Müslüman, çok kıymetlidir
Edirne evliyâsından “Kabûlî Mustafa Efendi”, bir gün bazı sevdiklerine;
– Müslüman, çok kıymetli insan demektir, buyurdu. Çünkü îman çarşıda satılmaz. Babadan miras da kalmaz.
Sordular:
– Ya nasıl ele geçer efendim?
– Bu iş nasib işidir kardeşlerim, akıl ermez. Nasibi yoksa, Peygamberi de görse Müslüman olamaz.
– Hikmeti ne acaba?
– Çünkü onları, ALLAHü teâlâ kendisi seçiyor.
– Kendisi mi seçiyor? dediler.
– Evet. Sevdiği ve seçtiği insana veriyor bu “Îman” nîmetini. Ve onu kendine dost ediniyor.
Şöyle devam etti:
– Müslüman, mademki Cenab-ı Hakkın sevdiği ve dost edindiği insandır. O halde ona göre davranın Müslümanlara.
Ve ilave etti:
– En azından üzmeyin onları.
> Sıkıntı, nîmettir
Sohbetin devamında;
– Müslümanın eline diken batsa, mutlaka bir günahı sebebiyledir, buyurdu. Ancak bu, bir nîmettir onun için.
Şaşırdılar.
– Nîmet mi efendim?
– Evet. Çünkü o günahın cezasını dünyada çekmiş olur. Âhirete kalmaz. Bu da, onun için en büyük nîmettir.
– Âhirete kalsaydı? dediler.
– O zaman felâket olurdu.
– Neden?
– Çünkü bu dünyanın bütün acılarının toplamı, can verme acısı yanında hiç kalır.
Ve ekledi:
– Can verme acısı, kabir azâbı yanında, kabir azâbı da, Cehennem azâbı yanında hiç kalır.
> En son nasihati
Sohbetin sonunda;
– İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin en son nasihatini biliyor musunuz? diye sordu onlara.
– Bilmiyoruz, dediler.
Buyurdu ki:
– Talebeleri, bunu kendisine sormuşlar. Cevabında; “İhlâs, ihlâs, ihlâs” buyurmuş.
Sordular:
– Ne demek istemiş acaba?
– Yâni ALLAH için yapılmayan hiçbir iyiliğin âhirette faydası olmaz demek istemiş.