- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Eylül 2009: 21:59 #657068
Anonim
Ömer gibi idareci mi istiyoruz, öyleyse…
Evet, böyle bir devr-i dâim, böyle bir fâsit daire işliyor; dünkü ihmali bügünkü nesiller çekiyor; bugünkü nesillerin ihmalini de, yakın bir gelecekte kendileri, gelecekte de evlatları çekecek. O açıdan, neden devletin aleyhinde olalım ki?
O, bugün istenen seviyede değilse bunun sebebi atalarımızın ve bizim ihmallerimizdir.Bir hadîslerinde Efendimiz şöyle buyurmuyor mu? “Siz nasıl olursanız, öyle de idare edilirsiniz.” Siz nasıl bir kaynak iseniz, başınızdakiler de o kaynağın mahsulüdür. Bu hadîs, idare edilenlere diyor ki, siz çok önemlisiniz; çünkü, başınıza geçeceklere, şekil verecek olan sizlersiniz.
Siz, şerre, şirretliğe yol verir, bağrınızda kötülüklerin barınmasına açık yaşarsanız, sizi de kötüler ve şirretler idare eder. Şirretlik, sizin içinizde neşv ü nemâ buluyor mu? Atmosferinizde fenalıklar yeşeriyor mu? O zaman Allah (cc), sizin başınıza, aynı mayadan insanlar getirir, sizi size benzeyen o insanlar idare ederler.
Bilirsiniz; ilk meclis milletvekillerinden Tahir Efendi adında bir zat vardır. Bu zat, ulemadan, fuzelâdandır. Diğer milletvekilleri meydanlarda nutuk atarken, Tahir Efendi, bir köşede hep susmayı tercih eder. Birgün taraftarları ısrarla, “Efendi, sen de bir şeyler söylesen; herkesin vekili konuşuyor, herkes kendi vekiliyle iftihar ediyor; sen de bir konuşsan da bizim de göğsümüz kabarsa!..” derler. Tahir Efendi, az fakat öz konuşan bir insandır. Onlara şöyle cevap verir:
“Muhterem cemaat, şunu biliniz ki, siz; “müntehib” (seçen)siniz. Ben ise; “müntehab”ım (seçilen). Gideceğimiz yer ise; “müntehabün ileyh” (kendisi için seçim yapılmış yer, Millet Meclisi)dir. Sizin yaptığınız işe de “intihab” (seçmek) denir. İntihab ise “nuhbe” kelimesinden gelir. Nuhbe, kaymak demektir. Unutmayın ki, bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur; tabanında ne varsa tavanına da o vurur. Yoğurdun üstünde, yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur…”Şimdi eğer biz yoğurt gibiysek niye kaymağımıza sövelim ki! O benim bir parçam değil mi?. Devleti kınamak kendimizi kınamak; ona karşı olmak kendi kimliğimize karşı olmak demektir.
Peki, devleti hiç sorgulamayacak mıyız? Tabii ki sorgularız; fakat biz önce kendimizi sorgulamak suretiyle devletimizi sorgulamalıyız. “Ne kusurumuz var ki böyle oldu?” demeliyiz. “Fert fert neleri ihmal ettik ki bu hale geldik? diyerek sorgulamalıyız.
Birisi gelip Haccac-ı Zâlim’e, Hz. Ömer’in adaletinden bahsedince, Haccac’ın verdiği cevap, meselemize vüzuh kazandırması bakımından mühimdir. Haccac, cevabında şöyle demektedir: “Siz Ömer zamanındaki insanlar olsaydınız, hiç şüphesiz ben de Ömer olurdum…”
Ebu Nuaym’ın Hilyetu’l-Evliya’sında ve Taberânî’nin Mu’cemu’l-Evsat’ında zikredilen Ebu’d-Derdâ hazretlerinin rivayet ettiği bir kudsî hadis-i şerifte Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Aziz ve Celil Allah ferman buyurdu: Ben Allah’ım, ben’den başka ilah yoktur. Kainatın yegâne sahibi ve hükümdarların efendisi benim. Hükümdarların, idarecilerin kalbleri benim elimdedir. Eğer kullarım bana itaat ederler, dinin gereğini yerine getirirlerse idarecilerinin kalblerini onlara karşı merhamet ve şefkat duygularıyla doldururum. Fakat, eğer kullar bana isyan eder, dinden yüz çevirirlerse hükümdarlarının kalblerini onlar hakkında öfke, hiddet, hınç ve kine sevkederim de onlara azabın en acılarını tattırırlar.Öyleyse, idarecilerinize beddualar ederek kendinizi oyalamayın; zikir, dua ve yakarışlarla mamur ettiğiniz gönüllerinizle bana yönelin ki ben de zalim idarecilerinizin haklarından geleyim.”
