- Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Kasım 2011: 18:44 #674782
Anonim
Sayfa No: 16
RİSALE-İ NUR’UN BİR NEVİ ARABÎ MESNEVÎ-İ ŞERİF’İ HÜKMÜNDE OLAN BU MECMUANIN MUKADDEMESİBEŞ NOKTA’DIR.
BİRİNCİ NOKTA: Kırk elli sene evvel, Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatü’l-hakaike karşı ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarikat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü, aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralıydı, tedavi lâzımdı.
Sonra, hem kalben, hem aklen hakikate giden bazı büyük ehl-i hakikatin arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı, câzibedar bir hassası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbânî de ona gaybî bir tarzda “Tevhid-i kıble et” demiş. Yani, “Yalnız bir üstadın arkasından git”
1 O çok yaralı Eski Said’in kalbine geldi ki: “Üstad-ı hakikî Kur’ân’dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur” diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu mânevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazâlî (r.a.) Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl‑i istiğrâkın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur’ân’ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ
2 hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said’in Risale-i Nur’uyla göstermiş. [NOT]Dipnot-1 İmam-ı Rabbanî, el-Mektubat, 1:87. 75. Mektubat. Dipnot-2 “Herbir şeyde Onun bir olduğuna delâlet eden bir delil vardır.” İbnü’l-Mu’tez’in bir şiirinden alınmıştır. İbn-i Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, 1:24. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Arabî: Arapça [/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Mesnevî-i Şerif: her beyti ayrı kafiye olan manzum eser; Mevlânâ’nın Farsça eseri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mevlâna Celâleddin: (bk. bilgiler – Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)[/TD]
[TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aklen: akıl vasıtasıyla[/TD]
[TD]câzibedar: çekici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: gerçekleri bilenler, hakikatlere ulaşmayı temel alanlar[/TD]
[TD]ehl-i istiğrâk: manevî zevklere dalıp kendinden geçen kişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tarikat: bir tarikata mensup olmak suretiyle hakikate ulaşmaya çalışanlar[/TD]
[TD]ekser: pek çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaybî: gayba ait; bilinmeyen âlemlerle bağlantılı[/TD]
[TD]gayet: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikatü’l-hakaik: hakikatlerin hakikati; en büyük hakikat[/TD]
[TD]hassa: nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i felsefiye: varlıkların hakikatlerini felsefî yollarla açıklamayı esas alan sistem[/TD]
[TD]hükmünde olan: bir şeyle aynı hükmü alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
[TD]kalben: kalp aracılığıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaat etmek: yetinmek[/TD]
[TD]mazhar olma: ayna olma, nail olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmua: derlenmiş eser[/TD]
[TD]mukaddeme: önsöz, başlangıç [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücahede: cihad etme, din uğrunda çaba harcama[/TD]
[TD]nefs-i emmare: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]sülûke başlamak: mânevî âlemlere ve derecelere yönelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahayyürde kalma: hayrete düşme; ne yapacağını şaşırma[/TD]
[TD]tevhid-i kıble: bir tek hedef belirleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûm-u akliye ve felsefiye: aklî ve felsefî ilimler[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üstad: eğitici; lider, öncü[/TD]
[TD]üstad-ı hakikî: gerçek öğretici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üstad-ı kudsî: kutsal üstad, yol gösterici hoca[/TD]
[TD]İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]şükûk ve şübehat: tereddütler ve şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma ve Ona teşekkür etme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Kasım 2011: 18:51 #799988Anonim
İKİNCİ NOKTA: Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) ve İmam-ı Gazâlî (r.a.) gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, herşeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, lillâhilhamd, Eski Said Yeni Said’e inkılâp etmiş. Aslı Farisî, sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu’le, Lem’alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri ve Türkçede o vakit Nokta ve Lemeatı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab’ etmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dahilî nefis ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalâlete giden ehl-i felsefeye karşı, Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti.
