• Bu konu 17 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 19)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678492
    Anonim
      besmele.jpg

      وَبِهِ نَسْتَعِينُ blank.gif1

      Önsöz

      [Bu Önsöz, Medine-i Münevvere’de bulunan mühim bir âlim tarafından yazılmıştır.]

      Büyük İkbâl’e ait olan Önsözde demiştim ki: “Büyüklerin tarih-i hayatları okunurken, ulvî menkıbeler söylenip aziz hâtıraları anılırken, insan başka bir âleme girdiğini hissediyor. Gönlünü, ter temiz sevgi hislerinin ulvî ateşi yakıyor ve İlâhî feyzi sarıyor. Tarih öyle büyük insanlar kaydeder ki, birçok büyükler, onlara nisbetle küçük kalır.

      Tarihe şerefler veren erler anılırken,
      Yükselmede ruh, en geniş âlemlere yerden.
      Bin rayihanın feyzi sarar ruhu derinden,
      Geçmiş gibi Cennetteki gül bahçelerinden.

      Bu derin hakikati, Önsözü yazarken bütün azamet ve ihtişamıyla idrak etmiş bulunuyorum. Zira, aziz ve muhterem okuyucularımıza en derin bir ihlâs ve samimiyetle takdim ettiğimiz bu eser, hemen bir asra yaklaşan uzun ve bereketli ömrünün her safhası binlerle harikaya sahne olan gönüller fâtihi büyük Üstad Bediüzzaman Said Nursî’ye, onun yüz otuz parçadan ibaret olan Risale-i Nur Külliyatına ve ahlâk ve faziletleri, ihlâs ve samimiyetleri, iman ve irfanlarıyla hayatın her safhasında sadece bir ülkeye değil, bütün insanlık âlemine ter temiz örnekler vermekte devam eden Nur talebelerine aittir.

      [NOT]Dipnot-1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Ve ancak Onunla yardım dileriz.[/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Büyük İkbâl: (bk. bilgiler – Muhammed İkbal)[/TD]
      [TD]Medine-i Münevvere: (bk. bilgiler – Medine)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]asr: yüzyıl[/TD]
      [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]aziz: çok değerli, izzetli, saygın[/TD]
      [TD]bereket: Allah’tan gelen bolluk, nimet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fazilet: güzel ahlâk, erdem[/TD]
      [TD]feyz: Allah tarafından kula lutfedilen ve ilham yoluyla kalbe gelen manevî nimet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fâtih: fetheden, açan[/TD]
      [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ibaret: meydana gelen[/TD]
      [TD]idrâk etme: anlama, kavrama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
      [TD]ihtişam: haşmetli ve heybetli oluş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]irfan: bilme, anlama, sezme[/TD]
      [TD]menkıbe: meşhur kimselerin ahvaline dair hayat hikâyesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
      [TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rayiha: güzel ve hoş koku[/TD]
      [TD]safha: merhale, aşama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]takdim etme: sunma[/TD]
      [TD]talebe: öğrenci[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tarih-i hayat: hayat tarihi, biyografi[/TD]
      [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zira: çünkü[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809493
      Anonim

        Bir kitabın mukaddemesini, o kitabın hülâsası diye tarif ederler. Halbuki, her mevzuu müstakil bir esere sığmayacak kadar derin ve geniş olan bu muazzam kitabın muhteviyatını böyle birkaç sahifelik mukaddemeye sığdırmak kabil midir?

        Bugüne kadar âcizane yazdığım manzum ve mensur yazılarımın hiçbirisinde bu kadar acz ve hayret içerisinde kalmamıştım. Binaenaleyh, bu eseri derin bir zevk,İlâhî bir neş’e ve coşkun bir heyecanla okuyacak olanlar, hayranlıkla görecekler ki, Bediüzzaman, çocukluğundan beri müstesna bir şekilde yetişen ve bütün ömrü boyunca İlâhî tecellilere mazhar olan bam başka bir âlim ve mümtaz bir şahsiyettir.

        Ben, bu büyük zatı, eserlerini ve talebelerini inceden inceye tetkik edip de o nur âleminde hissen, fikren ve ruhen yaşadıktan sonra, büyük ve eski bir Arap şairinin, bir beytiyle çok derin bir hakikatı ifade ettiğini öğrendim: “Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak Cenâb-ı Hakka zor gelmez.”

        endOfSection.gifendOfSection.gif


        Gayesinin ulviyetinden, dâvâsının ihtişamından ve imanının azametinden feyiz veilham alan bu kutbun câzibesine takılanların adedi günden güne çoğalmaktadır.

        Akıllara hayret veren bu ulvî hadise, münkirleri kahrettiği gibi, mü’minleri de şâd vemesrur eylemekte devam edip gidiyor.

        İmanlı gönüllerde mânevî bir rabıta halinde yaşayan bu İlâhî hâdiseyi, büyük birmücahid, kalbleri vecd içinde bırakan bir üslûpla, bakınız, nasıl ifade ediyor:

        “Ahlâksızlık çirkefinin bir tufan halinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde, onun, yani Bediüzzaman’ın feyzini bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir hamle halinde intikal eder görmekle tesellî buluyoruz. Gecelerimiz çok karardı; ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.”

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Bediüzzaman: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
        [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]beyit: iki mısradan oluşan şiir bölümü[/TD]
        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câzibe: çekim kuvveti[/TD]
        [TD]dâvâ: takip edilen fikir ve düşünce sistemi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem[/TD]
        [TD]feyiz: ilham, bolluk, bereket[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fikren: düşünce aracılığıyla[/TD]
        [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayret: şaşkınlık[/TD]
        [TD]hissen: his aracılğıyla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hülâsa: özet[/TD]
        [TD]ihtişam: haşmetli ve görkemli oluş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ilham: Allah tarafından kalbe indirilen mânâ[/TD]
        [TD]intikal etme: geçme, ulaşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istikamet: yön[/TD]
        [TD]kutub: manevî mertebelerin en yükseğinde bulunan kimse[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kàbil: mümkün[/TD]
        [TD]manzum: şiir şeklinde, vezinli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazhar olma: ayna olma, erişme[/TD]
        [TD]mensur: nesir, düz yazı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mesrur: sevinçli, mutlu[/TD]
        [TD]mevzu: konu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muazzam: büyük[/TD]
        [TD]muhteviyat: bir şeyin içinde bulunan unsur ve özelilkler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukaddeme: giriş, başlangıç[/TD]
        [TD]mukavemet: karşı koyma, direnç gösterme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
        [TD]mümtaz: seçkin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]münkir: inanmayan, inkar eden[/TD]
        [TD]müstakil: bağımsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
        [TD]neş’e: sevinç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rabıta: bağ[/TD]
        [TD]tecellî: belirme, görünme, yansıma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tetkik etme: inceleme, araştırma[/TD]
        [TD]tufan: büyük su baskını[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
        [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vecd: mânevî coşku[/TD]
        [TD]âcizâne: âciz ve güçsüz bir şekilde (bu ifade tevazu mânâsını taşır)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]çirkef: iğrenç, pis şey[/TD]
        [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şâd: neşeli, memnun[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809494
        Anonim

          Evet, bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir halde yayılıp dağılan bu nurun, memleketin her köşesinde feyiz ve tesirini görenler, hayret ve dehşetler içinde sormaya başladılar: “Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zat kimdir? Hayatı, eserleri, meslek ve meşrebi nedir? Tuttuğu yol bir tarikat mı, bir cemiyet mi, yoksa siyasî bir teşekkül müdür?”

