- Bu konu 17 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Ekim 2012: 09:54 #809508
Anonim
Bütün semavî kitapların ve bilumum peygamberlerin yegâne dâvâları olan “Hâlık-ı Kâinatın ulûhiyet ve vahdaniyetini ilân” ve bu büyük dâvâyı da ilmî, mantıkî ve felsefî delillerle ispat eylemektir.
O halde Üstadın mantık, felsefe ve müspet ilimlerle de alâkası var.
Evet, mantık ve felsefe, Kur’ân’la barışıp hak ve hakikate hizmet ettikleri müddetçe,Üstad en büyük mantıkçı ve en kudretli bir feylesoftur. Mukaddes ve cihanşümul dâvâsını ispat vâdisinde kullandığı en parlak delilleri ve en kat’î burhanları, Kur’ân-ı Kerîmin Allah kelâmı olduğunu hergün bir kat daha ispat ve ilân eden müsbet ilimdir.
Zaten felsefe, aslında hikmet mânâsına geldikçe, Vacibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretlerini, Zât-ı Bâri’sine lâyık sıfatlarla ispata çalışan her eser en büyük hikmet ve o eserin sahibi de en büyük hakîmdir.
İşte Üstad, böyle ilmî bir yolu, yani Kur’ân-ı Kerîmin nurlu yolunu takip ettiği için, binlerle üniversitelinin imanını kurtarmak şerefine mazhar olmuştur. Hazretin bu hususta hâiz olduğu ilmî, edebî ve felsefî daha pek çok meziyetleri vardır. Fakat onları, eserlerinden misaller getirerek inşaallah müstakil bir eserde arz etmek emelindeyim. Ve minallahi’t-tevfik.
Tasavvuf cephesi:
Nakşibendî meşâyihinden, her harekâtını Peygamber-i Zîşan Efendimiz Hazretlerinin harekâtına tatbik etmeye çalışan ve büyük bir âlim olan bir zâta sordum:
“Efendi Hazretleri, ulema ile mutasavvife arasındaki gerginliğin sebebi nedir?”
“Ulema, Resul-i Ekrem Efendimizin ilmine, mutasavvıflar da ameline vâris olmuşlar. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Fahr-i Cihan Efendimizin hem ilmine ve
[TABLE]
[TR]
[TD]Fahr-i Cihan: bütün dünyanın kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Kâinat: bütün kâinatı ve içindeki herşeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakşibendî: Nakşî tarikatına mensup olan kişi[/TD]
[TD]Peygamber-i Zîşan: şan, şeref sahibi Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Vacibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan; sonsuz yücelik sahibi; bütün kusur ve noksanlıklardan münezzeh olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Bâri: herşeyi takdir ettiği şekle uygun olarak yaratıp varlığa çıkaran ve yaratan Zât, Allah[/TD]
[TD]amel: davranış, uygulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz etmek: sunmak[/TD]
[TD]bilumum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil[/TD]
[TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâvâ: iddia[/TD]
[TD]emel: arzu, ümid[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]filozof: felsefeci[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîm: bilge, hikmetli[/TD]
[TD]harekât: hareketler, davranışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hazret: hürmet ve saygı maksadı ile büyüklere verilen unvan; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâiz: sahip olan[/TD]
[TD]inşaallah: Allah izin verirse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin, doğruluğu tartışılmaz olan[/TD]
[TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudretli: güçlü; otoriter[/TD]
[TD]mazhar: ayna olan, erişen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[TD]meşâyih: şeyhler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddes: kutsal[/TD]
[TD]mutasavvife/mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müddet: süre[/TD]
[TD]müsbet ilim: pozitif ilim; matematik, fizik gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstakil: bağımsız, farklı[/TD]
[TD]semâvî: İlahî, vahiyle gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvuf: kişinin kalbini dünya ilgilerinden kesip gönlünü Allah sevgisine bağlaması, tarikat ehli olma[/TD]
[TD]tatbik etme: uygulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulema: âlimler[/TD]
[TD]ulûhiyet: ilâhlık, Allah’ın kâinattaki hâkimiyeti ile her şeyi kendisine ibâdet ve itaat ettirmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz olması ve ortağının bulunmaması[/TD]
[TD]ve minallahi’t-tevfik: başarı ve muvaffakiyet Allah’tandır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâris: mirasçı[/TD]
[TD]yegâne: tek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 09:55 #809509Anonim
