• Bu konu 12 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #677646
    Anonim
      بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ


      Esselamün aleyküm kardeşlerim.

      Açıklamalı derslerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Selam ve dua ile.

      [NOT]Beyit:

      جُمْلَه شِيرَانِ جِهَانْ بَسْتَهء اِيْن سِلْسِلَه اَنْد

      رُوبَه اَزْحِيلَه جِه سَانْ بِكُسَلَدْ اِينْ سِلْسِلَه رَا

      [/NOT]

      [NOT]
      1

      Emmâ ba’d: Şu fakir, garîb Nursî ki, “Bid’atüz-zaman” lâkabıyla müsemmâ olmaya layık iken, haberi olmadan “Bediüzzaman” ile meşhur olan biçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, “Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” der ki:

      İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

      Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usûlüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada tedip için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir.

      Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü’l-metinine sarılacağız.

      Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü’l-ceyş ile kuvvet bulan hayâlât ve evhâmın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşvünema bulacaktır—eğer çendan toprakta gizlense…

      Ve taraftar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır—eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar…

      1 : Cihanın bütün arslanlarının bağlandıkları bir zinciri hileci bir tilkinin koparmasına imkân var mıdır?

      Muhakemat[/NOT]

      [TAVSIYE]Benzer derslerimiz: Açıklamalı Risale Dersleri 19 – Hakimiyet-i Milliyenin Beş Kapısı
      Açıklamalı Risale Dersleri 39 – Dünya İçin Din Feda Olunmaz

      Diğer derslerimiz: Risale Açıklamalı[/TAVSIYE]

      #805270
      Anonim

        Kur’anı Kerimin asıl gayesi tevhit, haşir, peygamerlik ve ibadet iken, insanlar bu maksatlara değil, Kur’an’ın kıssa ve hikaye yönüne baktılar. Kur’an’ın ince ve derin gayelerini iyi okuyamadılar. Oysaki yüce kitabımızda bahsi geçen konular ibretlik olup,
        Kur’an; insanlığın maddi ve manevi dünyasını aydınlatan bir ilim ve fazilet kaynağı, müslüman olmayan ilim adamlarının dahi önünde büyük bir vicdan zevkiyle eğildiği bir hayat menbaısı olmuştur.

        Kur’an; Aciz insan kafasının ortaya koyduğu alelâde bir ahlâk kitabı ve yasaklar mecmuası değildir. Böyle olmadığı için zaman aşımı, mekan değişimi onu eskitemez, yürürlükten düşüremez. O her zaman taze, yeni ve mükemmeldir.

        Kur’an; ilme sarılmaya, cehaletle savaş açmaya, düşünceye, ilim ve tekniğin her dalında gelişmeye, uzayı keşfetmeye, davet eder.

        Şimdi bir de yapılmaya çalışan tahrifatlara İmam GAZALİ nin Tuhafetü’l Felasif adlı eserindeki yorumlarıyla bakalım;

        İlmi Kelâmın Çöküşü, Felsefe Ve Bâtınîliğin Gelişmesi Ve Yeni Bir İlmi
        Kelâmcıya İhtiyaç Duyulması

