- Bu konu 20 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
25 Şubat 2012: 12:11 #802678
Anonim
muzaafı olan iştiyak ve onun muzaafı olan aşk-ı İlâhî, onu daima mârifet-i Zülcelâle sevk eder. Şu fıtrattaki incizap ve cezbe, bir hakikat-i câzibedarın cezbiyledir.Bu nükteleri bildikten sonra, şu burhan-ı enfüsî olan vicdana müracaat et. Göreceksin ki, kalb bedenin aktarına neşr-i hayat ettiği gibi, kalbdeki ukde-i hayatiye olan mârifet-i Sânidir ki, istidâdât-ı gayr-ı mahdude-i insaniyeyle mütenasip olan âmâl ve müyûl-ü müteşâibeye neşr-i hayat eder. Lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder.
İşte, nokta-i istimdad ve kavga ve müzâhemetin meydanı olan dağdağa-i hayata hücum gösteren âlemin binlerce musibet ve müzâhemelere karşı yegâne nokta-i istinad, yine mârifet-i Sânidir. Evet, herşeyi hikmet ve intizam ile işleyen bir Sâni-i Hakîme itikad etmezse ve alel’amyâ kör tesadüflere havale ederse ve o beliyyâta karşı elindeki kudretin adem-i kifayetini düşünse, ister istemez tevahhuş, dehşet, telâş, havftan mürekkep bir hâlet-i cehennem-nümûn ve ciğer-şikâfe düşecektir. O ise, eşref ve ahsen-i mahlukat olan ruh-u insaniyetin herşeyden ziyade perişan olduğunu istilzam eder. O ise, intizam-ı kâmil-i kâinattaki nizam-ı ekmele zıt oluyor. Şu nokta-i istimdat ve nokta-i istinad ile bu derece nizam-ı âlemde hükümfermâlık, hakikat-ı nefsü’l-emriyenin hassa-i münhasırası olduğu için, her vicdanda iki pencere olan şu iki noktadan Sâni-i Zülcelâl mârifetini kalb-i beşere daima tecellî ettiriyor. Akıl gözünü kapasa da, vicdanın gözü daima açıktır. Sâni-i Zülcelâl bu dört burhan-ı azîmin kat’î şehadetleriyle Vâcibü’l-Vücud,
[TR]
[TABLE]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi san’atkâr, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem-i kifayet: yetersizlik[/TD]
[TD]ahsen-i mahlukat: yaratıkların en güzeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aktar: her taraf[/TD]
[TD]alel’amyâ: körü körüne[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aşk-ı İlâhî: İlâhî aşk, Allah’a duyulan aşk derecesindeki sevgi[/TD]
[TD]bast: genişletme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beliyyât: belâlar[/TD]
[TD]burhan-ı azîm: büyük, güçlü delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan-ı enfüsî: iç dairede, kalp ve beden dairesinde olan delil[/TD]
[TD]cezb: çekme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezbe: çekilme gücü[/TD]
[TD]ciğer-şikâfe: ciğer parçalayan, çok acı veren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dağdağa-i hayat: hayatın sıkıntıları[/TD]
[TD]dehşet: korku, ürkme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşref: en şerefli[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i câzibedar: çekici gerçek, asıl esas[/TD]
[TD]hakikat-ı nefsü’l-emriye: özde var olan gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassa-i münhasıra: birşeye ait özellik[/TD]
[TD]havale etmek: bir işi başkasına bırakmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havf: korku[/TD]
[TD]hikmet: gaye, fayda ve san’ata riayet etme, uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlet-i cehennem-nümûn: Cehenneme benzer bir hâl[/TD]
