• Bu konu 50 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 52)
  • Yazar
    Yazılar
  • #645106
    Anonim

      İdam-ı ebedî, daimî haps-i münferid…

      [Metin Karabaşoğlu]

      RİSALE-İ NUR müellifi, Denizli hapsinin bir meyvesi olarak yazdığı Meyve Risalesi’nin “İkinci Mes’ele”sinde, ölüm ve sonrasına dair üçlü bir tarifte bulunur. Dünya ahiretin tarlası olduğuna göre, insan cennetini veya cehennemini bu dünyada inşa eder ve ölümden sonra hangi hal üzere olacağını bu dünyadaki hali belirler. Bu dünyadaki haline göre, insanları ölümden sonra bekleyen, üç ayrı şık vardır: (1) idam-ı ebedî, (2) daimî haps-i münferid, (3) saadet-i ebediye.

      Bu üç şıktan birincisi ve üçüncüsü daha kolay kavranır bir keyfiyette olmakla birlikte, ilgili risaleyi okuyan insanlar arasında ortadaki şıkkın muhatapları hakkında bir ihtilaf ve tereddüt bulunmaktadır.

      Birinci şıkka kimlerin gireceği açıktır. Bu şık, ‘kâfir’leri, ‘münkir’leri, yani fıtratları onlara hakkı gösterdiği ve üstelik hakkın mübelliği olarak vahiyden de haberdar oldukları halde hakikatın üstünü örtenleri kapsar. Allah’ın kevnî ve kelamî âyetlerini red ve inkâr edenlerdir ‘idam-ı ebedî’ üzere olacakları belirtilen. Yani, sürekli bir yokoluş tedirginliği içinde bir varoluş ki, ‘beka’ insanın en birinci arzusu olduğu ve aşk-ı beka aşkların en şedidi olduğuna göre, azaplar içinde en birinci azap işte böylesi bir ruh hali olsa gerektir. Gelin görün ki, kâfir, bu dünyadaki yaşayışıyla buna hak kesbetmiştir; çünkü bu dünyada o her dakika önünde duran, karşısına gelen, gördüğü, hissettiği veya tattığı bunca ilâhî işareti yok saymış, onları görmezden gelerek veya üstlerini örterek, her defasında ‘hiçlik’ ve ‘yokluk’ denizine itelemek istemiştir. Bu dünyada Allah’ın kevnî ve kelamî âyetlerini yok sayanların cezası, öte dünyada daimî bir yokoluş endişesi içinde varolmaktır.

      Üçüncü şıkka kimlerin gireceği de açıktır. Bu şık, ‘mü’min’leri, yani fıtratlarının gösterdiği ve vahyin de haber verdiği hakkı kabul ve tasdik edip, ellerinden geldiği kadar bu hakikat mucibince yaşamaya çalışan, başaramadıkları yerde ise istiğfar ve tevbe ile Rablerinden bağışlanma dileyenleri kapsar. Bu dünyayı O’nun adına yaşama gayretlerinin mükâfatı olarak, Allah mülkünün dairelerini ebediyen onlara açacak; ve en önemlisi, kalb ve ruhlarına daimî bir sürur ve saadet ihsan edecektir.

      Peki, ortadaki bu grubu kimler teşkil eder? Bütün sınıflamalar biraraya toplana toplana en sonunda elimizde sadece mü’minler ve kâfirler kümesi kaldığına göre, bu ortadaki şıkkın muhatapları kimlerdir? Kâfirler desek, kâfirlerin cezası zaten bellidir: idam-ı ebedi. Mü’minlerin günahkârları desek, günahı sevabından fazla bir mü’min bir azaba duçar olsa bile, âyetlerin ve hadislerin bildiği üzere bu azap geçicidir. Oysa Bediüzzaman ilgili tasnifinde, ‘daimî haps-i münferid’ demektedir!

      Kendi namıma, hatırı sayılır bir sıklıkla muhatap olduğum bu müşkile, Bediüzzaman’ın ilgili tarifin ardından parantez içinde kullandığı ‘beka-i ruha inanan ve sefahette gidenler’ tarifinden de cesaret alarak, şu şekilde cevap veriyorum:

      Saadet-i ebediyeden mahrum olduğu gibi, ‘idam-ı ebedî’ye de duçar olmayacak bu üçüncü grup, kat’iyetle ‘günahı sevabından ziyade’ mü’minleri tarif etmiyor. Çünkü, son tahlilde imanın âlemlerin Rabbi katında ne kadar da değerli olduğunu, hakikî bir imanın haşir mizanında bunca kusur ve günaha rağmen nasıl bir mağfiret vesilesi olabileceğini bildiren hadisler biliyoruz. Keza, Allah’ın iman edenlere, günahlarından dolayı geçici olarak cehennemde cezalandırılmayı hak ettikleri durumda bile, ‘kalıcı olarak’ cehennemi haram ettiğini de…

      Peki o halde, kim bu üçüncü grubu oluşturan ‘daimî haps-i münferid’ cezalıları?

