- Bu konu 3 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
25 Mayıs 2009: 11:28 #653788
Anonim
Bediüzzaman Risale-i Nur Talebeleri’nin imana ve sünnet-i seniyyeye hizmet dolayısıyla şehit sevabı kazanacaklarını bildiriyor. Yalnız sevab mı kazanılıyor, yoksa gerçekten şehidlik makamı da elde ediliyor mu?
Harbde şehid olmanın fazileti, dine hizmet uğruna hayatını feda etmekten dolayıdır. Hayatını ilim yoluyla dine hizmete feda etmek de aynı fazilete sahiptir. Risale-i Nur Talebeleri de ahir zamanın dehşetli fitneleri içerisinde dine ve imana hizmet ederek cihadın en üstünü olan manevî bir cihad yapmaktadırlar.
Bu gibi yerlerde kasd olunan mananın yalnız o sevabı almak olmayıp şehidlik makamına da kavuşulacağı yine Üstadın beyanlarından anlaşılmaktadır. Risale-i Nur’da geçen ilgili bazı yerleri aşağı alıyoruz.
Üstad İlim talebelerinin şehid olarak vefat edeceklerine misal olarak şu kıssayı anlatır:
“Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir’in: “Men Rabbüke”= “Senin Rabbin kimdir?” diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: “(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes’eleyi benden sorunuz, bu kolaydır.” diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve rahmet-i İlahiyeyi tebessüme getirdi; azabdan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur’un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesi’ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi (Denizli Mahkemesi’ndeki gibi) Meyve hakikatları ile cevab verdiği misillü; ben de ve Risale-i Nur şakirdleri de, o suallere karşı Risale-i Nur’un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi manen cevab verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevkedecekler inşâallah.” (Meyve Risalesi)
Nu Talebelerinin şüheda hayatına mazhar olacağı:
“Kalemle Nurlara hizmet ve sadakatla talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır:
1- Âyât-ı Kur’aniyenin işaretiyle, imanla kabre girmektir.
2- Bütün şakirdlerin manevî kazançlarına, Nur dairesindeki şirket-i maneviye sırrıyla, umum onların hasenatlarına hissedar olmaktır.
Hem bu talebesizlik zamanında, melaikelerin hürmetine mazhar olan (Haşiye) talebe-i ulûm-u diniye sınıfına dâhil olup âlem-i berzahta -talii varsa, tam muvaffak olmuşsa- Hâfız Ali ve “Meyve”de bahsi geçen meşhur talebe gibi; şüheda hayatına mazhar olmaktır.
(Haşiye): Bazı ehl-i keşfin kat’î müşahedesiyle sabittir.” (Emirdağ Lahikası 1)
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Cenab-ı Erhamürrâhimîn’e hadsiz şükür olsun ki; bu acib zamanda ve garib yerde, talebe-i ulûmun kıymetli şerefini ve ehemmiyetli hizmetlerini kazanmayı sizler vasıtasıyla bizlere de müyesser eyledi. Ehl-i keşf-el kuburun müşahedesiyle, müteaddid vakıatla, tahsil-i ulûm anında vefat eden bazı müştak ve ciddî bir talebe-i ulûm, şehidler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor. Hattâ meşhur bir ehl-i keşf-el kubur, vefat eden ve ilm-i Sarf ve Nahiv okuyan bir talebenin kabrinde, Münker Nekir’e nasıl cevab verecek diye murakabe etmiş ve müşahede edip işitmiş ki: Melek-i sual ondan sordu: “men rabbuke” “Senin rabbin kimdir?” dediği zaman o Nahiv dersiyle iştigal ederken vefat eden talebe, o meleğin cevabında demiş: “men mübtedadır, rabbuke onun haberidir.” Nahiv ilmince cevab vermiş, kendini medresede zannetmiş. İşte bu vakıaya muvafık olarak ben merhum Hâfız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehidler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanaat ile ona ve onun gibi Mehmed Zühdü’ye ve Hâfız Mehmed’e bazı dualarımda derim: Ya Rabbi! Bunları kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye ve esrar-ı Kur’aniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eyle. Âmîn! (Şualar)
