• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682359
    Anonim

      Nefse Karşı Cihâd

      Cenâb-ı Hak buyuruyor:
      “…Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilhâm edene yemin ederim ki; nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyân etmiş, hüsrâna uğramıştır.” (Şems, 7-10)

      Rasûlullah (sav) buyurdular:
      “(Hakikatte) mücâhid, nefsine karşı cihâd eden kimsedir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 2/1621; Ahmed, VI, 20)

      Bir gün İmam Ali (ra) sahrâda tenhâ gezerken bir kâfir pehlivanı İmâm Ali’ye hamle eyledi. Hz. Ali hamlesini def edip göğsü üstüne çıkarak başını kesmek murad edince kâfir tazarrû edip:

      -Er olan bastığını boğazlamaz yâ Ali! deyince âzâd eyledi. Ve bu halde İmâm Ali (ra) gâfilken tekrar kâfir hamle eyledi. Yine hamlesini def edip altına aldı. Kâfir yine tazarrû kılıp:

      -Yâ Ali! Seni mürüvvet mâdeni derler, bana eman ver, deyince kâfiri yine âzâd eyledi. Kâfir yine fırsat gözetip Ali (ra)’e hamle edince hamlesini def edip başını kesmek üzereyken kâfir gördü ki eman dilemenin vechi yoktur, bâri bu halde bir ihânet edeyim diye mübârek yüzüne tükürdü. Ali (ra) bu hâlde kâfiri bırakıp:

      -Yürü âzâdsın, dedi. Bu kerre kâfir suâl etti ki:

      -Yâ Ali! Ben üç defa hıyânet ettim, sonunda da böyle ihânet ettim. Eğer senin yerinde ben olsaydım, gazabımdan seni parça parça ederdim, ne sebep oldu ki, sen beni âzâd eyledin?

      İmam Ali (ra) cevap verdi ki:

      -Bizim gazâmız iki türlüdür: Biri senin gibi kâfire gazâ etmektir ki, Allah rızâsı için olur; diğeri de nefsimizle gazâdır ki ona muhalefetle olur. Senin ile mukâtelem Allah rızası için idi. Ne zaman ki sen o ihaneti ettin. Eğer o halde seni öldürürsem nefsim rızası için öldürmüş olurdum ve nefsim bana yol bulup galebe etmiş olurdu. Seni âzâd ettim. Nefsime basıp gazâ-yı ekber etmiş oldum ki senin gibi kâfirin zararından nefsin zararı mümine daha ziyadedir. Bu sözleri işiten kâfirin kalbinde hidâyet güneşi doğup:

      -Yâ Ali, bana İslâm’ı arz eyle, yakıynen bildim ki, dinini hak din imiş, dedi.
      İmâm Ali ona imanı arz eyledi. O da İslâm oldu. Dâima İmam Ali Hazretlerinden ayrılmayıp gazalarında hünerler etti. (Mevâhib, 317) (Mahmud Sami Ramazanoğlu, Hz. Ali, Erkam Yayın.)

      Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
      er-Râfi’: Yükselten, dilediğine şeref bahşeden, yücelten, dereceler bahşederek istediği kulunu, diğer kullarından üstün kılan demektir.

      Kısa Günün Kârı
      Yâ Rab! Bizleri nefislerimizle mücadelede muzaffer eyle… Nefsin hoyratlığından kurtulup rûhânî istîdatları inkişâf ettirmede muvaffak eyle… Bizleri dünyada ve âhirette felâha eren bahtiyarlar zümresine ilhâk eyle… Âmîn!..

      Lügatçe
      tenhâ: 1. Tek başına, yalnız. 2. Boş yer, ıssız yer.
      tazarrû: Kendini alçaltarak yalvarma.
      mürüvvet: 1. İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. 2. Cömertlik, iyiliksever.
      eman: Yardım isteme, aman dileme.
      vech: Yüz, çehre, surat, tarz, üslup.
      kerre: Defa.
      mukâtelem: 1. Birbirini öldürme, vuruşma. 2. Savaş, kavga.

      “İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.