• Bu konu 4 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665042
    Anonim

      Müslümanlar arasında sıklıkla, “kâfirleri bırakıp, Müslümanlarla uğraşmamak gerekir” türünden serzenişler yapılmaktadır. Bu serzenişi yapan kimseler, özetle şöyle demektedirler:

      „Bir Müslüman, diğer bir Müslüman kardeşini eleştirmemelidir. Bunun yerine, Müslümanlar var güçleriyle ‘düşmanlarını’ yani kâfirleri, İslam’ı her türlü imkânla yasaklayan ‘şer güçleri’ hedefe oturtmalıdırlar. Yeryüzünde İslam’ın yaşanmasını kâfirler engellemektedirler. Siyasî, askeri, parasal ve kalem gücüyle İslam’ı engellemeye çalışanlar dururken, bir müslümanın, sonuçta kendisi gibi olan diğer bir din kardeşini eleştirmesi doğru değildir! Müslümanlar kardeştir. Müslüman, kardeşiyle uğraşmamalıdır! „
      Şimdi bu söylemin haklı ve haksız taraflarını tartışmaya açmalıyız.

      Bir müslümanın, Müslüman bir kardeşini eleştirmesi hem iyidir, hem de kötüdür. Ama her şeyden önemlisi, öncelikle, kimin Müslüman olduğunu bilmektir. Kim müslümandır, kim değildir? Eğer itikadları ve amelleri Kur’an’a dayanan, imanlarına ‘zulüm’ karıştırmayan,

      İslam dışı ideolojileri din edinmeyen iki Müslüman grup varsa, gerçekten de bunların birbirleriyle didişmeleri doğru olmaz. Hatta böyle bir didişme, Kur’an dilinde fitne olarak anılır. Çünkü Mü’minler birbirlerinin velisidirler. Birbirlerine velayet bağı çerçevesinde davranmayan Müslümanlar, Allah’ın gazabını davet ederler. (8/Enfal, 73).

      Aslında, ifade etmeye çalıştığımız gibi iki veya daha fazla Müslüman grubun olması bile kendi içinde kavramsal bir çelişkiyi ifade eder. Çünkü akidesi ve ameli İslam’a dayanan iki Müslüman fırka olamaz, bunlar sonuçta bir tek fırka, İslam ümmeti fırkasıdırlar.

      İki ayrı fırka görünümleri, yine kendi hatalarıdır ve iletişimsizlik veya kaygısızlıklarının sonucudur. Kur’an ve sünnetin böyle bir fırkalaşmayı men eden bütün uyarılarına rağmen, farklı isimler almış iki ve daha fazla İslami zümrenin var olduğunu farz edelim. Bu durumda bu zümrelerin birbirleriyle uğraşmaları gerçekten de yersizdir. En hafifiyle, incitici bir durum olur. Birbiriyle didişen Müslümanların güç ve kuvvetleri eksilir. (8/Enfal, 46). Zayıf düşerler.

      Kâfirler tarafından kolay yutulacak lokmalar haline gelirler.

      Müslümanlar, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edecekleri yerde, birbirleriyle niza’a tutuşmaları, kısır çekişmelerle birbirlerini yıpratmaları helal değildir. Hep birlikte, topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak, Allah’ın Müslümanlara yüklediği bir vecibedir. Böylece fırkalara ayrılmaktan da korunur müslümlanlar.

      Kol kırılır yen içinde kalır” mantığı elbette yerine göre doğrudur. Yine Allah Rasûlü’nün döneminden örnek verecek olursak, Tebük savaşından geri kalanlardan biri olan Ka’b b. Malik, kelimenin tam anlamıyla bu sözün güzelliğinin timsalidir. Evet, Ka’b’ın ‘kolu kırılmıştır’, yani Kab’ın başına, -tamamen kendi iradesiyle olsa da- bir iş gelmiştir. Ama Ka’b, kolunu ‘yen’ içinde bırakmayı bilmiştir. Bir hıristiyan melikten davet mektubu aldığı halde, İslam cemaatini terk etmemiş, Allah, Rasûlü ve mü’minleri hiçbir şeye değişmemiştir.

