• Bu konu 2 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651432
    Anonim
      Halbuki, siyâset-i hâzıra,
      o kadar çok yalan ve hile ve şeytânât, içine girmiş ki,
      vesvese-i şeyâtîn hükmüne geçmiştir.
      Yirmiyedinci Söz’den

      Siyaset-i medenî,
      ekserin rahatına fedâ eder ekalli.
      Belki ekall-i zâlim,
      kendine kurban eder ekserîn-i avâmı.
      Lemeât’tan

      Eğer uçları ecnebî elinde olan
      dünya
      siyasetine karışmak için bir iştahım olsaydı,
      değil sekiz sene,
      belki sekiz saat kalmayacak,
      tereşşuh edecekti,
      kendini gösterecekti.
      Halbuki sekiz senedir birtek gazete okumak arzum olmadı
      ve okumadım….

      …Kur’ân-ı Hakîmin hizmeti,
      beni şiddetli bir surette
      siyaset âleminden men etti.
      Hattâ düşünmesini de bana unutturdu…

      …Elhamdülillâh,
      siyasetten tecerrüd sebebiyle,
      Kur’ân’ın elmas gibi hakikatlerini
      propaganda-i
      siyaset ittihamı altında
      cam parçalarının kıymetine indirmedim.

      Belki,
      gittikçe o elmaslar kıymetlerini
      her taifenin nazarında parlak bir tarzda ziyadeleştiriyor.
      Onüçüncü Mektup’tan

      Denilmiş:

      “Niçin siyasetten çekildin, hiç yanaşmıyorsun?”



      Elcevap:

      Dokuz on sene evveldeki Eski Said,
      bir miktar siyasete girdi.
      Belki siyaset vasıtasıyla dine
      ve ilme hizmet edeceğim diye beyhude yoruldu.

      Ve gördü ki,
      o yol meşkûk ve müşkülâtlı
      ve bana nisbeten fuzuliyâne,
      hem en lüzumlu hizmete mâni
      ve hatarlı bir yoldur.

      Çoğu yalancılık;
      ve bilmeyerek ecnebî parmağına âlet olmak ihtimali var.



      Hem siyasete giren,
      ya muvafık olur veya muhalif olur.

      Eğer muvafık olsa,
      madem memur ve mebus değilim;
      o halde siyasetçilik bana fuzulî
      ve mâlâyâni bir şeydir.
      Bana ihtiyaç yok ki beyhude karışayım.

      Eğer muhalif siyasete girsem,
      ya fikirle veya kuvvetle karışacağım.

      Eğer fikirle olsa, bana ihtiyaç yok.
      Çünkü mesâil tavazzuh etmiş;
      herkes benim gibi bilir.
      Beyhude çene çalmak mânâsızdır.

      Eğer kuvvetle
      ve hadise çıkarmakla muhalefet etsem,
      husulü meşkûk bir maksat için
      binler günaha girmek ihtimali var;
      birinin yüzünden çoklar belâya düşer.
      Hem on ihtimalden
      bir iki ihtimale binaen günahlara girmek,
      masumları günaha atmak vicdanım kabul etmiyor diye,
      Eski Said,
      sigara ile beraber gazeteleri ve siyaseti
      ve sohbet-i dünyeviye-i siyasiyeyi terk etti…


      Yeni Said niçin bu kadar şiddetle siyasetten tecennüb ediyor?


      Elcevap:
      Milyarlar seneden ziyade olan hayat-ı ebediyeye çalışmasını
      ve kazanmasını,
      meşkûk bir iki sene hayat-ı dünyeviyeye
      lüzumsuz, fuzulî bir surette karışmayla feda etmemek için;
      hem en mühim,
      en lüzumlu,
      en saf
      ve en hakikatli olan
      hizmet-i İmân ve Kur’ân için şiddetle
      siyasetten kaçıyor…


      Amma “Kur’ân ve imanın hizmeti niçin beni men ediyor?” dersen, ben de derim ki:



      Hakaik-i imaniye ve Kur’âniye
      birer elmas hükmünde olduğu halde,
      siyasetle âlûde olsaydım,
      elimdeki o elmaslar,
      iğfal olunabilen avam tarafından,
      “Acaba taraftar kazanmak için bir propaganda-i
      siyaset değil mi?”
      diye düşünürler.
      O elmaslara âdi şişeler nazarıyla bakabilirler.
      O halde,
      ben o
      siyasete temas etmekle,
      o elmaslara zulmederim
      ve kıymetlerini tenzil etmek hükmüne geçer.