          Bununla da kalmadı; derhal gerek idarî ve gerek adlî çok mühim takipler ve pek ciddî tetkikler, uzun ve müselsel mahkemeler cereyan etti. Neticede, bu İlâhî tecellînin gönüller ülkesine kurulan bir iman ve irfan müessesesinden başka birşey olmadığı tahakkuk edince, adaletin İlâhî bir surette tecellîsi şu şekilde zuhur etti: Bediüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin beraati kararı resmen ilân edildi. Ve artık, ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı, ezelden ebede değişmeyecek olan İlâhî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu güneşler gibi belirdi.

          Herhangi bir iklimde zuhur eden bir ıslahatçının mahiyet ve hakikatini, sadakat ve samimiyetini gösteren en gerçek mi’yar, dâvâsını ilâna başladığı ilk günlerle,muzaffer olduğu son günler arasında ferdî ve içtimaî, uzvî ve ruhî hayatında vücuda gelen değişiklik farklarıdır, derler.

          Meselâ, o adam ilk günlerde mütevazi, âlicenap, feragat ve mahviyetkâr, hülâsa, bütün ahlâk ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derece demümtaz bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında muzaffer olup hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra, yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa, zafer neş’esiyle, birçok büyük sanılan kimseler gibi yere göğe sığmaz mı olmuş?

          İşte, büyük küçük herhangi bir dâvâ ve gaye sahibinin mahiyet ve hakikatini, şahsiyet ve hüviyetini en hakikî çehresiyle aksettirecek olan en berrak âyine budur.

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]adlî: adalet sistemiyle bağlantılı[/TD]
          [TD]aksettirme: yansıtma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
          [TD]berrak: duru, saf[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
          [TD]cemiyet: dernek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cereyan etme: oluşma, meydana gelme[/TD]
          [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dâvâ: takip edilen fikir ve düşünce sistemi[/TD]
          [TD]ebed: sonu olmayan sonsuzluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emel: arzu, istek[/TD]
          [TD]ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem[/TD]
          [TD]feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ferdî: ferde, kişiye ait[/TD]
          [TD]feyiz: ilham, bolluk, bereket[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]galebe çalmak: üstün gelmek[/TD]
          [TD]hakikat: gerçek mahiyet, esas[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hülâsa: özet olarak[/TD]
          [TD]hüviyet: kimlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]idarî: yönetimle bağlantılı[/TD]
          [TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]içtimaî: toplumsal, sosyal[/TD]
          [TD]küfr: inkâr, inançsızlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahiyet: asıl, nitelik, özellik[/TD]
          [TD]mahviyetkâr: alçak gönüllü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
          [TD]mi’yar: ölçü birimi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukavemet: karşı koyma, direnç gösterme[/TD]
          [TD]muzaffer: zafer kazanan, galip gelen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müessese: kurum[/TD]
          [TD]mümtaz: seçkin[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müselsel: silsile halinde, zincirleme[/TD]
          [TD]mütevâzi: alçakgönüllü, gösterişsiz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]neş’e: sevinç[/TD]
          [TD]ruhî: ruh ile ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sadakat: bağlılık, sebat[/TD]
          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahakkuk etme: gerçekleşme[/TD]
          [TD]tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tecellî: belirme, görünme, yansıma[/TD]
          [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]teşekkül: oluşum[/TD]
          [TD]uzvî: insanın organları ve bedeniyle ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücuda gelme: var olma, meydana gelme[/TD]
          [TD]zuhur etme: görünme, ortaya çıkma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zulmet: karanlık[/TD]
          [TD]âlicenap: yüksek ahlâk sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]çehre: yüz, görünüm[/TD]
          [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ıslahatçı: yanlışlıkları ve eksiklikleri düzeltmeye ve iyileştirmeye çabalayan kişi[/TD]
          [TD]şahsiyet: kişilik, yapı

          [/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809495
          Anonim

            Tarih boyunca, bu müthiş imtihanı kazanmanın şaheser misalini, evvelâ peygamberler ve bilhassa Sultanu’l-Enbiya Sallâllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, sonra Onun halife ve Sahabeleri ve daha sonra onların nurlu yolunda yürüyen büyük zatlar vermişlerdir.

            endOfSection.gifendOfSection.gif

            Peygamber Efendimiz, şu blank.gif1 اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاءِ yani, “Âlimler, peygamberlerin varisleridirler” hadis-i şerifleriyle, âlim olmanın pek kolay birşey olmadığını, i’câzkâr belâğatleriyle beyan buyuruyorlar.

            Zira, madem ki bir âlim, peygamberlerin varisidir; o halde, hak ve hakikatin tebliğve neşri hususunda, aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lâzımdır. Her ne kadar bu yol, bütün dağ, taş, çamur, çakıl, uçurum, daha beteri, takip, tevkif,muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrid, zehirlenme, idam sehpaları ve daha akıl ve hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa…

            İşte, Bediüzzaman, yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen ve karşısına çıkan binlerle engeli bir yıldırım sür’atiyle aşan ve Peygamberlerin vârisi olan bir âlim olduğunu amelî bir surette ispat eden bir zattır.

            Kendisinin ilmî, ahlâkî, edebî, birçok fazilet ve meziyetleri arasında, beni en çok meftun eden şey, onun, o dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin,semalardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır.

            Rabbim, o ne muazzam iman! O ne bitmez ve tükenmez sabır! O ne çelikten irade! Hayal ve hatıralara ürpermeler veren bunca tazyik, tehdit, tâzip ve işkencelere rağmen, o ne eğilmez baş, ne boğulmaz ses ve nasıl kısılmaz nefestir!

            [NOT]Dipnot-1
            Buharî, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17; Dârimî, Mukaddime: 32; Müsned, 5:196.[/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
            [TD]Sahabe: Peygamberimizi (a s m ) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler, onun etrafında bulunup hizmet edenler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Sallâllahu Aleyhi ve Sellem: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
            [TD]Sultanu’l-Enbiya: bütün peygamberlerin sultanı olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]amelî bir surette: uygulamalı bir şekilde[/TD]
            [TD]asır: yüzyıl[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
            [TD]beyan: açıklama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
            [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem[/TD]
            [TD]hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
            [TD]halife: Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zât[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]i’cazkâr: mu’cizeli, benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan[/TD]
            [TD]meftun eden: insanları kendisine bağlayan, kendisinden geçiren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
            [TD]misal: örnek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muazzam: büyük[/TD]
            [TD]muhakeme: mahkemede yargılama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal[/TD]
            [TD]neşir: yayma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sema: gökyüzü[/TD]
            [TD]sür’atiyle: hızıyla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tazyik: baskı, ağırlık[/TD]
            [TD]tebliğ: bildirme, sunma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tecrid: insanlardan soyutlama, yalnız başına bırakma[/TD]
            [TD]tevkif: tutuklama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tâzip: azap verme, cezalandırma[/TD]
            [TD]vâris: mirasçı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zira: çünkü[/TD]
            [TD]çetin: zor[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şaheser: üstün ve kalıcı nitelikte olan eser, başyapıt[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809496
            Anonim

              Büyük İkbâl’in heyecanlı şiirlerinden aldığım coşkun bir ilham neş’esiyle vaktiyle yazdığım “Mücahid” ünvanını taşıyan bir manzumede, aşağıdaki mısraları okuyanlardan, belki şâirane bir mübalâğada bulunduğumu söyleyenler olmuştur.