Evet, her problem akabinde başkalarını suçlar, kabahatleri ona-buna yükler durursak, vazifemizin dışında işlere girmiş oluruz. Zaten, Kur’an-ı Kerim de şöyle buyurmuyor mu?: “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez.” (Mâide sûresi, 5/105)
Evet, bu âyetin mânâsı, “Başkalarına hiç karışmayın, siz sadece kendinize bakın” demek değildir.
Aksine âyetten anlaşılması gereken mânâ, başkalarının dalâlet ve sapıklıklarını gidermeye çalışırken, yanlışlıklarını görüp konuşurken insanın kendisini unutmamasıdır;
yani, şahsî muhasebeyi asla ihmal etmemesidir. Bu âyeti sırf ferdî bir mânâda da almamalı, ayette geçen “enfusekum” ifadesinden hem ferdi hem nefsi hem de toplumun tamamını içine alan bir mânâ çıkarmalı.
Yani fert, fert olarak, Müslüman toplum da toplum olarak, iyilik ve dürüstlüğünü korumalıdır. Kurtuluş ve toplumun hidâyeti fertlerden başlar. Fertler düzelirse toplum da düzelir.Meselenin bir diğer yanı da şudur: Bu mevzuda bir sorgulamaya kalkarsak çoğu zaman dengeyi koruyamayız. Farkında olmadan, devletine karşı milletin güvenini sarsarız. Devlete karşı güveni sarsmak da anarşiye, teröre ve başı bozukluğa vize vermek demektir.
İslam Tarihi’ne şöyle bir baktığımızda görürüz ki selef-i sâlihîn başlarına kim geçerse geçsin devlet otoritesini sarsacak tavırlara girmemeye çok dikkat etmişlerdir. Mesela; Yezid’e çok kimse, hatta büyük insanlar bile lanet etmişlerdir. Fakat, Müslümanlar onun arkasında da namaz kılmıştır; fâsık, fâcir bildikleri kimselerin arkasında bile namaz kılmışlardır. Urve b. Zübeyr, Abdulmelik’in ardında saf tutmuştur.
Oysa, Emeviler Abdulmelik döneminde onun ağabeyini asmışlardır; fakat, o problem çıkarmamış, Abdulmelik’in misafiri olmuş, hakka tercümanlık etmekle yetinmiştir.
Evet, Yezid ve Haccac gibi idarecilerin yaptıkları birer zulümdür, ama selef-i sâlihîn zulme maruz kalmalarına rağmen halkın kendi devletine karşı düşmanca hisler beslemesine razı olmamış; aksi halde, devlet otoritesinin sarsılmasından ve bütün toplumun yara almasından korkmuşlardır.
Dolayısıyla benim tavrımı, bana mahsus bir tavır olarak görür, benim kendi hassasiyetim ya da hoşgörü ve tolerans anlayışımla izah etmeye kalkarsanız yanlış yapmış olursunuz. Aslını ve temel dinamiklerini dinimin esaslarından almadığım ve seleflerimde görmediğim şeyleri ihdas etmeye benim hakkım yoktur, haddim de değildir. Benim başım öyle bir yere bağlıdır ki, başımı oradan ayırmayı asla istemem. Din yeryüzüne indiği andan itibaren ne ise odur. Efendimiz onu nasıl yorumlamışsa, Râşid Halifeler onu nasıl anlamış ve yaşamışlarsa ben ona öyle inanır, öyle uygularım. Müslümanlar dünden bugüne devleti kutsamamışlardır fakat ona hep saygılı kalmış; devletin itibarının yükselmesine çalışmışlardır.
M.F.GÜLEN
27 Eylül 2009: 15:48 #756023Anonim
Allah Razi olsun çok güzeldi feza abi:gül:
28 Eylül 2009: 08:04 #756090Anonim
allah razı olsun bende adaletin timsalinden bir kaç nasihat yazayım…
Hz ÖMER r a güzel sözler
1.Günah ve harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmadıkça……. AKLIN
FAYDASI OLMAZ
2.İlmin olmadıkça….ERDEMİN FAYDASI OLMAZ
3.Allah’a karşı alçak gönüllü bir duyarlılık sevgi ve ürperti duyguları taşımadıkça….. KURTULMANIN FAYDASI OLMAZ
4.Adalet olmadıkça… YÖNETİMİN FAYADASI OLMAZ
5.Edep olmadıkça.. ASALETİN FAYDASI OLMAZ
6.Cömertlik olmadıkça.. ZENGİNLİĞİN FAYDASI OLMAZ
7.Güven olmadıkça.. SEVİNCİN FAYDASI OLMAZ
8.Kanaat olmadıkça….. FAKİRLİĞİN FAYDASI OLMAZ
9.Alçak gönüllülük olmadıkça.. YÜKSELMENİN FAYDASI OLMAZ
10.Allah’ın başarıya ulaştırması olmadıkça. ÇALIŞMANIN FAYDASI OLMAZ
Hz.ÖMER(r.a.)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.