      Bu üçüncü grubu, imanın hakikatini akılları kabul edip kalbleri derkettiği halde, bunu ilan ve ikrar etmeyenler teşkil ediyor. Bu kişilere kelimenin tam anlamıyla ‘kâfir’ diyemiyoruz; çünkü Allah’ın birliğini, ahiretin varlığını, peygamberleri… biliyorlar ve iç dünyalarında bunun hakikat olduğunun da idraki içindeler. Ama yaşadıkları bir hayat var; bu hayatın içinde nefislerinin nemalandığı haller ve keyfiyetler var. İçlerinde kabul ve derk ettikleri bu iman hakikatlerini dilleriyle de ilan ve ikrar ettiklerinde, hem bu hallerden uzak düşeceklerini, hem de imanları dolayısıyla mihnet ve meşakkate duçar olabileceklerini düşünüyorlar. Kimisi nefsinin hazcılığına, kimi edindiği şöhrete, kimi ulaşacağı makama uzak kalacağı düşüncesinde; kimi bırakmak zorunda kalacağı ‘haram’ kazanç yollarını terke yanaşmıyor, kimisi muktedirlerin hışmına uğramaktan çekiniyor… Her hâlükârda, ortada doğru olduğu bilinen bir iman hakikati sözkonusu; ama şu dünyaya ilişkin hesaplar aklın kabul ve kalbin idrak ettiği bu hakikati ‘ilan ve ikrar’dan kişiyi alıkoyuyor. Dolayısıyla, ‘ilan ve ikrar’dan alıkoymanın paralelinde, buna göre yaşama çabasından da…

      Tabir yerindeyse, aklı ve kalbi içten içe “Lâ ilâhe illallah” diyen, ama dilinden “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” tasdiki ve şehadeti çıkmayan insanlar var işte bu şıkta karşımızda. Bilen ama iman etmeyen; doğruluğunu kabul eden ama bunu ikrar etmeyen; nefsü’l-emirde gördüğüne, yani ‘objektif gerçeklik’e “Eşhedü” diyerek katılmayan bir zümre…

      Ortadaki ‘daimî haps-i münferid,’ idrakimce, işte bu durumdaki kişilere bakıyor.

      Üstelik, vicdanımdaki hiss-i adaletin de tastamam kabul ve tasdik ettiği bir denkleştirme bu.

      Onlar doğru olduğunu bildikleri şeyi şu veya bu hesapla bu dünyada akıllarında ve kalblerinde saklamayı tercih ettiler, “Eşhedü” deyip dilleriyle ikrar ve yaşayışlarıyla ilan etmediler. Allah da, bu dünyada akıl ve kalblerinde sakladıkları bu doğru hatırına onları ‘idam-ı ebedî’yi hakedenlerle bir tutmadı, ama bu dünyadaki duruşlarıyla haketmedikleri cennetle de mükâfatlandırmadı.

      Hak ettiklerini buldular.

      Gerçeği bu dünyada hep ‘içeride’ hapsettiler, karşılığı olarak öte dünyada ‘daimî bir haps-i münferid’e mahkum edildiler…

      28.08.2007

      © 2007 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

      #710801
      Anonim

        Sagol Habib, burayı belki herkes gibi ben de farketmiştim ilk okurken.Ya ebedi cehennem (kafirler için) ya cennet vardır diye biliriz küçüklükten beri.Olabilir diye geçiştirmiştim.Belki tefsirlerde ve eski büyük zatların kitaplarında da deginilmiştir.Aslında tam ögrenmek lazım şimdiye kadar icma ne demiş

        Bu arada gerçek isminmi Habib,diyarbakırlı bir Habib tanıdıgım vardı?

        #713866
        Anonim

          bir tanıdığım var ama Antakyalı. Habibi Neccar diye bilinir.
          bu vesile ile ona bir Fatiha yollayayım inş. sizde yollarmısınız?

          #713900
          Anonim
            Sungurlu wrote:
            bir tanıdığım var ama Antakyalı. Habibi Neccar diye bilinir.
            bu vesile ile ona bir Fatiha yollayayım inş. sizde yollarmısınız?

            Ruhu şad olsun.

