- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Haziran 2009: 13:27 #654826
Anonim
Neden İnsanların ekserisi Kur’an-ı Kerimi Ve Hazreti Muhammedi inkar ediyor?Halbuki bir iğne ustasız olmaz, Peygamberimizin yüksek ahlakı ve mucizeleri göz önündedir?
Şeytan döndü , dedi:
Nasıl kandıramam? Ekser insanlara ve insanın meşhur âkıllerine Kur’anı ve Muhammed’i inkâr ettirdim.Elcevap: Evvelâ, gâyet uzak mesâfeden bakılsa, en büyük şey, en küçük şey gibi görünebilir. Bir yıldız, bir mum kadardır denilebilir.
Sâniyen: Hem tebeî ve sathî bir nazarla bakılsa, gâyet muhal bir şey, mümkün görünebilir. Bir zaman bir ihtiyar adam Ramazan hilâlini görmek için semâya bakmış. Gözüne bir beyaz kıl inmiş. O kılı Ay zannetmiş. ‘Ay’ı gördüm’ demiş. İşte muhaldir ki; hilâl, o beyaz kıl olsun. Fakat kasden ve bizzât Ay’a baktığı ve o saçı tebeî ve dolayısıyla ve ikinci derecede göründüğü için o muhali mümkün telakki etmiş.
Sâlisen: Hem kabûl etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Adem-i kabûl bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilane bir hükümsüzlüktür. Bu Sûrette çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise; o adem-i
sh: » (S: 196)
kabûl değil, belki o kabûl-ü ademdir, bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur. O halde senin gibi bir şeytan onun aklını elinden alır. Sonra inkârı ona yutturur. Hem ey şeytan! Bâtılı hak ve muhali mümkün gösteren gaflet ve dalâlet ve safsata ve inad ve muğalata ve mükâbere ve iğfal ve görenek gibi şeytanî desiselerle, çok muhalâtı intaç eden inkâr ve küfrü o bedbaht insan Sûretindeki hayvanlara yutturmuşsun.
Râbian: Hem Kur’anı kelâm-ı beşer farzetmek, lâzımgelir ki: Âlem-i insâniyetin semâsında yıldızlar gibi parlayan asfiyalara, sıddıkînlere, aktablara bilmüşahede rehberlik eden ve bilbedâhe mütemadiyen hakk ve hakkaniyeti, sıdk ve sadakatı, emn ve emaneti umum tabakat-ı ehl-i Kemâle tâlim eden ve erkân-ı îmâniyenin hakaikiyle ve erkân-ı İslâmiyenin desatiriyle iki cihanın saadetini temin eden ve bu icraatının şehadetiyle bizzarure hak hâlis ve sâfi hakikat ve gâyet doğru ve pek ciddî olmak lâzım gelen bir kitabı; kendi evsafının ve tesiratının ve envarının zıddıyla muttasıf tasavvur edip, -hâşâ sümme hâşâ- bir sahtekârın tasniat ve iftiraların mecmuası nazarıyla bakmak; Sofestaîleri ve şeytanları dahi utandıracak ve titretecek şenî’ bir hezeyan-ı küfrî olmakla beraber; izhar ettiği din ve şeriat-ı İslâmiyenin şehadetiyle ve müddet-i hayatında gösterdiği bilittifak fevkalâde takvâsının ve hâlis ve safi ubûdiyetinin delaletiyle ve bilittifak kendinde görünen ahlâk-ı hasenesinin iktizasıyla ve yetiştirdiği bütün ehl-i hakikatın ve sahib-i Kemâlâtın tasdikiyle en mu’tekid, en metin, en emin, en sadık bir zâtı; -hâşâ sümme hâşâ, yüzbin kerre hâşâ- itikadsız, en emniyetsiz, Allah’tan korkmaz, bir vaziyette farzetmek, muhalâtın en çirkin ve menfur bir Sûretini ve dalaletin en zulümlü ve zulümatlı bir tarzını irtikâb etmek lâzımgelir.