[TD]hükümfermâlık: hüküm sürme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]incizap: çekilme[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam-ı kâmil-i kâinat: kâinattaki mükemmel intizam, düzenlilik[/TD]
[TD]istidâdât-ı gayr-ı mahdude-i insaniye: insanın sınır koyulmamış istidatları, yetenekleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etme: gerektirme[/TD]
[TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştiyak: çok arzu ve istek[/TD]
[TD]kalb-i beşer: insan kalbi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mârifet: Allah’ı bilmek, tanımak[/TD]
[TD]mârifet-i Sâni: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mârifet-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi Allah’ı bilme, tanıma[/TD]
[TD]mürekkep: –den oluşmuş, birleşik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütenasip: uygun[/TD]
[TD]müyûl-ü müteşâibeye: çeşitli dallara ayrılmış arzular, çeşitli meyiller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzâhemet: sıkışma, birbirine çıkıntı verme[/TD]
[TD]neşr-i hayat: hayat yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam-ı ekmel: en mükemmel ve eksiksiz düzen[/TD]
[TD]nizam-ı âlem: âlemin, kâinatın düzeni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istimdad: yardım isteme noktası[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[TD]ruh-u insaniyet: insan ruhu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevk etmek: yönlendirmek[/TD]
[TD]tecellî: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temdid: uzatma[/TD]
[TD]tevahhuş: korkma, ürküntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ukde-i hayatiye: hayat düğümü[/TD]
[TD]vicdan: insanın içinde bulunan ve iyiyi kötüden ayırabilen his[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yegâne: tek, eşsiz[/TD]
[TD]ziyade: fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: kâinat[/TD]
[TD]âmâl: emeller, arzular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik etme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
25 Şubat 2012: 12:12 #802679Anonim
Ezelî, Vâhid, Ehad, Ferd, Samed, Alîm, Kadîr, Mürid, Semî’, Basîr, Mütekellim, Hayy, Kayyum olduğu gibi, bütün evsâf-ı celâliye ve cemâliye ile muttasıftır. Zira mukarrerdir ki, masnudaki feyz-i kemâl, Sâniin zıll-i tecellîsiden muktebestir. Demek, kâinatta ne kadar hüsn-ü cemâl, kemâl varsa, umumundan lâyühad derecede yüksek tabakada evsaf-ı cemâliye ve kemâliye ile Sâni-i Zülcelâl muttasıftır. Zira, ihsan servetin, icad vücudun, icab vücubun, tahsin hüsnün, tenvir nurun fer’i ve delili olduğu gibi; bütün kâinattaki bütün kemâl ve cemâl, Sâni-i Zülcelâlin kemâl ve cemâline bir zıll-ı zalîldir ve burhanıdır.Hem de, Sâni-i Zülcelâl cemî nekaisten münezzehtir. Zira, nevâkis mahiyet-i maddiyatın istidatsızlığından neş’et eder. Zât-ı Zülcelâl maddiyattan mücerrettir, münezzehdir. Hem kâinatın mâhiyât-i mümkinesinden neş’et eden evsaf ve levâzımatından mukaddestir.
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ جَلَّ جَلاَلُهُ سُبْحَانَ مَنِ اخْتَفىَ لِشِدَّةِ ظُهُورِهِ سُبْحَانَ مَنِ اسْتَتَرَ لِعَدَمِ ضِدِّهِ سُبْحَانَ مَنِ احْتَجَبَ بِاْلاَسْبَابِ لِعِزَّتِهِ 1
[TR]
[NOT]Dipnot-1 Onun benzeri hiçbir şey yoktur. Münezzehtir o Zât ki, şiddet-i zuhurundan ihtifâ etmiştir. Münezzehtir o Zât ki, zıddı ve rakibi olmadığı için istitar etmiştir. Münezzehtir o Zât ki, esbabı izzetine perde yapmıştır.