      Onaltıncı Mektup’tan

      #736325
      Anonim
        Cây-ı dikkat bir hadise:
        Bir zaman,
        bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki,
        mütedeyyin bir ehl-i ilim,
        fikr-i siyasîsine muhâlif bir âlim-i salihi,
        tekfir derecesinde tezyif etti.
        Ve kendi fikrinde olan bir münafığı,
        hürmetkârâne medhetti.



        İşte, siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, b150.gif -1- dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim.

        1- Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım.
        Yirmiikinci Mektup’tan


        36. Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır.
        Hakikat Çekirdekleri’nden


        Bu iki ay zarfında
        heyecanlı bir vaziyet-i siyasiye karşısında bana,
        hem alâkadar olduğum çok kardeşlerime
        kavî bir ihtimalle ferah verecek
        bir teşebbüs etmek lâzımken,
        o vaziyete hiç ehemmiyet vermeyerek,
        bilâkis,
        beni tazyik eden ehl-i dünyanın lehinde olarak
        bir fikirde bulundum.
        Bazı zatlar hayret içinde hayrette kaldılar.
        Dediler ki:

        “Sana işkence eden bu mübtedi’ ve kısmen münafık baştaki insanların takip ettikleri siyaseti nasıl görüyorsun ki ilişmiyorsun?”


        Verdiğim cevabın muhtasarı şudur ki:
        Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi,
        fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması
        ve imanın zedelenmesidir.
        Bunun çare-i yegânesi nurdur,
        nur göstermektir ki,
        kalbler ıslah olsun,
        imanlar kurtulsun.

        Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse,
        galebe çalınsa,
        o kâfirler münafık derecesine iner.
        Münafık, kâfirden daha fenadır.
        Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez.
        O vakit küfür kalbe girer,
        saklanır, nifaka inkılâp eder.
        Hem nur, hem topuz-ikisini,
        bu zamanda benim gibi bir âciz yapamaz.

        Onun için,
        bütün kuvvetimle nura sarılmaya mecbur olduğumdan,
        siyaset topuzu ne şekilde olursa olsun
        bakmamak lâzım geliyor.

        Amma maddî cihadın muktezası ise,
        o vazife şimdilik bizde değildir.


        Evet,
        ehline göre kâfirin
        veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek için topuz lâzımdır.
        Fakat iki elimiz var.
        Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nura kâfi gelir.
        Topuzu tutacak elimiz yok.
        Onaltıncı Lem’a’dan

        Risale-i Nur’daki şefkat, hakikat, hak,
        bizi siyasetten men etmiş.
        Çünkü mâsumlar belâya düşerler;
        onlara zulmetmiş oluruz.”
        Bazı zâtlar bunun izahını istediler.
        Ben de dedim:
        Şimdiki fırtınalı asırda
        gaddar medeniyetten neş’et eden hodgâmlık
        ve asabiyet-i unsuriye
        ve umumî harpten gelen istibdadat-ı askeriye
        ve dalâletten çıkan merhametsizlik cihetinde
        öyle bir eşedd-i zulüm
        ve eşedd-i istibdadat meydan almış ki,
        ehl-i hak,
        hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse,
        ya eşedd-i zulüm ile,
        tarafgirlik bahanesiyle çok bîçareleri yakacak;
        o hâlette o da ezlem olacak ve mağlûp kalacak.

        Çünkü,
        mezkûr hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar,
        bir iki adamın hatasıyla yirmi otuz adamı,
        âdi bahanelerle vurur, perişan eder.

        Eğer ehl-i hak,
        hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa,
        otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır,
        mağlûp vaziyetinde kalır.

        Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle,
        o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler,
        o vakit,
        hak namına dehşetli bir haksızlık ederler.

        İşte,
        Kur’ân’ın emriyle,
        gayet şiddetle ve nefretle siyasetten
        ve idareye karışmaktan kaçındığımızın hakikî hikmeti
        ve sebebi budur.

        Yoksa bizde öyle bir hak kuvveti var ki,
        hakkımızı tam ve mükemmel müdafaa edebilirdik.

        Hem madem herşey geçici ve fânidir
        ve ölüm ölmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor.
        Ve zahmet ise rahmete kalb oluyor.
        Elbette biz sabır ve şükürle tevekkül edip sükût ederiz.

        Zarar ile, icbar ile sükûtumuzu bozdurmak ise,
        insafa, adalete, gayret-i vataniyeye ve hamiyet-i milliyeye
        bütün bütün zıttır, muhaliftir.