http://sorucevap.risaleonline.com
14 Ekim 2009: 18:52 #757401Anonim
nur talebeleri şehit sevabı kazanıyorlar çok güzede nurlara hakiki talebe nasıl olur ne yapınca neyi ne kadar okuyup nasıl yaşarsak nur talebesi oluruz
14 Ekim 2009: 19:17 #757405Anonim
@nur_melegi 160394 wrote:
nur talebeleri şehit sevabı kazanıyorlar çok güzede nurlara hakiki talebe nasıl olur ne yapınca neyi ne kadar okuyup nasıl yaşarsak nur talebesi oluruz
Nur Talebeliğinin Şartları
1-Risale-i Nuru kendi malı gibi ve telifi hissedip kabul edecek, ,(mektubat 26.mektup)
2-Risale-i Nura sahip çıkacak, ,(mektubat 26.mektup)
3-Hayatının en mühim vazifesi Risale-i nur neşri ve hizmeti bilecek. ,(mektubat 26.mektup)
14 Ekim 2009: 20:18 #757408Anonim
Biz bu çalışmamızda Bediüzzaman Hazretlerinin, talebelerine hüsn-i hâtime müjdesi nev’inden olan beyânlarını da incelemek istiyoruz. Acabâ bu tür müjdeler kimlere mahsûstur, ne gibi özellikler istenmiştir, bunların iyi anlaşılmasında fayda mülâhaza ediyoruz.
Öncelikle Risâle-i Nûr’un muhtelif yerlerindeki bu tür pasajları derleyip, bu müjdeye lâyık olanların ruh portresini özet hâlinde görmek gerekmektedir.
“…bir zâta, rüyâda ona deniliyor ki, “R. N. şâkirtleri îmânla kabre girecekler, îmânsız vefât etmezler.†(1.Şuâ- s.844)“Kuvvetli hüccetlerle, hattâ ehl-i vukufu da teslime mecbûr eden işârât-?ı Kur’âniye ile Nurun sadık şâkirtleri îmânla kabre girecekler.†(14.Şuâ- s.1077)
“..bu iki kahraman birâderzadelerim vefâtlarının îlânnameleriyle, R. N. şâkirtleri îmânla kabre gireceklerine dair olan müjde-i Kur’âniyeye…gösterdiler.†(Barla L.-Mektup No:291- s.1567)
“R. N. şâkirtlerinin ehl-i cennet olacaklar ve îmân ile kabre girecekleri†cihetidir ki, Bu meselede şahıs, ismiyle tâyin edilmemiş, yalnız kuvvetli işâretlerle bâzı âyetlerin “îmân ve amel-i sâlih sâhipleri ehl-i cennettir†dedikleri misilli R.N.’un, şeytânları dahi susturan îmân-ı tahkîkî dersini alan şâkirtleri, îmân ile kabre gireceklerine kuvvetli emârelerle hükmedilse, elbette medâr-ı îtirâz olamaz.†(Sirâcü’n-Nûr- s.2301)
“..bu âyette işaret ve bişâret-i Kur’âniye’de ifâde eder ki, ‘R. N. dairesi içine girenler tehlikede olan îmânlarını kurtarıyorlar ve îmânla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler’ diye müjde veriyorlar.†(1.Şuâ- s.836)
“..bu Nurları okuyup yazanlardan binler kişi îmânla kabre girdiğini…†(11.Şuâ- s.986)
“..R. N. talebelerinin îmânla kabre gireceklerine dair olan işarî bişâret-i Kur’âniyeyi vefâtıyla imzâ etmiş.†(Kastamonu L.-Mektup No:17- s.1579)
“Sadâkat ve kanâatle R. N. dairesine giren, îmânla kabre gireceğine gayet kuvvetli senetler var.†(Kastamonu L.?-Mektup No:168- s.1674)
“Şüphem kalmadı ki, bu zâhir sadâkat kerâmeti, N. talebelerinin îmânla kabre gireceklerini ispat ediyor ve hüsn-i hâtimeye mazhardırlar.†(Emirdağ L?.-1, Mektup No:109 -s.174
“R. N.’un dünyevî ve uhrevî pek çok faydalarından, R. N.’da beyân edilen ve şâkirtlerinin tecrübeleriyle tasdik edilen yalnız birkaç tanesini beyan ediyoruz. 1- Ayât-ı Kur’âniyenin işaretiyle, îmânla kabre girmektir..†(Emirdağ L.-1, Mektup No:141- s.1759)
“Kardeşlerim, bugünlerde biri R. N. talebelerine, diğeri bana ait iki mesele ihtâr edildi. Ehemmiyetine binaen yazıyorum.
