiniz. Buraya ilk geldiğimde, bir tane bile yoktu.

                      Peki, bunlar nasıl mı oldu? İlk önce mescidi kurduk, sonra Müslümanlar gelmeye başladı, mülk edindiler; iş yapmaya başladılar bir baktık ki her şey büyüdü ve genişledi. 1981 senesinde bu işe başladık ve hepsi Afrika kökenli Amerikalı olan 25 kadar Müslüman vardı. Şimdi, bir Cuma günü ortalama 1300 kişi dolayında insan geliyor. 29-30 farklı etnik yapı ve ulustan insan saydık. Böylece, beyaz Avrupa kökenliler, Afrika kökenliler, Asyalılar, Mısırlılar, tüm bu insanlar düzenli olarak geliyorlar buraya. %25 oranında Afrika kökenli Amerikalılarla başladık bu işe, şimdi Afrika kökenliler %30’dan daha az bir kısmı oluşturuyorlar. Bu yüzden ben siyah bir imam olsam da cemaate bakacak olursanız, karma bir yapı gözüküyor. İspanyol ve diğer etnisitelerden insanlar mevcut. Asyalılar da var.

                      -Göçmenler ve Afrika kökenli Amerikalı Müslümanlar arasındaki ayrılık düzeliyor mu?

                      Tabii ki düzeliyor. Çünkü kilit şeylerden birincisi problemin varlığını kabul etmek. Hz. Muhammed (sav) Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde, bilgeliğiyle. Muhacir ve Ensar arasında kardeşlik bağı oluşturmuş ve onları bir araya getirip şöyle demişti:

                      “Sen Abdurrahman bin Avf, sen Sa’d bin Rebia ile kardeş olacaksın, sen de onunla.”

                      Muhacir ve Ensar’dan birer kişiyi bir araya koymuştu. O (sav) ne yaptığını çok iyi biliyordu. Hz. Muhammed (sav)’in bunu yapması bizim birbirimizi tanımamıza olanak sağladı. Allah Kur’ân’da şöyle buyurur:

                      “Sizi uluslara, kabilelere ayırdım; birbirinizi tanıyasınız diye.”

                      Biz birbirimizi iyi tanımıyoruz, birbirimizi bilmiyoruz, birbirimizin haklarını da bilmiyoruz, değil mi? Peki biz Afrika kökenli Amerikalıların göçmenlerle oturmasını sağlayınca, beraber yemek yemelerine ve olayları tartışmalarına izin verince ne olur ki! Her etnik yapı kendi içine kapanıyor. Ama bu çabalarımızı sayesinde şimdi insanlar bir araya geliyorlar. Bazılarımız için hiç sorun yok. Bazıları içinse, belli başlı sorunlar olabilir, ama burada Long Island’daki mescitlerle ve bazı göçmen mescitleriyle işbirliğimiz var.

                      -Sizce çoğunluğu gayr-i müslim olan bir topluluk içinde, bu insanlara peygamberleri nasıl anlatmalıyız?

                      -Aynen diğer bütün peygamberlere inanan Müslümanlara diğer peygamberleri açıkladığımız şekilde; Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. İbrahim’e inandığınız şekilde biz de bunun bir parçası olarak Hz. Muhammed (sav)’e inanıyoruz. Onların hepsi aynı kaynaktan geliyor; aynı tek Tanrı’dan geliyor.- İşte böyle açıklıyoruz.. Bana göre en önemlisi O’nun bir elçi olduğunu; Allah’ın Elçisi olduğunu anlatmalıyız.

                      Teksas’ta üniversitedeydim ve onların Kutsal Cuma dedikleri tarihteydi… Bir ders veriyordum; konferans salonu tamamen doluydu. Konu ‘İslami açıdan Hz. İsa’ idi. Harika bir olaydı. Oradaki profesörlerden biri şöyle dedi, ‘İmam, bütün okul bu derse katılmalıydı.’ Benim için Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (sav) hakkında konuşmak kolay; hem de çok kolay. Bu, sorunlarımızın en basitiydi. İnsanlar bu şahsiyeti öğrenmeliler ve bir gün onu tanıyıp sevmeliler.

                      Londra’da ilginç olan bir şey var; onlarda en popüler ve ikinci en popüler ismin Muhammed olduğunu biliyor musunuz?

                      Ancak, bu durum sadece Müslümanların değil de diğer kişilerin çocuklarına Muhammed ismini vermesi sonucu gerçekleşseydi, bu benim için daha fazla bir önem teşkil ederdi. Yani, bütün bunlar büyük bir Müslüman cemaatin ortaya çıktığını gösteriyor ve bu kişiler çocuklarına Muhammed adını veriyor. Bana göre bunda büyütülecek bir şey yok. Esas önemli olan gayr-ı müslimlerin çocuklarına Muhammed ismini vermeye başlamaları. İşte esas önemli olan husus budur.

