• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #668575
    Anonim

      Son dönemlerde yetişmiş âlim ve şairlerimizdendir. Asıl adı İbrahim’dir. Uzun yıllar hocalık yaptığı için “Muallim”, şiirlerinde kullandığı mahlastan dolayı “Cûdî” olarak anıldı ve “Muallim Cûdî” lâkabıyla tanınıp şöhret buldu.

      Muallim Cûdî, 1863 yılında Trabzon’da doğdu. Babası müderris Hacı Mehmed Efendi, İskender Paşa Medresesinde muallimlik yaptı.

      Yaşadığı dönemdeki tanınmış muallimlerden ders aldıktan sonra Semercizade Hacı Mehmed Efendiden icazet alarak mezun oldu. 1883 yılında Hamidiye Mektebinde göreve başladı. Burada Türkçe dersleri okuttu. Bu okulda görev yaptığı sırada Mekke’ye gitti. Bir süre Mekke’de kaldı. Döndükten sonra Trabzon’da tekrar muallimliğe (öğretmenlik) başladı. Sonradan kendi adını alacak olan Zeytinlik Mektebinde uzun yıllar muallimlik yaptı. Bu görevinden dolayı “Muallim” olarak anıldı ve tanındı.

      Muallim Cûdî, görev yaptığı okulda ders yapmakla yetinmedi. İlk bastığı eseri olan Esmâü’l-Hüsnâ ile elde edilen geliri okulun genişletilmesi çalışmasına katkı sağladı. Günümüzde görev yaptığı okul, İbrahim Cûdi Bey İlköğretim Okulu olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

      Muallim Cûdî, 1903 yılında Trabzon Ticaret Mahkemesi Daimî Üyeliği, 1910 yılında Trabzon Mekteb-i Sultanisinde Arapça hocalığı yaptı. Askeri Rüştiyede Türkçe derslerini okuttu. Bunların yanısıra Trabzon Maarif Meclisi üyeliği de yaptı.

      Muallim Cûdi, eğitim ve öğretim işlerinin dışında gazete yayını ile de ilgilendi. Trabzon Valiliği tarafından çıkarılan gazetede bir yıl kadar başyazarlık görevinde bulundu. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ve Trabzon’un işgalinden sonra Ankara’ya gitti. Ankara’da bulunduğu sırada Ankara Sultanisinde Arapça derslerini verdi.

      Mondros Mütârekesinden sonra Trabzon’da kurulan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Bu çerçevede konferanslar vererek halkı Milli Mücâdeleye, birliğe teşvik ve davet etti.

      İttihat ve Terakki Cemiyeti döneminde olduğu gibi Kurtuluş Savaşı sırasında da milletvekilliği teklif edilen Muallim Cûdî, her iki seferde de bu teklifi kabul etmedi. 1925 yılında Trabzon Müftülüğüne tayin edildi. Bu görevi sadece bir yıl kadar sürdü. Çünkü, 1926 yılı Ramazan ayında vefat etti.

      Muallim Cûdi Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini çok iyi biliyordu. Arapça ve Farsça şiir yazacak kadar bu dillere hakimdi. Divan şiir geleneğinde yetişti. Çok sayıda şiir yazdı. Ankara’da bulunduğu sırada “Divan” isimli eseri yayınlandı. Muhtelif gazete ve dergilerde şiirleri neşredildi.

      Muallim Cûdî’nin aralarında ders kitaplarının da bulunduğu çok sayıda eser yazdı. Tarih-i Enbiya, Nevadir-i Nefise, el-Hayatü’l-Ebyaz, Kenzü’l-Esnâ fî Şerhi’l-Esmâi’l-Hüsnâ, Lügat-ı Cûdî eserleri arasındadır. Bunların dışında ders kitabı olarak okutulan eserler de yazdı. Rehber-i Avâmil, Teshîl-i Elifba-yı Osmanî, Kıraat-ı Türkiye, İlk Talim-i Kıraat, Teshil-i Sarf-ı Osmanî, Ulum-u Diniye Dersleri, İmlâ ve Kıraat okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.

      Aşağıda yer alan kaside Muallim Cudiye ait olup, Hulusi Yahyagil Ağabeyin, üstada bir kısmını gönderdiği kasidenin tümüdür.

      Kur’an-ı Kerim ve Hazret-i Muhammet (a.s.v.)

      Ümmi âlimdir Muhammed

      iman ederim ona müebbed

      Allame-i mekteb-i ledünni

      Hayrette bıraktı ins ü cinn

      Her dilde tekellüm etti Cibril

      Kim etti tekellüm böyle bir dil

      Üslub-u Arab yok ol revişte

      Bir harikuladelik var işte

      Tebliğde ebleğul beyandır

      Divan-ı kıdemde tercümandır

      Cibril-i Emin enisi ruhu

      Kur’ân’ı mübin lübb ü sünuhu

      İ’cazına itiraf bahir

      Kafir ona dense kavl-ı sahir

      Bir mucizdir, lisan-ı Haktır

      Hakkaki inanmaya ehakdır.

