• Bu konu 6 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #652609
    Anonim
      Meyve Risâlesinden Altıncı Mesele


      [Risâle-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve katî hadsiz
      hüccetleri bulunan “imân-ı billâh” rüknünün binler
      küllî bürhanlarından birtek bürhana kısaca bir işarettir.]

      Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler.
      “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar,” dediler.
      Ben dedim: Sizin okuduğunuz fenlerden her fen,
      kendi lisân-ı mahsusuyla, mütemâdiyen Allah’tan bahsedip,
      Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.

      Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahâne ki, her kavanozunda
      hârika ve hassas mîzanlarla alınmış hayattar mâcunlar
      ve tiryaklar var. Şüphesiz, gayet maharetli ve kimyâger
      ve hakîm bir eczâcıyı gösterir. Öyle de, küre-i arz eczahânesinde
      bulunan dört yüz bin çeşit nebâtât ve hayvanât kavanozlarındaki
      zîhayat mâcunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahâneden
      ne derece ziyâde mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz
      fenn-i tıb mikyâsıyla küre-i arz eczahâne-i kübrâsının eczâcısı olan
      Hakîm-i Zülcelâli, hattâ kör gözlere de gösterir, tanıttırır.

      Onüçüncü Söz s.142


      #740743
      Anonim
        HuSeYni;122505 wrote:

        Öyle de, küre-i arz eczahânesinde
        bulunan dört yüz bin çeşit nebâtât ve hayvanât kavanozlarındaki
        zîhayat mâcunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahâneden
        ne derece ziyâde mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz
        fenn-i tıb mikyâsıyla küre-i arz eczahâne-i kübrâsının eczâcısı olan
        Hakîm-i Zülcelâli, hattâ kör gözlere de gösterir, tanıttırır.

        bu nasıl bir tanımdır nasıl bir anlatımdır yaHu !
        gel de tekrar tekrar okuyup her seferinde hayran kalma ..

        #740827
        Anonim

          Hem, meselâ, nasıl bir hârika fabrika ki,
          binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor;
          şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır.
          Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı,
          her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan
          bu seyyar makine-i Rabbâniye,
          ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse,
          o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyâsıyla,
          küre-i arzın ustasını ve sahibini bildirir ve tanıttırır.

          #740896
          Anonim

            Hem meselâ, nasıl ki gayet mükemmel,
            bin bir çeşit erzak, etrafından celb edip
            içinde muntazaman istif ve ihzâr edilmiş depo
            ve iâşe ambarı ve dükkân, şeksiz bir fevkalâde
            iâşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve
            memurunu bildirir. Öyle de, bir senede,
            yirmi dört bin senelik bir dairede
            muntazaman seyahat eden; ve yüz binler
            ve ayrı ayrı erzak isteyen tâifeleri içine alan;
            ve seyahatıyla mevsimlere uğrayıp, baharı
            bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak,
            kışta erzakı tükenen bîçare zîhayatlara getiren;
            ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iâşe ambarı
            ve bir sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazâtı
            ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve
            dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise,
            okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iâşe mikyâsıyla,
            o katiyette ve o derecede, küre-i arz deposunun Sahibini,
            Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.

            #740976
            Anonim

              Hem, nasıl ki dört yüz bin millet, içinde bulunan
              ve her milletin istediği erzakı ayrı
              ve istimâl ettiği silâhı ayrı
              ve giydiği elbisesi ayrı
              ve tâlimâtı ayrı
              ve terhisâtı ayrı olan bir ordunun
              mu’cizekâr bir kumandanı, tek başıyla
              bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını
              ve çeşit çeşit eslihâlarını ve elbiselerini
              ve cihazâtlarını, hiçbirini unutmayarak
              ve şaşırmayarak verdiği o acîb ordu ve ordugâh,
              şüphesiz, bedâhetle, o hârika kumandanı gösterir,
              takdirkârâne sevdirir. Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâhında
              ve her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni
              ordu-yu Sübhânîde, nebâtât ve hayvanât milletlerinden
              dört yüz bin nevin çeşit çeşit elbise, erzak, eslihâ, tâlim,
              terhisleri gayet mükemmel ve muntazam ve
              hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak birtek
              kumandan-ı âzam tarafından verilen küre-i arzın
              bahar ordugâhı, ne derece mezkûr insan ordu ve
              ordugâhından büyük ve mükemmel ise, sizin okuyacağınız
              fenn-i askerî mikyâsıyla dikkatli ve aklı başında olanlara
              o derece küre-i arzın Hâkimini ve Rabbini ve Müdebbirini
              ve Kumandan-ı Akdesini hayretler ve takdîslerle bildirir
              ve tahmîd ve tesbihle sevdirir.

              #741286
              Anonim

                Hem nasıl ki, bir hârika şehirde, milyonlar elektrik lâmbaları,
                hareket ederek her yeri gezerler; yanmak maddeleri
                tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları ve fabrikası,
                şeksiz, bedâhetle, elektriği idare eden ve seyyar
                lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştiâl maddelerini getiren
                bir mu’cizekâr ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi
                hayretler ve tebriklerle tanıttırır,
                yaşasınlar ile sevdirir.