              Lâkin şu mukaddemesini yazmakla şeref duyduğum şaheseri okuyanlar, vecdle dolu bir hayranlıkla anlayacaklar ki, Allah’ın ne kulları varmış! Eğer bir iman, kemalini bulursa, neler yapar ve ne harikalar doğururmuş!

              Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
              İnsan da, o imandaki son sırra ererse,
              En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
              Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar…
              Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,
              Peygamberi rüyada görür belki her akşam.
              Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,
              Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap.
              Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;
              Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.
              Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
              Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde.
              En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
              Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,
              Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
              Ruhundaki imanla yanan meş’ale sönmez!
              Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
              Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:
              Ey yolcu! Şafaklar sökecek, durma, ilerle,
              Zulmetlere kan ağlatacak meş’alelerle…
              Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel,
              İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Büyük İkbâl: (bk. bilgiler – Muhammed İkbal)[/TD]
              [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]azim: kararlılık, irade, gayret[/TD]
              [TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kandil: lâmba[/TD]
              [TD]kemal: mükemmel hale gelmek, olgunlaşmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lâkin: ancak[/TD]
              [TD]mahvolma: yıkılıp dağılma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]manzume: vezinli ve kafiyeli söz, şiir[/TD]
              [TD]mehtap: ay ışığı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meş’ale: kandil, lamba; ucunda ateş yanan ve aydınlatmak için kullanılan değnek[/TD]
              [TD]mihrap: Camilerde Kâbe yönünü gösteren ve imamın namaz kıldırırken geçtiği yer; mecazî olarak umut bağlanılan yer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukaddeme: başlangıç, giriş[/TD]
              [TD]mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mübalağa: abartı[/TD]
              [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mısra: şiirde yer alan her bir satır[/TD]
              [TD]sarp: çıkılması ve geçilmesi çok zor olan uçurum[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vecd: coşku[/TD]
              [TD]zulmet: karanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şafak: güneş doğmadan az önce beliren aydınlık[/TD]
              [TD]şaheser: üstün ve kalıcı nitelikte olan eser, başyapıt[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şâirane: şairce[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #809497
              Anonim

                Sanki bu mısralar iman kahramanı, büyük mücahid Bediüzzaman Hazretleri için yazılmış. Zira bu yüksek sıfatlar, hep onun sıfatlarıdır. Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerimede, bakınız, mücahidlere neler vaad ediyor:

                وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ blank.gif1


                Meâl-i şerifi: “Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz. Ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle (Allah’ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle) beraberdir.”

                Demek ki, iman ve Kur’ân uğrunda candan ve cihandan geçen mücahidlere, büyük Allah, hakikat ve hidayet yollarını göstereceğini vaad buyuruyor. Hâşâ, Cenâb-ı Hakvaadinde hulf etmez; yeter ki, bu azim vaad-i İlâhîyi icap ettirecek şartlar tahakkuketsin.

                Bu âyet-i kerime, Üstadın karakter ve şahsiyetini tahlil hususunda bize nurdan bir rehber oluyor ve o nurun billûr ışığı altında artık en ince çizgileri ve en hassas noktaları görüp sezebiliyoruz. Zira, madem ki bir insan Cenâb-ı Hakkın hıfz vehimayesinde bulunmak nimetine mazhar olmuştur; artık onun için korku, endişe, üzüntü, yılma, usanma ve saire gibi şeyler bahis mevzuu olamaz.

                Allah’ın nuruyla nurlanan bir gönlün semasını hangi bulutlar kaplayabilir? Her anhuzur-u İlâhîde bulunmak bahtiyarlığına eren bir kulun ruhunu, hangi fâni emel ve arzular, hangi zavallı teveccüh ve iltifatlar ve hangi pespâye gaye ve ihtiraslar tatmin,teskin ve tesellî edebilir?

                Allah’tır onun yârı, mürebbîsi, velîsi;

                Andıkça bütün nur oluyor duygusu, hissi.

                Yükselmededir mârifet iklimine her an,

                Bambaşka ufuklar açıyor ruhuna Kur’ân…

                Kur’ân ona yâd ettiriyor “Bezm-i Elest”i.

                Âşık, o tecellînin ezelden beri mesti…

                [NOT]Dipnot-1 Ankebût Sûresi, 29:69.[/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Bediüzzaman Hazretleri: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                [TD]Bezm-i Elest: Elest meclisi, Allah’ın ruhları yarattığında, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” anlamındaki sorusuna, ruhların, “Evet, Rabbimizsin” diye cevap verdikleri an[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                [TD]azîm: çok büyük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bahis mevzu: söz konusu[/TD]
                [TD]bahtiyarlık: yüce bir makâma erişmenin sağladığı mutluluk ve huzur[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]billûr: kristal; duru, berrak ve akıcı[/TD]
                [TD]cihan: dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                [TD]ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                [TD]hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]himaye: koruma[/TD]
                [TD]hulf etme: verdiği sözü tutmama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]huzur-u İlâhî: kulun kendisini her an Allah’ın huzurunda hissetmesi[/TD]
                [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hıfz: koruma[/TD]
                [TD]icap ettirme: gerektirme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtiras: aşırı istek, tutku[/TD]
                [TD]iltifat: yönelme, değer verme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mazhar olma: ayna olma, erişme[/TD]
                [TD]mest: kendinden geçmiş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meâl-i şerif: şerefli, yüce mânâ[/TD]
                [TD]muhsin: Allah’ı görmese de, Allah’ı görür gibi Ona ibadet eden[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mârifet: Allah’ı tanıma, bilme[/TD]
                [TD]mücahede etme: cihad etme, din uğrunda çaba harcama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
                [TD]mürebbî: terbiye edici, eğitici[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mısra: şiirde yer alan her bir satır[/TD]
                [TD]pespâye: aşağılık, âdi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sema: gökyüzü; yüksek dereceler[/TD]
                [TD]tahakkuk etme: gerçekleşme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahlil: değerlendirme, çözümleme[/TD]
                [TD]tecellî: belirme, görünme, yansıma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teskin: sakinleştirme, rahatlatma[/TD]
                [TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vaad: söz verme[/TD]
                [TD]vaad-i İlâhî: Allah tarafından kullara verilen vaad[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]velî: dost[/TD]
                [TD]yad etme: anma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]yâr: dost, sevgili[/TD]
                [TD]zira: çünkü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #809498
                Anonim

                  İşte, Bediüzzaman, böyle harikalar harikası bir inayete mazhar olan mübarek bir şahsiyettir. Ve bunun içindir ki, zindanlar ona bir gülistan olmuş; oradan ebediyetlerin nurlu ufuklarını görür. İdam sehpaları, birer va’z ve irşad kürsüsüdür. Oradan insanlığa ulvî bir gaye uğrunda sabır ve sebat, metanet ve celâdet dersleri verir. Hapishaneler birer medrese-i Yusufiyeye inkılâp eder. Oraya girerken, bir profesörün üniversiteye ders vermek için girdiği gibi girer. Zira oradakiler, onun feyizve irşadına muhtaç olan talebeleridir. Hergün birkaç vatandaşın imanını kurtarmak ve cânileri melek gibi bir insan haline getirmek, onun için dünyalara değişilmez bir saadettir.

                  Böyle bir yüksek iman ve ihlâs şuuruna malik olan insan, hiç şüphesiz ki, zaman ve mekân mefhumlarının fâniler üzerinde bıraktığı yaldızlı tesirleri kesif madde âleminde bırakarak, ruhuyla mâneviyat âleminin pırıl pırıl nurlar saçan ufuklarına yükselmiş bir haldedir.

