- Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Nisan 2013: 13:39 #679536
Anonim
Sonra bu cümle-i şartiyenin, şart ve ceza denilen her iki cümlesi arasında lüzumun vücudu lâzımken, izâe ile nurun zehabı arasında hiçbir lüzum görünmüyor. Binaenaleyh, bu gizli lüzumu dışarıya çıkarıp göstermek için bazı mukadder cümlelere ihtiyaç vardır. Şöyle ki:
Vakta ki ateş onları ışıklandırdı.
Onlar da ışıklandılar.
Fakat ateşe ehemmiyet verip muhafaza etmediler
ve o nimetin kadrini bilip devam ettirmediler, o da söndü gitti.
Evet, ziyayı muhafaza etmekten gaflet, adem-i devamını istilzam eder.
Adem-i devam ise intifasını, yani sönmesini istilzam eder.Nurların sönmesiyle uğradıkları hüsrandan sonra 1 وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَاتٍ cümlesiyle, zulümata düşmek gibi ikinci bir hüsrana mâruz kaldıklarına işaret edilmiştir.
2 ﴾ لاَ يُبْصِروُنَ ﴿ cümlesi ise üçüncü bir hüsranlarına işarettir. Çünkü insan zulmete düşmekle yolunu kaybettiği zaman, arkadaşlarını ve eşyasını görmekle bir derece mütesellî olur. Fakat bunları da görmediği gibi, onun o karanlıkta durması ve yürümesi bir musibet ve bir vahşettir.
3 ﴾ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ ﴿ Yani, “Sağır, lâl, kör olup dönemezler.”
Bir insan, böyle bir belâya düştüğü zaman, dört cihetle ümitvar ve müteselli olabilir.
Birincisi: Köylü halkından veya geçen yolculardan bir ses gelir de, o ses vasıtasıyla yolunu bulup görmek ümidinde olur. Halbuki gecesi sâkit ve sâkin, sessiz ve sadâsız bir gece olduğundan, o adamla bir sağırın arasında fark kalmaz. Bu cihetten ümidinin kesik olduğuna işaret eden Kur’ân-ı Kerim 4 صُمٌّ kelimesini demiştir.İkincisi: Eğer çağırıp yardım isterse, belki bir işiten olur da onun kurtulmasına gelir diye bir ümit besleyebilir. Fakat gecesi sağır olduğu için, dilli, dilsiz birdir. Bu recasını da kesmek için 5 بُكْمٌ denilmiştir.
Üçüncüsü ise: Gideceği cihetin yolunu tahminen tayin etmek ve görmek için bir alâmet, bir ateş, bir yıldız arar, müteselli olur. Halbuki gecesi öyle zulmetlidir ki, gözlü gözsüz bir olur. O adamın bu emelini söndürmek için 6 عُمْىٌ denilmiştir.
Dördüncüsü: O belâdan kurtulup rücu etmek için var kuvvetiyle çalışmaktan mâada
bir çare kalmadığını görür görmez, kuvvetine güvenir, ümitvar olur.
Halbuki zulmet her taraftan o adamı öyle ihata etmiştir ki,
o adam bütün kuvvetiyle çalıştığı halde kurtuluş imkânını bulamaz.
Kendi su-i ihtiyarıyla bataklığa giren
ve bir daha çıkması mümkün olmayan bir hayvan gibi, o zulmet içinde kalır.
Evet, çok şeyler var ki, insan ihtiyarıyla girer,
fakat çıkması mümteni olur.
İnsan onu bırakır, fakat o insanı bırakmaz.İşte onların şu vaziyetlerine karşı 7 فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ denilmiştir ki, o musibetten kurtulup rücularına bir çare kalmadığına ve son ümitlerinin de kesildiğine binaen, vahşet, yeis ve korkular içinde kaldıklarına işarettir.
1 : “Allah onları karanlıklar içine bırakır.” Bakara Sûresi, 2:17.
2 : Görmezler.
3 : Bakara Sûresi, 2:18.
4 : Sağırlar.
5 : Dilsizler.
6 : Körler.
7 : “Onlar geri dönemezler.” Bakara Sûresi, 2:18.Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | 17-20. âyetin tefsiri
19 Nisan 2013: 13:45 #812681Anonim
Onlar menfaatlerini görmüyorlar ki, celp ve muhafaza etsinler. Tehlikeleri görmüyorlar ki, içtinap etsinler. Arkadaşlarını görmüyorlar ki, bir parça ferahlasınlar. Sanki herbirisi tek başıyla o zulmet içinde kalmışlardır.
1 ﴾ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ ﴿ Yani, “Sağır, lâl, kör şahıslar gibi o zulmetten çıkıp kurtulamazlar.” Bu cümlede bulunan sıfât-ı erbaa, münafıklarla ateş yakanlar arasında müşterek olup, her iki taraftan haber verir, vaziyetlerini bildirir, âyine gibi hallerini gösterir.
İşte, ateş yakanlara karşı işârâtı şöyledir:
Böyle bir zulmete düşen bir adam, evvelen kendisini kurtaracak bir sese kulak verir, etrafı dinler.
Lâkin gecenin sessiz ve lâl olması, o adamın sağırlığını intaç etmiştir.
Sonra yardımına gelecek bir adamı çağırmak ister.
Lâkin gecenin sakit ve sağırlığı, onun lâl olmasına sebep olmuştur.
Sonra yolunu bulmak ümidiyle bir alâmet, bir nişan arar.
Fakat gecenin ziyasızlığı ve körlüğü, onun körlüğünü mucip olmuştur.
Sonra bu zulmetten kurtulmak için, evvelki yerine avdet etmek ister.
Fakat kapılar bağlanmış, rücua imkân kalmamıştır.
