- Bu konu 17 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Temmuz 2011: 16:39 #794645
Anonim
şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemal ve gayet kuvvetli bir hakikat olan rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine isal eder ve Zât-ı Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan,اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
1 deki hakikî hitaba mazhar eder.
İşte, Bismillâhirrahmânirrahîm, Fâtiha’nın fihristesi ve Kur’ân’ın mücmel bir hülâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvanı ve tercümanı olmuş. Bu ünvanı eline alan, rahmetin tabakatında gezebilir. Ve bu tercümanı konuşturan, esrar-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyeti ve şefkati görür.
BEŞİNCİ SIR
Bir hadis-i şerifte varid olmuş ki:
2 اِنَّ اللهَ خَلَقَ اْلاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ (ev kemâ kàl.) Bu hadis-i şerifi, bir kısım ehl-i tarikat, akaid-i imaniyeye münasip düşmeyen acip bir tarzda tefsir etmişler. Hattâ onlardan bir kısım ehl-i aşk, insanın sima-yı mânevîsine bir suret-i Rahmân nazarıyla bakmışlar. Ehl-i tarikatin ekserinde sekir ve ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikate muhalif telâkkilerinde belki mâzurdurlar. Fakat aklı başında olanlar, fikren, onların esas-ı akaide münâfi olan mânâlarını kabul edemez. Etse hata eder.
Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar
[NOT]Dipnot-1 “Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.
Dipnot-2 “Muhakkak ki Allah, insanı Rahmân sîretinde (ahlâk, sıfat) yaratmıştır.” Buharî, İsti’zân: 1; Müslim, Birr: 115, Cennet: 28; Müsned, 2:244, 251, 315, 323, 434, 463, 519.
[/NOT]
Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Fâtiha: Fâtiha Sûresi, Kurân-ı Kerim’in ilk sûresi Rahîmiyet: Allah’ın sonsuz merhamet ediciliği Zât-ı Ehadiye: tek olan herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah acip: hayret verici akaid-i imaniye: iman esasları celb etmek: çekmek cemal: güzellik cihet: yön, şekil ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi ehl-i aşk: kalpleri Allah aşkıyla dolu olanlar ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar ekser: çoğunluk envâr-ı Rahîmiyet ve şefkat: Allah’ın merhamet ve şefkatinin nurları esas-ı akaid: iman esası esrar-ı rahmet: rahmetin içinde gizli olan sırlar ev kemâ kàl: veya buna benzer şekilde buyurmuşlar fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranışlar hakikat: gerçek, bir şeyin gerçek yönü hakikî: asıl, gerçek halâvet: tatlılık, hoşluk hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma hitab: konuşma hâtem: mühür, damga hülâsa: özet iltibas: karıştırma isal etmek: ulaştırmak, eriştirmek istiğrak: manevî âlemlere dalıp kendinden geçme hali kâinat: evren mazhar etme: eriştirme mezkûr: adı geçen muhalif: aykırılık gösteren muntazam: düzenli mücmel: kısa, öz mülâhaza ettirmek: düşündürmek, akla getirmek münasip: uygun münâfi: aykırı, zıt nazar: bakış rahmet: İlâhî şefkat, merhamet sekir: mânâ alemindeki sarhoşluk sikke: mühür, işaret sima-yı mânevî: manevî görünüş suret-i Rahmân: Cenab-ı Allah’ın sureti, görünüşü sırr-ı azîm: büyük sır tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak telâkki etmek: kabul etmek varid olmak: ifade edilmek zerre: atom zerrât: atomlar zîşuur: şuur sahibi, bilinçli 21 Temmuz 2011: 16:41 #794646Anonim
.
gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi,

1 لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ sırrıyla, sureti, misli, misali, şebîhi dahi olamaz. Fakat,وَلَهُ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ اْلعَزِيزُ الْحَكِيمُ
2
sırrıyla, mesel ve temsil ile şuûnâtına ve sıfât ve esmâsına bakılır. Demek, mesel ve temsil, şuûnat nokta-i nazarında vardır.
Şu mezkûr hadis-i şerifin çok makasıdından birisi şudur ki:
İnsan, ism-i Rahmân’ı tamamıyla gösterir bir surettedir. Evet, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, kâinatın simasında bin bir ismin şuâlarından tezahür eden ism-i Rahmân göründüğü gibi ve zemin yüzünün simasında rububiyet-i mutlaka-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezahür eden ism-i Rahmân gösterildiği gibi, insanın suret-i câmiasında, küçük bir mikyasta, zeminin siması ve kâinatın siması gibi yine o ism-i Rahmân’ın cilve-i etemmini gösterir demektir.