                  Büyük mutasavvıfların (r.a.) fena fillâh, bekabillâh diye tarif ve tavsif buyurdukları yüksek mertebe, işte bu kudsî şerefe nail olmaktır.

                  Evet, her mü’minin kendine mahsus bir huzur, huşû, tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrakhali vardır. Ve herkes, iman ve irfanı, salâh ve takvâsı, feyiz ve mâneviyatınisbetinde bu İlâhî hazdan feyizyâb olabilir. Lâkin bu güzel hal, bu tatlı visal ve buemsalsiz haz, geçen âyet-i kerimedeki ihsan erbabı olan o büyük mücahidlerde her zaman devam ediyor. Ve işte onlar, bu sebepten dolayıdır ki, Mevlâyı unutmakgafletine düşmüyorlar. Nefisleriyle, arslanlar gibi bütün

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Mevlâ: bütün varlıklar âleminin yegâne sahibi ve efendisi olan Allah[/TD]
                  [TD]bekabillâh: Allah ile var olmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]celâdet: kahramanlık, yiğitlik[/TD]
                  [TD]câni: katil, cinayet işleyen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebediyet: sonu olmayan sonsuzluk[/TD]
                  [TD]emsalsiz: benzersiz, eşsiz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fena fillâh: Allah’ın varlığında yok olma, kulun zât ve sıfatlarının Allah’ın zât ve sıfatlarında fani olması[/TD]
                  [TD]feyiz: ilham, bolluk, bereket[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]feyizyâb olma: feyiz bulma; manevî nimetlere ve ikramlara nail olma[/TD]
                  [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gaflet: Allah’a ve Onun emir ve yasaklarına karşı duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
                  [TD]gülistan: gül bahçesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haz: zevk; manevî lezzet[/TD]
                  [TD]huzur: kulun kendisini Allah’ın huzurunda hissetmesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]huşû: kulun, Allah’ın varlıklar üzerinde yansıyan haşmet ve görkemini düşünerek kendisinden geçmesi[/TD]
                  [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihsan erbabı: Allah’ı görmese de, her an görüyormuşcasına hareket eden seçkin kullar[/TD]
                  [TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik[/TD]
                  [TD]irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla bilme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
                  [TD]istiğrak: Allah aşkıyla dünyayı unutup kendinden geçme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kesif: yoğun, katı[/TD]
                  [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]malik: sahip[/TD]
                  [TD]mazhar: ayna olma, erişme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
                  [TD]mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ; kavram[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]metanet: sağlamlık, kararlılık[/TD]
                  [TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâneviyat: mânevî yönden elde edilen gelişmeler ve özellikler[/TD]
                  [TD]mübarek: kutlu; kendisine çok saygı duyulan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mücahid: cihad eden; nefis ve şeytanlarla mücadele eden[/TD]
                  [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nail olmak: erişmek[/TD]
                  [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duyu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nisbetinde: oranında[/TD]
                  [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]salâh: iyilik[/TD]
                  [TD]sebat: kararlılık, sabit olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
                  [TD]tavsif: vasıflandırma, niteleme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tecerrüd: soyutlanma, sıyrılma; bütün varlıklardan alâka ve bağlantıları koparıp, kendini onlardan arındırıp Allah’a yönelme[/TD]
                  [TD]tefeyyüz: feyizlenme; manevî yönden ilerleme ve yükselme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                  [TD]visal: kavuşma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zira: çünkü[/TD]
                  [TD]âyet-i kerime: Kur’an’ın herbir cümlesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
                  [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak

                  [/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #809499
                  Anonim

                    ömürleri boyunca çarpışıyorlar. Ve hayatlarının her lâhzası, en yüksek terakki ve tekâmül hatıraları kaydediyor. Ve bütün varlıkları, o cemâl, kemâl ve celâl sıfatlarıyla muttasıf olan Rabbü’l-Âlemînin rızasında erimiş bulunuyorlar.

                    Mevlâ, bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin. Âmin.

                    endOfSection.gifendOfSection.gif


                    Yukarıdaki sahifelerde, büyük Üstadın, dostlarını meftun ve hayran ettiği kadar da, düşmanlarını dehşetler içerisinde bırakan azametli imanından bahsettik. Biraz da mümtaz şahsiyeti nurdan bir hâle halinde sarmakta olan üstün meziyetlerinden, ahlâk ve kemalâtından bahsedelim.

                    Malûm ya, her şahsiyeti, muhtelif ve muayyen meziyetler çerçeveler. Binaenaleyh,Üstadın şahsiyetini tekvin eden başlıca sıfatlar şunlardır:

                    Feragati:

                    Bir dâvâ sahibinin ve bilhassa ıslahatçının muvaffakiyet şartlarının en mühimmi feragattir. Zira gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tetkik ve takibe meyyaldirler. Üstadın bütün hayatı ise, baştan başa feragatın şaheser misalleriyle dolup taşmaktadır.

                    Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm bugün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”

                    Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım.

                    Vaktâ ki aynı sözü Bediüzzaman’ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca anladım ki, büyüklere göre feragatin ölçüsü de büyüyor… Evet, İslâm

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Mevlâ: bütün varlıklar âleminin yegâne sahibi ve efendisi olan Allah[/TD]
                    [TD]Mustafa Sabri Efendi: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Rabbü’l-Âlemin: âlemlerin Rabbi, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah[/TD]
                    [TD]allâme: büyük âlim[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]azametli: büyük, yüce[/TD]
                    [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]celâl: büyüklük, azamet, haşmet[/TD]
                    [TD]cemâl: sonsuz güzellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esrarlı: gizemli, sırlı[/TD]
                    [TD]feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâle: ay ve güneşin etrafında bazen görünen parlak, ışıklı halka[/TD]
                    [TD]ilhak eylemek: dahil etmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme[/TD]
                    [TD]kemalât: bir kimsenin sahip olduğu üstün meziyetler, manevî haslet ve özellikler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâl: sonsuz mükemmellik[/TD]
                    [TD]malûm: bilinen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meftun: düşkün, tutkun[/TD]
                    [TD]merhum: vefat etmiş ve Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan,[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meyyal: meyilli, eğilimli[/TD]
                    [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muayyen: belirli[/TD]
                    [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
                    [TD]muttasıf: nitelenmiş; belli bir vasıf ve sıfatı üzerinde taşıyan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
                    [TD]mücahit: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan kimse[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mühim: önemli[/TD]
                    [TD]mümtaz: seçkin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rıza: memnuniyet[/TD]
                    [TD]sâdır olan: çıkan; dile getirilen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tekvin eden: oluşturan, meydana getiren[/TD]
                    [TD]tekâmül: ilerleme, mükemmelleşme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                    [TD]tetkik etme: inceleme, araştırma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vaktâ ki: ne zaman ki[/TD]
                    [TD]zira: çünkü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zümre: grup, topluluk[/TD]
                    [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âmin: “Allahım kabul eyle”[/TD]
                    [TD]ıslahatçı: gerek insanlarda, gerekse toplum yapısında meydana gelen bozulmaları düzeltme, yenileme ve eksiklikleri tamamlama çabasında olan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Şeyhülislâm: Osmanlı devletinde, kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve din işlerine bakmakla birlikte dünya işlerine de din bakımından karışan kimse[/TD]
                    [TD]şahsiyet: kişilik, yapı

                    [/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #809500
                    Anonim

                      için bu kadar acıklı bir feragate katlanmaya razı olan mücahidleri, Erhamürrâhimîn olan Allahü Zü’l-Kerem Tealâ ve Tekaddes Hazretleri bırakır mı? O fedaî kulunu lütuf ve kereminden, inayet ve merhametinden mahrum etmek, şânına—hâşâ—yakışır mı?