                Aynen öyle de, bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki
                yıldız lâmbaları-bir kısmı, kozmoğrafyanın dediğine bakılsa-
                küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa
                süratli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine
                çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor.
                Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan
                bir milyon defadan ziyâde büyük ve bir milyon seneden
                ziyâde yaşayan ve bir misafirhâne-i Rahmâniyede bir lamba
                ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, hergün
                küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür
                veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki, sönmesin.
                Ve
                onu ve onun gibi
                ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz
                yandıran ve söndürmeyen;
                ve beraber çabuk gezdiren ve
                birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı,
                ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki
                dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri, ne derece
                o misâlden daha büyük, daha mükemmeldir, o derecede,
                sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyâsıyla,
                bu meşher-i âzam-ı kâinatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini,
                Sâniini o nurânî yıldızları şâhid göstererek tanıttırır, tesbihâtla,
                takdîsâtla sevdirir, perestiş ettirir.

                #741537
                Anonim

                  Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki,
                  bir satırında bir kitap ince yazılmış;
                  ve herbir kelimesinde ince kalemle bir
                  sûre-i Kur’âniye yazılmış. Gayet mânidar
                  ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve
                  kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli
                  ve iktidarlı gösteren bir acîb mecmûa,
                  şeksiz, gündüz gibi, kâtip ve musannifini
                  kemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır,
                  b640.gif -1- cümleleriyle takdir ettirir;
                  aynen öyle de, bu kâinat kitâb-ı kebîri ki,
                  birtek sayfası olan zemin yüzünde ve birtek
                  forması olan baharda üç yüz bin ayrı ayrı
                  kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebâtî ve hayvanî
                  tâifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız,
                  hatâsız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel,
                  muntazam ve bâzan ağaç gibi bir kelimede bir
                  kasîdeyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitâbın
                  tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini
                  gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve
                  her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmûa-i kâinat
                  ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misâldeki
                  kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidar ise,
                  o derecede, sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve
                  mektepte
                  bilfiil mübâşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve
                  fenn-i kitâbet, geniş mikyaslarıyla ve durbîn gözleriyle
                  bu kitâb-ı kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla
                  tanıttırır, b515.gif -2- cümlesiyle bildirir, b642.gif -3-
                  takdîsiyle tarif eder, b643.gif -4- senâlarıyla sevdirir.

                  1- Allah dilemiş ne güzel, ne mübârek yaratmış!
                  2- Allah en büyüktür, en yücedir.
                  3- Allah, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bütün kusur ve noksanlardan uzaktır
                  4- Rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah’a ezelden ebede kadar hamd olsun.

                  #741891
                  Anonim

                    İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan herbir fen,
                    geniş mikyâsıyla ve hususi aynasıyla ve dürbünlü gözüyle
                    ve ibretli nazarıyla, bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâlini
                    esmâsıyla bildirir; sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır. İşte,
                    bu muhteşem ve parlak bir bürhan-ı vahdâniyet olan
                    mezkûr hücceti ders vermek içindir ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân,
                    çok tekrar ile, en ziyâde b644.gif -5- ve
                    b645.gif -6- âyetleriyle Hâlıkımızı bize tanıttırıyor,
                    diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamıyla kabul edip
                    tasdik ederek, “Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, tam kudsî
                    ve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden râzı olsun”
                    dediler. Ben de dedim:

                    İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nevi lezzetler
                    ile mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle
                    beraber hadsiz maddî, mânevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla
                    beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemâdiyen
                    zevâl ve firâk tokatlarını yiyen bir bîçare mahlûk iken, birden
                    İmân ve ubûdiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip,
                    bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinad ve bütün hâcâtına
                    medâr bir nokta-i istimdâd bularak, herkes mensup olduğu
                    efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle
                    nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha İmân ile intisap etse ve
                    ubûdiyetle hizmetine girse ve ecelin idâm ilânını kendi hakkında
                    terhis tezkeresine çevirse, ne kadar memnun ve minnettar ve ne
                    kadar müteşekkirâne iftihar edebilir, kıyas ediniz.

                    O mektepli gençlere dediğim gibi, musîbetzede mahpuslara da tekrar ile derim:

                    Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hattâ bir bahtiyar mazlum idâm olunurken, bedbaht zâlimlere demiş: “Ben idâm olmuyorum. Belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat, ben de sizi idâm-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden, sizden tam intikamımı alıyorum.” b489.gif -7- diyerek, sürurla teslim-i ruh eder.
                    b457.gif -8-

                    5- Gökleri ve yeri yaratan [Allah’tır]. (A’râf Sûresi: 54; En’âm Sûresi: 1, 73.)
                    6- Göklerin ve yerin Rabbi [Allah’tır]. (Ra’d Sûresi: 16; İsrâ Sûresi: 102; Kehf Sûresi: 14)
                    7- Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. (Saffât Sûresi: 35; Muhammed Sûresi: 19.)
                    8- Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Sûresi: 32.)

                    Onuçüncü Söz s.144-145

                  8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.