- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Ekim 2014: 19:37 #682388
Anonim
Nasihat Kabul Etmeyen Ölü Kalpler
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Elbette sen ölülere duyuramazsın! Sırt çevirmiş giderlerken, (gerçeklere karşı kulakları mühürlenmiş) sağırlara o dâveti işittiremezsin!.. Sen (hakîkate âmâ olan) körleri de düştükleri dalâletten çıkarıp doğru yola getiremezsin!.. ” (Neml, 80-81)Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İmân 78. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)Şeyh Sâdî’nin “Gülistan” isimli eserinde naklettiği şu hâdise, söylenen bir sözün muhtevâsı her ne kadar hikmet dolu da olsa, ölü bir kalbe sahip kimselerin bu hikmet deryâsından bir katre bile nasipdâr olamayacaklarını pek veciz bir şekilde ifâde etmektedir:
“Bir ticaret kervanı, büyük kazanç elde etmiş olmanın huzur ve neş’esi içerisinde ülkelerine dönmekte idi. Bunu haber alan bir grup eşkıya, onlara baskın yapmak için pusu kurmuş bekliyordu. Kâfile iyice yaklaştığında, insanlık haysiyet ve şerefine vedâ etmiş olan bu yağmacılar, kokuşmuş bir leşe üşüşen sinekler gibi gizlendikleri yerlerden çıkarak tüccarların bütün mallarına el koydular. Bu zâlimâne hâdise, tüccarların yüzlerindeki tebessümü ve gönüllerindeki huzuru bir anda yok etti. Öyle ki, ne yapacaklarını bilemediklerinden, yağlı kâğıtta mürekkebin durmadığı gibi hayır ve iyiliğin de gönüllerinde karar kılmadığı o eşkıyalara:
“–Allah aşkına, Peygamber aşkına, bize bu zulmü yapmayın. Şâyet azıcık vicdanınız varsa, bizlere acıyın da bu zulmü bize revâ görmeyin.» diyerek yalvarmaya başladılar. Lâkin bütün bu ağlama, sızlama ve ricâlar, vicdanları zindana dönmüş olan bu eşkıya gurubuna hiç tesir etmedi.
Takdîr-i ilâhî, Lokman Hakîm de o kervan halkının arasında bulunmaktaydı. Bütün malı elinden alınmış olan tüccarlardan biri onun yanına geldi ve boynunu bükerek şöyle söyledi:
“–Ey Üstâd! Senin her sözün hikmet doludur. Hikmet, gönülleri intibâha getirir. Senin gönül açan sözlerinle bu taş kalpli insanlar, olur ki, yumuşar. Sen bunlara hakîmâne bir söz söyle, biraz vaaz ve nasihatte bulun. Belki insafa gelirler. Hiç yoksa mallarımızın bir kısmını bize bıraksınlar. Hepsini alıp götürürlerse mahvoluruz. Bizlere hepten yazık olur.”
Lokman Hakîm ise, o eşkıyaların vîrâneye dönmüş olan gönül dünyalarına hikmet gözüyle daha önce nazar ettiğinden, o tüccara şu mânidar cevâbı verdi:
“–Asıl onlara söylenecek hakîmâne sözlere yazık olur. Paslı bir demirin pasını cilâ ile gidermek mümkün değildir. Demir çivinin, taşa girmesi ve taşı delmesi mümkün olmadığı gibi, kara kalpli, zindana dönmüş, vicdânını yitirmiş bir kimseye nasihat etmenin de bir faydası yoktur!..””
Nitekim nefsânî iştihâlardan başka bir talebi kalmamış, böylesi ölü kalplere sahip kimselerin, dünyada yemek, içmek, gel-geç sevdâlarla ömür tüketmekten başka bir maksatları yoktur. Şu âyet-i kerîme, bu gibi kimselerin gönül dünyasını çok özlü bir sûrette gözler önüne sermektedir:
“(Ey Rasûlüm!) Yoksa onların çoğunu, hakkı işitiyorlar veya anlıyorlar mı zannediyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler. Doğrusu gidişçe daha da aşağı mertebededirler.” (Furkan, 44) (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Ocak-2011)Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Kebîr: Her hususta hiçbir kulun kavrayamayacağı kadar büyük ve ulu olan, ululuğu yanında her büyüğün küçüldüğü Mutlak Büyük, kâinattaki o eşsiz büyüklüğü her yerde hissedilen demektir.Kısa Günün Kârı
Kur’ân-ı Kerîm’de hidâyetten mahrûmiyet; daha ziyâde “zulüm”, “küfür”, “yalan” ve “fısk” gibi cürümlerin ardından zikredilmektedir. Bu ise, insanın kalbî hassâsiyetlerini yitirerek hidâyet nûrundan uzaklaşmasına, en çok bu günahların sebebiyet verdiğine işâret etmektedir.
Bu sebeple bir mü’min, diri bir kalbin en büyük tezâhürü olan şefkat, merhamet, diğergâmlık gibi ulvî hasletleri kendine şiar edinmelidir. Nitekim gerçek bir mü’mini, bir gayr-i müslimden ayıran fârik vasıf, ondan daha da merhametli olmasıdır.
Merhameti bilmeyen insan, en büyük hazineyi ve saâdetlerin kapısını açan anahtarı kaybetmiştir. Zira merhamet, insanlığımızın bu âlemde şâhidi olan ve bizleri kalben Allâh’a yaklaştıran ilâhî bir cevherdir. Bu sebeple merhamet, müslümanın kalbinde hiç sönmeyen bir ateş gibidir.Lügatçe
cihet: Yön, yan, taraf.
reva görmek: Bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek (veya görmemek).
intibâh: Uyanıklık, göz açıklığı. Hassasiyet. Agâh ve münebbih olmak. Hakikatı ve hakkı anlayıp yanlıştan, fenadan dönmek. Sinirlerin uyanması. Uzuvların harekete gelmesi.
iştihâ: Meyil. Haz. Fazla istek. Arzu.“İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.