ÜÇÜNCÜ NOKTA: O Yeni Said’in münazarasıyla nefis ve şeytanın tam mağlûp edilmesi ve susturulması gibi, Risale-i Nur dahi yaralanmış tâlib-i hakikati kısa bir zamanda tedavi ettiği gibi, ehl-i ilhad ve dalâleti de tam ilzam ve iskât ediyor. Demek, bu Arabî Mesnevî mecmuası, Risale-i Nur’un bir nevi çekirdeği ve fidanlığı hükmündedir. Bu mecmuanın yalnız dahilî nefis ve şeytanla mücadelesi, nefs-i emmarenin ve şeytan-ı cinnî ve insînin şübehatından tamamıyla kurtarıyor. Ve o malûmat ise, meşhûdat hükmünde ve ilmelyakîn ise, aynelyakîn derecesinde bir itminan ve bir kanaat veriyor.
[TABLE]
[TR]
[TD]Arabî: Arapça[/TD]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Farisî: Farsça[/TD]
[TD]Habbe: “dâne, tohum” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hubab: “su kabarcığı” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale[/TD]
[TD]Katre: “damla” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer yer alan bir risale[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Lem’alar: “parıltılar” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale [/TD]
[TD]Lemeat: “parıltılar” mânâsını taşıyan ve Sözler’in sonunda yer alan bir risale [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Lâsiyyemalar: bu eserde yer alan bir risale. Lâsiyyema[/TD]
[TD]Mesnevî mecmuası: kitap hâlinde bir araya getirilen Mesnevî-i Nuriye risalesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mesnevî/Mesnevî-i Şerif: her beyti ayrı kafiye olan manzum eser; içinde dinî ve ahlâkî nasihatlar bulunan Mevlânâ’nın Farsça eseri[/TD]
[TD]Mesnevîler: Mesnevî tarzıyla kaleme alınan eserler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mevlâna Celâleddin: (bk. bilgiler – Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)[/TD]
[TD]Nokta: bu eserde yer alan bir risale [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Reşhalar: “sızıntılar” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale[/TD]
[TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zerre: “atom” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale[/TD]
[TD]Zühre: “çiçek” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aynelyakîn: bir mesele hakkında gözle görmek sûretiyle, kesin bilgi sahibi olma[/TD]
[TD]dahilî: iç, içsel olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık inançsızlık[/TD]
[TD]ehl-i felsefe: felsefe ilmini temel kabul eden kişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i ilhad ve dalâlet: dinsiz ve sapık olanlar[/TD]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evvel: önce[/TD]
[TD]hariçte: dışarıda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmünde: yerinde; bir şeyle aynı hükmü alma[/TD]
[TD]hükmüne geçmek: benzer bir şeyle aynı hükmü almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: ilme, bilgiye ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]ilzam ve iskât etmek: muhataba üstün gelmek ve onu susturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
[TD]itminan: inanma, tatmin olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: birlik, bütünlük[/TD]
[TD]küllî: genel, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lillâhilhamd: Allah’a hamd olsun ki[/TD]
[TD]malûmat: bilgiler, bilinen şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmua: kitap hâlinde bir araya getirilmiş eser[/TD]
[TD]meşhûdat: görünen ve bilinen şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münazara: karşılıklı tartışma[/TD]
[TD]mütehayyir: şaşkın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis/nefs-i emmare: insanı daima kötülüğe, haram olan zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tab etmek: yazmak, basmak[/TD]
[TD]tâlib-i hakikat: varlıkların arkasındaki hakikatlere ulaşmak isteyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şemme: “kokucuk ve güzel koku” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale [/TD]
[TD]Şu’le: “ateşten çıkan ince sivri alev” mânâsını taşıyan ve bu eserde yer alan bir risale[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeytan-ı cinnî ve insî: cinlerden ve insanlardan olup da insanları şerlere sevketmeye çalışan şeytanlar[/TD]
[TD]şübehat: şüpheler, delil diye ileri sürülen tutarsızlıklar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Kasım 2011: 18:53 #799989Anonim
DÖRDÜNCÜ NOKTA:Eski Said, ilm-i hikmet ve ilm-i hakikatin çok derin meseleleriyle meşgul olması ve büyük ulemâlarla derin meseleler üzerinde münazarası ve medresenin yüksek derslerini gören eski talebelerinin fehimlerinin derecesine göre yazması ve Eski Said’in de terakkiyat-ı fikriye ve kalbiyesinde, yalnız kendisi anlayacak bir sûrette, gayet kısa cümlelerle ve gayet muhtasar bir ifadeyle uzun hakikatlere kısa kelimelerle işaretler nev’inde, o mecmuayı yazdığı için, bir kısmını en müdakkik âlimler de zorla anlayabilir. Eğer tam izah olsaydı, Risale-i Nur’un mühim bir vazifesini görecekti.