      Bununla beraber, “kol kırılır yen içinde kalır” sözüyle çok zaman, kendini İslam’a nisbet eden birçok kişinin metodik hataları, siyasî duruşları ve itikadi sapmaları aklanmak istenmektedir



      Eleştirimizin biraz estetik olmasında da bir sakınca yoktur… Bazen eleştiri küçük bir beden diliyle, bazen hoşnutsuzluk bildiren bir yüz ifadesiyle, bazen de hiçbir şey demeyerek, suskunluk diliyle yapılabilir. Peygamber (a.s)ın, rivayet edilen öyle eleştirileri var ki, ilgili kişiyi adeta kahretmektedir. O eleştiride Allah Rasûlü sadece beden dilini kullanmıştır. Eleştirirken dilimiz her zaman, illa ki zehirli iğne gibi olmak zorunda değildir…

      Eleştirilerimizde haklı olmak, hakka dayanmak ve hakkı gözetmek gerekir. Eleştirilerimiz kırıp dökmek için değil, hakikatin ortaya çıkması için olmalıdır. Unutmamalı ki, evinin içini tertemiz yapmayanlar, sokağa nizam veremezler.

      UNUTMAMAK GEREKİR Kİ VAHDET TEVHİDİN VE TEBLİĞİN EN ÖNEMLİ UNSURLARINDANDIR….

      #784188
      Anonim

        @ahayir 230897 wrote:


        Aslında, ifade etmeye çalıştığımız gibi iki veya daha fazla Müslüman grubun olması bile kendi içinde kavramsal bir çelişkiyi ifade eder. Çünkü akidesi ve ameli İslam’a dayanan iki Müslüman fırka olamaz, bunlar sonuçta bir tek fırka, İslam ümmeti fırkasıdırlar.

        İki ayrı fırka görünümleri, yine kendi hatalarıdır ve iletişimsizlik veya kaygısızlıklarının sonucudur. Kur’an ve sünnetin böyle bir fırkalaşmayı men eden bütün uyarılarına rağmen, farklı isimler almış iki ve daha fazla İslami zümrenin var olduğunu farz edelim. Bu durumda bu zümrelerin birbirleriyle uğraşmaları gerçekten de yersizdir. En hafifiyle, incitici bir durum olur. Birbiriyle didişen Müslümanların güç ve kuvvetleri eksilir. (8/Enfal, 46). Zayıf düşerler.

        Burdaki fırkadan kastımız nedir izah eder misiniz ?
        #784193
        Anonim

          @HuSeYni 230915 wrote:

          Burdaki fırkadan kastımız nedir izah eder misiniz ?

          kusura bakmayın Hüseyni kardeşim yeni gördüm sorunuzu..elbette izah edeyim gücüm yettiğince;Yanlız sizin anladığınız cemaatler ayrılığını kasdetmedik..
          ;

          Buradaki fırklar kendinden başka cemaatlerin varlığını kabul etmeyen ve saldırıdan çekinmeyen kısımadır sözümüz;

          Örneğin Nakşi yolunu tutmuş kardeşlerimiz , Kadri yolunu tutmuş kardeşlerimiz , Nurcu kardeşlerimiz , Süleymancı kardeşlerimiz ve Rufaii kardeşlerimiz… gibi cemaatler Ehli Sünnetin içindeki İnsanı rahmana c.c. götüren yollardır bu bunlar toparlandığı fırkanın ismi ehli sünnet vel cemaat olan fırka-i naciyyedir ..Allah hepsinden razı olsun ..sonuçta hepsi hizmetin bir tuğlasıdır…menzil aynıdır ama gidiş şekilleri farklıdır..olsun zarar etmez..yeterki hedefteki menzi olsun..oda MUHAMMEDİ yoldur;öyle değimi

          Efendimiz (sav) hadislerinden öğrendiğimiz fırkayla ilgili meselelerede bakmak lazım;

          Bir zaman sonra benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılır, bunlardan ancak bir tanesi kurtulur.

          Ashab-ı Kiram; bu bir fırkanın hangisi oldugunu sorunca:
          Cehennemden kurtulan fırka; benim ve Ashab’ımın gittiği yolda olanların fırkasıdır.”


          evet ashabın yolunda olanlar ;yani kuran ve sünnete güzel ahlakla bağlanan kurtulur diyor efendimiz (sav)

          cemaat olalım ama birbirimizin kökünü kazımadan..bu enerjimizi birbirimizi yok etmek yerine kafiri yok etmek için hizmet edelim..

          Önce birbirimizi sevelim. Birbirimizi hatalarımızla kabul edelim. Birbirimizi sevgiyle uyaralım, ama zorla düzeltmeye çalışmayalım. Muhatabımız uyarımızı dikkate almadığında, onu yine sevelim. Asla yüksek sesle tartışmayalım. Özellikle eşler arası iletişimlerde yüksek sesle tartışmalar çok şeyimizi alır, götürür.
          Sonra, akrabalarımızı da, eşimizin akrabalarını da, annesini de, babasını da sevelim, sayalım.