[/NOT]
[TABLE]
[TD]Alîm: herşeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah[/TD]
[TD]Basîr: herşeyi gören Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Ehad: her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen Allah[/TD]
[TD]Ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Ferd: Vâhid ve Ehad; birliği bütün varlık âlemini kuşattığı gibi her bir varlıkta da görülen Allah[/TD]
[TD]Hayy: gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Kayyum: Allah’ın varlığı ve herşeyi her an ayakta tutma sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mürid: herşeyi istediği gibi yapan Allah[/TD]
[TD]Mütekellim: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve varlıklara konuşma kabiliyeti veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Samed: hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Ona muhtaç olan Allah[/TD]
[TD]Semî’: herşeyi duyan ve işiten Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi san’atkâr, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
[TD]Vâhid: bir olan ve bütün varlıklarda birliği görülen Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât: Kendisi, Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi ve şanı yüce Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
[TD]cemâl: sonsuz güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemî: bütün[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evsaf: vasıflar, nitelikler[/TD]
[TD]evsaf-ı cemâliye ve kemâliye: Cenab-ı Allah’ın güzelliğine ve mükemmelliğine ait vasıfları, nitelikleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evsâf-ı celâliye: Cenâb-ı Allah’ın haşmetine ait vasıfları, nitelikleri[/TD]
[TD]evsâf-ı cemâliye: Cenâb-ı Allah’ın güzelliğine ait vasıfları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fer’: dal[/TD]
[TD]feyz-i kemâl: olgunluğun feyzi, mükemmelliği yansıması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü cemâl: her açıdan güzellik[/TD]
[TD]hüsün: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icab: zorunlu olarak gerektirme[/TD]
[TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, lütuf, ikram[/TD]
[TD]ihtifâ etmek: gizlenmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidatsızlık: kabiliyetsizlik[/TD]
[TD]istitar etmek: örtünmek, saklanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: üstünlük, yücelik[/TD]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levâzımat: gerekli olan şeyler[/TD]
[TD]lâyühad: hadsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddiyat: maddi şeyler[/TD]
[TD]mahiyet-i maddiyat: maddiyatın öz niteliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnu: san’at eseri[/TD]
[TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten yüce, kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukarrer: kesinlik kazanmış[/TD]
[TD]muktebes: iktibas edilmiş, bir yerden alınmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muttasıf: vasıflı, nitelenmiş[/TD]
[TD]mâhiyât-i mümkine: varlıkları mümkün olan şeylerin özleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücerret: soyut[/TD]
[TD]münezzeh: kusur ve eksiklikten yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nekais: eksiklikler, kusurlar[/TD]
[TD]nevâkis: noksanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etmek: meydana gelmek, doğmak[/TD]
[TD]tahsin: güzelleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma[/TD]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zıll-i tecellî: yansımanın gölgesi[/TD]
[TD]zıll-ı zalîl: koyu gölgeli yer; gölgenin gölgesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i zuhur: çok kuvvetli şekilde görünme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
25 Şubat 2012: 12:15 #802680Anonim
S: Vahdetü’l-vücudu nasıl görüyorsun?Elcevap: Tevhidde istiğraktır. Ve nazara sığmayan bir tevhid-i zevkîdir. Esasen tevhid-i rububiyet ve tevhid-i ulûhiyetten sonra tevhidde zevken şiddet-i istiğrak, vahdet-i kudret, yani
1 لاَ مُؤَثِّرَ فِى الْكَوْنِ اِلاَّ اللهُ sonra vahdet-i idare, sonra vahdetü’ş-şühud, sonra vahdetü’l-vücud, sonra yalnız bir vücudu, sonra yalnız bir mevcudu görünceye müncer oluyor. Muhakkıkîn-i sofiyenin müteşabihat hükmünde olan şatahatıyla istidlâl edilmez. Daire-i esbabı yırtıp çıkmayan ve tesirinden kurtulmayan bir ruh, vahdetü’l-vücuddan dem vursa, haddini tecavüz eder. Dem vuranlar, Vâcibü’l-Vücuda o kadar hasr-ı nazar etmişlerdir ki, mümkinattan tecerrüd ederek, yalnız bir vücudu, belki bir mevcudu görmüşler.Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde Sânii müşahede etmek, tarîk-i istiğrakkârâne cihetiyle cedâvil-i ekvanda cereyan-ı tecelliyat-ı İlâhiyeyi ve melekûtiyet-i eşyada sereyan-ı füyuzatı ve merâyâ-yı mevcudatta tecellî-i esmâ ve sıfâtı, yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken, dîk-ı elfaz sebebiyle ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye tabir ettiler. Ehl-i fikir, o hakaik-i zevkiyeyi nazarın mekayisine
[TR]
[NOT]Dipnot-1 Varlıkta Allah’tan başka müessir yoktur.