        İlmi Kelâmın Çöküşü, Felsefe Ve Bâtınîliğin Gelişmesi
        Her ne kadar o günlerde Eş’arî düşüncesinin âlimleri bütün İslâm dünyasını,
        eğitim düzenini, dinî hayatı kuşatmışlarsa da, bizzat kendi söz ve iddialarının
        geçerliliğinin ve hâkimiyetlerinin içine kurt düşmüştü. Ebu’l Hasan Eş’arî’nin
        gücü ve kişiliği, mantığı ve müc-tehidce kafa yapısı Mutezilenin sihrini bozmuş,
        şeriat ve sünnetin hâkimiyetini yeniden kurmuştu. Bu işte onun metod ve
        prensipleri tek başına rol oynamamış, onun üstün zekâsının, yeteneklerinin ve
        ilmî isbatlama ve ictihad melekesinin de rolü olmuştu. Bu otorite işte böyle
        güçlü büyük kişilerle ve içtihad yetenekleri ile ayakta durabilirdi. Fakat onun
        peşinden giden, ona tâbi olanlar gitgide eski metodları takip eden kişiler
        durumuna düştüler. İlm—i Kelâm’da da yenilik ve ictihad yerine nakil içinde
        nakil çizgisi başladı.
        Durumun değişmesini hisseden ve işe ciddi sarılanlar, felsefî deyimleri ve felsefî
        delillendirme ve ispatlama tarzını ilm-i kelâma soktular. Bu tarz ise ne Kur’an-ı
        Kerim’in isbatlaması gibi tabiî, fıtrî ve herkesin anlayacağı biçimde, gönül okşar
        tarzda idi; ne de onların davalarını isbatlayacak şekilde kesin deliller ortaya
        koyacak biçimde idi. Böylece onlar ne ehl-i sünnetin ve selef mezhebinin sağlam önderliğini
        yapabildiler, ne de gerçek felsefe ortamlarında saygı ve otorite kurabildiler.
        Felsefenin Yaygınlaşması:
        Diğer taraftan, Me’nıûn’un hoşlanmasından ve çok değer vermesinden, tercüme
        edenlerin de gayreti ve ilgisinden dolayı , eski Yunan felsefesiyle ilgili pek çok
        kitap, özellikle Aristo’nun eserleri Süryâniceden, Yu-nancadan, Farsçadan,
        Arapçaya nakledilmişti. Bu iş hızlı hareket edip düşüncesiz davranan, akıl ve
        mantığı olgunlaşmamış olan müslümanlar üzerinde kötü etki yaptı. Bu bir sürü
        kitap içinden kullanılmasında sakınca olmayan mantık, tabîiyyat, temel
        bilgiler ve matematik kitapları idi. Biraz da ilahiyat ve metafizikle ilgili konular
        ve yazılardı. İlahiyatla ilgili olanlar aslında eski Yunanlıların kendi putları ile
        ilgili bilgilerdi ki, onlar bunu kurnazca felsefî kalıblara sokmuşlar, felsefi dil ve
        ilmî terimlere aktarmışlardı.
        Bu tahminler ve faraziyeler ; ne bir isbatı yapılabilir ne de dünyada
        varlığına rastlanabilen bir efsane, bir tılsımdı. Allah Teâlâ’mn peygamber olarak
        gönderme nimeti bahşettiği Hz. Muhammed (a.s.) aracılığı ile kendi zâtının ve
        sıfatlarının en iyi şekilde bilinmesini sağladığı, insanlığın ve kâinatın başlangıcın
        ve sonunu, › ihtidasın ve intihâsımı en iyi şekilde öğrettiği böyle bir ümmetin
        bu Yunan efsanesine ve akıl çelen sihrine iltifat etmesine, onun enine boyuna
        akıl erdirmek için zaman kaybetmesine kesinkes ihtiyac yoktu.
        Ama Yunan mantığından, tabiî ilimlerinden ve riyâzî ilimlerinden korkanlar,
        onların ilahiyat sahasındaki
        saçma sapan sözlerle dolu kitapların da bir semavî kitap gibi benimsediler,
        peygamberler ve semavî kitapla sanki kendilerine hiçbir bilgi ulaşmamış gibi
        onları elden ele dolaştırdılar. Sanki onlar cahiliyet dönemi milletleri gibi,
        matematik ve tabiî ilimlerde yoksul ve meteliksiz idiler.

        Hal böyleyken Hicrî dördüncü yüzyılın sonunda Yunan felsefesi bütün İslâm âlemini
        etkilemeye başlamıştı. Her zeki ve meraklı genç Yunan felsefesine hayranlıkla,saygıyla bakıyordu.