hem ameline vâris olan bir zâta ‘zülcenaheyn,’ yani ‘iki kanatlı’ deniliyor.Binaenaleyh, tarikattan maksat, ruhsatlarla değil, azîmetlerle amel edip ahlâk-ı Peygamberî ile ahlâklanarak bütün mânevî hastalıklardan temizlenip Cenâb-ı Hakkın rızasında fani olmaktır. İşte bu ulvî dereceyi kazanan kimseler, şüphesiz ki ehl-i hakikattirler. Yani, tarikattan maksud ve matlub olan gayeye ermişler demektir. Fakat bu yüksek mertebeyi kazanmak, her adama müyesser olamayacağı için, büyüklerimiz matlub olan hedefe kolaylıkla erebilmek için muayyen kaideler vaz eylemişlerdir.Hülâsa, tarikat, şeriat dairesinin içinde bir dairedir. Tarikattan düşen şeriata düşer, fakat—maazallah—şeriattan düşen ebedî hüsranda kalır.”
Bu büyük zatın beyanatına göre, Bediüzzaman’ın açtığı nur yolu ile, hakikî ve şâibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilâf yoktur. Her ikisi de rıza-yı Bârîye ve binnetice Cennet-i âlâya ve dîdar-ı Mevlâya götüren yollardır.
Binaenaleyh, bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani kalmadığı gibi, bilâkisRisale-i Nur, tasavvuftaki “murakabe” dairesini Kur’ân-ı Kerim yoluyla genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir.
Evet, insanın gözüne gönlüne bam başka ufuklar açan bu tefekkür sebebiyle, sadece kalbinin murakebesiyle meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letâifiyle birlikte,zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı azamet ve ihtişamıyla seyir ve temaşa,murakabe ve müşahede ederek, Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde bin bir şekilde
[TABLE]
[TR]
[TD]Cennet-i âlâ: yüce âlemlerde bulunan Cennet[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahlâk-ı Peygamberî: Peygamber ahlâkı[/TD]
[TD]amel: iş, davranış, uygulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]azîmet: takvâ ile günâhlardan şiddetle kaçınma, günâhlardan uzak durma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyanat: açıklamalar, izahlar[/TD]
[TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]binnetice: sonuç olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevherî: öz, esas yönünden[/TD]
[TD]dîdar-ı Mevlâ: Allah’ın cemâlinin görülebileceği en yüce ve yüksek derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler; iman hakikatlerine ulaşan seçkin kişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fani olmak: yok olmak, kendi nefsini arka plâna atmak[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özetle[/TD]
[TD]hüsran: zarar, kayıp[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: ayrılık, uyuşmazlık[/TD]
[TD]ihtişam: haşmetli ve heybetli oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istihdaf etme: hedef alma, gaye edinme[/TD]
[TD]kaide: kural, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre: gezegen veya yıldız[/TD]
[TD]letâif: duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maazallah: Allah korusun[/TD]
[TD]maksud: kast edilen şey, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mani: engel[/TD]
[TD]matlub: talep edilen, istek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muayyen: belirli[/TD]
[TD]murakabe: gözetleme, muhasebe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]murakabe dairesi: bir tarikat yolcusunun dış dünyayla ilişiğini kesip iç âlemine dalarak özünde hissettiği Allah’a yönelmesi ve kendisini sürekli olarak Onun huzûrunda hissetmek sûretiyle her halini gözetim ve kontrol altında tutma derecesi[/TD]
[TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müyesser olma: kolay olma, mümkün olma[/TD]
[TD]müşahede: gözlemleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruhsat: izin, müsaade[/TD]
[TD]rıza: memnuniyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rıza-yı Bârî: herşeyi takdir ettiği şekle uygun olarak yaratıp varlığa çıkaran ve yaratan Zât, Allah’ın hoşnud olması[/TD]
[TD]seyir: gezme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâlik: bir yol veya meslekte giden; tarikat ve tasavvuf yolcusu[/TD]
[TD]tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvuf: kişinin kalbini dünya ilgilerinden kesip gönlünü Allah sevgisine bağlaması, tarikat ehli olma[/TD]
[TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temaşa: seyretme, hoşlanarak bakma[/TD]
[TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaz etme: koyma, yerleştirme[/TD]
[TD]vird: devamlı yapılan zikir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâris: mirasçı[/TD]