Bataklığa düşen adam gibi titredikçe batar.
Battıkça zulmette kalır.1 : Bakara Sûresi, 2:18.
Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | 17-20. âyetin tefsiri
19 Nisan 2013: 13:51 #812682Anonim
Münafıklara nazır ciheti ise: Evet, münafıklar küfür ve nifak zulmetine düştükleri zaman, onların dört cihetle kurtulmaları mümkündü:
Zira, o nifaktan başlarını kaldırıp hakkı dinlemek, Kur’ân’ın irşadına kulak vermek ile necatları mümkündü. Fakat nefislerinin şeytanî olan hevâsı—Kur’ân’ın sadasını kulaklarına işittirecek hevâyı karıştırdığı için—Kur’ân’ın kendilerini irşad etmesine mani olmuştur. Kur’ân-ı Kerim, bu cihetten onların ümitleri inkıta etmiş olduğuna işareten 1 صُمٌّ demiştir. Ve bu işaretten, sanki onların kulakları kesilmiş olup, kulakları kesik hayvanların kulaklarını andıran bir remiz vardır.
Saniyen: Başlarını aşağıya indirip vicdanlarıyla müşavere ederek
doğru yolu ve hakkı sual etmekle necat cevabını almak imkânı varken,
kalblerindeki inat, zebhedilen tavuk gibi, dillerini içeri tarafa çekerek,
konuşmalarına ve nedametle tevbe etmelerine mani olmuştur. Kur’ân-ı Kerim bu kapının da kapalı olduğuna işareten 2 بُكْمٌ demiştir. Ve bu işaretten, dilleri çekilip atılmış bedbaht kimseler olduklarına bir remiz vardır.Salisen: İbret nazarıyla bakıp, dahilî ve haricî delilleri görüp hakka rücuları mümkünken, gafletleri gözlerini perdelemiş, körlük de gözlerinin kapaklarını kapatmakla yine necattan mahrum kalmışlardır. Kur’ân-ı Kerim buna işareten 3 عُمْىٌ demiştir. Yani, şeytanlara bir yuva inşa edilmek üzere gözleri örtülmüş. Âteşî mahlûklar gibi, şeytanların başlarını andıran bir vaziyeti hayale arz ediyorlar.
Rabian: Pis ve çirkin vaziyetlerine bakıp nâdim olarak tevbe etmeleri mümkün olduğu halde,
nefislerinin hevâsına tâbi olarak,
hem bozuk fıtratlarının iktizasını destekleyerek,
şeytanlarının iğvâsıyla yaptıkları o çirkin halleri,
gözlerine güzel göründüğünden terk edemediler. İşte Kur’ân-ı Kerim buna da
4 فَهُ مْ لاَ يَرْجِعُونَ demekle,
onların son ümitlerinin de suya düştüğüne ve kum deryasına ihtiyarlarıyla giren
ve bir daha çıkamayan bedbaht insanlar olduklarına işaret etmiştir.1 : Sağırlar.
2 : Dilsizler.
3: Körler.
4 : “Onlar geri dönemezler.” Bakara Sûresi, 2:18.
Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | 17-20. âyetin tefsiri
19 Nisan 2013: 13:55 #812683Anonim
1 ﴾ وَيَقْطَعُونَ مَاۤ اَمَرَ اللهُ بِهِۤ اَنْ يُوصَلَ ﴿ Bu cümledeki emir, iki kısımdır.
Birisi, teşriîdir ki, sıla-i rahim ile tâbir edilen akraba ve mü’minler arasında şer’an emredilen muvasala hattıdır.
Diğeri, emr-i tekvînîdir ki, fıtrî kanunlarla âdetullahın tazammun ettiği emirlerdir. Meselâ, ilmin i’tâsı, mânen ameli emrediyor; zekânın i’tâsı, ilmi emrediyor; istidadın bulunması, zekâyı; aklın verilmesi, marifetullahı; kudretin verilmesi, çalışmayı; cesaretin verilmesi, cihadı mânen ve tekvînen emrediyor.
İşte o fâsıklar, bu gibi şeylerin arasında şer’an ve tekvînen tesis edilen muvasala hattını kesiyorlar. Meselâ akılları mârifetullaha, zekâları ilme küs olduğu gibi, akrabalara ve mü’minlere dahi dargın olup, gidip gelmiyorlar.
2 ﴾ وَيُفْسِدُونَ فِى اْلاَرْضِ ﴿ Evet, fıskla bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi, çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, maruz kaldığı o dehşetli hâlet, bir parça hafif olsun. Çünkü musibet umumî olursa hafif olur.
Ve keza, bir şahsın kalbinde bir ihtilâl, bir fenalık hissi uyanırsa,
yüksek hissiyatı, kemâlâtı sukut etmeye başlar;
kalbinde tahribata, fenalığa bir meyil, bir zevk peyda olur.
Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür;
sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribatta, fenalıkta bulur.
İşte o vakit, o şahıs, tam mânâsıyla arzda yırtıcı bir hayvan,
ihtilâli çıkarıp büyüten bir belâ,
fesadı durmayıp karıştıran bir âfet kesilir.1 : “O fasıklar, Allah’ın akrabalar ve mü’minler arasında emrettiği bağları keserler.” Bakara Sûresi, 2:27.
2 : “Yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarırlar.” Bakara Sûresi, 2:27.Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | 26-27. âyetin tefsiri
19 Nisan 2013: 13:57 #812684Anonim
Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.
….
Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor.2 Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
2 : bk. Tirmizî, Tefsîru Sûre: 83:1; İbni Mâce, Züht: 29; Muvattâ, Kelâm: 18; Müsned, 2:297.
Lem’alar
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.