[/NOT]
[TABLE]
[TD]Muhakkıkîn-i sofiye: gerçekleri araştıran ve hakikatleri delilleriyle bilen tasavvuf ehilleri[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
[TD]cedâvil-i ekvan: kainattaki kanallar, cetveller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan-ı tecelliyat-ı İlâhiye: İlâhî yansımalarının meydana gelmesi, cereyan etmesi[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i esbab: sebepler dairesi[/TD]
[TD]dem vurmak: söz etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dîk-ı elfaz: ifadelerdeki, sözlerdeki darlık, yetersizlik[/TD]
[TD]ehl-i fikir: düşünce sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elcevap: cevap[/TD]
[TD]esasen: aslında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]had: sınır, yetki[/TD]
[TD]hakaik-i zevkiye: ancak zevkle anlaşılan gerçekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, esas[/TD]
[TD]hasr-ı nazar: dikkati bir şey üzerinde toplama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmünde olmak: aslıyla aynı hükmü almak[/TD]
[TD]istidlâl: delil getirme, akıl yürütme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme, derine dalma[/TD]
[TD]melekûtiyet-i eşya: varlıkların görünmeyen arka yüzü, aslı, hakikati[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merâyâ-yı mevcudat: varlıklardan oluşan aynalar[/TD]
[TD]mevcud: gerçek varlık sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müessir: tesir eden, yaratıcı kudret[/TD]
[TD]mükevvenat: yaratılmışlar, bütün mahlûkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkinat: varlığı da yokluğu da eşit olan şeyler; yaratılmış olan herşey[/TD]
[TD]müncer olmak: sonuçlanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteşabihat: görünen mânâsı kastedilmeyen ve benzetme ve temsil yoluyla hakikatlerin beyanında kullanılan ifadeler, mânâları kapalı sözler[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış[/TD]
[TD]sereyan-ı füyuzat: feyiz ve bereketlerin akıp işlemesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir etmek: ifade etmek, yorumlamak[/TD]
[TD]tarik-i istiğrakkârâne: Allah aşkıyla kendinden geçme yolu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecavüz etme: haddi aşma, ileri gitme[/TD]
[TD]tecellî-i esmâ ve sıfât: Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının yansıması, görünmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecerrüd: sıyrılma, arınma[/TD]
[TD]tevhid: herşeyi bir olan Allah’a verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid-i rububiyet: varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah’tan gelmesi[/TD]
[TD]tevhid-i ulûhiyet: İlâhlığın ve kendisine ibadet edilecek olan varlığın birlenmesi ve yalnız bir olan Allah’ın kabul edilmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid-i zevkî: zevken tadılan tevhid, birleme[/TD]
[TD]ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye: vahdetü’l-vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatın eşyaya sirayet etmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet-i idare: idaredeki birlik, teklik[/TD]
[TD]vahdet-i kudret: güç ve iktidardaki teklik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdetü’ş-şühud: kulun her gördüğü şeyi Allah’a vermesi; her baktığı şeyde Allah’ı görme, müşahede etme[/TD]
[TD]vahdetü’l-vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzında bir tasavvufî görüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zevken: zevk ile, zevk yoluyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: kâinat[/TD]
[TD]şatahat: mânevî sarhoşluk ve cezbe halindeyken söylenen şeriata aykırı sözler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i istiğrak: şiddetli şekilde Allah aşkıyla kendinden geçme, derine dalma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
25 Şubat 2012: 12:17 #802681Anonim
sıkıştırdığından, çok evham-ı bâtılaya menşe oldu. Maddeperver hükemâ ve zaîfü’l-itikad ehl-i nazarın vahdetü’l-vücudu ile evliyanın vahdetü’l-vücudu, tamamen birbirinin zıddıdır. Beş cihetten fark vardır:Birincisi: Muhakkikîn-i sofiye, Vâcibü’l-Vücuda o kadar hasr-ı nazar etmiş ve müstağrak olmuş ve ehemmiyet vermişler ki, onun hesabına kâinatın vücudunu inkâr etmişler. Hükemâ ve zaîfü’l-itikad olanlar, maddeye o kadar hasr-ı nazar etmişler ve müstağrak olmuşlar ki, fehm-i ulûhiyetten uzaklaştılar. Ve o derece maddeye kıymet verdiler ki, herşeyi maddede görmek, hattâ ulûhiyeti onda mezcetmek, hattâ kâinat hesabına ulûhiyetten istiğnâ etmek derecede tarik-i müteassifeye girmişlerdir.
İkincisi: Muhakkikîn-i sofiyenin vahdet-i vücudu, vahdetü’ş-şuhudu tazammun eder. İkincilerin, vahdetü’l-mevcudu tazammun eder.