                      1950’li yıllardan 1980’lere ve 1990’lara kadar olan dönemi düşünüyorum da; Amerika’daki en popüler kadın isminin ne olduğunu biliyor musunuz? Bu konuda herhangi bir fikriniz var mı? Mary… Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’in anısına insanlar bu ismi koyuyorlar.

                      Bu durum yıllar geçtikçe değişti. Yani yapmak istediğimiz şey ve benim çağrımın bir parçası olan şey, bu insanlara Hz. Muhammed (sav)’i tanıtmak ve O’nun ne kadar harika bir insan olduğunu onlara anlatmaktır. (sonpeygamber.info)

                      DOST TV

                      #724161
                      Anonim

                        güzel ötesi yazılar bilgilendirme için hak senden razı olsun

                        dua ile

                        #724197
                        Anonim

                          Allah okuyanlardan da razı olsun…

                          #724516
                          Anonim

                            eva_vitray.jpg
                            MEVLANA AŞIĞININ VASİYETİ GERÇEKLEŞTİ

                            Mesnevi’yi okuduktan sonra İslamı’ı seçip Havva adını alan ve Mevlana’nın yanında gömülmek isteyen Fransız yazar Eva de Vitray Meyerovitch’in duası kabul oldu ve ölümünden 10 yıl sonra Konya’ya getirilen naaşı 17 Aralık’ta Konya Üçler Mezarlığı’na defnedildi.

                            Mesnevi’yi okuduktan sonra İslam’ı seçen ve “Havva” adını alan 1999’da 90 yaşında vefat eden ünlü Fransız yazar Prof. Dr. Eva De Vitray Meyerovitch’in hidayet öyküsü şöyle:

                            Eva De Vitray-Meyerovitch (Havva) Kimdir?
                            Eva de Vitray-Meyerovitch 1909 yılında aristokrat ve Katolik bir Fransız ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Seçkin tabakaya mensup çocukların okuduğu özel okullarda eğitim görür. Ailesi tarafından Katolik ve aristokrat olarak yetiştirilir. İlköğrenimini rahiplerin gözetiminde Katolik okulunda tamamlar. Latince-Grekçe bölümünü bitirerek liseden mezun olur. Ardından hukuk tahsilini tamamlar ve felsefe doktorası yapar. Fransa’nın dünya çapında en saygın bilim ve araştırma kurumu, İlmî Araştırmalar Millî Merkezi’nde (CNRS) yönetici ve uzman olarak çalışır.

                            Eva’nın yaşadığı yıllar, Batı toplumlarında insanın aşkınla irtibatının koparıldığı pozitivizmin en yaygın ve kurumsal anlamda hayata hâkim kılındığı yıllardır. O, modern insanın ve kendisinin içine düştüğü krizlere teolojik açıdan çözümler aramaktadır. Bu yılları hep kilisede ve rahibelerin içinde geçirir. Kafasını Katolik mezhebinin Tanrı’nın anası, Tanrı’nın oğlu vb. çözümsüz sorularına takar. Saygın teologlarla tartışmalara girer. Ruhunu ve aklını tatmin edecek bir cevap alamaz. Kafasını meşgul eden onca soruya alabildiği tek cevap, çoğu kez “Allah’a dua et de sorularını gidersin” şeklinde olunca artık gönlü de rahatsız olmaya başlar. Felsefe doktorasıyla da aklı iyice karışan Eva Hanım büyük bir rahatsızlıkla bir arayış içerisine girer.

                            Eva de Vitray kendi ifadesiyle Hıristiyanlığın onu bir çıkmaza sürüklediğini ve bu çıkmazların onu bu arayışa ittiğini belirtir. Sonunda Eva Hanım, Hıristiyanlığın İslam’dan üstün bir din olmadığına karar verir. Günün birinde eski bir dostunun hediyesi bu fırtınalı gönlü sükûna erdirmeye vesile olur. Bu hediye Dr. Muhammed İkbal’in “İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden İnşası” isimli eseridir. Sanki bir anda tüm sorularına cevap bulduğu hissine kapılır, bu eserle. Dr. İkbal ona, yeni kıblesini, yönünü gösteren bir pusula gibi işlev görür. İkbal’in eseri, İslam’ı keşfetmesini sağlar.

