[IMG]http://www.sentezhaber.com/resimler/haber/re%C5%9Fat%20nuri2.JPG[/IMG]
Edebiyat dünyamızın önde gelen isimlerinden Reşat Nuri Güntekin’in hastanede son günlerini yaşarken doktorunun asistanıyla paylaştığı sözler ibret verecek cinsten.
Geçtiğimiz günlerde Ali Ulvi Kurucu hocamızı anlatan bir kitap okurken satır arasına sıkışmış ifadeler vardı. Ahmet Yüter’in yazmış olduğu kitapta Ali Ulvi Kurucu hocamız bir sohbet ortamında Prof. Dr. Süleyman Yalçın’dan bu hatırasını nakletmesini istiyor. Hocamızın isteğini kırmayan Yalçın’ın Reşat Nuri ile ilgili anlattıkları:
“Reşat Nuri Güntekin Türk edebiyatının isim yapmış bir insanı. Akciğer kanserinden tedavi görüyordu. Çok sigara içerdi. Doktoru Ekrem Şerif hocaydı.(İstanbul Üniversitesi rektörlüğü yapmış ve aynı zamanda başbakan Adnan Menderes’in doktoru) Ekrem Şerif’le birlikte asistanı olarak Reşat Nuri bey’in röntgenini çekerdik. Bayağı onunla ahbap olduk. Bir gün röntgen makinesinin önünde sırası gelerek:
– Süleyman bey, dedi. Şu bizim koğuşta bir hasta var, sakallı. O da kanser, ama öylesine hakkına ve kaderine razı ki hiçbir şikayeti yok. İşte bak, bir kağıt üzerinde, tahta üzerinde namaz kılıyor.
Bir gün,
-Çok sıkıntılıyım, dedi.
-Hayrola üstadım, ağrınız falan mı var? diye sordum.
-Ağrım falan yok ama içim sıkılıyor. Bizim koğuşta sakallı hasta var ya, dedi. Onun huzuru, onun inancı, onun itmînânı içinde yaşasam hiçbir sıkıntı çekmeden rahat rahat öleceğim. Fakat ben neyim? Yok mu olacağım? Yoksa arkadaş, öldükten sonra hesap mı var? Bunun bir türlü sırrını çözemedim. Ben iki arada bir deredeyim. Onun gibi inanmış olsaydım, şimdi dünya günlük güneşlik olacaktı bana.”
sentezhaber.com