Üçüncüsü: Birincilerin mesleği zevkîdir. İkincilerin nazarîdir.
Dördüncüsü: Birinciler, evvelen ve bizzat Hakka, nazar-ı tebeî olarak halka bakarlar. İkinciler, evvelen ve bizzat halka bakarlar.
Beşincisi: Birinciler, Hüdâperesttirler. İkinciler, hodperesttiler.
اَيْنَ الثَّرٰى مِنَ الثُّرَيَّا وَاَيْنَ الضِّيَاءُ السَّاطِعُ مِنَ الظُّلْمَةِ الدَّامِسَةِ
1


[TR]
[NOT]Dipnot-1 Serâ nerede, Süreyyâ nerede? Herşeyi gösteren ışık nerede, herşeyi örtüp saklayan zulmet nerede?
[/NOT]
[TABLE]
[TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
[/TD]
[TD]Süreyyâ: Ülker takım yıldızı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]bizzat: doğrudan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i nazar: tefekkür ehli[/TD]
[TD]evham-ı bâtıla: hak olmayan, imana uymayan vehimler, şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: Allah dostları[/TD]
[TD]evvelen: ilk olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehm-i ulûhiyet: “Allah tanrıdır, İlâhtır” anlayışı[/TD]
[TD]hasr-ı nazar etmek: bakışı tek bir şeye yöneltmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodperest: kendini çok beğenen, kendine tapan[/TD]
[TD]hüdâperest: Allah’a ibadet eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükemâ: filozoflar, felsefeyle uğraşanlar[/TD]
[TD]inkâr etmek: reddetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğnâ etmek: kaçınmak, ihtiyaç duymamak[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddeperver: maddeye düşkün[/TD]
[TD]mekayis: mikyaslar, ölçüler, mukayeseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menşe: kaynak[/TD]
[TD]mezcetmek: karıştırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhakkikîn-i sofiye: tasavvufla uğraşan hakikati araştıran; hakikate nüfuz eden âlimler[/TD]
[TD]müstağrak: gark olmuş; dalmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı tebeî: dolaylı bakış, bir şeye bağlı kalarak başkalarına bakma[/TD]
[TD]nazarî: teorik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serâ: yer, dünya[/TD]
[TD]tarik-i müteassife: doğru yoldan sapanların yolu; çorak dengesiz ve zalimane yol[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
[TD]ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, İlâhlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdetü’l-mevcud: her şeyi maddede ve maddî âlemde görmeyi; varlıklara ulûhiyet ve ilâhlık özelliği vermeyi; kâinat adına her şeyin Yaratıcısı olan Allah’ı inkâr etmeyi öngören düşünce sistemi[/TD]
[TD]vahdetü’ş-şuhud: İlâhi tecellilerin karşısında Allah’tan başka bir şeyin görülmemesi ve Allah’tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdetü’l-vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzında bir tasavvufî görüş[/TD]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaîfü’l-itikad: zayıf inançlı[/TD]
[TD]zevkî: zevke dayalı, zevkle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
25 Şubat 2012: 12:21 #802682Anonim
Tenvir
Meselâ, küre-i arz rengârenk muhtelif ve küçük küçük cam parçalarından farz olunursa, herbiri başka hasiyetle levnine ve cirmine ve şekline nispetle şemsden bir feyiz alacaktır. Şu hayalî feyiz ise, ne güneşin zâtı ve ne de ayn-ı ziyasıdır. Hem de ziyanın temâsili ve elvân-ı seb’asının tesâviri ve güneşin tecellîsi olan şu gûna-gûn ve rengârenk çiçeklerin elvânı faraza lisana gelseler, herbiri “Güneş benim gibidir” veyahut “Güneş benim” diyeceklerdir.آنْ خَياَلاَتِى كِه دَامِ اَوْلِياسْت عَكْسِ مَهْرُويَانِ بُوسْتاَنِ خُدَاسْت 1
Fakat ehl-i vahdetü’ş-şuhudun meşrebi fark ve sahvdır. Ehl-i vahdetü’l-vücudun meşrebi mahv ve sekirdir. Sâfi meşrep ise, meşreb-i ehl-i fark ve sahvdır.تَفَكَّرُوا فِى اٰلاَءِ اللهِ وَلاَ تَفَكَّرُوا فِى ذَاتِهِ فَاِنَّكُمْ لَنْ تَقْدِرُوا
2
حَقِيقَةُ الْمَرْءِ لَيْسَ الْمَرْءُ يُدْرِكُهَا فَكَيْفَ كَيْفِيَّةُ الْجَبَّارِ ذِى الْقِدَمِ
هُوَ الَّذِى اَبْدَعُ اْلاَشْياَءَ وَاَنْشَأَهَا فَكَيْفَ يُدْرِكُهُ مُسْتَحْدَثُ النَّسَمِ
3
[NOT]Dipnot-1 Evliyaya tuzak olan hayaller, ilâhî bahçelerin ay yüzlü güzellerinin akisleridir.