Demek o fidanlık Mesnevî, turuk-u hafiye gibi enfüsî ve dahilî cihetinde çalışmış, kalb ve ruh içinde yol açmaya muvaffak olmuş. Bahçesi olan Risale-i Nur, hem enfüsî, hem ekseri cihetinde turuk-u cehriye gibi âfâkî ve haricî daireye bakıp marifetullaha geniş ve her yerde yol açmış. Adeta Mûsâ Aleyhisselâmın asâsı gibi nereye vurmuş ise su çıkarmış…
Hem Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’câz-ı mânevîsiyle, herşeyde bir pencere-i marifet açmış, bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’ân’a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş.
BEŞİNCİ NOKTA: Eski Said’in Yeni Said’e inkılâp etmesi zamanında, yüzer ilimlerle alâkadar binler hakikatler, ayrı ayrı birer risaleye mevzu olacak kıymette iken, o Said telif ederken, meselelerin başında “i’lem, i’lem, i’lem”lerle, herbir hakikatı—ki, bir risale olacak derecede ehemmiyetli iken—birkaç satırda, bazan bir sahifede, bazan bir iki satırda zikrediyorlar. Adeta herbir “i’lem” bir risalenin şifresidir.
Hem “i’lem”ler, birbirine bakmayarak muhtelif ilimlerin ve hakikatlerin fihristleri hükmünde yazıldığından, o mecmuayı okuyanlar, bu noktaları nazara alıp itiraz etmesinler.
Said Nursî
[TABLE]
[TR]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Mesnevî: Mesnevî-i Nuriye risalesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mûsâ Aleyhisselâm: [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[TD]Said/Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asâ: baston, değnek[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dahilî: iç, içsel[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i inat: dinsizlik ve inkarcılıkta inat edenler, direnenler[/TD]
[TD]ekseri: çoğunlukla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enfüsî: iç dünyamıza ait[/TD]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fihrist: kitabın içindekiler bölümü[/TD]
[TD]galebe etmek: yenmek; üstün gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: çok [/TD]
[TD]hadsiz: sonsuz, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haricî: dışa ait[/TD]
[TD]hükema: aklî ilimlerde ve felsefede ileri seviyelere ulaşanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmünde: yerinde, bir şeyle aynı hükmü alma[/TD]
[TD]i’câz-ı mânevî: mânevî yönde görünen mu’cizeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem: “bil ki!” mânâsında kullanılan uyarı ifadesi[/TD]
[TD]ilm-i hakikat: hakikat ilmi; bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyetini ortaya koyan ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i hikmet: felsefe ilmi; varlıkların mahiyet, nitelik ve özelliklerinden bahseden ilim[/TD]
[TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[TD]marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmua: derlenmiş eser[/TD]
[TD]medrese: İslâm tarihi boyunca üniversite seviyesinde eğitim ve öğrenim yapılan müessese[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzu: konu, bahis[/TD]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]müdakkik: dikkatli; meseleleri bütün incelikleriyle ele alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münazara: ilmî tartışma[/TD]
[TD]nazara almak: göz önünde tutmak, dikkate almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’inde: şeklinde, türünde[/TD]
[TD]pencere-i marifet: Allah’ı bilme ve tanımaya yönelik bir pencere gibi açılan vasıta[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: Risale-i Nur’dan herhangi bir bölüm[/TD]
[TD]sûret: şekil, biçim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telif etmek: yazmak[/TD]
[TD]terakkiyat-ı fikriye ve kalbiye: fikren ve kalben ilerlemeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]turuk-u cehriye: zikirlerini âşikâr ve sesli yapan tarîkatler[/TD]
[TD]turuk-u hafiye: gizli ve sessiz zikri temel alan tarikatlar, Nakşibendîlik gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulema: âimler[/TD]
[TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.