          Kur’ân’ın şu emirleri hem umûmîdir, hem hepimizi bağlamaktadır: “Allah’tan korkun ve aranızı düzeltin.”1 “Sadaka vermeyi, iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözetenlerin dışında, onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur.”2 “Barış duyguları daha hayırlıdır.”3 “Mü’minler ancak kardeştirler. Kardeşlerin arasını düzeltin.”4 “Kötülüğe karşı iyiliğin en iyisiyle karşılık verin. Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse can bir dost oluvermiştir.”5 “Rabb’inizin mağfiretine ve genişliği gökler ve yerler kadar olan ve Allah’tan korkanlar için hazırlanan Cennete koşun! Onlar ki bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.”6

          Dikkat edersek bu âyetlerde, insanları yargılamak ve kusur bulmak, ya da insanlarla tartışmak ve sürtüşmek gibi menfî diyaloglar bulunmamaktadır. Sâfî bir sevgiden bahseder Kur’ân sürekli. İnsanları hatasız ilân etmez. Ama hataların affedilmesini ister hep. Öfkenin yutulmasını ve kızgınlığın muhakkak sineye çekilmesini önerir. Dolayısıyla öfkeyi körükleyen, kızgınlığı ateşleyen, barışmayı dinamitleyen, iyilikten ve iyi duygulardan alıkoyan ve hatalara hata ekleyen yüksek sesli tartışmalara dinimizde cevaz yoktur. Dinimizde dargınlığa da cevaz vermez..üstad hz’lerinide şu sözü çok manidardır;

          Asrın ümmetini sorunu şudurki;sefalet cehalet ve TEFRİKALAR….




          #784194
          Anonim

            zATEN YAZININ BAŞINA DİKKAT EDERSENİZ CEVAP ORADADA VERİLMİŞTİR PARAGRAFI AYNEN EKL,İYORUM;

            Bir Müslüman, diğer bir Müslüman kardeşini eleştirmemelidir. Bunun yerine, Müslümanlar var güçleriyle ‘düşmanlarını’ yani kâfirleri, İslam’ı her türlü imkânla yasaklayan ‘şer güçleri’ hedefe oturtmalıdırlar. Yeryüzünde İslam’ın yaşanmasını kâfirler engellemektedirler. Siyasî, askeri, parasal ve kalem gücüyle İslam’ı engellemeye çalışanlar dururken, bir müslümanın, sonuçta kendisi gibi olan diğer bir din kardeşini eleştirmesi doğru değildir! Müslümanlar kardeştir. Müslüman, kardeşiyle uğraşmamalıdır! „
            Şimdi bu söylemin haklı ve haksız taraflarını tartışmaya açmalıyız.

            Bir müslümanın, Müslüman bir kardeşini eleştirmesi hem iyidir, hem de kötüdür. Ama her şeyden önemlisi, öncelikle, kimin Müslüman olduğunu bilmektir. Kim müslümandır, kim değildir? Eğer itikadları ve amelleri Kur’an’a dayanan, imanlarına ‘zulüm’ karıştırmayan,

            İslam dışı ideolojileri din edinmeyen iki Müslüman grup varsa, gerçekten de bunların birbirleriyle didişmeleri doğru olmaz. Hatta böyle bir didişme, Kur’an dilinde fitne olarak anılır. Çünkü Mü’minler birbirlerinin velisidirler. Birbirlerine velayet bağı çerçevesinde davranmayan Müslümanlar, Allah’ın gazabını davet ederler. (8/Enfal, 73).

            #784196
            Anonim

              Allah razı olsun, takıldım orda. Benim gibi takılanlar olabilir diye ayrıntı istedim kusura bakmayın…

              #784197
              Anonim

                @HuSeYni 230925 wrote:

                Allah razı olsun, takıldım orda. Benim gibi takılanlar olabilir diye ayrıntı istedim kusura bakmayın…

                UMARIM CEVABIMIZ SİZİ TATMİN ETMİŞTİR;

                Yanlış bir anlayışa sebebiyet vermek istemem asla;

                Allah sizden de razı olsun..elbetteki sorabilirsiniz.;

                biz buna istişare ve fikir alışverişi deriz..fayda getirir inşaAllah..

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.