                      İşte, Bediüzzaman, bu müstesna tecellînin en parlak misalidir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. Dünyanın bütün meşru lezzetlerinden tamamen mahrum kaldı. Bir yuva kurmak ve orada mes’ut bir aile hayatı geçirmek sevdasına düşmeye vakit ve fırsat bulamadı. Fakat Cenâb-ı Hak kendisine öyle şeyler ihsan etti ki, fâni kalemlerle tarif olunamayacak kadar muazzam ve muhteşemdir.

                      Bugün dünyada hangi bir aile reisi, mânen Bediüzzaman Hazretleri kadar mes’uttur? Hangi bir baba milyonlarla evlâda sahip olmuştur? Hem de nasıl evlâtlar!.. Ve hangi bir üstad bu kadar talebe yetiştirebilmiştir?

                      Bu kudsî ve ruhî rabıta, biiznillâhi teâlâ, dünyalar durdukça duracak ve nurdan bir sel halinde ebediyetlere kadar akıp gidecektir. Çünkü bu İlâhî dâvâ, Kur’ân-ı Kerîmin nur deryasında tebellür eden bir varlık olduğu gibi, Kur’ân’dan doğmuş ve Kur’ân’la beraber yaşayacaktır…

                      Şefkat ve merhameti:

                      Büyük üstad, hak ve hakikati tâ çocukluğunda bulmuştu. Kalbinin feryadını ve ruhunun münâcâtını dinlemek için mağaralara kapandığı günlerde bile ibadet ve taatten, tefekkür ve murakabelerden, feyiz ve huzur almanın zevkine ermiş olan birârif-i billâh idi.

                      Lâkin, karanlık gece dalgalarını andıran korkunç küfür ve ilhad kâbusunun Müslüman dünyasını ve dolayısıyla memleketimizi kaplamak üzere olduğu o tehlikeli günlerde, yatağından fırlayan bir arslan gibi, yanardağları andıran bir kükreyişle cihad meydanına atıldı. Bütün rahat ve huzurunu bu mukaddes dâvâya

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Allahü Zü’l-Kerem Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: Sonsuz cömertlik, yücelik sahibi, her türlü eksiklik ve noksanlıktan münezzeh ve mukaddes olan Allah[/TD]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Erhamü’r-Râhimîn: merhametlilerin en merhametlisi olan Allah[/TD]
                      [TD]aile reisi: ailenin başı, baba[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]biiznillâh teâlâ: Yüce Allah’ın izni ile[/TD]
                      [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]derya: deniz[/TD]
                      [TD]ebediyet: sonsuzluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fedaî: davası ve inançları uğruna canını feda eden[/TD]
                      [TD]feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]feyiz: manevî kaynaklardan gelen ilham; bolluk, bereket[/TD]
                      [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
                      [TD]ihsan etme: bağışlama, ikram etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ilhad: dinsizlik, inkâr[/TD]
                      [TD]inayet: lütuf, iyilik, yardım[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kerem: cömertlik, ikram, yardım[/TD]
                      [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]küfür: inanmama, kabul etmeme[/TD]
                      [TD]lâkin: ancak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lütûf: iyilik, ihsan, bağış[/TD]
                      [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meşru: helâl, dine uygun[/TD]
                      [TD]muazzam: büyük[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                      [TD]murakabe: nefsini kontrol altına alma, Allah tarafından sürekli gözetlendiğine inanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mânen: mânevî yönden[/TD]
                      [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mücerred: evlenmemiş olan, bekâr[/TD]
                      [TD]münâcât: Allah’a yalvarma, yakarma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müstesna: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
                      [TD]rabıta: bağ[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ruhî: ruhla ilgili, ruhtan gelen[/TD]
                      [TD]taat: Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tebellür etme: billurlaşma; kristaller gibi parıldama[/TD]
                      [TD]tecellî: belirme, yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme[/TD]
                      [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ârif-i billâh: Allah’ı tanıyan, bilen; manevî mertebelerin en üst seviyesi olan mârifetullah derecesine ulaşan[/TD]
                      [TD]şefkat: acıma, merhamet

                      [/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #809501
                      Anonim

                        feda etti. Ve işte bu hikmete mebnidir ki, o günden beri her sözü bir dilim lâv, her fikri bir ateş parçası olmuş, düştüğü gönülleri yakıyor; hisleri, fikirleri alevlendiriyor.

                        Büyük Üstadın tam bir uzlet ve inzivadan sonra tekrar irşad ve cemiyet hayatına atılması, aynen İmam-ı Gazâlî’nin hayatında geçirmiş olduğu o mühim ve tarihî merhaleye benzemektedir.

                        Demek ki, Cenâb-ı Hak, büyük mürşidleri böyle bir müddet inzivada terbiye, tasfiye ve tezkiye ettikten sonra tenvir ve irşad vazifesiyle mükellef kılıyor. Ve bu sebepledir ki, bir mâ-i mukattardan daha temiz ve berrak olan yüreklerinden kopup gelen nefesler, kalblere akseder etmez bam başka tesirler icra ediyor.

                        Arz ettiğim gibi, İmam-ı Gazâlî’nin bundan dokuz yüz sene evvel ahlâk ve faziletsahasında yapmış olduğu fütuhatı, bu asırda Bediüzzaman, iman ve ihlâs vâdisinde başarmıştır.

                        Evet, Hazret-i Üstadı bu müthiş cihad meydanlarına sevk eden, hep bu eşsiz şefkatve merhameti olmuştur. Ve bunu bizzat kendisinden dinleyelim:

                        “Bana ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!..”

                        İstiğnası:

                        Üstadın, hayatı boyunca cemiyetimizin her tabakasına vermekte olduğu binlerleistiğna örnekleri, dillere destan olmuş bir ulviyeti haizdir.

                        Mâsivâdan tam mânâsıyla istiğna ederek, uzvî ve ruhî bütün varlığıyla Rabbü’l-Âlemînin bitmez ve tükenmez hazinesine dayanmayı, müddet-i hayatında

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                        [TD]Rabbü’l-Âlemîn: Alemlerin Rabbi, Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]aksetme: yansıma[/TD]
                        [TD]arz etme: sunma, dile getirme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                        [TD]cemiyet: toplum[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama[/TD]
                        [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem[/TD]
                        [TD]fütuhat: fetihler, zaferler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: sebep, sır, gaye[/TD]
                        [TD]hâiz: sahip, elde eden[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]icra etme: yürütme, yerine getirme[/TD]
                        [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
                        [TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istiğna: elindekilerle yetinip başkalarının yardımına ihtiyaç duymama; tok gözlü olma; gönül tokluğu[/TD]
                        [TD]lâv: yanardağların püskürmesi sırasında ortaya çıkan kütle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mebni: bina edilmiş olan; bundan dolayı[/TD]
                        [TD]merhale: aşama, safha[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mâ-i mukattar: saf su, damıtılmış su[/TD]
                        [TD]mâsivâ: Allah’tan başka herşey[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müddet-i hayat: hayat süresi[/TD]
                        [TD]mükellef: yükümlü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren[/TD]
                        [TD]ruhî: ruhla ilgili, ruha ait[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sevk etme: yöneltme, yönlendirme[/TD]
                        [TD]tasfiye: kalbini ve ruhunu her türlü manevî kirlerden arındırma, temizleme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tenvir: nurlandırma, aydınlatma; insanları iman ve Kur’ân ilimleriyle aydınlatma[/TD]
                        [TD]terbiye: manevî eğitimden geçme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tezkiye: kusur ve hatalardan arınarak manen temizlenme[/TD]
                        [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]uzlet: bir köşeye çekilip yalnız başına yaşama[/TD]
                        [TD]uzvî: beden organları ile ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                        [TD]İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #809502
                        Anonim

                          bir itiyad değil, âdeta bir mezhep, meşrep ve meslek olarak kabul etmiştir. Ve bunda da ne pahasına olursa olsun sebat eylemekte hâlâ devam etmektedir.

