- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
11 Eylül 2011: 20:30 #673230
Anonim
Türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerindeki ev veya işyerlerinde, bazılarında sabah, bazılarında öğle, ikindi ve ekseriyetle de akşam ve yatsıdan sonraları hadisin müjdesine mazhar olmaya çalışanların teşkil ettikleri belki binlerce sayıdaki ilim meclisleri, mutat olarak yapılıyor ve bunların sayıları da gün geçtikçe artıyor. İnsan, içinde bulunduğu ve bilhassa gecelerin gündüzlere, gündüzlerin gecelere değişmeleriyle akıp gittiğini hissettiği zaman selinde, nereye gittiğini iyi düşünmeli; “Acaba hedef ve maksadım doğru mu, ona emniyetli bir şekilde ulaşabilmenin gayretini gösterebiliyor muyum?” şeklindeki nefis muhasebesini iyi yapmayı ihmal etmemelidir. Daima “yoğun” olduğundan bahisle, sadece dünyevî işlerle uğraşılıp, ahiretle ilgili yapılması gerekenler ihmal edilmemeli; sırf dünya için yaratılmadığı ve bu sebeple bütün vaktin dünyaya sarf edilmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Bu anlayışla yaşayabilmeyi kolaylaştırabilmek için de, İslamî hayatı yaşamakta diğer Müslümanlarla yardımlaşmakla, onlardan iyi örnekler ve şevk almakla, faydalı ilim meclislerine devamla, “hakikî insanlık” vasfı kazanılmaya ve muhafazaya çalışılmalıdır. Bu mevzuyla alakalı olarak, bazı dinî kitaplarda nakledilen şu söze de dikkat çekilebilir: “Semavat zemine gıpta eder ki; zeminde hâlisen lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni-i Zülcelal’inin çok güzel asar-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i sanatını birbirine göstererek Sâni’lerini sevip sevdirirler; düşünüp düşündürürler.” Müjdeli bir hadis Bu söz muhtemelen, en mühim sahih hadis kitaplarının bazılarında yer alan şu meşhur hadis mesnet yapılarak söylenmiş olabilir: Allah’ın özel olarak görevlendirdiği bir melekler topluluğu, bir grup insanın bir araya gelerek Allah’ı zikrettiğini görürler. Sonra bütün melekler, hep birlikte kanatlarını açarak, insanları kanatlarıyla örterler. Böylece yer ile gök arası melek ile dolar; Allah’ı anıp öven topluluk dağılıncaya kadar onlarla beraber olurlar. İnsanlar dağılınca, melekler göğe yükselirler. Allah, her şeyi meleklerden daha iyi bildiği halde meleklerine sorar: – Nereden geliyorsunuz? – Dünyada yaşayan bazı kullarının yanından geliyoruz. Onlar bir araya gelmişler ve Seni tesbih ediyorlardı. – Kullarım bir araya gelmiş ne diyorlardı? – “Sübhanallah” diyerek Seni övüyorlar, “Allahü Ekber” diyerek Seni en büyük olarak kabul ettiklerini söylüyorlar, “La ilahe İllallah” diyerek Senden başka ilah olmadığına şahitlik ediyorlar, “Elhamdülillah” diyerek de Sana hamd ediyorlardı. – Onlar Beni görmüşler mi ki, Beni bu şekilde övüyorlar? – Hayır ey Rabbimiz. Seni görmediler. – Ya Beni görselerdi ne yaparlardı? – Şayet Seni görselerdi, Sana daha çok ibadet ederler, Seni daha çok överlerdi. – Benden ne istiyorlar? – Senden cennetini istiyorlar. – Cenneti görmüşler mi? – Hayır ey Rabbimiz, cenneti görmediler. – Ya cenneti görselerdi ne yaparlardı? – Şayet cenneti görselerdi, onu daha çok isterler ve onun için daha çok çalışırlardı. – Neden korkuyorlar? – Cehenneme girmekten korkuyorlar. – Onlar cehennemi görmüşler mi? – Hayır ey Rabbimiz, cehennemi görmediler. – Ya