1. Mes’ele:1. Şuada iki üç âyetin işârâtında, R. N.’un sadık talebeleri îmânla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarna dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir bişâret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük meseleye ve çok kıymettar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim, çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd, iki emâre birden kalbime geldi:Birinci emare: İman-ı tahkîkî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkîk hükmetmişler ve demişler ki:“Sekerât vaktinde Şeytân vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.†Bu nevi îmân-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytânın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imânı zevalden mahfûz kalıyor.†Bu imân-ı tahkîkînin vusûlüne vesîle olan bir yolu, vilâyet-i kâmile ile keşif ve şuhûd ile hakîkate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, imân-ı şuhûdîdir.
İkinci yol, îmân-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizâcıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zarûret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakâik-i îmâniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol, R. N.’un esası, mayas, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, R. N. hakâik-i imâniyeye muhâlif olan yolları gayr-i mümkin ve muhâl ve mümteni‘ derecesinde gösterdiğini görecekler.İkinci emare: R. N.’un sâdık şâkirtleri, hüsn-i âkıbetlerine ve imân-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbûl ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabûl olmamasına akıl imkân veremiyor. Ezcümle: R. N.’un bir hâdimi ve bir tek şâkirdi, 24 saatte, R. N. talebelerinin hüsn-i âkıbetlerine ve saadet-i ebediyeye mazhar olmalarına yüz defa R. N. talebelerine ettiği dualar içinde hiç olmazsa yirmi otuz defa selâmet-i imânlarına ve husûsî hüsn-i âkıbetlerine ve îmânla kabre girmelerine, aynı duayı, en ziyâde kabûle medâr olan şerâit içinde ediyor.
Hem R. N.’un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyâde hücûma mâruz olan imân hususunda, birbirine selâmet-i imân hakkındaki samîmî, mâsûm lisânlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i îmânla kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünkü herbir dua umuma bakar.†(Kastamonu L.-Mektup No: 13- s. 1577)“Fakat onun zâhirî sebebi olan R. N.’un o zahmet çekenlere kazandırdığı îmân-ı tahkikî ve îmân-ı tahkikî ile hüsn-i hâtime ve şirket-i mâneviye ile yüzer adam kadar a’mâl-i sâliha o acı zahmeti tatlı bir rahmete çevirdiğinden, bu iki neticenin fiyatı, sarsılmaz bir sadakat ve sebatkârlıktır.†(13.Şuâ- s.100
“Yâ Rab!… R. N. talebelerine îmân-ı ekmel ve hüsn-i hâtime ver.†(Şuâlar / 9. Şuâ- s.945)
“Bana ve ihvânıma imân-ı kâmil ve hüsn-i hâtime ver.†(Şuâlar / 3. Şuâ- s.872)
Yukarıdaki iktibaslar ışığında mes’eleyi incelersek, böyle bir müjdenin iktizâ ettiği gerçekleri de görmek gerekmektedir.
Hz. Üstâd, böyle bir lütfun ön şartlarını da sıralıyor. Onlar vesilesiyle böyle bir güzel âkıbete ulaşma yoluna salıklıyor.
Onları özetlersek: “Sarsılmaz bir sadâkat, sebâtârlık ve kanâatle Risâle-i nûr dâiresi içine giren, îmân-ı tahkîkî dersini alan sâdık ciddî şâkirtler.†gibi bir tablo karşımıza çıkmaktadır ki bu da gerçekten gayret, cehd ve yüksek bir performans istemektedir. Rabbim bizleri bu müjdeye lâyık şekilde yolunda kâim ve dâim eylesin.
aminalıntıdır.
15 Ekim 2009: 07:22 #757441Anonim
Allah Hizmet şevkimizi heyecanımızı artırsın bizi heyecansız bırakmasın…Sonumuzuda hayır eylesin inşallah.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.