Dipnot-2 “Allah’ın nimetlerini tefekkür edin; Onun zâtını tefekkür etmeyin. Çünkü buna güç yettiremezsiniz.” El-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:262-263.
Dipnot-3 “İnsan, kendi hakikatini dahi idrak etmekten âciz iken, herşeyden önce var olan ve herşeyi ceberutiyet-i mutlaka ile hükmü altında tutan Zâtı nasıl idrak edebilir? O Cebbâr-ı Zîkıdem ki, herşeyi ilk olarak yoktan yaratmış ve inşa etmiştir; sonradan var olup can bulanlar Onu nasıl idrak etsin?” İmam-ı Ali’ye (r.a.) ait olduğu rivayet edilmektedir. bk. Dîvân u İmamı Ali, Beyrut.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]akis: yansıma
[/TD]
[TD]ayn-ı ziya: ışığın kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cirm: vücud, cisim[/TD]
[TD]ehl-i vahdetü’l-vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzındaki tasavvufî görüşe sahip olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i vahdetü’ş-şuhud: Allah’tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi görüşünde olanlar; Allah’tan başka bir şey görmeyenler[/TD]
[TD]elvân: renkler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elvân-ı seb’a: yedi renk[/TD]
[TD]evliya: Allah dostları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faraza: varsayalım ki[/TD]
[TD]farz olunma: var sayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyiz: mânevî bereket, bolluk[/TD]
[TD]gûna-gûn: çeşit çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasiyet: özellik[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levn: renk[/TD]
[TD]lisana gelmek: konuşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahv: mahvolmak, yok olmak[/TD]
[TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşreb-i ehl-i fark ve sahv: Ulûhiyet tecellileri karşısında, kendilerinden geçmekle birlikte, yine de sarhoşluğa düşmeden vücudu vâcib olan Cenab-ı Hakk’ın şuûn, sıfât ve esmâ tecellilerine, aralarındaki dengeyi koruyarak bakabilen, Yaratıcı ile yaratılmış arasındaki münasebeti hakikatiyle görebilen uyanık velî âlimlerin yolu[/TD]
[TD]muhtelif: çeşitli, farklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahv: ayıklık; uyanıklık; tasavvufta kendinden geçme hâlinin sona ermesi[/TD]
[TD]sekir: mânâ alemindeki sarhoşluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
[TD]tecellî: görünüm, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temâsil: timsaller; görüntüler[/TD]
[TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesâvir: tasvirler, resimler[/TD]
[TD]zat: kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
25 Şubat 2012: 12:23 #802683Anonim
Nokta’nın ikinci kısmı, haşir ve melâike ve beka-yı ruha ait olduğundan, bu hakikatleri kerametli Yirmi Dokuzuncu Söz ve Onuncu Söz gayet parlak bir surette izah ettiğinden, onlara havale edilerek buraya derc edilmedi. Üçüncü kısım ise, on dört dersten ibaret Nurun İlk Kapısı namıyla ayrıca neşredildi.Said Nursî

[TR]
[TABLE]
[TD]beka-yı ruh: ruhun bâkiliği, ölümsüzlüğü[/TD]
[TD]derc edilmek: yerleştirilmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havale edilmek: gönderilmek[/TD]
[TD]haşir: öldükten sonra yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak verilen olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]nam: isim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşredilmek: yayımlanmak[/TD]
[TD]suret: şekil
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
25 Şubat 2012: 12:26 #802684Anonim
Münderecât hakkında
Bu mühim mecmuanın cümle-i mukaddematından olan bir “İ’lem” de:“Bu risale, bazı âyât-ı Kur’âniyenin şuhudî bir nevi tefsiridir. Ve ondaki meseleler Kur’ân-ı Hakîmin bahçesinden koparılmış çiçeklerdir. Bu risalenin ibaresindeki icmal ve îcaz ve fehmindeki zahirî müşkilât, sana tevahhuş vermesin. Tekrar tekrar mütalâa et, tâ ki