        Bu amansız duruma dur diyecek İlahi bir kudret yardımı ile İslamın karanlıklarda boğuşmaması için GAZALİ gibi bu karışık dönemde bir alim yetişti.

        Hicri yüzyılın başlarında vaziyet bu iken Osmanlı döneminde ciddi manada müçtehidlerin çıkmama nedeni olarak İslam’ın özü ile değil, kabuk ve kışırları hükmünde olan lafız ve zahiri ile meşgul olunması gösterilmiştir.Ta ki NURa gark olunana kadar.

        ve 19.yy’dan bir ses bakın ne diyor ;İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. düşüncesi için;

        İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de
        Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de

        Lafzı muhkem yalnız anlaşılan kuranın
        Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın

        Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına
        Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

        İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
        Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.

        (Mehmet Akif ERSOY)

        Rabbim bizleri, kulluk kitabımız olan Yüce Kuranı çokca okuyan, okuduklarını doğru anlayan ve anladıkları doğrularlada yaşamını sürdürüp cennetine giren kullarından eylesin.

        #805250
        Anonim

          [NOT]Emmâ ba’d: Şu fakir, garîb Nursî ki, “Bid’atüz-zaman” lâkabıyla müsemmâ olmaya layık iken, haberi olmadan “Bediüzzaman” ile meşhur olan biçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, “Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” der ki:

          İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

          Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usûlüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada tedip için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir.[/NOT]

          Büyük insanlar devletinin ve milletinin halleriyle hallenmişler, dertlerini kendilerine dert edinmişler. Üstad da milletimizin, Osmanlının son dönemlerinde yaşadığı maddi-manevi düşüşü “Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” feryadıyla ifade ediyor. Ve bu tedenninin sebeplerini izah ediyor, akabinde de bu durumdan kurtuluşun çarelerini sıralıyor.

          mağz ve lübb bir şeyin özü hakikati gibi anlamlara geliyor. Üstada göre milletimizin tedenni etmesinde, İslamiyetin özünden ve hakikatinden uzaklaşıp, dış görünüşüne, kabuğuna nazarımızı vakfetmemiz yatıyor. Yani birtakım ayet ve hadisleri derinden derine tetkik etmedik, tahkik ehli olamadık, ayetlerin, hadislerin hakikatlarını mütalaa edemedik, anlamaya çalışmadık. Tahkik yerine, taklid etme kolaylığına kaçtık. Yani tefekkürden uzaklaştık. Üstadın Kur’ana karşı bir nevi edepsizlik ve anlayışsızlık olarak ifade ettiği bu gibi tavırlardan dolayı, İslamiyet hakikatlerini bizden gizledi. Hakikatler dinimizin içine sokulan hayalatla, evhamlarla perdelendi.

          Dinimizin içine hristiyan ve yahudilikten sokulan bir takım fikirler İslamın malı zannedildi. Yine bir takım hikayeler İslamın malı gibi gösterildi, hakikat yerine hikayelerle amel etmeye başladık. Körü körüne taklid ettik. Kur’an ve hadislerdeki mecaz anlatımları, hakikatine nüfuz etmediğimizden, zahirine (kışrına) nazar ettiğimizden anlayamadık. Bunun gibi sebeplerden İslaiyet de bizleri zillet ve tedenni içinde bırakıp cezamızı kesti. Bizi bu sefaletten kurtaracak ise yine onun merhametidir, yine onun hakikatleridir.

          #805263
          Anonim

            [NOT]Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn! Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü’l-metinine sarılacağız.

            Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü’l-ceyş ile kuvvet bulan hayâlât ve evhâmın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşvünema bulacaktır—eğer çendan toprakta gizlense…

            Ve taraftar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır—eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar…
            [/NOT]

            “İslâmiyet güneş gibidirdiyor Üstad. İslamiyet güneşinin önüne hikayatın, mecazın ve İsrailiyyatın kara bulutları geldi, hakikatı bir derece gölgeledi. Güneşin ışıklarından istifade edemez olduk. Hakikat perdelendi. Ve millet olarak karanlıkta kaldık. Önümüzü göremez olduk. Biz hata ettik O da bizden ışıklarını gizleyerek intikamını aldı. Bizi bu karanlıklardan kurtaracak yine Onun şualarıdır. Gafletten uyanıp Ona tarziye vereceğiz, yani Ondan özür dileyeceğiz. Bu özür Onun hakikatlerini anlamaya çalışmak, onu hurafelerden ayırmak, Onun sağlam ipine sarılmak ve sadakat elimizi uzatmakla mümkün olacak.

            Asırlardır dinimizin içine sokulmaya çalışılan hayalat ve evhamlar ve fikirlerin, sonsuza kadar İslamiyetin önüne perde olamayacağını ve Hakkın er ya da geç intişar edeceğini müjdeliyor Üstad bu satırlarda. Ve taraftarları az ve zayıf dahi olsalar, nihayetinde muzaffer olacaklar (olacağız inşaallah). Hakkın galip gelmesi için, çokluğun ya da kuvvetli olmanın bir önemi olmadığını tarihteki bir çok örneklerinden anlayabiliyoruz. Allahın ipine sımsıkı sarılanları Allah cc., tarihte az da olsalar, bütün şartlar aleyhlerine de olsa hep muzaffer etmiş, galip getirmiş.

            #805340
            Anonim

              [NOT]

              Cihanın bütün arslanlarının bağlandıkları bir zinciri hileci bir tilkinin koparmasına imkân var mıdır?

              [/NOT]

              Öyle zamanlar yaşanmış ve yaşanıyor ki;milletlerin en sağlam tutundukları damarları kesmeye yeltenenler oluyor.Cephaneleri kimi zaman zehir zemberek fikirleriyle kadrolaşmış gizli düşmanlar hep var olacaktır.Belki bizleri daha da İslamiyetin Sönmeyen Güneşine bağlayıcıdır.En doğrusunu Allah bilir.

              Bu zincirleri kopartmak isteyenler hep oldu hep olacaktır.O öyle bir zincir ki Tevhid ile.. İman ile.. Secde ile..Yoğrula yoğrula uğruna nice Üstadların başlarını feda edip hiçe saydıkları hayatların ruhlarıdır.Arslan oluşları ondandır.

              #805295
              Anonim

                [NOT]

                Emmâ ba’d: Şu fakir, garîb Nursî ki, “Bid’atüz-zaman” lâkabıyla müsemmâ olmaya layık iken, haberi olmadan “Bediüzzaman” ile meşhur olan biçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, “Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” der ki:

                İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

                [/NOT]

                Ümitsizliğe yer vermeyen Üstad Hazretleri ; ona verilen unvan “Bediüzzaman” yani zamanın bedisi yerine kendisini tevazusundan dolayı “Bid’atüz-zaman” verilmesi daha uygun olurdu diyerek durumun ciddiyetini belirtmiş.Yani yok olan insanın varlığa doğru gitmesi gerekirken yokluğa doğru gittiğini görünce bu ifadeyi kullanmış olsa gerek.

                Ve deruni duyduğu üzüntüyü,kaygıyı dile getirmek için de ; milletin terakkiyata ( yükselmeler ) ulaşması gerekirken aksi olan tedenni-i (alçalmalar ) milletten yana olan feryadını yansıtmış.Hiç bir ana baba evladını nasıl göz göre göre ateşe atmak istemezse,ustad’ın da duyduğu elem hakiki alemin ateşlerini zamanında görmüş olmasındandır.

                ” İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık.”

                İslamiyetin beyni olan iç yapısını ve tüm bedeni ayakta tutan hakikatlerin dış yüzeyine aldanıp zahir olana yani sebeplere takılıp,hakikat perdelerini göremez olduk.Ve aldandık.

