- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Haziran 2016: 13:32 #684031
Anonim
Bir kelâmda, her fehme gelen şeylerde mütekellim muahaze olunmaz. Zira mesûk-u lehülkelâmdan başka mefhumlar irade ile deruhde eder. İrade etmezse, itab olunmaz. Fakat garaz ve maksada mutlaka zâmindir.
Kelâm: Söz, konuşma.
Fehm: Anlayış.
Mütekellim: Konuşan, söyleyen, konuşucu.
Muahaze: Tenkid, eleştirme, azarlama, hesaba çekme.
Mesûk-u lehülkelâm: Sözün söyleniş gayesi.
Mefhum: Anlaşılan, mana, anlam.
Deruhde: Üstlenme.Fenn-i beyanda mukarrerdir: Sıdk ve kizb, mütekellimin kasd ve garazının arkasında gidiyorlar. Demek maksud ve mesâk-ı kelâmda olan muahaze ve tenkid mütekellime aittir. Fakat kelâmın müstetbeatı tabir olunan telvihat ve telmihatında ve suver-i maânî ve tarz-ı ifade ve maânî-i ûlâ tabir olunan vesail ve üslûb garazında olan günah ve muahaze; mütekellimin zimmetinde değil, belki örf ve âdete ve kabul-ü umumîye aittir. Zira tefhim için, kabul-ü umumî ve örf, ihtiram olunur. Hem de eğer hikâye ise, halel ve hata mahkiyyun anh’a aittir.
Fenn-i beyan: Anlatma ve ifade ilmi.
Mukarrer: Kesinlik kazanmış.
Sıdk: Doğruluk, doğru olma.
Kizb: Yalan, yalancılık, aldatıcılık.
Mesâk-ı kelâm: Sözün söylendiği gaye, kelamın sevk edildiği maksad.
Müstetbeat: Söze tabi olan manalar, söze bağlı olan yan manalar.
Telvihat: Telvihler, açıklamalar. Dolaylı işaretler, dolaylı olarak belirtmeler.
Telmihat: İmalı işaretler, telmihler.
Suver-i maânî: Manaların suretleri, manaların taşıyıcısı olan sözler.
Tarz-ı ifade: İfede tarzı, anlatma şekli.
Zimmet: Mesuliyet, sorumluluk, üstlenme.
Kabul-ü umumî: Umumî kabul, genel kabullenme.
Tefhim: Anlatmak, bildirmek.
İhtiram: Hürmet etme, saygı gösterme.
Mahkiyyun anh: Kendisinden bahsedilmiş.Evet mütekellim suver ve müstetbeatta muahaze olunmaz. Zira onlara el atmak, semeratını almak için değildir. Belki daha yukarı makasıdın dallarına çıkmak içindir. Eğer istersen kinaî şeylere dikkat et. Meselâ: “Filanın kılıncının bendi uzundur” ve “Ramadı çoktur” denildiği vakit, o adam uzun ve sahî ola… Ramad ve kılıncı hiç olmazsa da kelâm sadıktır. Eğer istersen misal ve müsül-i faraziyeye dikkat et. Göreceksin: İştihardan neş’et eden kıymet ve kuvvet ile müdavele-i efkâr ve akıllar arasında sefarete müstaid oluyorlar. Hattâ Mesnevî sahibi ve Sa’dî-i Şirazî gibi en doğru müellif ve en muhakkik hakîm, o müsül-i faraziyeyi istihdam ve istimal etmelerinden, müşahhat görmemişlerdir. Eğer bu sır sana göründü ve ışıklandı: Mumunu ondan yandır, kıssat ve hikâyetin köşelerine git. Zira cüz’de cari olan, bazan küllde dahi cari olabilir…
Mütekellim: Konuşan, söyleyen, konuşucu.
Suver: Suretler, şekiller.
Semerat: Meyveler, neticeler, sonuçlar.
Kinaî: Kinayeli, anlatılmak isteneni dolaylı ve örtülü anlatma.
Ramad: Kül, ateş külü.
Sahî: Cömert.
Müsül-i faraziye: Farzedilen misaller, varsayılan örnekler.
İştihar: Meşur olma, tanınma, ün kazanma.
Müdavele-i efkâr: Düşünce alış verişi.
Müstaid: İstidatlı, kabiliyetli, yetenekli, elverişli.
Müellif: Telif eden, kitap yazan, yazar.
Muhakkik: Araştırmacı.
İstihdam: Hizmet ettirme, çalıştırma.
Müşahhat: Kavga, çekişme, niza.
Kıssat: Kıssalar, hikayeler.
Cari: Geçerli -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.