Hem işarettir ki, Zât-ı Rahmânü’r-Rahîmin delilleri ve âyineleri olan zîhayat ve insan gibi mazharlar o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsalini ve aksini tutan parlak bir âyine parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten “O âyine güneştir” denildiği gibi, “İnsanda suret-i Rahmân var” vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münasebetine işareten denilmiş ve denilir. Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mutedil kısmı Lâ mevcude illâ Hû bu sırra binaen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münasebetin kemâline bir ünvan olarak demişler.
[NOT]Dipnot-1 “Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür.” Şûrâ Sûresi, 42:11.
Dipnot-2 “Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti herşeye galiptir; Onun hikmeti herşeyi kuşatır.” Rum Sûresi, 30:27.
[/NOT]
Lâ mevcude illâ Hû: Ondan başka hiçbir varlık yok Zât-ı Akdes-i İlâhî: her türlü kusur ve noksandan sonsuz derece uzak olan Zât, Allah Zât-ı Rahmânü’r-Rahîm: dünya ve âhirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Zât, Allah Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: var olması mutlaka gerekli olan Zât, Allah akis: yansıma beyan etmek: açıklamak binaen: dayanarak cilve-i etemm: tam yansıma ve görüntü delâlet: delil olma, işaret etme ehl-i vahdetü’l-vücud: her yerde ve herşeyde yalnızca Allah’ı kabul ederek, diğer varlıkları bir nevi gölge gibi kabul edenler esmâ: isimler hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranışlar ism-i Rahmân: sınırsız merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren anlamındaki Rahmân ismi istihdam eden: çalıştıran kat’î: kesin kemâl: kusursuzluk, mükemmellik kemâl-i münasebet: eksiksiz uyum ve bağlantı kâinat: evren makasıd: gayeler, maksatlar mazhar: bir nimeti elde etme, ulaşma mesel: örnek, benzer mezkûr: adı geçen mikyas: ölçü misal: benzer misil: benzeri, eş değer olan mutedil: ölçülü, aşırıya kaçmayan münasebet: bağlantı, ilişki nazîr: benzer, eş nidd: denk, benzer nokta-i nazar: bakış açısı rububiyet-i mutlaka-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye ve idare etmesi ve egemenliği altında bulundurması sabıkan: bundan önce sima: yüz, çehre, görünüş suret: görünüş, şekil suret-i Rahmân: Rahmân’ın sîreti; Allah’ın isim, sıfat ve şe’nlerini yansıtan ayna suret-i câmia: kapsamlı görünüm ve şekil sıfât: nitelikler, özellik temsil: analoji, bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak açıklama tezahür eden: ortaya çıkan, görünen timsal: görüntü, yansıma vuzuh: açıklık vuzuh-u delâlet: çok açık bir şekilde delil olma vâzıh: açık, aşikâr zemin: yeryüzü zâhir: açık, gözle görünür zîhayat: canlı şebîh: benzer şerîk: ortak şuâ: ışın, güçlü ışık şuûnât: şe’nler, işler, hâller 21 Temmuz 2011: 16:44 #794647Anonim
اَللّٰهُمَّ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ بِحَقِّ «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» اِرْحَمْنَا كَمَا يَلِيقُ بِرَحِيمِيَّتِكَ وَفَهِّمْنَا اَسْرَارَ «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَانِيَّتِكَ اٰمِينَ
1
ALTINCI SIR
Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan! Rahmet ne kadar kıymettar bir vesile ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki:
O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelâle vesiledir ki, yıldızlarla zerrat beraber olarak, kemâl-i intizam ve itaatle beraber ordusunda hizmet ediyorlar. Ve o Zât‑ı Zülcelâlin ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin istiğnâ-yı zâtîsi var. Ve istiğnâ-yı mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmayan bir Ganiyy-i Alelıtlaktır. Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celâline karşı tezellüldedir.
İşte rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-yi Alelıtlak’ın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkarır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyası, güneşin aksini, cilvesini, senin âyinen vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat Onun ziya-yı rahmeti Onu bize yakın ediyor.
İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî, tükenmez bir hazine-i nur buluyor. O hazineyi bulmasının çaresi, rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin
[NOT]Dipnot-1 Ey Rahmân ve Rahîm olan Allahım! “Bismillâhirrahmânirrahîm”in hakkı için, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et ve Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize “Bismillâhirrahmânirrahîm”in sırlarını anlamayı temin et.[/NOT]
Ganiyy-i Alel’ıtlak: sınırsız zenginlik sahibi Allah Müstağnî-yi Alelıtlak: her cihetle ve hiçbir kayda, şarta bağlı olmaksızın zengin olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı her zaman devam eden Sultan, Allah Sultan-ı Sermedî: egemenliğinin sonu olmayan Allah Sultan-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Sultan, Allah Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah abd: kul acz: güçsüzlük akis: yansıma azamet: büyüklük biçare: çaresiz celâl: azamet, yücelik, haşmet cihet: yön, taraf cilve: görünme, yansıma ebedî: sonsuz fakr: fakirlik hadsiz: sınırsız hazine-i nur: nur hazinesi heybet: hürmetle beraber korku veren hâl istiğnâ-yı mutlak: hiçbir şeye kesinlikle muhtaç olmama istiğnâ-yı zâtî: kendi zâtında hiçbir şeye ihtiyaç duymama itaat: emre uyma, boyun eğme kemâl-i intizam ve itaat: mükemmel bir düzen ve itaat kâinat: evren kıymettar: değerli makbul: kabul gören mevcudat: varlıklar misal: yansıma muhatap: hitap edilen mümessil: temsilci nihayet: son nihayetsiz: sonsuz rahmet: İlâhî şefkat, merhamet taht-ı emir ve itaat: emir ve itaati altında tezellül: alçalma vasıta: araç vaziyet: durum, hal vesile: araç, vasıta zerrat: zerreler, atomlar ziya: ışık ziya-yı rahmet: rahmet ışığı çendan: gerçi Şems-i Ezel ve Ebed: ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah şefaatçi: af için aracılık eden 21 Temmuz 2011: 16:48 #794648Anonim
en beliğ bir lisanı ve dellâlı olan ve Rahmeten li’l-Âlemîn ünvanıyla Kur’ân’da tesmiye edilen Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetidir ve tebaiyetidir. Ve bu Rahmeten li’l-Âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise, salâvattır.
Evet, salâvatın mânâsı rahmettir. Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duası olan salâvat ise, o Rahmeten li’l-Âlemînin vüsulüne vesiledir.
1 Öyleyse, sen salâvatı kendine, o Rahmeten li’l-Âlemîne ulaşmak için vesile yap ve o zâtı da rahmet-i Rahmân’a vesile ittihaz et. Umum ümmetin, Rahmeten li’l-Âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, hadsiz bir kesretle, rahmet mânâsıyla salâvat getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlâhiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir surette ispat eder.
Elhasıl: Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillâhirrahmânirrahîm’dir. Ve en kolay bir anahtarı da salâvattır.
اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ اَسْرَارِ «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَبِحُرْمَتِهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَ اَصْحَابِهِ اَجْمَعِينَ وَارْحَمْنَا رَحْمَةً تُغْنِينَا بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ مِنْ خَلْقِكَ اٰمِينَ
2
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
3
[NOT]Dipnot-1 bk. Ahzâb Sûresi, 33:56. Ayrıca bk. Müslim, Salât: 11, 70; Tirmizî, Vitr: 21; Ebû Dâvud, Salât: 36; 210, Vitr: 26; Nesâî, Cum’a: 5, Ezan: 37, Sehv: 55; İbni Mâce, İkâmetü’s-Salât: 79; Dârimî, Salât: 206, Rikak: 58; Müsned: 2:168, 375, 485, 3:102, 445, 4:8.
Dipnot-2 Allahım! “Bismillâhirrahmânirrahîm”in hakkı için, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve bütün âl ve ashabına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır bir şekilde salât ve selâm et. Bize de, Senden gayrı, Senin mahlûkatından hiç kimsenin merhametine muhtaç olmayacağımız bir rahmetle merhamet et.
Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâm üzerine olsun Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Rahmeten li’l-Âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) beliğ: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın gereğine göre söylenmesi dellâl: ilan edici, duyurucu elhasıl: kısaca, özetle hadsiz: sayısız hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi hediye-i İlâhiye: Allah’ın hediyesi ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek kesretle: çoklukla kıymettar: kıymetli, değerli lisan: dil mânâ: anlam mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rahmet-i Rahmân: rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah’ın rahmeti rahmet-i mücesseme: Allah’ın sonsuz rahmetinin maddî cisim haline gelmiş hali olan Hz. Muhammed (a.s.m.) salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası suret: biçim, şekil sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketleri tebaiyet: tabi olma, uyma tesmiye edilen: isimlendirilen umum: bütün vesile: araç, sebep vüsul: kavuşma, erişme zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin zâtı, kendisi zîhayat: canlı âlem: dünya, evren ümmet: Hz. Peygambere (a.s.m.) inanıp onun yolundan giden mü’minler -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.