                            “Benim için İslam’ı keşfetmek, kaybedilenleri yeniden bulmak, ayrı düştüklerime kavuşmak gibi bir şeydir” diyen Eva Hanım, Muhammed İkbal’in eserinde adı ve şiirleri sık sık geçen Mevlana’dan çok etkilenir. Katı Katoliklikten gelen Eva’nın Müslüman olmaya karar vermesi, Müslümanlığını ifşa etmesi kolay olmayacaktır. Çünkü o, Anglikan bir büyükanne tarafından Katolik mezhebinde yetiştirilmiş, din eğitimi almıştır. Kocası, Yahudi’dir. O, sürekli özellikle ıssız ve sessiz gecelerde gönlünü ve ellerine açarak Allah’a yönelir ve kendisine bir çıkış yolu, hakikati göstermesini ister.

                            Bir gün böyle bir dini ritüelin neticesinde rüyasında mezara gömüldüğünü ve mezar taşında isminin Arapça ve Farsça olarak Havva şeklinde yazıldığını görür. Uyandığında kendisine şöyle denildiğini hatırlar: “Bak, sen bir işaret istedin, işte senin işaretin. Sen Müslüman bir hanım olarak gömüleceksin.” Artık o, kararını vermiş ve Müslüman olmuştur.

                            Eva hanım, bu rüyayı unutur. Çok doğal bir şekilde yeni hayatında İslam’ı bilgisel temelli öğrenmeye ve öğrendiklerini yaşama yolunda devam eder. On beş sene sonra yolu İstanbul’a düşer. Orada birkaç yıl önce UNESCO’nun oluruyla sema yapmaları için Paris şehir tiyatrosuna getirttiği semazenlerden birisiyle karşılaşır. Kendisine Mevlevi olan bu mühendis dostu; “madem Mevlâna ile bu kadar çok ilgileniyorsun, şimdi müze durumundaki eski bir Mevlevî tekkesinde yürüttüğüm çalışmaları gelip bir görseniz” der. Eva Hanım bu tekkenin mezarları arasında yürürken gözü bir mezar taşına ilişir. Rüyasında gördüğü kendi mezar taşının aynısıdır bu. Mevlevî olan mihmandarına “üzerinde Havva yazan bu garip mezar taşı da ne?” diye sorar. O, “bir kadına ait mezar taşı olduğunu ve mezarlıktaki çalışmalarında, hayatta iken Mevlevi dervişi olan ve buraya gömülmek isteyen kadınların şu anda üzerleri toprakla dolmuş olan boş mezarlarını gün yüzüne çıkarmaya çalıştığını” ekler. Yani, boş mezar yeridir buralar. Eva Hanım, bu boş mezar taşında gördüğü ismin (Havva’dır) kendi ismi olduğuna karar verir.

                            Eva Hanım, olağanüstü olaylarla karşılaşır. Hacca gidebilmek için Ezher Üniversitesi’nden Müslüman olduğuna dair bir belge almak maksadıyla Mısır’a gider. Üniversite yetkilisi, kendisine; “Müslüman olduktan sonra hangi adı aldınız?” diye sorar. O da henüz bir Müslüman adının olmadığını söyler. Tevafuk olacak ya, üniversiteden yetkili şahıs kendisine; “şimdiki Eva adınızı İslamileştirmeniz kafi. Hem sonra bu, Kur’an’da geçen bir kelime” der. Böylece O, Hıristiyan ismi olan Eva’dan yeni Müslüman ismi olan Havva’ya rücû eder. Bu isim, zaten onun rüyasında gördüğü mezar taşının üzerindeki kendi ismidir.

                            İslamı’ı seçip Havva adını alan ve Mevlana’nın yanında gömülmek isteyen Fransız yazar Eva de Vitray Meyerovitch’in hem duası hem de rüyası gerçekleşti, ölümünden 10 yıl sonra Konya’ya getirilen naaşı 17 Aralık’ta Konya Üçler Mezarlığı’na defnedildi.


                            http://www.dosttv.com

                            #724622
                            Anonim
                              KİM MUTLU?

                              Ülkeler arasında yapılan mutluluk araştırmaları ilginç sonuçlar ortaya çıkarıyor.

                              Bir Amerikalı mı daha mutlu yoksa bir İngiliz mi ya da yoksa ismini pek az duyduğumuz ülkelerden biri mi daha mutlu? Cevabı İyi Haberler’de….

                              Londra Ekonomi Okulundan bir grup öğretim üyesinin 1998’de sonuçlanan anketinde, “Bangladeş” dünyanın en mutlu ülkesi olarak belirlenmişti.

                              New Scientist dergisi tarafından yürütülen ve 1999-2001 yıllarını kapsayan bir araştırmada ise, en yüksek oranda mutlu insanları barındıran ülke olarak “Nijerya” görünüyor. Bu insanları neyin mutlu ettiğine gelince, bunun para olmadığı kesin. Bangladeş’te kişi başına yıllık 2000 dolar düşüyor; Nijeryalı bunun da ancak yarısını kazanabiliyor. Belki de bu insanların mutsuz olmak için fırsatları yok, kim bilir? Zira Nijerya’da ortalama insan ömrü 47 seneyi bile bulmuyor!