1 لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ ve emsali tekrarat-ı Kur’âniyenin sırrı sana açılsın.Ey kàri! Bu mecmuadaki tevhidin burhanları ve mazharları, birbirine ihtiyaç bırakmıyor zannetme. Çünkü, ben herbir burhana, herbir makam-ı mahsusta ihtiyaç hissettim. Harekât-ı cihâdiyem beni öyle bir mevkie ilcâ ediyordu ki, o mevkide, o anda bir kapı açmaya mecbur kalıyordum. Çünkü, o dehşetli anda diğer açık kapılara dönmek müyesser olmuyordu. Hem o seyahat-ı acibede rastgeldiğim nurlara, delâlet etmek için değil, belki hatırlamak için işaretler koydum. Bazan büyük bir nura bir işaret koyuyordum.”
“İlâ ahir” diye ne kadar güzel bir mukaddemeyi ve bir hülâsayı, bu mecmua, adeta şifre gibi bir anahtarı karilerine takdim ediyor.


Bu Mesnevî-i Nuriye’deki risalelerin isimleri Reşhalar, Katre, Hubab, Habbe şeklinde gidiyor. Eğer Katre risalesinin âhirinde merhum Şeyh Safvet Efendinin yazdığı gibi, herbir risaleye bir takriz yazılsaydı, o merhumun “Bu bir katre değil, bir bahrdır” dediği gibi biz de derdik:“O bir lem’a değil, bir şemstir. O bir reşha değil, bir bahrdır. O bir zühre değil, bir cinandır. O bir hubab değil, bir ummandır.”

[NOT]Dipnot-1 “Göklerin ve yerin mülkiyeti Onundur.” Furkan Sûresi, 25:2.
[TR]
[/NOT]
[TABLE]
[TD]Habbe: dane, tohum; bu eserde yer alan bir bölüm[/TD]
[TD]Hubab: su üstündeki kabarcık; bu eserde yer alan bir bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Katre: damla; bu eserde yer alan bir bölüm[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Reşhalar: sızıntılar; bu eserde yer alan bir bölüm[/TD]
[TD]bahir: deniz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
[TD]cinan: cennetler, bahçeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cümle-i mukaddemat: girişlerdeki bir cümle; giriş[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emsal: benzerler[/TD]
[TD]fehim: anlayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harekât-ı cihâdiye: cihad etmek için yapılanlar[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem: bil ki![/TD]
[TD]ibare: metin, ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmal: özetleme[/TD]
[TD]ilcâ etme: mecbur etme; zorlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
[TD]kàri: okuyucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]makam-ı mahsus: hususî, özel yer, derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: ayna, görünme yeri[/TD]
[TD]mecmua: belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş kişi[/TD]
[TD]mukaddeme: başlangıç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münderecat: içindekiler; muhtevâ[/TD]
[TD]mütalâa etmek: okumak, incelemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müyesser: kolaylıkla yapılan[/TD]
[TD]müşkilât: zorluklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit[/TD]
[TD]nur: aydınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: küçük çaplı kitap[/TD]
[TD]seyahat-ı acibe: acaib seyahat; hayrete düşüren yolculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takriz: birşeyi veya bir eseri beğendiğini söyleme ve bu gayeyle yazılan yazı[/TD]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekrarat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın tekrarlamaları, Kur’ân’da tekrarlanan konular, bölümler[/TD]
[TD]tevahhuş: korkma, ürküntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[TD]umman: okyanus[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahirî: görünüşte[/TD]
[TD]zühre: çiçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân âyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îcaz: az sözle çok mânâlar ifade etme[/TD]
[TD]Şeyh Safvet Efendi: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şuhudî: görerek, şahit olarak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.