- Bu konu 4 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Haziran 2010: 22:27 #662779
Anonim
nefsimle beraber dinle.Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.kaba bir tabirle, kendisini adam edemeyen
kimseyi adam edemez
başkasına birşeyler anlatmak
birşeyler göstermek için çabalamak
ve bu arada kendisini unutmak
düşülebilecek en büyük tuzaklardan birisi
her birimiz nefsi var
ve her birimizin belki asli görevidir o nefsi yola getirmek
nasihatleri ona anlatabilmek
dini ona anlatabilmek
onu islam a musahhar kılabilmek
islama uygun yaşatabilmek
üstad hazretlerinin nasıl bir şahsiyet olduğunu az çok hepimiz biliyoruz
bu eserlerin içinde boşa tevazu yoktur
boşa yazılan yazılar yoktur
ve bu satırı buraya yazabilecek kadar vahimse durum
biz kendimizi nerelere koyalım bilemiyorum
burada ustad hazretlerinin nefsini
kendi nefsimizle kıyaslamak gibi bir şey değil söylenmek istenen
durumun önemini ifade etmek
nefsimizin kendisini sürekli temize çıkarmak için verdiği uğraşlara
neden dur dememiz gerektiğini biraz daha iyi fark etmek içindir4 Haziran 2010: 22:29 #771352Anonim
O vakit anladım: O zât o sözü, bütün nüfus-ı emmarenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmaredirHmm… demek nefsimiz ibadetten yana usanıyorsa, tenbellik ediyorsa;
yada haramlara karşı cesur davranıyorsa, kendini sakınmıyorsa;
yada küçük bir şeyden birşey olmaz diyorsa; bileceğiz ve şübhe etmeyeceğiz ki;
bizim nefsimiz emmaredir. İyiliği değil, kötülüğü ister ve emreder.O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez.Bu muhteşem ifade bir pusula gibi; nasihatı önce nefsine yap, önce onu ıslah et, sonra o emre itaati başkalarından bekle.
Kendi namaz kılmayan; önce kendisi namaz kılacak; sonra eşinden, çocuğundan isteyecek.
Kişi önce kendisi başkalarına edebli olacak; sonra başkalarından edeb isteyecek.
Kişi önce kendisi hak yemeyecek; sonra başkalarından hak yememesini isteyecek.
Kişi önce kendisini haramlarda koruyacak; sonra başkalarına haramlardan kendin koru diye nasihat edecek.
Kişi önce kendisi ilim öğrenecek; sonra başkalarına ilim öğren diye tavsiye edicek.Yani fiilî olsun, ilmî olsun; kabul ve itaatte önce kendi nefsi, sonra başkaları.
Demek, kişi önce gözünü kendi nefsine dikecek, ona bakacak ne halde olduğunu görecek, bundan sonra başkalarına bakacak. Ben anlıyorum ki, kişi sadece kendi nefsine bile baksa, onun güzel islamî yaşantısı doğal olarak başkalarına tesir eder, nasihat eder. En guzel nasihat, hal ile olan nasihattır. Kâl ile olan bazan aks-ul amel edebiliyor.Öyle ise, nefsimden başlarım.(21. Söz derslerinden)4 Haziran 2010: 22:39 #771353Anonim
İKİNCİ NOKTA: Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir—tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın.
Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez.
Görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ sırrıyla, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için, ayıbını görmez.
Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur.Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlişan وَمَاۤ اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوۤءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir?
Nefsini ittiham eden, kusurunu görür.
Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder.
İstiğfar eden, istiâze eder.
İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.
Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur.
Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır.
Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar.
İtiraf etse, affa müstehak olur.(onüçüncü lem’a)5 Haziran 2010: 06:41 #771359Anonim
Allah razı olsun nuktepira kardeş. Çok istifadeli konular sunuyorsunuz. Diğer kardeşlerimizin de katılımları olur inşaallah.
“Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.”
Asa-yı Musa
Bu alıntıdan da anladığımız kadarıyla, en küçük dairedeki vazifelerimiz en büyük dairedekinden çok daha önemlidir. Peygamberimiz s.a.v. de Tebük seferinden dönerken sahabelerine “Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz” derken nefisle mücadeleye işaret etmiş. Demek insan önce kendinden başlıyacak ki nasihati de tesir etsin. Zaten maksat nasihat etmekten ziyade nefisle mücadele etmektir. Nefisle mücadele halinde olmak direkt olarak nasihat olsa gerektir. Ve insan kendinde olmayan birşeyi riyasız başkalarına anlatamaz, nasihat edemez, kendinde olmadığı için tesiri de olmaz. Dolayısıyla herkesten ziyade nefsimiz nasihate muhtaç.
25 Temmuz 2010: 13:44 #773449Anonim
oyle ise nefsimden baslarim..
17 Kasım 2010: 22:43 #781217Anonim
İslah edebilmek için salih olmak elzem
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.