                              Gelişmiş ülkeler ise özellikle en büyükleri, mutluluk anketlerinde şu âna kadar üst sıraları hiç göremediler. Bir İngiliz ortalama 78 sene yaşasa ve senede 30 bin dolar kazansa bile, birinci ankette 32, ikinci ankette 24’üncü sırada yer alıyor. Amerikalı ise, bir Nijeryalının 40 yılda kazandığını bir sene içinde kazanıyor. Gelin görün ki, Nijeryalının “3 bin yıllık” gelirini tüketmiş olarak 77 yıllık ömrünü tamamladığında, o da bir Nijeryalının mutluluğunu tadamadan bu dünyadan göçüp gidiyor. Onun mutluluk basamaklarındaki yeri, birinci ankete göre 46, diğerine göre ise 16’ncı sırada.

                              Bu konuda yürütülen daha başka araştırmalarda da, sıralama ne kadar değişirse değişsin, hemen hemen hiç değişmeyen bir sonuç var: Büyük Batı ülkeleri hiçbir zaman üst basamaklara tırmanamıyorlar. Mutlu insan oranı en yüksek olan ülkeler ise, büyük çoğunlukla, medeniyetin nimetlerinden uzakta kalan Üçüncü Dünya ülkeleri arasından çıkıyor. Bu ülkeleri “medeniyetin henüz mutsuzlaştıramadığı ülkeler” olarak tanımlarsak, acaba hatâ etmiş olur muyuz?

                              Ancak Batı uygarlığı hem zenginlik hem mutluluk getirmeyi vaad ediyordu beşeriyete. Bu medeniyette insanlar çok kazanacak, çok harcayacak, çok tüketecekti. Tükettikçe değer kazanacak, tükettikçe mutlu olacaktı. Fakat tüketilecek şeyler de tükenecek gibi değildi; insan daha bir amacına erişmemişken, medeniyet onun önüne yüzlerce hedef daha sıralıyordu.

                              Bir Emirdağ mektubunda Bediüzzaman’ın işaret ettiği gibi, bedevîlikte üç dört şeye muhtaç olan insan, bu medeniyet döneminde yirmi otuz—bugün için yüz mü, bin mi diyelim?—şeye muhtaç hale gelerek yoksullaştı.

                              Defterin sadece gelir hanesini dikkate alanlar, yılda on binlerce dolar kazanan bir adama imrenebilirler. Fakat aynı adamın borçlarını ve heveslerini de hesaba dâhil ettiğimiz zaman, bir Amerikalı bir Nijeryalıdan daha yoksul çıkmayacak mıdır?

                              DOST TV

                              #724759
                              Anonim
                                ŞEFKAT, SUÇTAN UZAKLAŞTIRIYOR

                                KONYA polisinin, yaptığı çalışmalarla suça meyilli 480 çocuktan 384’ü topluma kazandırıldı.

                                Konya Emniyet Müdürlüğü’nün 2005 yılının Kasım ayında başlattığı uygulamalarla bugüne kadar yüzde 80 başarı sağlandı. Yapılan çalışmalar sayesinde suça meyilli olan çocukların verilen destek ve şefkatle üniversiteli bile olabildiklerini belirten yetkililer:

                                ‘’Suç işleme eğiliminde azalma tespit edilen çocukların belli bir aşamaya geldikten sonra meslek edinmelerine yardımcı olunuyor. Bunlar eğitim, spor, sanat gibi faaliyetlere de yönlendiriliyor’’ dedi.

                                http://www.dosttv.com

                                #726859
                                Anonim

                                  [IMG]http://91.93.63.74/tr/Resim_Goster.asp?Dosya=/yukle/resim/iyihaberler/Yeni Klasör/10 – 11 Ocak 09 Fotograflar/7 – Gorenlere Fatiha Okutturan Levha.jpg&Width=200[/IMG]

                                  GÖRENLERE ‘FATİHA’ OKUTTURAN LEVHA

                                  Erzurum’daki bir trafik yön uyarı levhası görenleri önce şaşkına çeviriyor, ardından da fatiha okutuyor.

                                  Erzurum Palandöken Belediyesi sınırları içerisinde bulunan ve merkeze 10 kilometre uzaklıktaki Börekli Mahallesi’ne araçlarıyla giden sürücüler, yolun sağına dikilmiş olan trafik yön levhasını görünce şaşkınlık geçiriyor.

                                  ‘Dikkat Mezarlık Fatiha’ yazılı trafik tabelasını gören sürücüler önce tabelayı okuyor, ardından da bütün ölmüşlerin ruhuna fatiha gönderiyor.

                                  DOST TV

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 54)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.