            #713910
            Anonim

              peki kardeşler üstad ebedi idam derken neyi kasdediyor? Ölüm idam değildir,yokluk değildir.Bu kafirler icinde böyledir.Üstad kabrin üc tolu var diyor;
              Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.

              peki bu ceza nasıl bir ceza şeklidir?Aynını görecek derken idam mı olcaklar?

              #713916
              Anonim

                ebedi idam sonsuz yok oluşmu..azab içinde..Arkadaşımızında dediği gibi günahı sevabından ziyade mü’minler sonunda cennette hayat bulacaklar..ama kafirler öldürmeyen ölümü sonzuza kadar yaşacaklar..hadislerde geçiyor bu değilmi nerdersiniz?
                bende sizlerden ebedi hapsi münferidi soracakdım?

                #713917
                Anonim

                  abi kafirde olsa yok oluş yoktur ki bu idam o manaya gelsin…

                  #713918
                  Anonim

                    idam-i ebedi benim acizane anladigim kadarla;
                    sonsuz surecek bir azab demek.. hani “acidan ölüp ölüp dirilme” diye bir tabir kullaniriz onun gibi…
                    Ayeti Kerimede zikredildigi uzere, yanan ciltler yenisiyle degistirilir ve boylece aci daima hissettirilir…
                    tibbende dogrulanmis bir gercektir ki; insanin cildi, bir sure atese maruz kaldiktan sonra, (hassas doku yada sinirler harap olunca) yanma devam etse bile hissetmez ve aci artik duyulmaz…

                    idam cezasi, verilebilecek cezalarin en agiridir… idam-i ebedii sozuyle (ahiretteki) cezanin buyuklugu,ve geri donulmezligi anlatilmis olabilir…
                    Allah’u A’lem…

                    abiler, Peygamber efendimiz (a.s) amcasi Ebu Talib’in durumu, hapsi munferid mi oluyor ?? Yoksa O’nun vaziyeti ayri mi, Peygamber efendimizin Amcasi icin ozel sefaati oldugunu biliyoruz, bu Onu Cehennem icinde bir nevi Cennete mi koyuyor… hapsi munferidden maksad bu mu??

                    #713982
                    Anonim

                      Kabre girmek için 3 yoldan başka yok.
                      Ya ehli iman için zindanı dünyadan bostanı cinana, Rahmeti Rahmana kavuşmak, Zatı Zülcelalin makarrı Saltanatına ulaşmaktır.
                      Ahirete iman eden fakat inandığı gibi yaşamadığı için daimi bir hapsi münferid. Burda kardeşlerin ihtilafı oluyor. Zira üçüncü taife idamı ebedi ile mahkum edildiğinden bu 2.şık müphem kalıyor.
                      Burda dikkat edilirse Kabre giriş diyor. Fısk ve Fücur içinde yaşayan ehli iman kabre bir hapsi münferidde bulundurulacaklar. Kimseyle görüşemeyecek böylece vicdanındaki münderiç olan ülfetten mahrum kalır. Tek başına kimseyle görüştürülmeden adeta hücre hapsindeki birisi gibi muamele görür. La ya’lemul gaybe illallah.
                      Üçüncü şık olan idamı ebedi ise burda teşbih manasındadır. Hapiste bulunan bir adam görse ki karşıdan bir imam yanında bir jandarma geliyor. Elbet idam olacağını anlar ve o korkuyu hisseder. İşte dünyada gaflet perdesi altında ölümü hatırına getirmeyen kafir,hakikatte hayattan hiçbir lezzet almaması gerekirken gafletle başını kuma sokup adeta o elemi hissetmeden dünyasını lezzet içinde geçirir. İşte kabir ve sonrasında ise o gafletten beri kılınarak sürekli olarak o korkuyu hisseder. Dünyadan ne götürdüyse orda o karşılığı bulur.
                      ve ma Rabbuke zallamin lil abid….ilh ayet dediği gibi Rabbi ona zulmetmez. Ne götürdüyse ebedi yurduna orada o karşılığı bulur.
                      el cezau min cinsul amel

                      #714039
                      Anonim

                        maşallah abi cok güzel bir cevaptı Allah razı olsun.Anlaşılan sizden coook istifade edicez yaşasııın:)