                Aldanmalar da olmayan şeylere saplanmayı getirdi.Üzüntüler,kuruntular,hayali bir şekilde gerçeklerin üzerini örterek o saplantılarda gömülmemizi sağladı.

                Bu da insanın ” ene “ sıfatını yükselterek manevi olarak alçalttı.Nasıl alçalır diye düşünecek olursak konudan çok da uzaklaşmadan;

                “ene ” adı üzerinde ben der..Her şeyi gölgelemek yani perdelemek ister.Hakikatin merkezini,iç yüzünü (lübbünü ) ters yüz ederek ;

                Hadiselerin sebebini birinci sırada benlik ile cevaplar.Nedir bu cevaplar mesela;

                Misal 1-Zaman değişti… ( ene burada baş rolde kendine bahane bulmuş )

                Oysa İslamiyet hep diridir.Ezeli Nur Olan Kur’an-ı Kerim asla yaşlanmıyor.

                Misal 2 –İlim her konuda ilerledi herşeyin çaresi var artık (ene yine burada herşeyi yapabileceği konusunda kişiyi azdırıyor )

                Ezeli ilim sahibi olan Allah’tır.

                Küçük bir mikrop yüzyıllardır insanı hala yenebiliyor.

                Bunlar gibi bir sürü örnek sıralasak bitmez.Bize düşen Allah belirlediği emin yol olan O’nun kabzasındaki bu imtihan dünyasında O’nun belirlediği sınırlardan ayrılmamak olacaktır.

                Çok Sevdiğim Değerli Hocamın da dediği gibi;

                ( Allah ondan razı olsun )

                “Araba şeritli yolu gördüğünde daha rahat gittiği için sürücü bu durumdan memnuniyet duymalıdır.Bu onun güvenli yolculuk yapmasını sağlar..”


                #805292
                Anonim

                  [NOT]

                  Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usûlüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada tedip için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir.

                  [/NOT]

                  Allah ‘ın elbette duyarsızlaşan kullarına ceza vermesi Hak’tır. Herşeyin Sahibi olan O…

                  Ceza her halde caydırıcıdır,kulun şuur mekanizmasını işlettirir.

                  “Bunu böyle yaptım hakettim veya bunu yapmamam gerektiğini Rabbim uyarmıştı ama dinlemedim başıma bunlar geldi gibi..”


                  İslamiyeti kendisine Sahip olarak benimsemeyen de benimsenmez.O’nun tasarrufundaki İrade ve İdare ile üzerimize kesilip biçilen elbiseler gibi çeşitli sıkıntılar ve musibetlere giydirir.Kurtaracak olan yine O’nun merhametidir.

                  #805291
                  Anonim

                    [NOT]

                    Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn!

                    Geliniz, ona tarziye vereceğiz. Elbirliğiyle dest-i sadakati uzatacağız, biat edeceğiz. Onun hablü’l-metinine sarılacağız.

                    [/NOT]

                    Öyle ise; müslüman kardeşlerim!

                    Üstad birlik olmaya davet ederek İslamiyet ipine sıkı sıkı tutunarak,bağlılıktan ayrılmamamızı manevi olarak özrümüzü ancak bu şekilde sağlayacağımızı belirtiyor.

                    #805421
                    Anonim

                      [NOT]

                      Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü’l-ceyş ile kuvvet bulan hayâlât ve evhâmın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki:

                      Hak neşvünema bulacaktır—eğer çendan toprakta gizlense…

                      Ve taraftar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır—eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar…

                      [/NOT]

                      Korkusuzca ilan ediyorum diyerek;

                      Üstad Hazretleri geçmiş asırların elemlerine karşı iman davasındaki mücadelesini daha bir gayret ve heyecanla hizmet ettirenin bağlı olduğu sağlam tuttuğu itikadına bağlıyor.

