- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Eylül 2011: 20:21 #673180
Anonim
Müslümanlar dikkat!
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem âhir zaman nebisidir. O’ndan sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir.
Kur’an-ı Kerim, son kitaptır. Hükmü kıyamete kadar bakidir. Kendinden önce inzal olan Tevrat ve İncil’in hükümlerini kaldırmıştır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kabileye, bir millete, bir memlekete değil, kıyamet sabahına kadar gelecek bütün milletlere, dünyanın neresinde bulunursa bulunsunlar bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.
Dolayısıyla Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem cihanşümul bir peygamber, İslam dini de cihanşümul bir dindir.
Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellemi son peygamber,
Kur’an-ı Kerim’i inzal olan son ilahi kitap,
İslam’ı son ve ekmel din olarak kabul etmeyen, inanmayanların hiç bir ameli kabul olunmayacaktır. Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
“Allah indinde hak din İslam’dır.” (Al-i İmran, 19)
“Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmran, 85)
Her müslüman, İslam’ı bütün insanlara tebliğ etmek, onun hayatbahş hakikatlarını bıkmadan, usanmadan, yılmadan ulaşabildiği herkese anlatmakla mükelleftir.
Tebliğe muhatap olan, İslam’a davet edilen insanların yapması gereken de, nefsine uymadan, şeytana mağlup olmadan, geçici ve aldatıcı dünyalık çıkarlarını hesap etmeden iman edip ebediyyen kurtulmaktır.
Elbette bu, hem tebliğ eden, hem de tebliğ olunan açısından denildiği ve yazıldığı gibi kolay değildir. Çünkü;
Nefsin çeşit çeşit hileleri,
Şeytanın türlü türlü tuzakları,
Kötü arkadaş ve kötü çevrenin saptırıcı telkinleri,
Dünyanın allanmış, pullanmış aldatıcı makam-mevkii, malı mülkü vardır.
Fakat bir yönüyle de kolayın kolayıdır. Şayet;
Tebliğ eden; tam inanır, tam teslim olur.
Allah’ın rızasını, insanların rızasına, ahiret hayatını dünya hayatına tercih eder,
Tebliğ ettiği mevzuyu çok iyi bilir, adab ve usulüne göre yapar.
Tebliğ ve davetine nefsini karıştırmazsa, önündeki bütün engelleri aşarak, en zor işler onun için asan olacaktır.
Nefsine, şeytana, kötü çevreye ve dünyaya aldanmaz,
Kalbine nazar eder, aklı selim ile hareket eder,
Muhatabını can kulağı ile dinler, kalıplaşmış yanlışlarına takılıp kalmaz ise, anlaması, inanıp teslim olması kolaylaştırılacaktır.
Biiznillahi teala hakkı kabullenecek, bir anda kalbinde tevhidin şimşeği çakacak, iman edip kurtulacaktır.
Elhamdülillah biz müslümanız, bütün mahlukatın en hayırlısına, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme hayırlı ümmet olmuşuz.
Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
“Siz insanlığın iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.” (Al-i İmran, 110)
Evet bizler mahlukatın en hayırlısına ümmet olmuş, ümmetlerin en hayırlısı kılınmışız. Çünkü biz;
Allah’a inanıyoruz,
İyiliği emrediyor,
Kötülüklerden men ediyoruz.
Eğer bu vazifemizi kaybedersek, hayırlı ümmet olma vasfımızı da kaybetmiş oluruz.
Hal böyleyken, hak üzerinde, çok sağlam bir yolda iken, hiçbir müslüman başka yollara sapabilir mi? Hakkı bırakıp batıla tabi olabilir mi? Tahrif edilmiş, bozulmuş batıl dinlere meyledebilir mi? Elbette asla ve kat’a…
Bir müslümanın İslam’ı bırakıp tahrif olmuş dinlere ya da dinleştirilmiş aşağılık ideolojilere tabi olması, din değiştirmesi;
Ya imanının çok zayıf olmasından,
Ya dini cehaletinden,
Ya da aşağılık bir dünya metaı, çıkarı için dinini satacak kadar, dünyaperest, maddeperest olmasındandır.
Müslümanlar! Analar, babalar!
Çocuklarımıza sahip çıkalım. Onlara dinleri, tarih ve medeniyetlerini en doğru, en sağlıklı bir şekilde öğretelim. Kalplerini Allah Teala’nın, Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellemin sevgisiyle dolduralım, tevhidin nuruyla nurlandıralım.
Evlatlarımız bizim en büyük sermayemizdir. Allah Teala’nın bize büyük lütfu ve aynı zamanda emanetidir. Bu büyük sermayemizi ziyan etmeyelim, bu lütfu ilahinin kıymetini bilelim, Allah Teala’nın bu emanetine ihanet etmeyelim.