        Onikinci Şua’dan

        #736636
        Anonim
          Biz Risale-i Nur şakirtleri,
          Risale-i Nur’u değil dünya cereyanlarına,
          belki kâinata da âlet edemeyiz.
          Hem Kur’ân bizi siyasetten şiddetle men etmiş.
          Evet,
          Risale-i Nur’un vazifesi ise,
          hayat-ı ebediyeyi mahveden
          ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren
          küfr-ü mutlaka karşı imanî olan hakikatlerle gayet kat’î
          ve en mütemerrid zındık filozofları dahi imana getiren
          kuvvetli bürhanlarla Kur’ân’a hizmet etmektir.
          Onun için Risale-i Nur’u hiçbir şeye âlet edemeyiz.



          Evvelâ:
          Kur’ân’ın elmas gibi hakikatlerini,
          ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-i siyaset tevehhümüyle
          cam parçalarına indirmemek ve
          o kıymettar hakikatlere ihanet etmemektir.


          Sâniyen:
          Risale-i Nur’un esas mesleği olan şefkat,
          hak ve hakikat ve vicdan,
          bizleri şiddetle siyasetten ve idareye ilişmekten men etmiş.
          Çünkü tokada ve belâya müstehak
          ve küfr-ü mutlaka düşmüş bir iki dinsize müteallik,
          yedi sekiz çoluk çocuk, hasta, ihtiyar, mâsumlar bulunur.
          Musibet ve belâ gelse,
          o bîçareler dahi yanarlar.
          Bunun için,
          neticenin de husûlü meşkûk olduğu halde,
          siyaset yoluyla idare ve âsâyişin zararına
          hayat-ı içtimaiyeye karışmaktan şiddetle men edilmişiz…




          Beşinci esas:
          Risale-i Nur şakirtlerinin,
          mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine
          ve hükümetin icraatına karışmamak
          bir düstur-u esasîleridir.
          Çünkü hâlisâne hizmet-i Kur’âniye,
          onlara herşeye bedel, kâfi geliyor.


          Hem şimdi hükmeden
          öyle kuvvetli cereyanlar içinde
          siyasete girenlerden hiçbir kimse,
          istiklâliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez.
          Herhalde bir cereyan
          onun hareketini kendi hesabına alacak,
          dünyevî maksadına âlet edecek,
          o hizmetin kudsiyetini bozacak.


          Hem maddî mübarezede
          şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm
          ve eşedd-i istibdat ile,
          birinin hatâsıyla
          onun mâsum çok taraftarlarını ezmek lâzım gelecek.
          Yoksa, mağlûp düşecek.



          Hem dünya için dinini bırakan
          veya âlet edenlerin nazarlarında
          Kur’ân’ın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri,
          bir poraganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek.



          Hem milletin her tabakası,
          muvafıkı ve muhalifi,
          memuru ve âmisinin
          o hakikatlerde hisseleri var
          ve onlara muhtaçtırlar.
          Risale-i Nur şakirtleri,
          tam bîtarafane kalmak için
          siyaseti ve maddî mübarezeyi
          tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş…




          Biz asla siyasetçi değiliz.
          Biz siyaseti,
          bizim gibi siyaset ehli olmayana binbir çeşit veballer,
          tehlikeler ve mes’uliyetler taşıyan bir meslek biliriz.
          Fani zevahire de zaten kıymet vermeyiz.
          Dünyaya ancak rıza-yı İlâhîye bizi götüren
          hayırlı vechesiyle bakıyoruz.
          Ondördüncü Şua’dan


          Herkesin,
          İmân mukabilinde,
          bu zemin yüzü kadar bağlar
          ve kasırlarla müzeyyen
          ve bâki ve
          daimî bir tarla
          ve mülkü kazanmak veya
          kaybetmek dâvâsı başına açılmış.
          Eğer İmân vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek.



          Ve bu asırda,
          maddiyyunluk tâunuyla
          çoklar o dâvâsını kaybediyor.
          Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik,
          bir yerde kırk vefiyattan yalnız
          birkaç tanesi kazandığını
          sekeratta müşahede etmiş;
          ötekiler kaybetmişler.



          Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini,
          bütün dünya saltanatı
          o adama verilse doldurabilir mi?
          İşte o dâvâyı kazandıracak olan
          hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen
          harika bir dâvâ vekilini
          o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp,
          ebedî dünyada kalacak gibi
          âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek
          tam bir akılsızlık bildiğimizden,
          biz Risale-i Nur şakirtleri,
          herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da
          ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.
          Asa-yı Musa’dan
          #736658
          Anonim

            allah razı olsun kardeşim öncelikle. zaten üstad şiddetle siyasetten men ediyor bizleri siyasete yalan dolan çok olduğu için

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.