                      O itikadına yakın durdukça menfi dairedeki tüm karanlık bulutlar onun nazarında aydınlığa çıkıyor ve iman ile berraklaşıyor,rahmet ile çoğalarak geri dönüyor.

                      O yüzden diyor ki ;

                      Hak toprağa bile gizlense,gömülse ( ki iman hizmetine dair risale-i nurlar yıpratılmak istenmiş,toplatılmış veya gizlemeye çalışmışlardır ) elbette daha sağlam bir çınar gibi ortaya çıkacaktır.Hakikat yine O’nun izninde daha da çoğalarak inşaAllah egemen olacaktır.

                      Ve kendi namına bunu sorumluk bilenler ki bu her kulun vazifesi olmalı aslında, işte onlar muzaffer olacaktır diyor Üstad Hazretleri…

                      İnşaAllah…

                      #805422
                      Anonim
                        İmam-ı Rabbanî hazretleri Kılıcullah b. Kılıç Han’a bir mektubunda şöyle nasihat eder:

                        “Ey oğul!

                        Bu dünya bir imtihan ve sıkıntı yeridir. Görünüşü her çeşit süslerle süslenip bezenmiştir.

                        Yüzü renk renk beneklerle ve çizgilerle renklendirilmiş, saç örgüleriyle ve sahte yanaklarla zoraki güzelleştirilmiş çirkin bir kadının yüzüne benzer.

                        İlk bakışta hoş gözükür.

                        Güzel, taze, körpe ve parıltılı olduğu sanılır.

                        Gerçekte ise üzerine güzel koku serpilmiş bir leşe, kurtların ve sineklerin üşüştüğü bir çöplüğe benzer.”

                        Mektûbât-ı Rabbanî

                        #809614
                        Anonim

                          [NOT]Hak Neşvünema Bulacaktır..[/NOT]

                          Bunu nasıl anlamalıyız biraz açarmısınız?

                          #809633
                          Anonim

                            @Denis 375116 wrote:


                            [NOT]Hak Neşvünema Bulacaktır..[/NOT]

                            Bunu nasıl anlamalıyız biraz açarmısınız?

                            Saff Suresinin 8. ayeti:

                            [TAVSIYE]يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

                            Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; hâlbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu tamamlayıcıdır![/TAVSIYE]

                            Kafirler hoşlanmasa da, müslümanlar zayıf ve az da olsalar, hakikatin üzerine bugün perde çekilmiş gibi görünse de yani kısacası herşey İslamiyetin aleyhinde görünse de Allah cc. nurunu tamamlayacaktır. Hak yani İslamiyet eninde sonunda dünyanın dört bir yanına yayılacaktır. Bugün emareleri görülüyor. Dünyanın her tarafında İslamiyete yöneliş var. Ancak bu yönelişi perdelemek isteyenler de var. İslamiyetin intişarını perdelemek isteyenler, gündemi değiştirip, insanların ilgisini farklı yönlere çekmeye çalışıyorlar. Hatta daha da ileri gidip, İslamiyeti tanımayanlara kötü lanse ediyorlar. Terörizm gibi, bir baskı rejimi gibi göstermeye çalışıyorlar. Belki kısmen amaçlarına ulaşıyorlar ama gerçek manada İslamiyetin intişarına yardım ediyorlar. Hileleri gün yüzüne çıktığında daha çok kişi İslama yöneliyor çünkü.

                            #809634
                            Anonim
                              Bunun ahirde değilde dünyada olucağı, dinimizin yayılacağı anlamında olduğunu anlıyorum yanılıyormuyum?
                              #809649
                              Anonim

                                @Denis 375201 wrote:

                                Bunun ahirde değilde dünyada olucağı, dinimizin yayılacağı anlamında olduğunu anlıyorum yanılıyormuyum?

                                Doğrudur…

                              14 yazı görüntüleniyor - 1 ile 14 arası (toplam 14)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.