Bilelim ki, müslümanlar olarak hepimizin, özellikle gençlerimizin etrafı çeşit çeşit tuzaklarla, tehlikelerle çevrilidir. Türlü türlü düşmanlar fırsat gözetlemektedir. Bu düşmanlar bizlerin;
İmanına,
Ahlakına,
Tarihine,
Medeniyetine,
Tüm faziletlerine saldırmakta ve bizi biz yapan bu değerlerimizi tahrip etmek için tuzaklar kurmaktadır. Bunu başarmak için de içimizden bir kısmı gafil, bir kısmı cahil, bir kısmı da hain bir çok uşak ve yandaş bulmaktadır.
Bizleri yönetenler bu hususta üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmedikleri gibi bilerek veya bilmeyerek şer şebekelerine yardımcı olmaktadırlar.
TV ekranları,
Radyoları,
Gazete ve dergileri,
Çarşı ve pazarları,
Çeşitli adlarla kurulan eğlence yerleri,
Bir kısım sivil toplum örgütleri,
Hatta devletin resmi okulları gençlerimizi yukarıda zikredilen değerlerimizden soyutlamak, kimliksiz, şahsiyetsiz bir toplum meydana getirmek için birbirleri ile yarış halindedirler.
Bütün bu tehlikelerin yanında şimdi de, öteden beri var olan fakat gün geçtikçe şiddetini artırarak, faaliyet alanlarını genişleterek devam eden misyonerlik tehlikesine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Son bir kaç yıldır ülkemizdeki misyonerlik faaliyeti görülmemiş boyutlara ulaşmıştır.
Aziz şehitlerimizin kanıyla sulanmış bu vatan da binlerce misyoner, gençlerimizi hristiyan yapmak için gece gündüz çalışmakta, apartman katlarında binlerce kilise açmaktadırlar.
Maalesef on iki yaşına kadar çocuklarımızın Kur’an öğrenmesini yasaklayan,
İmam Hatip liselerinin, Kur’an kurslarının önünü kesen,
Bu okul mezunlarını fişleyen, onlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapan yöneticiler, misyoner faaliyetlerine, ahlak dışı, dindışılıklara, toplumu içten içe kemiren çeşit çeşit sapıklıklara ses çıkarmamakta, hiçbir tedbir almamaktadır. Halk tabiriyle, “Taşlar bağlanmakta, köpekler salıverilmektedir.”
Bu kişilerin Allah’a ve millete karşı sorumlulukları çok büyüktür. Bu sorumluluklarını yerine getirmeyenler Allah’a ve millete karşı asla hesap veremeyeceklerdir.
Muhterem müslümanlar! Değerli analar, babalar! Durum böyle olunca bütün iş bize düşmektedir.
Her müslüman evini bir mektep haline getirmelidir.
Evimizde ailece dinimizi öğrenecek bir program yapmalıyız. Sahih ve sağlam bilgilere içeren bir kitaplık kurmalıyız. Evimizdeki bu kitaplıkta;
Kur’an-ı Kerim,
Tefsir,
Hadis,
Fıkıh,
Siyer-i Nebi,
İslam tarihi,
İslam ahlakı gibi İslami kitaplar muhakkak bulunmalıdır.
Bu konuda aileler birbirleriyle yardımlaşmalı, çevrelerinde bulunan itikadı sağlam, ilmiyle amil ilim adamlarından faydalanmalıdırlar.
Ayrıca yerel ve bölgesel radyo ve televizyonlardan yararlanmalı, dinimizi, tarih ve medeniyetlerimizi öğretecek, tanıtacak, İslam kardeşliğini pekiştirecek, müslümanların çevresindeki tehlikeleri, tuzakları gösterecek, onları uyaracak her yaşa, her cinse hitap eden programlar yapılmalıdır.
Hülasa olarak çocuklarımızı, gençlerimizi en iyi bir şekilde eğitmek, onları dindar, ahlaklı, faziletli birer insan yapmak için her çareye başvurulmalıdır.
Misyonerler çocuklarımızı bol bol para vererek, yurt dışında iş bulmak, okutmak vaatleriyle İslam ülkelerinin geri kalmışlığını gündeme getirerek kandırmaya ve hristiyan yapmaya çalışmaktadırlar.
Ayrıca yurdumuzun çeşitli yerlerinde özellikle Kapadokya bölgesinde terkedilmiş evleri, arazileri çok büyük paralar vererek satın almakta, böylece ilerideki tuzaklarına yeni zeminler hazırlamaktadılar.
Bütün bu tuzaklara, bu oyunlara karşı çok duyarlı olalım, dinimize, vatanımıza, çocuklarımıza sahip çıkalım.
Allah Teala yar ve yardımcımız olsun. Amin…
9 Eylül 2011: 20:40 #796393Anonim
müslüman uyanık ve basiret sahibi olmalı, kalbi uyanık oluruz inş.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.