                          İşin orijinal tarafı: Bu meslek, kendi şahsına münhasır kalmamış, talebelerine de kudsî bir mefkûre halinde intikal etmiştir. Nur deryasında yıkanmak şerefine mazhar olan bir Nur talebesinin istiğnasına hayran olmamak kabil değildir.

                          Bakınız, Üstad, Mektubat ünvanını taşıyan şaheserin İkinci Mektubunda, bu mühim noktayı altı vecihle ne kadar asil bir iman ve irfan şuuruyla izah eder:

                          “Birincisi: Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle itham ediyorlar; ilmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Binaenaleyh bunları fiilen tekzip lâzımdır.

                          İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittibâ etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîmde hakkıneşredenlerاِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ، اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ blank.gif1 diyerek, insanlardan istiğna göstermişler…”

                          İşte, Risale-i Nur Külliyatının mazhar olduğu İlâhî fütuhat, hep bu enbiyamesleğinde sebat kahramanlığının şaheser misali ve harikulâde neticesidir. Ve bu sayede Üstad, izzet-i ilmiyesini, cihan-kıymet bir elmas gibi muhafaza eylemiştir.

                          Artık, herkesin, uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice bin şahsî ve maddî menfaatlerle asla alâkası olmayan bir insan, nasıl olur da gönüller fatihi olmaz? İmanlı gönüller, nasıl onun feyiz ve nuruyla dolmaz?

                          İktisatçılığı:

                          İktisat, bundan evvel bahsettiğimiz “istiğna”nın tefsir ve izahından başka birşey değildir. Zaten iktisat sarayına girebilmek için, evvelâ istiğna denilen

                          [NOT]Dipnot-1 “Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.” Hûd Sûresi, 11:29. [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Kur’ân-ı Hakîm: hikmetli Kur’ân; her âyet ve sûresinde sayısız hikmetler bulunan Kur’ân[/TD]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cihan-kıymet: bütün kâinat kıymetinde olan[/TD]
                          [TD]derya: deniz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler[/TD]
                          [TD]ehl-i ilim: ilim ehli kimseler; âlimler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                          [TD]fatih: fetheden[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]feyiz: ilham, bolluk, bereket[/TD]
                          [TD]fütuhat: fetihler, zaferler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde[/TD]
                          [TD]iktisat: tutumluluk; her hususta orta yolu takip etme, lüzumundan fazla veya noksan harcamaktan kaçınma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]intikal etme: geçme, varma[/TD]
                          [TD]irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla bilme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istiğna: elindekilerle yetinip başkalarının yardımına ihtiyaç duymama; tok gözlü olma; gönül tokluğu[/TD]
                          [TD]itham: suçlama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]itiyad: alışkanlık[/TD]
                          [TD]ittibâ etme: uyma, tabi olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izah: açıklama[/TD]
                          [TD]izzet-i ilmiye: ilmin izzeti, şerefi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kabil: mümkün[/TD]
                          [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lâzım: bir hususu ve özelliği gerektiren sebep[/TD]
                          [TD]mazhar: sahip olan, erişen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]medar-ı maişet: geçim kaynağı[/TD]
                          [TD]mefkûre: gaye, ideâl[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mezhep: tutulan yol, ekol[/TD]
                          [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]misal: örnek[/TD]
                          [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mükellef: yükümlü[/TD]
                          [TD]münhasır: ait, sınırlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]neşr-i hak: hakkı ve hakikatleri bütün insanlara yayma, duyurma[/TD]
                          [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sebat: kararlılık, sabit olma[/TD]
                          [TD]sebat etme: kararlı ve sabit olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tefsir: açıklama[/TD]
                          [TD]tekzip: yalanlama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]unvan: isim[/TD]
                          [TD]vasıta-i cer: birşeyi herhangi bir çıkar için kullanmak, alet etmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vecih: yön, taraf[/TD]
                          [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şaheser: üstün ve kalıcı nitelikte olan eser, başyapıt[/TD]
                          [TD]şahsî: kişisel[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #809503
                          Anonim

                            kapıdan girmek lâzımdır. Bu sebeple iktisatla istiğna, lâzımla mülzem kabilindendir.

                            Üstad gibi, istiğna hususunda peygamberleri kendine örnek kabul eden bir mücahidin iktisatçılığı, kendiliğinden husule gelecek kadar tabiî bir haslet halini alır ve artık ona günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfi gelebilir. Zirabu büyük insan, büyük ve munsif Fransız şairi Lâ Martin’in dediği gibi: “Yemek için yaşamıyor, belki yaşamak için yiyor.”

                            Üstadın meşrep ve mesleğini tamamen anladıktan sonra, artık onun yüksek iktisatçılığını böyle yemek içmek gibi basit şeylerle mukayese etmeyi çok görüyorum.Zira, bu büyük insanın yüksek iktisatçılığını mânevî sahalarda tatbik etmek ve maddî olmayan ölçülerle ölçmek lâzım gelir.

                            Meselâ, Üstad, bu yüksek iktisatçılık kudretini sırf yemek, içmek, giymek gibi basit şeylerle değil; bilâkis fikir, zihin, istidat, kabiliyet, vakit, zaman, nefis ve nefes gibi mânevî ve mücerred kıymetlerin israf ve heder edilmemesiyle ölçen bir dâhidir. Ve bütün ömrü boyunca bir karakter halinde takip ettiği bu titiz muhasebe ve murakebe usulünü, bütün talebelerine de telkin etmiştir. Binaenaleyh bir Nur talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zira, onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu “Dikkat!” kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.

                            İşte Bediüzzaman, kudretli bir ıslahatçı ve harikalar harikası bir pedagog (mürebbî) olduğunu, yetiştirdiği ter temiz nesille fiilen ispat etmiş ve iktisat tarihine nurdan pırıltılarla yazılan bir atlas sahife daha ilâve eden bir nâdire-i fıtrattır.

                            Tevazuu ve mahviyetkârlığı:

                            Nur Risalelerinin bu kadar harikulâde bir şekilde cihana yayılmasında, bu iki hasletin çok faidesi olmuş ve pek derin tesirleri görülmüştür.

