• Bu konu 3 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658164
    Anonim

      Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.
      Yanına Başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir
      adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.

      Padişah, ihtiyarı selamlamış:
      “Selamunaleykum ey pir’i fani…”
      “Aleykumselam ey serdar’i cihan…”

      Padişah sormuş:
      “Altılarda ne yaptın?”
      “Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…”

      Padişah gene sormuş:
      “Geceleri kalkmadın mı?”
      “Kalktık… Lakin, ellere yaradı…”

      Padişah gülmüş:
      “Bir kaz göndersem yolar mısın?”
      “Hem de ciyaklatmadan…”

      Padişahla Başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah
      Başvezire dönmüş:
      “Ne konuştuğumuzu anladın mı?”
      “Hayır padişahım…”

      Padişah sinirlenmiş:
      “Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.”

      Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere
      kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.
      “Ne konuştunuz siz padişahla…”

      Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:
      “Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.”

      Başvezir, yüz altın vermiş.
      “Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah
      olduğunu.”
      “Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.”
      Vezir kafasını kaşımış.

      “Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?…”
      Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
      “Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü
      çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da
      kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim.”

      Vezir bir soru daha sormuş…
      “Geceleri kalkmadın mı ne demek?”

      Adam bir yüz altın daha almış.

      “Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına
      yaradılar, dedim…”

      Vezir gene kafasını sallamış.
      “Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek…”

      Adam gülmüş.
      “Onu da sen bul…”

      #760191
      Anonim

        Ramazan-ı Şerifi Memnun Etmek

        Bir çok Ramazanı birlikte geçirmiş olan bir hanımla beyi konuşuyorlarmış.

        Bey, hanımına:

        -Hanım, bunca senedir oruç tutuyoruz. Acaba Ramazan-ı Şerif’i hiç memnun edebildik mi? diye sormuş.

        Hanım:

        -A efendi! Düşündüğün şeye bak, o mübarek hiç memnun olmasaydı, her sene 10 gün önceden gelir miydi? demiş…

        #766471
        Anonim

          Allah razı olsun çok güzelmiş paylaşımınız:)

          #770350
          Anonim

            Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca:

            – Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi?
            Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci:

            – İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz.
            Sultan Fatih:

            – Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez.

            #770553
            Anonim

              Hallk Dili

              Zamanın birinde bir medrese varmış. Bu medresede avâm (halk) lisânı ile konuşmak yasakmış, konuşanlara ceza verirlermiş.

              Bir gün talebeler, hocaları ile birlikte bir mesîre yerine teferrüce (pikniğe) gitmişler. Hoca talebelerden birisinin ‘su içtim’ dediğini işitmiş. Talebeye kızgın bir şekilde:

              – Size kaç defâ lisân-ı avâm ile ifâde-i merâm eylemeyeceksünüz dedüm. İmdi şöyle demelüydün; ‘Bir kadeh-i lebrîz-i hoş-güvârı nûş ile, teskîn-i âteş-i dil-figâr ve iktisâb-ı ferâh-ı bî-şümâr eyledim.’

              Talebeyi bir güzel fırçalayan hoca bir daha böyle konuşması durumunda cezasının falaka olacağını da ifade etmiş.

              Bir müddet sonra hoca, geçmiş mangalın başına. Bu esnada bir kıvılcım sıçramış hocanın kavuğuna. Biraz önce haşlanan talebe görmüş vaziyeti. Koşmuş hocanın yanına telaş içinde, söyleyememiş ‘kavuk yanıyor!’ diye, başlamış söze havas lisânı ile:

              – Ey hâce-i bî-misâl ve ey üstâd-ı zî-kemâl bu şâkird-i pür-kelâl size şu vech ile arz-ı hâl eyler ki; bir şerâre-i cevvâl, bî hikmet’il-müteâl, nâr-ı mangaldan pür-tâb ile ser-i âlînizdeki kavuğu iş’âl eylemiştir!.. demiş. Lâkin deyinceye kadar da kavuk yanmıştır.

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.