[TD]zerre: atom[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zülcenâheyn: iki kanatlı; Peygamber Efendimizi (a.s.m.) hem ilmiyle, hem uygulamalarıyla bihakkın takip eden kişi[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümler, Kur’ân ve sünnet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâibesiz: hakkında yanlış bir söylenti, şüpheye düşürecek bir özelliği bulunmayan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 09:58 #809510Anonim
tecellî etmekte olan Esmâ-i Hüsnâsını, sıfât-ı ulyâsını kemal-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir mâbedde olduğunu aynelyakîn, ilmelyakîn ve hakkalyakîn derecesinde hisseder. Çünkü, içine girdiği mabed öyle ulu bir mâbeddir ki, milyarlara sığmayan cemaatin hepsi aşk ve şevk, huşû ve istiğraklar içinde Hâlıkını zikrediyor. Yanık, tatlı ve güzel lisanları, şive, nâğme, ahenk ve besteleriyle bir ağızdan سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ
1 diyorlar.Risale-i Nur’un açtığı iman ve irfan ve Kur’ân yolunu takip eden, işte böyle muazzam ve muhteşem bir mâbede girer. Ve herkes de iman ve irfanı, feyiz ve ihlâsı nisbetinde feyizyâb olur.
Edebî cephesi:
Eskiden beri, lâfız ve mânâ, üslûp ve muhteva bakımından, edipler ve şairler, mütefekkirler ve âlimler ikiye ayrılmışlardır. Bunlardan bazıları, sadece üslûp ve ifadeye, vezin ve kafiyeye kıymet vererek, mânâyı ifadeye feda etmişlerdir. Ve bu hal de kendini en çok şiirde gösterir.
Diğer zümre ise, en çok mânâ ve muhtevaya ehemmiyet vererek, özü söze kurban etmemişlerdir.
Artık Bediüzzaman gibi büyük bir mütefekkirin edebî cephesi, bu küçük mukaddeme ile kolayca anlaşılır sanırım. Zira Üstad o kıymetli ve bereketli ömrünü, kulaklarda kalacak olan sözlerin tanzim ve tertibiyle değil, bilâkis kalblerde, ruhlarda, vicdan ve fikirlerde kudsî bir ideal halinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, iman şuurunun, ahlâk ve fazilet mefhumunun asırlara, nesillere telkiniyle meşgul olan bir dâhidir. Artık bu kadar ulvî bir gayenin tahakkuku
[NOT]Dipnot-1 Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Ve Allah’a hamd olsun Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Allah yüceler yücesidir. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’a ait sınırsız güzellikteki isimler[/TD]
[TD]Hâlık: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[TD]aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
[TD]dâhi: son derece zeki kimse; dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edebî cephe: edebiyat ile ilgili yön[/TD]
[TD]edip: edebiyatçı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[TD]fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyiz: ilham, bolluk, bereket[/TD]
[TD]feyizyâb olma: feyiz alma, manevî yönden büyük kazançlar elde etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesin bilgi[/TD]
[TD]huşû: korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
[TD]ilmelyakîn: ilme ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla vâkıf olma[/TD]
[TD]istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kafiye: kelime sonlarındaki vezin uygunluğu[/TD]
[TD]kemal-i vecd: tam bir coşku[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: kutsal[/TD]
[TD]lâfız: ifade, söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mefhum: kavram[/TD]
[TD]muazzam: çok büyük ve yüce olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhteva: içerik[/TD]
[TD]mukaddeme: bir kitabın başında bulunan başlangıç ve giriş bölümü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâbed: ibadet edilen yer[/TD]
[TD]mütefekkir: düşünür, bilgin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nağme: ahenk, güzel ses[/TD]
[TD]nisbetinde: oranında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı ulyâ: çok yüce sıfatlar, vasıflar[/TD]
[TD]tanzim ve tertip: düzenleme, belli bir sisteme göre düzene koyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî etme: belirme, görünme, yansıma[/TD]
[TD]telkin: zihinde yer ettirme, aşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulu: yüce[/TD]
[TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vezin: şiirdeki mısralar arasında bulunan ortak ölçü[/TD]
[TD]zira: çünkü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zümre: grup, topluluk[/TD]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üslûp: tarz[/TD]
[TD]şive: lehçe, aynı dilin ayrı kullanışlarından herbiri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:00 #809511Anonim
için candan ve cihandan geçen bir mücahid, pek tabiîdir ki, fâni şekillerle meşgul olamaz.