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Lâ Martin: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]atlas sayfa: ipekten dokunmuş kumaş gibi parlak bir sayfa[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
                            [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cihan: dünya, âlem[/TD]
                            [TD]fiilen: uygulamalı olarak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde[/TD]
                            [TD]haslet: huy, özellik, karakter[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]heder etme: boş yere harcama, israf etme[/TD]
                            [TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iktisat: tutumluluk; her hususta orta yolu takip etme, lüzumundan fazla veya noksan harcamaktan kaçınma[/TD]
                            [TD]ilâve: ekleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istidat: potansiyel, kabiliyet[/TD]
                            [TD]istiğna: elindekilerle yetinip başkalarının yardımına ihtiyaç duymama; tok gözlü olma; gönül tokluğu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kabil: tür, çeşit gibi[/TD]
                            [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                            [TD]lâzım: bir hususu ve özelliği gerektiren sebep[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahviyetkârlık: alçakgönüllülük[/TD]
                            [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mihrak noktası: odak noktası[/TD]
                            [TD]muhasebe: hesaba çekme, sorgulama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mukayese: kıyaslama[/TD]
                            [TD]munsif: insaflı, hakkaniyetli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]murakebe: kontrol etme, sürekli gözetleme[/TD]
                            [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mücerred: soyut, maddî özelliği olmayan[/TD]
                            [TD]mülzem: bir husus ve özelliğin gerekli olduğu veya görüldüğü şey[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mürebbî: terbiye edici, eğitici[/TD]
                            [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nâdire-i fıtrat: yaratılış olarak benzersiz olan[/TD]
                            [TD]pedagog: eğitimci, terbiyeci[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tatbik etmek: uygulamak[/TD]
                            [TD]telif: kitap yazma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]telkin etme: zihinde yer ettirme, aşılama[/TD]
                            [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]usul: yöntem[/TD]
                            [TD]zira: çünkü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                            [TD]ıslahatçı: gerek insanlarda, gerekse toplum yapısında meydana gelen bozulmaları düzeltme, yenileme ve eksiklikleri tamamlama çabasında olan[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #809504
                            Anonim

                              Çünkü, Üstad, sohbet ve teliflerinde kendine bir “kutbu’l-ârifîn” ve bir “Gavsu’l-vâsılîn” süsü vermediği için, gönüller ona pek çabuk ısınmış, onu ter temiz bir samimiyetle sevmiş ve derhal ulvî gayesini benimsemiştir.

                              Mesela, ahlâk ve fazilete, hikmet ve ibrete ait olan birçok sohbet ve telkinlerini, doğrudan doğruya nefsine tevcih eder. Keskin ve âteşîn hitabelerinin ilk ve yegâne muhatabı, öz nefsidir. Oradan, merkezden muhite yayılırcasına, bütün nur ve sürura, saadet ve huzura müştak olan gönüllere yayılır.

                              Üstad, hususî hayatında gayet halim-selim ve son derece mütevazidir. Bir ferdi değil, hiçbir zerreyi incitmemek için âzamî fedakârlıklar gösterir. Sayısız zahmet ve meşakkatlere, ıztırap ve mahrumiyetlere katlanır; fakat imanına, Kur’ân’ına dokunulmamak şartıyla…

                              Artık o zaman bakmışsınız ki, o sâkin deniz, dalgaları semâlara yükselen bir tufan, sahillere heybet ve dehşet saçan bir umman kesilmiştir. Çünkü o, Kur’ân‑ı Kerîmin sadık hizmetkârı ve iman hudutlarını bekleyen kahraman ve fedai bir neferidir. Kendisi bu hakikati veciz bir cümleyle şu şekilde ifade eder:

                              “Bir nefer nöbette iken, başkumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben de Kur’ân’ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başında iken karşıma kim çıkarsa çıksın, ‘hak budur’ derim, başımı eğmem…”

                              Vazife başında ve cihad meydanında iken şu mısralar lisan-ı halidir:

                              Şahlanan bir ata benzer, kırarım kanlı gemi,
                              Sinsi düşmanlara, hâşâ, satamam benliğimi.
                              Benliğimden uzak olmaktır esaret bence,
                              Böyle bir zillete düşmek ne hazin işkence!
                              Ebedî vuslatın aşkıyla geçer her ânım,
                              Dest-i kudretle yapılmış kaledir imanım,

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Gavsu’l-vâsılîn: mârifetullah derecesine ulaşarak, Allah’a ulaşan büyük zâtların en büyüğü ve en önde geleni[/TD]
                              [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
                              [TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esaret: esirlik, tutsaklık[/TD]
                              [TD]fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fedaî: davası uğruna hayatını feda eden[/TD]
                              [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
                              [TD]halim-selim: yumuşak huylu, sakin[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hazin: hüzün veren, acıklı[/TD]
                              [TD]hikmet: bilgelik; gerek sözleri, gerekse hareketleriyle bilgece davranma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hitabe: insanlara yönelik konuşma, nasihatte bulunma[/TD]
                              [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hudut: sınır[/TD]
                              [TD]hususî: özel, şahsî[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâşâ: “kesinlikle öyle olamaz” mânâsını ifade eden bir ifade[/TD]
                              [TD]ibret: insanlara ders verecek ve örnek teşkil edecek söz ve davranışlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kutbü’l-ârifîn: manevî mertebeler içinde en yüksek seviye olan mârifetullah derecesine ulaşanların en önde geleni[/TD]
                              [TD]lisan-ı hâl: hal dili[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahrumiyet: yoksun kalma[/TD]
                              [TD]meşakkat: güçlük, sıkıntı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhit: çevre, etraf[/TD]
                              [TD]mütevâzi: alçakgönüllü, gösterişsiz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müştak: arzulu, çok istekli, düşkün[/TD]
                              [TD]mısra: bir şiirde bulunan her bir satır[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nefer: asker, er[/TD]
                              [TD]nefs: kişinin kendisi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                              [TD]sadık: sadakatle bağlanan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]semâ: gök[/TD]
                              [TD]sürur: mutluluk, sevinç[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]telkin: zihinde yer ettirme, aşılama[/TD]
                              [TD]tevcih etme: yöneltme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tufan: büyük su baskını[/TD]
                              [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]umman: büyük deniz, okyanus[/TD]
                              [TD]veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vuslat: kavuşma[/TD]
                              [TD]yegâne: tek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zerre: atom; atom kadar küçük olan[/TD]
                              [TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                              [TD]âteşîn: ateşli, coşkulu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âzamî: en büyük, en çok[/TD]
                              [TD]ıztırap: sıkıntı, aşırı elem

                              [/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #809506
                              Anonim

                                Bu mukaddes emelimden ne kadar dilşâdım,
                                Görmek ister beni Cennette şehid ecdadım.
                                Ruhum oldukça müebbed, ebedîdir ömrüm,
                                En büyük vuslata Allah’a çıkan yoldur ölüm.

                                endOfSection.gifendOfSection.gif


                                Kitaba girmezden evvel, Üstadı ilmî, fikrî, tasavvufî ve edebî cepheleriyle de mütalâa etmek isterdim. Fakat çok derin ve pek şümullü olan bu mevzuların birkaç sahife ile hulâsa edilemeyeceğini kat’î bir surette idrak ettikten sonra, artık adı geçen mevzulara birkaç cümleyle temas etmeyi münasip gördüm.

                                Rabbim imkânlar lûtfederse, bu derin mevzuları, Risale-i Nur Külliyatı ve Nur talebeleri ile birlikte, büyük ve müstakil bir eserle, tahlilî bir surette tetkik ve mütalâa etmeyi bütün ruhumla arzu ediyorum. Bu hususta, büyük Üstadımızın ve aziz kardeşlerimin kıymetli dualarını niyaz eylerim.