Elhasıl: Ondokuzuncu Mektub’un Onsekizinci İşaretinde denildiği gibi; nasıl kulaklı âmi tabakası i’câz-ı Kur’an fehminde demiş: Kur’an, bütün dinlediğim ve dünyada mevcûd kitablara kıyas edilse, hiçbirisine benzemiyor ve onların derecesinde değildir. Öyle ise ya Kur’an, umumun altındadır veya umumun fevkinde bir derecesi vardır. Umumun altındaki şık ise, muhal olmakla beraber, hiçbir düşman hattâ şeytan dahi diyemez ve kabûl etmez. Öyle ise Kur’an, umum kitabların fevkindedir. Öyle ise mu’cizedir.
Aynen öyle de, biz de ilm-i usûl ve fenn-i mantıkça sebr ve tak-
sh: » (S: 197)
sim denilen en kat’î bir hüccetle deriz: Ey şeytan ve ey şeytanın şâkirdleri! Kur’an, ya arş-ı âzamdan ve ism-i âzamdan gelmiş bir kelâmullahtır veyahut -hâşâ sümme hâşâ, yüzbin kerre hâşâ- yerde sahtekâr Allah’tan korkmaz ve Allah’ı bilmez, itikadsız bir beşerin düzmesidir. Bu ise ey şeytan! Sâbık hüccetlere karşı bunu sen diþyemedin ve diyemezsin ve diyemeyeceksin. Öyle ise bizzarure ve bilâ-şübhe Kur’an, Hâlık-ı Kâinat’ın kelâmıdır. Çünki ortası yoktur ve muhaldir ve olamaz. Nasılki kat’î bir Sûrette isbat ettik, sen de gördün ve dinledin.
Hem Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, ya Resulullahtır ve bütün Resullerin ekmeli ve bütün mahlukatın efdalidir veyahut -hâşâ yüzbin defa hâşâ- Allah’a iftira ettiği ve Allah’ı bilmediği ve azabına inanmadığı için itikadsız, esfel-i safilîne sukut etmiş bir beşer farzetmek (Haşiye) lâzımgelir. Bu ise ey İblis! Ne sen ve ne de güvendiğin Avrupa feylesofları ve Asya münafıkları bunu diyemezsiniz ve diyememişsiniz ve diyemeyeceksiniz ve dememişsiniz ve demeyeceksiniz. Çünki bu şıkkı dinleyecek ve kabûl edecek dünyada yoktur. Onun içindir ki, güvendiğin o feylesofların en müfsidleri ve o münafıkların en vicdansızları dahi diyorlar ki: ‘Muhammed-i Arabî (A.S.M.) çok akıllı idi ve çok güzel ahlâklı idi.’ Mâdem şu mes’ele iki şıkka münhasırdır ve mâdem ikinci şıkk muhaldir ve hiçbir kimse buna sahib çıkmıyor ve mâdem kat’î hüccetlerle isbat ettik ki, ortası yoktur. Elbette ve bizzarure senin ve hizb-üş şeytanın rağmına olarak bilbedâhe ve bihakkalyakîn, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm Resulullahtır ve bütün Resullerin ekmelidir ve bütün mahlukatın efdalidir.
عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بِعَدَدِ الْمَلَكِ وَاْلاِنْسِ وَالْجَآنِّ
_____________________
(Haşiye): Kur’an-ı Hakîm, kâfirlerin küfriyâ tlarını ve galiz tâbiratlarını ibtal etmek için zikrettiğine istinaden, ehl-i dalaletin fikr-i küfrîlerinin bütün bütün muhaliyetini ve bütün bütün çürüklüğünü göstermek için şu tâbiratı farz-ı muhal Sûretinde titreyerek kullanmağa mecbur oldum.
sh: » (S: 198)
(15. Söz) -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.