                        #714097
                        Anonim

                          Est.biz de aynı niyetle buraya geldik zaten taki sizlerin şevkinden istifade edelim, birlikte tevhidi kulub edip Rahmeti İlahiyeden Nur hükmünde olan ilim talep edelim._________________________________________________Bu konuya dair size küçük bir hatıramızı nakledelim.
                          99 senesinde yaklaşık 40 senesini hizmete veren merhum Şükrü abimizle bir sözümüz vardı. Cenabı Hak lütfederde iman ile Ahirete kim önce giderse diğerini ziyarete gelecekti.
                          Kısa bir süre sonra Mide kanseri dene bir perde-yi ecele yakalandı. Sonra ücret diyarına gitti. 3-4 ay geçti geçmedi bir rüyada Risale-i Nur sohbetine geldi.
                          Dedim abi seni çok özlemişim. Sarıldık. Ve ders dinlemeye başladık. Sonra bir istifsarıma binaen müsaade verilmedi ve gitti. Uyandım düşündüm ki MaşaAllah
                          bu ne güzel bir akibetki ruhu serbest bırakılmış ve taa buraya sohbete iştirak etmeye geliyor.
                          işte müminler derecelerine göre serbest bırakılır,cesed sınırlarından azade olan Ruhu mümin “eskimiş yuvasını” bırakıp yıldızlarda gezmek için dolaşır. Rahmeti İlahiyenin masunatını seyre ve tenezzühe devam eder. (11.Söz)

                          Hz.Üstaddan (ra): Ben şimdi onları (5 abiyi kasdediyor) Gavsı Azam’la İmamı Rabbani’lerle (ra) yıldızlada dolaşırken gördüm.
                          (Tevfik Gül abiden oda Mustafa Gül abiden naklediyor)
                          Amma fasık ise bu haklardan mahrumdur. Kafir ise zaten malum olduğundan kısa kestik.
                          İnş. yeterli olmuştur.

                          #714174
                          Anonim
                            Sungurlu wrote:
                            Est.biz de aynı niyetle buraya geldik zaten taki sizlerin şevkinden istifade edelim, birlikte tevhidi kulub edip Rahmeti İlahiyeden Nur hükmünde olan ilim talep edelim._________________________________________________Bu konuya dair size küçük bir hatıramızı nakledelim.
                            99 senesinde yaklaşık 40 senesini hizmete veren merhum Şükrü abimizle bir sözümüz vardı. Cenabı Hak lütfederde iman ile Ahirete kim önce giderse diğerini ziyarete gelecekti.
                            Kısa bir süre sonra Mide kanseri dene bir perde-yi ecele yakalandı. Sonra ücret diyarına gitti. 3-4 ay geçti geçmedi bir rüyada Risale-i Nur sohbetine geldi.
                            Dedim abi seni çok özlemişim. Sarıldık. Ve ders dinlemeye başladık. Sonra bir istifsarıma binaen müsaade verilmedi ve gitti. Uyandım düşündüm ki MaşaAllah
                            bu ne güzel bir akibetki ruhu serbest bırakılmış ve taa buraya sohbete iştirak etmeye geliyor.
                            işte müminler derecelerine göre serbest bırakılır,cesed sınırlarından azade olan Ruhu mümin “eskimiş yuvasını” bırakıp yıldızlarda gezmek için dolaşır. Rahmeti İlahiyenin masunatını seyre ve tenezzühe devam eder. (11.Söz)

                            Hz.Üstaddan (ra): Ben şimdi onları (5 abiyi kasdediyor) Gavsı Azam’la İmamı Rabbani’lerle (ra) yıldızlada dolaşırken gördüm.
                            (Tevfik Gül abiden oda Mustafa Gül abiden naklediyor)
                            Amma fasık ise bu haklardan mahrumdur. Kafir ise zaten malum olduğundan kısa kestik.
                            İnş. yeterli olmuştur.

                            maşallah abi cok etkilendim.Rabbim bizede güzel akıbetler nasib etsin.Abi o beş abi kim acaba?
                            birde bir ablamdan duymuştum her abide bir vukufiyet ön plandaymış.Mesela bayram abide ihlas,zübeyr abide sadakat….
                            demiştiki bu son şakirtlerde dört vukufiyetede haiz olan bir abi var.Ne kadar ısrar ettiysek söylemedi siz biliyor musunuz?

                            #714269
                            Anonim

                              O beş abi Risale-i Nurda isimleri yazılı. Fazla kopya vermeyelim.
                              Birisi Hafız Zühdü.(rh)

                              bahsettiğiniz kişi kısaca Sarıklı genç diye geçiyor sanırım.

                              #714300
                              Anonim

                                O beş abi Risale-i Nurda isimle ri yazılı. Fazla kopya vermey elim.
                                Birisi Hafız Zühdü.(rh)

                                verin abi inş kopya caizdir bu konularda bekliyorum dua ile..Allah razı olsun

                                #714313
                                Anonim

                                  Bu abilerimizi nick olarak kullanıyorsunuz ya .Vallah onları görünce yazasım konuşasım gelmiyor.
                                  Sanki onlar burda hissediyorum da …

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 52)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.