cehennemi görselerdi ne yaparlardı? – Şayet cehennemi görselerdi, ondan daha çok korkar ve kaçarlardı. Sonunda, Allah Celle Celaluhu şöyle buyurdu: – Sizi şahit tutuyorum. Ben bir araya gelip Beni öven ve hamd eden o kullarımın hepsini affettim. Onları istedikleri cennete sokacak ve korktukları cehennemden uzak tutacağım. Bunun üzerine bir melek söz alarak: – Ey Rabbimiz! Onların hepsi Seni övmek için bir araya gelmiş değillerdi. İçlerinde, onlardan olmayan günahkâr bir adam da vardı. O adam bir işi için oraya gelmişti. Allah (c.c) bunun üzerine şöyle buyurdu: – Onu da affettim. Onlar öyle bir topluluktur ki, onlarla beraber olanlar da onların sayesinde kurtuldular… (Kütüb-ü Sitte Muhtasarı: 1941) Nur dersleri Bu hadisteki “zikir” kelimesinin manası geniştir ve Allah’ın zikredildiği meclislerin en önemlisi de, cemaatle kılınan namazlardır. Namaz; Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber zikirlerini sözle ve bedenen icra etmek özelliğindedir; sonunda da 33 defa bu zikirlerin tekrarı yapılır. Namazdan ve diğer farzlardan sonra da, en değerli ibadet olan “tefekkür” ile Allah’ın varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarının varlık âlemindeki tecellilerini düşünerek, “marifetullah”ta (isim ve sıfatlarından Allah’ı tanımakta) “yoğunlaşmaya” çalışılmalıdır. Çünkü “marifetullah”, bütün ilimlerin başı ve en değerlisidir. Bir de hadiste bahsi edilen müjdeye nail olmak için yıllardır, haftanın belli bir gününün belli bir vaktinde mutat olarak bir araya gelen insanlar vardır. Değişik yaşlardan ve değişik mesleklerden insanlar, bazen bir öğle tatilinde, bazen de akşamları haftanın belli bir gününde toplanıyorlar; birlikte cemaatle namaz kılıyor, aralarında yaptıkları Kur’an cüzü taksimatıyla sürekli Kur’an hatmi yapıyor ve imanlarını güçlendirmek için ders yapıyorlar. Ders sonrasında birlikte yemek yiyor, çaylarını içiyor ve bu esnada birbirleriyle sohbet ederek, yeni gelenlerle de tanışarak, bu haftalık toplantılarından birini daha tamamlayıp dağılıyorlar. Yıllardır bu mutat haftalık toplantıya ev sahipliği yapıp ikramda bulunanlar, dünyevî işleriyle “yoğun” olduklarından bahisle, bu misafirlerini ağırlamak hizmetinden ve külfetinden kaçınmıyor; onlar da aynı meclise iştirakle, Allah’ın razı olduğunu bildirdiği cinsten olan bu meclisteki manevî atmosferde “yoğunlaşmış” halde bulunuyorlar. Toplantıya katılanlar, orada yedikleri basit yemeklerin de, onlara başka yerlerde yediklerinden daha lezzetli geldiğini, bazen hayretle birbirlerine bahsetmekten kendilerini alamıyorlar. Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerindeki ev veya işyerlerinde, bazılarında sabah, bazılarında öğle, ikindi ve ekseriyetle de akşam ve yatsıdan sonraları o meşhur müjdeli hadisin manasına mazhar olmaya çalışanların teşkil ettikleri belki binlerce sayıdaki ilim meclisleri, mutat olarak yapılıyor ve bunların sayıları da gün geçtikçe artıyor. Allah (c.c.) bizleri sadece dünya işlerine “yoğun” olmakla kalmayıp, böyle faydalı ilim meclisleriyle de “yoğun” (meşgul) olabilen, ahirette “Ben de o insanlar arasındaydım…” diyerek, Kur’an’dan ve Peygamberimizden (a.s.m) şefaat talep edebileceklerden eylesin. Âmin!
Prof. Dr. Mustafa Nutku
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.