Bununla beraber, Üstad, zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından harikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeple, üslûp ve ifadesi, mevzua göre değişir. Meselâ, ilmî ve felsefî mevzularda mantıkî ve riyazî delillerle aklı ikna ederken, gayet veciz terkipler kullanır. Fakat gönlü mest edip ruhu yükselteceği anlarda ifade o kadar berraklaşır ki, tarif edilemez. Meselâ, semalardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtaplardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken üslûp o kadar lâtif bir şekil alır ki, artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır; ve her tasvir, harikalar harikası bir âlemi canlandırır.
İşte bu hikmete mebnîdir ki, bir Nur talebesi Risale-i Nur Külliyatını mütalâasıyla—üniversitenin herhangi bir fakiltesine mensup da olsa—hissen, fikren, ruhen,vicdanen ve hayalen tam mânâsıyla tatmin edilmiş oluyor.
Nasıl tatmin edilmez ki, Risale-i Nur Külliyatı, Kur’ân-ı Kerîmin cihanşümul bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda, o mübarek ve İlâhî bahçenin nuru, havası, ziyası ve kokusu vardır.
Ruhun bu ihtiyacını söyler akan sular,
Kur’ân’a her zaman beşerin ihtiyacı var.Ali Ulvi Kurucu
[TABLE]
[TR]
[TD]Ali Ulvi Kurucu: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihan: dünya[/TD]
[TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edebî: edebiyat ile ilgili[/TD]
[TD]fikren: düşünce olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[TD]harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassasiyet: duyarlılık[/TD]
[TD]hayalen: hayalî olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: sır, gizli gerçek[/TD]
[TD]hissen: duygu yönüyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâiz: sahip, elde etmiş olan[/TD]
[TD]kudret: iktidar otorite; Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: ince, güzel, hoş[/TD]
[TD]mantıkî: mantık ilminin kurallarına uygun; mantıklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebnî: bir şeye dayanan, üzerine kurulu olan[/TD]
[TD]mehtap: ay ışığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meleke: tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve hüner[/TD]
[TD]mest etme: muhatabı kendisinden geçirecek seviyede etkileme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzu: konu[/TD]
[TD]mübarek: kutlu; kendisine çok saygı duyulan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
[TD]mütalâa etme: inceleme; bir konu üzerinde araştırma yaparak değerlendirmelerde bulunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyazî: matematik ilmiyle ve ince hesaplarla bağlantılı olan[/TD]
[TD]ruhen: ruh olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sema: gökyüzü[/TD]
[TD]tabiî: doğal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleştirme[/TD]
[TD]tasvir: bir şeyin özelliklerini anlatarak, gözönünde canlandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî etme: belirme, görünme, yansıma[/TD]
[TD]terkip: birkaç şeyi karıştırarak başka bir şey meydana getirmek; gramer ilmine göre tamlama şeklinde cümle kurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşbih: benzetme[/TD]
[TD]veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vicdanen: vicdan yönünden[/TD]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]üslûp: oluş, deyiş veya yapış biçimi; tarz[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.