                                Üstadın ilmî cephesi:

                                Merhum Ziya Paşa, şu
                                Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,
                                Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

                                beytiyle nesilden nesile bir düstur halinde intikal edecek olan çok büyük bir hakikatı ifade etmiştir.

                                Evet, Müslüman ırkımıza Risale-i Nur Külliyatı gibi muazzam bir iman ve irfan kütüphanesini hediye eden, gönüller üzerinde mukaddes bir nur müessesesi kuran mümtaz ve müstesna zâtın kudret-i ilmiyesi hakkında tafsilâta girişmek, öğle vakti güneşi tarif etmek kadar fuzulî bir iştir.

                                Yalnız, yanık bir şairimizin,

                                Hüsn olur kim seyrederken ihtiyar elden gider

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                                [TD]Ziya Paşa: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]aziz: çok değerli, izzetli, saygın[/TD]
                                [TD]beyt: iki mısralık şiir[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cephe: yön[/TD]
                                [TD]dilşâd: gönül hoşluğu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]düstur: kural, prensip[/TD]
                                [TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ecdad: atalar, cedler[/TD]
                                [TD]edebî: edebiyata ait[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                                [TD]evvel: önce[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fikrî: fikir ve düşünce yönü[/TD]
                                [TD]fuzulî: fazladan, lüzumsuz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
                                [TD]hulâsa etme: özetleme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hüsn: güzellik[/TD]
                                [TD]idrak etme: anlama[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihtiyar: irade, bilinçli hareket edebilme[/TD]
                                [TD]ilmî: ilme ait[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]intikal etme: geçme, ulaşma[/TD]
                                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret-i ilmiye: ilimî kudret ve kapasite[/TD]
                                [TD]lûtfedetme: bağışlama, sunma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]merhum: vefat eden bir kişinin ardından söylenen ve “Allah’ın rahmetine kavuşmuş, rahmete ermiş” anlamında kullanılan ifade[/TD]
                                [TD]mevzu: konu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muazzam: çok büyük[/TD]
                                [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müebbed: sonsuz[/TD]
                                [TD]müessese: kurum, bina[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mümtaz: seçkin[/TD]
                                [TD]münasip: uygun[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müstakil: bağımsız[/TD]
                                [TD]müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mütalâa etme: inceleme; bir konu üzerinde araştırma yaparak değerlendirmelerde bulunma[/TD]
                                [TD]niyaz eyleme: isteme, rica etme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rütbe-i akl: aklî kapasitenin derecesi ve seviyesi[/TD]
                                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                                [TD]tahlilî: bir meseleyi tüm ayrıntılarıyla açıklamaya ait[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tasavvufî: tasavvufa ait[/TD]
                                [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vuslat: kavuşma[/TD]
                                [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âyine: ayna[/TD]
                                [TD]şümullü: kapsamlı[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #809507
                                Anonim

                                  dediği gibi, hayatının her lâhzasında İlâhî tecellilere mazhar bulunan bu mübarek zâtın, ilim ve irfanından, ahlâk ve kemalâtından bahsetmek, insana bam başka bir zevk ve İlâhî bir haz veriyor. Bunun için sözü uzatmaktan kendimi alamıyorum.

                                  Üstad, Risale-i Nur Küliyatında dinî, içtimaî, ahlâkî, edebî, hukukî, felsefî ve tasavvufî en mühim mevzulara temas etmiş ve hepsinde de harikulâde bir surette muvaffak olmuştur.

                                  İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat’î bir surette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır.

                                  Bu sebeple, Risale-i Nur Külliyatını aziz milletimizin her tabakasına kemal-i emniyet ve samimiyetle takdim etmekle şeref duyuyoruz. Nur Risaleleri, Kur’ân-ı Kerîmin nurderyasıdan alınan berrak katreler ve hidayet güneşinden süzülen billûr huzmelerdir.Binaenaleyh, her Müslümana düşen en mukaddes vazife, imanı kurtaracak olan bu nurlu eserlerin yayılmasına çalışmaktır. Zira, tarihte pek çok defalar görülmüştür ki, bir eser nice fertlerin, ailelerin, cemiyetlerin ve sayısız insan kitlelerinin hidayet ve saadetine sebep olmuştur. Ah, ne bahtiyardır o insan ki, bir mü’min kardeşinin imanının kurtulmasına sebep olur!

                                  Üstadın fikrî cephesi:

                                  Malûm ya, her mütefekkirin kendine mahsus bir tefekkür sistemi, fikrî hayatında takip ettiği bir gayesi ve bütün gönlüyle bağlandığı bir ideali vardır. Ve onun tefekkür sisteminden, gaye ve idealinden bahsetmek için uzun mukaddemeler serd edilir. Fakat Bediüzzaman’ın tefekkür sistemi, gaye ve ideali, uzun mukaddemelerle filân yorulmaksızın, bir cümleyle hülâsa edilebilir:

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk[/TD]
                                  [TD]aziz: çok değerli, izzetli, saygın[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                                  [TD]berrak: çok temiz ve pırıl pırıl olan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]billûr: kristal; parlak ve ışıltılı[/TD]
                                  [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cemiyet: toplum[/TD]
                                  [TD]cephe: yön[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]derya: deniz[/TD]
                                  [TD]edebî: edebiyat ile ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]felsefî: felsefe ile ilgili[/TD]
                                  [TD]fikrî: düşünce ve fikirle bağlantılı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]girdap: suların dönerek çukurlaştığı yer; tehlikeli yer[/TD]
                                  [TD]harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]haz: zevk, lezzet[/TD]
                                  [TD]hidayet: doğru ve hak olan yolu gösteren İslâmiyet[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hidayet güneşi: tıpkı bir güneş gibi inkarcılık ve küfür karanlıklarını aydınlatan, insanları iman esaslarına ulaştıran vasıta; Kur’an-ı Kerîm[/TD]
                                  [TD]hukukî: hukukla ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]huzme: ışık demeti[/TD]
                                  [TD]hülâsa etme: özetleme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla bilme[/TD]
                                  [TD]içtimaî: toplumsal, sosyal[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]katre: damla[/TD]
                                  [TD]kat’î: kesin[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kemal-i emniyet: eksiksiz güven ve esenlik içinde bulunma[/TD]
                                  [TD]kemâlât: mükemmel ve üstün meziyetler, yüksek özellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lâhza: an[/TD]
                                  [TD]mahsus: özel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                                  [TD]mazhar: ayna olma, erişme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevzu: konu[/TD]
                                  [TD]mukaddeme: giriş, önsöz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                                  [TD]muvaffak olma: başarma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mübarek: manevî yönden çok büyük makamı olan, verimli ve bereketli[/TD]
                                  [TD]mühim: önemli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mütefekkir: düşünür, bilgin; insanlığın ve Müslümanların problemlerini ve çârelerini düşünüp çözüm sunan, âlim kişi[/TD]
                                  [TD]mü’min: Allah’a inanan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]saadet: mutluluk; ebedî mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı[/TD]
                                  [TD]samimiyet: içtenlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]serd etmek: sözü peş peşe ve güzel bir edâ ile söylemek[/TD]
                                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sâhil-i selâmet: selâmetli, güvenli sahil; kurtuluşa erme yeri[/TD]
                                  [TD]takdim etme: sunma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tasavvufî: tasavvufla ilgili[/TD]
                                  [TD]tecellî: belirme, görünme, yansıma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme[/TD]
                                  [TD]ulema: âlimler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zira: çünkü[/TD]
                                  [TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî

                                  [/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 19)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.