      Kur’ân ki kitab-ı kibriyadır

      Vareste-i şevbe-i riyadır

      İhlas-ı beyan, lisanı masum

      Manasını bilmese de mefhum

      Olmuş ki nücum-ı vahy-i havi

      Denmiş ona tuhfe-i semavî

      Her kevkebi müstakil zişan

      Her âyeti başka başka rehşan.

      Bir zikr-i mübarek-i mukaddes

      Bir ünsü latif ruh-u emles

      yok gıll u gış anda safi kevser

      Vechinde lika-yı Hak gülümser

      Her sehle-i mümteride peyda

      Bin dürlü serair-i mezaya

      Bakıldıkça olur nigaha rûşen

      Hiç gülleri solmayan gülşen

      Bir nazm-ı beliğ ve nesr-i enfes

      Ervaha tilaveti safares

      Kur’an okunurken eyle dikkat

      Kalbinde eser nesim-i rikkat

      Tebşir-i sefanuma-yı cennet

      İnzarı verir cehime heybet

      Müşriklere harb-i asumandır.

      İmansıza karşı biemandır.

      Mafevki beyan o tarz-ı tebyin

      Eyler hacer olsa kalbi telyin

      Nur-u azametlerin sedası

      İlân-ı kemal kibriyası

      Müminlere şirmi sildiren o

      Tevhidi tamam bildiren o

      Bir kıssayı eyler hikaye

      Tevhid-i Hüdâdır anda gaye

      Bir heybet-i Halikane mahsus

      Her âyet-i hilyedar-ı namus

      Üslub-u beyanın en rezini

      Âdâb-ı kelamın en güzini

      Ezkar-ı Hüdayı etmez ihmal

      Esma-yı şerife ayni ezyal

      Ahkam-ı münife gelince

      Tayin-i vazaif emri dince

      Allah’a nasıl ise ibadet

      Ol vecihle eyledi imamet

      Ebdana taharet etti talim

      Ervaha nezahet etti tefhim

      Tevhid-i hüda ile müeyyed

      Tasdik-i nübüvvet-i Muhammed (s.a.v.)

      Hakkiyle o seyyidül beşerdir

      Peygamber-i müteber-i haberdir.

      Fahşayı, kumarı, hamiri tahrim

      Etmekle buyurdu aklı takvim

      Olmaz hele mümine meâkil

      Hınzır-ı zebine-i heyakil

      Men eyledi zulmü, adli kurdu

      Her yareye kafi merhum urdu

      Davası şuhud ile müberhen

      Seyf-i zaferi, cidâli ahsen

      Bir hasım ile eylese tebarüz

      Namusuna eylemez tecavüz

      Haysiyetine riayet eyler

      Teklif-i rah-ı hidayet eyler

      İnsaniyet neye muhtaç

      Hep kuvveden fiile etti ihraç

      Namusuna dendi kudsi ekber

      Namusuna numunedir müttehar

      Piş-i nazara serer semayı

      Arzeder ukula kibriyayı

      Ağmaya basar verir ziyası

      Masmuğ sağırlara sedası

      Mürsellere verdi sıdk u ismet

      Tebliğ, fetanet ve emanet

      Ettikçe menakibi tekerrür

      Ezhan-ı beşere tenevvür

      İlmi, ulemayı etti tekrim

      Cehli, cühelayı kıldı tecrim

      Esnamı kırar, kulubü kırmaz

      İnsanı fena yola çağırmaz

      Fikr ile cemmadı eyler intak

      Zikr ile meâdi eyler işrak

      Terdifi rical eder inası

      Hakkı ile verir hukuk-u nâsı

      Eshab-ı cinana vasf-ı ebcal

      İman ile salihat-ı âmâl

      Dünyada zuhuru mahz-ı nimet

      Fahr etsin anınla zat-ı hilkat

      Dürdane-i lübbüdür vücudun

      Fevvare-i hubbudur şuhudun

      Bir hikmete mebni emri nehyi

      Zannetme heva, lisanı vahyi

      Bir kul o lisana kadir olamaz

      Kadir dahi olsa câsir olamaz

      Hak sevdi onu, o sevdi Hakkı

      Hubbun o hakiki müstehakkı

      Akvama muhabbeti eş etti

      Bir sofraya koydu kardeş etti.

      Cem etti kabail-i şuubu

      Bir kıbleye bağladı kulûbu

      Mahluk-u Hüda demez, halaknâ

      Muhtac-ı gıda demez rezaknâ

      Kalbinde olan mehafetullah

      Eyler mi hiç iftira alallah

      Mevlaya muhabbeti müsellem

      Sallallahü Aleyhi vesellem.

      ***

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.